LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ga kelimesini içeren 378 kelime bulundu...

abone

  • Gazete ve dergi gibi yayınlara peşin para vererek muayyen bir zaman için müşteri olan kimse. (Fransızca)

adm

  • Gazap etmek, öfkelenmek.

ağniya

  • Ganiler, zenginler.

ağraz / ağrâz

  • Garazlar, kötü niyetler.

ahsen-ül gayat / ahsen-ül gayât

  • Gayelerin en güzeli, en iyisi.

aksa-l-gayat

  • Gayelerin en ilerisi, en büyüğü.

alem-i gayb / âlem-i gayb

  • Gayb âlemi, görünmeyen âlem.

alemü'l-gayb / âlemü'l-gayb

  • Gayb dünyası; görünmeyen âlem.

allam-ul-guyub / allâm-ul-guyûb

  • Gâibleri (görünmeyen ve bilinmeyen gizli şeyleri) çok iyi bilen mânâsına, Allahü teâlânın isimlerinden.

allamü'l-guyub / allâmü'l-guyûb

  • Gayb âlemini ve bütün gizlilikleri çok iyi bilen Allah.

ammilgaraib / ammilgarâib

  • Garipliklerin amcası.

arir

  • Garip.

aşevzen

  • Galiz, katı nesne.

aşiret-i galip

  • Galip gelen, kazanan aşiret.

atyeş

  • Gayet tez uçar bir kuş.

avalim-i gayb / avâlim-i gayb

  • Gayb âlemleri; görünmeyen dünyalar, âlemler.

avalim-i gaybiye / avâlim-i gaybiye

  • Gayb alemleri, görünmeyen dünyalar.

avalimü'l-guyub / avâlimü'l-guyûb

  • Gaybî âlemler.

azim

  • Gayret, kararlılık.

azimkar / azimkâr

  • Gayretli, kararlı.

azimkarane / azimkârane

  • Gayretli, kararlı bir şekilde.

azm

  • Gayret, kararlılık.

azmeden

  • Gayret eden.

baharet

  • Galip olmak.

baladest / bâlâdest

  • Galip, eli üstün. (Farsça)

bela / belâ

  • Gam, tasa. musibet, afet.

bertame

  • Gadaptan müntefih olmak, hiddetlenmek.

beşaret-i gaybiye

  • Gaybdan gelen müjde.

beyn-el guzat / beyn-el guzât

  • Gaziler arasında.

bezm-i gam

  • Gam meclisi.

bezz

  • Galip olmak.

bi-dadger / bî-dadger

  • Gaddar, zâlim, hain. (Farsça)

bi-dadgeri / bî-dadgerî

  • Gaddarlık, hainlik, zâlimlik. (Farsça)

camedan / câmedân / جامه دان

  • Gardrop. (Farsça)

cefr / جفر

  • Gaipten haber veren bilim. (Arapça)

cehd

  • Gayret, çaba, azim.
  • Gayret, olanca gücü ve kuvveti sarf etmek.

celis

  • Galiz, kaba nesne. Büyük ve sağlam olan şey.

cemaat

  • Gayeleri bir olan topluluk.

ceraid / cerâid / جرائد

  • Gazeteler.
  • Gazeteler. (Arapça)

ceride / cerîde / جَر۪يدَه

  • Gazete.
  • Gazete.
  • Gazete.

ceyar

  • Gadaptan ve açlıktan dolayı göğüste olan hararet.

cizye / جزیه

  • Gayrimüslim vergisi. (Arapça)

cu'şum

  • Galiz, kısa boylu adam.

dar-ı küfür / dâr-ı küfür

  • Gayr-i müslimlerin ülkesi.

derece-i gaflet

  • Gaflet derecesi.

derece-i garabet

  • Gariplik derecesi.

derece-i iman-ı bilgayb

  • Gayba iman derecesi; görünmeyen ve bilinmeyen âlemlere inanma derecesi.

devair-i gaybiye / devâir-i gaybiye

  • Gaybî, görünmeyen daireler.

dimdik

  • Gaga.
  • Gaga.

dun / dûn

  • Gayrı, diğer, maadâ.

dun-himmet

  • Gayretsizlik, himmetsizlik.

dun-himmetlik / dûn-himmetlik

  • Gayretsizlik.

dunhimmet / dûnhimmet

  • Gayreti az.

dunhimmetlik / dûnhimmetlik

  • Gayretsizlik, düşük himmet.

düşman-ı gaddar

  • Gaddar ve acımasız düşman.

edser

  • Gaflette bulunan, gafil adam.

ehl-i gaflet / اَهْلِ غَفْلَتْ

  • Gafletde olanlar. Gafiller.
  • Gaflette olanlar.

ehl-i gaflet ve tuğyan

  • Gaflete dalanlar ve zulüm ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehl-i gayret

  • Gayret sahibi, gayretli.

ehl-i hakikat ve keşif

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i keşif ve hakikat

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i keşif ve şuhud

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah'ın lütuf ve ihsanıyla bilen ve gören kimseler.

ehl-i keşif ve tahkik

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah'ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler.

ehl-i şuhud

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler.

ehligaflet

  • Gaflette olanlar, kul olduğunu hatırlamadan yaşayanlar.

ekdar / ekdâr

  • Gamlar, tasalar, kaygılar.

enfal

  • Ganimetler. Düşmandan alınan mallar.

enfal-i ganimet / enfâl-i ganimet

  • Ganimet malları; ele geçen değerli şeyler.

enva-ı işarat-ı gaybiye / envâ-ı işârât-ı gaybiye

  • Gaybî işaretlerin çeşitleri.

erbab-ı gaflet

  • Gaflette olanlar; Allah'ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz davrananlar.

erbab-ı garaz

  • Garaz sahibleri, kötü niyetliler. (Farsça)

es'abi / es'abî

  • Gayet güzel ve beyaz göz.

eser-i gaflet

  • Gaflet eseri.

esrar-ı gaybiye / esrâr-ı gaybiye / اَسْرَارِ غَيْبِيَه

  • Gayba dâir sırlar.

ett

  • Galip olmak.

etvar-ı gaflet / etvâr-ı gaflet

  • Gaflet davranışları.

evza-ı garibe

  • Garip haller.

faite / fâite

  • Gaflet, uyku, unutmak, hastalık, düşman korkusu gibi bir özürle kaçırılan farz veya vâcib namaz.

fart-ı gayret

  • Gayrette aşırılık.

fetake

  • Gadretmek, öldürmek.

fevz

  • Galiplik, zafer, üstünlük, selamet, kurtuluş.

fıkra-i galib

  • Galib'in konu hakkında yazdığı yazı.

firuz-mendi / firuz-mendî

  • Galebe, zafer. (Farsça)

fürakıs

  • Galiz ve şiddetli nesne.

gabit sahrası / gabît sahrâsı

  • Gabît çölü; Arap Yarımadasında, Benî Yerbû' kabilesinin yaşadığı ve bugün Yemen sınırları içerisinde yer alan bir çölün adı.

gadap

  • Gazap, hiddet.

gadir / gâdir

  • Gadreden, hıyanet eden, fenalık eden.

gadrdide / gadrdîde

  • Gadir görmüş, kendisine haksızlık edilmiş olan. (Farsça)

gafil / gâfil / غافل

  • Gaflette olan. Allahü teâlâyı, emir ve yasaklarını unutan kimse.
  • Gaflette olan.

gaflet

  • Gafillik, boş bulunma, dalgınlık, ihtiyatsızlık.

gaflet-pişe / gaflet-pîşe

  • Gaflet içinde.

gafletkarane / gafletkârâne

  • Gaflet edercesine.

gaheb

  • Gaflet.

gaiyye

  • Gayeye ait.

galatat

  • Galatlar, hatalar, yanlışlar.

galebe çalmak

  • Galib olmak, üstün gelmek.

galebe etmek

  • Gâlip gelip üstünlük sağlamak.

galib / gâlib

  • Galip, üstün, yenen.

galibane / galibâne

  • Galip şekilde.

gam-gin / gam-gîn

  • Gamlı, kederli.

gamgin / gamgîn

  • Gamlı, kaygılı.
  • Gamlı, kederli.

gamgüsar / gamgüsâr

  • Gam ve kederi def eden, teselli veren.

gamm-nak

  • Gamlı, kederli.

gamnak / gamnâk

  • Gamlı, kederli.
  • Gamlı, tasalı.

gamze-figen

  • Gamze saçan, süzgün süzgün bakan. (Farsça)

ganaim / ganâim / غنائم

  • Ganimetler. (Arapça)

ganim

  • Ganimet alan.

ganimen

  • Ganimet almış olarak.

garabet / garâbet / غرابت

  • Gariplik, hayret vericilik.
  • Gariplik.
  • Gariplik. (Arapça)

garaib / garâib / غرائب

  • Gariplik; alışılmışın dışında, harika olan.
  • Garip şeyler.
  • Garip şeyler.
  • Gariplikler. (Arapça)

garaibperest / garâibperest

  • Garib, tuhaf şeylere çok düşkün olan ve çok seven. (Farsça)
  • Garip şeylere pek düşkün.

garaipperest

  • Garip ve tuhaf şeylere düşkün olan, çok seven.

garat

  • Gasplar, yağmalar.

garaz

  • Gaye, kötü niyet.

garaz-alud

  • Garezi, hususi bir maksadı olan. (Farsça)

garazkar / garazkâr / غرضكار

  • Garazcı.
  • Garazlı, maksatlı. (Arapça - Farsça)

garazkarane / garazkârane / garazkârâne

  • Garaz edercesine.
  • Garaz edercesine, kin tutarak.

garbi / garbî / غربى

  • Garbî batı, batı ile ilgili. (Arapça)

garbiyyun

  • Garplılar, Avrupalılar. Batı memleketleri ahalisi.

garet

  • Gasp, yağma.

garib / garîb

  • Garip, yabancı, kimsesiz, yâd ellere düşmüş, yadırganan şey.

garibane / garibâne / garîbane

  • Garip gibi, garip kimselere yakışır şekilde, garipçesine. (Farsça)
  • Garip olarak, kimsesiz.
  • Garipçe.

garibe / garîbe

  • Garip şey.

garibeler

  • Garip, şaşırtıcı, harika şeyler.

garibem / garîbem

  • Garibim.

garre

  • Gafil kişi, gaflette bulunan kimse.

gasıb / gâsıb / غصيب

  • Gasbeden, zorla alan.
  • Gasp edici. (Arapça)

gasıb-ül gasıb

  • Gasbedilmiş malı gasıbdan gasbeden.

gàyat / gàyât

  • Gayeler, hedefler.

gayat / gâyât / غایات

  • Gayeler, amaçlar.
  • Gayeler.
  • Gayeler. (Arapça)

gayatü'l-gayat / gâyâtü'l-gâyât

  • Gayelerin gayesi, asıl gaye ve hedef.

gayb-aşina / gayb-âşinâ

  • Gaybı bilen. Gaybdan haberi olan. Gelecekten veya âhiretten haberi olan. (Farsça)
  • Gaybı bilen, görünmeyenden haberi olan.

gayb-aşinalık / gayb-âşinâlık

  • Gaybdan haber verme.

gayb-bin / gayb-bîn

  • Gaybı gören, görünmeyen âlemden haber veren.
  • Gaybı gören. Herkesin bilemediği geleceği feraseti ile hissedip bilen. İstikbalden haber veren. (Farsça)

gayb-dan

  • Gaybı bilen. (Farsça)

gaybaşina / gaybâşinâ

  • Gaybı bilen.

gaybbin / gaybbîn

  • Gaybı gören.

gaybi tevafuk / gaybî tevafuk

  • Gaybî ve mânevî bir yardım sonucu oluşan tevafuk, uygunluk.

gaybi-yi asümani / gaybî-yi âsümânî

  • Gaybî ve semâvî bilgileri veren.

gaybiyane / gaybiyâne

  • Gaybı görür, görünmeyeni bilir bir şekilde.

gaybü'l-gayb

  • Gayb âleminden de ötede bulunan gizli âlem.

gaybubet

  • Gayıplık, hazırda olmayıp başka yerde olma.

gaye-i himmet

  • Gayret ve çabanın gayesi.

gayet-ül-gaye

  • Gayenin esası, en son derece.

gayetü'l-gayat / gayetü'l-gâyât

  • Gayelerin gayesi, gayelerin son noktası, esas hedef.

gayetü'l-gaye

  • Gayelerin gayesi, son noktası, esas hedef.

gayetülgaye

  • Gayenin gayesi; asıl maksat.

gayret-mend

  • Gayretli, çalışkan. (Farsça)

gayret-şiar

  • Gayretli. çalışkan. (Farsça)

gayretmend / غيرتمند

  • Gayretli. (Arapça - Farsça)

gayriyyet / غيریت

  • Gayrılık. (Arapça)

gayur / gayûr

  • Gayreti çok olan. Kötülük ve çirkinlikleri şiddetle reddeden.

gayurane

  • Gayretli olan kimseye yakışır şekilde, çalışkan kimseler gibi. (Farsça)

gayyur / gayyûr

  • Gayretli, çalışkan.
  • Gayretli, çalışkan.
  • Gayretli, çalışkan.

gazab

  • Gazap, öfke, kızgınlık.

gazaben

  • Gazabla, hiddetle, öfkeyle.

gazat / gazât / gâzât

  • Gazlar.
  • Gazlar.

gazavat / gazavât

  • Gazâ kelimesinin çoğulu.

gazel-han

  • Gazel okuyan. (Farsça)

gazel-hani / gazel-hanî

  • Gazel okuyuculuk. (Farsça)

gazel-nüvis

  • Gazel yazan. (Farsça)

gazelhan / gazelhân / غزل خوان

  • Gazel okuyan. (Arapça - Farsça)

gazeliyyat / gazeliyyât / غزليات

  • Gazel tarzında yazılmış şiirler.
  • Gazeller. (Arapça)

gazelsera / gazelserâ / غزل سرا

  • Gazel şairi. (Arapça - Farsça)

gazevat / gazevât

  • Gazveler, savaşlar .
  • Gazalar.

gazi / gazî

  • Gaza eden.

gazime / gazîme

  • Gazem denilen otun yetiştiği yer.

gulul

  • Ganimet malında hıyanet etmek.

gumum / gumûm / غموم

  • Gamlar, kederler. (Arapça)

guraba / gurabâ

  • Garipler, kimsesizler.

gurbet

  • Gariblik, yabancılık. Yabancı bir memleket. Yabancı yer. Yâd el.
  • Gariplik, yabancı memlekette olma.

gürdas

  • Gaddar, zalim. (Farsça)

gureba / gurebâ / غربا

  • Garipler.
  • Garipler. (Arapça)

guzat / guzât

  • Gâziler. Düşmanla savaşmış İslâm askerleri.
  • Gaziler, din için savaşanlar.

hab-ı gaflet / hâb-ı gaflet

  • Gaflet uykusu.
  • Gaflet uykusu.

habbe

  • Gammazlık yapan kadın. (Müz: Habb)

haber-i gaybi / haber-i gaybî

  • Gayba, geleceğe dair verilen haber.

habus

  • Galip kimse.

hadisat-ı gaybiye / hâdisât-ı gaybiye

  • Gayb âlemine ait bilinmeyen olaylar.

hadise-i gaybiye

  • Gayb aleminde gerçekleşen olay.

haif

  • Gadir eden, azarlayan. Zulmeden.

hamiyet / حميت

  • Gayret.

hamiyetfüruş

  • Gayretkeş, hamiyetli görünmeye çalışan, hamiyet iddiasında olan; fedakârlık taslayan.

hamiyetsiz

  • Gayretsizlik.

haram-zade

  • Gayr-ı meşru münasebetten doğmuş çocuk. Piç.

hatıf / hâtıf / هاتف

  • Gaipten gelen ses. (Arapça)

hatır-ı rahmani / hâtır-ı rahmânî

  • Gafletten uyanmak, kötü yoldan doğru yola kavuşmaya dâir Allahü teâlâ tarafından kalbe gelen düşünce. Buna hak hâtır (doğru düşünce) denir.

hatırat-ı gaybiye / hâtırat-ı gaybiye

  • Gaybtan gelen hatıralar, mânevî bilgiler.

hedef

  • Gaye, nişan tahtası.

hedef-i amal / hedef-i âmâl

  • Gaye-i hayâl. Ulaşmak istenilen hedef.

hemm

  • Gam, keder, tasa, hüzün.
  • Gam, hüzün, sıkıntı.

hıbher

  • Galiz, kaba.

hicab-ı gaflet

  • Gaflet perdesi; Allah'a inanmayı, emir ve yasaklarına uymayı engelleyen şeyler; mâneviyatı görmeme ve düşünmeme hâli.

hikmet

  • Gaye, felsefe, gizli sebep, faydalı söz, bilgi.

hikmetsiz

  • Gayesiz, faydasız.

himayet-i gaybi / himayet-i gaybî

  • Gaybî olarak koruma altında bulundurma.

himmet / همت

  • Gayret.

himmetsizlik

  • Gayretsizlik.

hiss-i hüzn-ü gamdar

  • Gam veren hüzün hissi.

hubase

  • Ganimet malı.

hüzn-amiz

  • Gam, keder ve hüzünle karışık. (Farsça)

hüzn-hüzün

  • Gam, keder, sıkıntı.

huzya

  • Ganimet malından vermek.

ianat-ı gaybiye / iânât-ı gaybiye

  • Gaybî yardımlar.

ibn-i arz

  • Garip, gurbette bulunan.

ibn-u ammi'l-garaib / ibn-u ammi'l-garâib

  • Garip şeylerin amca oğlu.

ibn-u ammil-garaib / ibn-u ammil-garâib

  • Garipliklerin amca oğlu.

ideal / ideâl

  • Gaye, ülkü.

igdab

  • Gadablandırmak, kızdırmak, öfkelendirmek.

iğfal

  • Gaflete düşürerek kandırma, aldatma.

iğfal eden

  • Gaflete düşürerek kandıran, aldatan.

igtisab

  • Gasb etmek. Başkasının malını zorla elinden almak.

igtiyaz

  • Gazaba gelme, kızma, öfkelenme.

ihbar-ı gayb / ihbâr-ı gayb / اِخْبَارِ غَيْبْ

  • Gayb âleminden gelen haber.
  • Gaybdan haber verme.

ihbar-ı gaybi / ihbar-ı gaybî

  • Gayıbdan verilen haber. Geçmiş zamandan veya gelecekten verilen haber.

ihbarat-ı sadıka-i gaybiye / ihbârât-ı sadıka-i gaybiye

  • Gayb âlemiyle ilgili verilen dosdoğru haberler.

ihbarname-i gayb

  • Gayba ait haber içeren yazı.

ihtar-ı gaybi / ihtar-ı gaybî

  • Gayba dair haberler.

ikdam

  • Gayret ve sebat ile çalışmak. İlerlemeye gayret etmek. Devamlı çalışmak. İlerlemek.

ilhamat-ı gaybiye / ilhâmât-ı gaybiye

  • Gayb âleminden gelen ilhamlar; Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını temin etmeleri için varlıklara vermiş olduğu duygu.

ilm-i allamü'l-guyub / ilm-i allâmü'l-guyûb

  • Gayb âlemini ve herşeyi bilen ve kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan Allah'ın ilmi.

ilm-i gayb

  • Gayb ilmi.

ilm-i ledünn

  • Gayb ilmi, Allah'ın sırlarına ait ilim.

ilmü'l-guyub / ilmü'l-guyûb

  • Gayblara dair ilim, gizliliklerin ilmi.

ima-i gaybi / imâ-i gaybî

  • Gaybî yoldan dolaylı olarak bir hadiseye işaret etme.

imdad-ı gaybi / imdad-ı gaybî

  • Gaybî yönden yardımda bulunma.

infal

  • Ganimetten mal ayırıp verme.

infirac

  • Gam ve gussadan kurtulma, açılma.

insan-ı himmetperver

  • Gayretli, himmetli insan; kalbin bütün kuvvetiyle mukaddes şeylere yönelen insan.

irade-i gaybi / irade-i gaybî

  • Gaybî irade; Cenâb-ı Hakkın dilemesi.

irade-i gaybiye tahtında

  • Gaybî irade altında; Allah'ın dilemesi ile.

irşad-ı gaybi / irşad-ı gaybî

  • Gaybî irşad; gelecekteki hâdiselere işaret etmek suretiyle rehberlik yapma.

isave

  • Gammazlık, ağız karalığı.

istiğlalen

  • Gayrimenkulü rehine koymak suretiyle.

istignam

  • Ganimet araştırmak, ganimet isteklisi olmak.

istiğrab

  • Garip görme, hayret etme.

istihrac-ı gaybi / istihrac-ı gaybî

  • Gaybî haberlerden mânâ çıkarma.

jurnalci

  • Gazeteci, muhbir, ajan.

kahhar

  • Galib-i Mutlak ve her an kahretmeğe muktedir olan Allah (C.C.) Hak Celle ve A'lâ'nın esmâ ve sıfâtındandır.

kahin / kâhin / كاهن / كَاهِنْ

  • Gaipten haber veren, kehanette bulunan. (Arapça)
  • Gaybdan haber verme iddiâsında olan.

kehanet

  • Gaibden haber vermek. Falcılık. Kâhinlik etmek. (İlâhi ihbârât-ı gaybiyyeye istinad etmeden, gaybdan haber vermek ve falcılık ve kâhinlik etmek dinen kat'iyyetle haramdır.)

kemal-i vüsuk / kemâl-i vüsûk

  • Gayet mükemmel şekilde kendinden emin.

kemed

  • Gam, tasa.

keramet-i acibe-i gaybiye

  • Gayba ait acayip keramet; Allah'ın bir ikramı olarak gelecekle ilgili verdiği acayip haber.

kerbe

  • Gam, tasa, endişe.

keşfi / keşfî

  • Gaybî hususları, bilinmeyen hakikatleri keşfetmekle bilmek.

kevh

  • Gâlip olmak.

la ya'lemu'l-ğaybe illallah / lâ ya'lemu'l-ğaybe illâllah

  • Gaybı Allah'tan başkası bilemez.

lafz-ı am / lafz-ı âm

  • Gayr-ı mahsur, yani sayısız müsemmaları ihata ve aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eyliyen lâfızdır. Kavim, cemaat, nisa.. gibi.

lafz-ı gafur / lâfz-ı gafûr

  • Gafûr kelimesi.

leşker-i gaza / leşker-i gazâ

  • Gazâ ordusu, savaşan askerler. Allahü teâlânın rızâsı için O'nun dînini yaymak, din, nâmus ve vatanlarını korumak için düşmanla savaşan müslümanlar.

lisan-ı gayb

  • Gaybın haberlerini bildiren dil. Ahiret ahvalini veya bizce bilinmeyen gayb hükmündeki haberleri söyleyen. "Kur'an-ı Kerim"

lisanü'l-gayb

  • Gayb âleminin dili.

mağazi / mağazî

  • Gaza hikâyeleri.

mağdub / mağdûb

  • Gazaba uğramış.

mağmum / mağmûm / مغموم

  • Gamlı, kederli.
  • Gamlı, tasalı, bulutlu.
  • Gamlı, kederli. (Arapça)

magruk

  • Gark olmuş. Suda batmış olan.

mağsub / مغصوب

  • Gaspedilmiş. (Arapça)

magsul

  • Gaslolmuş. Yıkanmış. Gusletmiş.

magzab

  • Gazap edecek yer.

mağzub / mağzûb / مغضوب

  • Gazaba uğratılmış. (Arapça)

maksadü'l-makasıt

  • Gayelerin gayesi.

maksat

  • Gaye.

maksatsız

  • Gayesiz, hedefsiz.

mazmaza / مضمضه

  • Gargara. (Arapça)
  • Mazmaza yapmak: Gargara yapmak, ağızda su çalkalamak. (Arapça)

meal-i gaybi / meâl-i gaybî

  • Gaybla ilgili mânâ verme.

mecmu-u makasıt

  • Gayelerin, isteklerin toplamı.

medar-ı gaflet / medâr-ı gaflet

  • Gaflete sebebiyet veren.

medar-ı gam / medâr-ı gam / مَدَارِ غَمْ

  • Gam sebebi.

medar-ı gam ve elem / medâr-ı gam ve elem / مَدَارِ غَمْ وَاَلَمْ

  • Gam ve acı sebebi.

medar-ı gayret

  • Gayrete getiren sebep, vesile.

mefkure / mefkûre

  • Gaye, ideal, inanç.

meganim

  • Ganimet malları. Harbde alınan mallar.

mekteb-i sultani / mekteb-i sultânî / مكتب سلطانى

  • Galatasaray Lisesi.

menba-ı garaip

  • Gariplikler kaynağı.

mensucat-ı gaybiye ve uhreviye

  • Gayba ve âhirete ait dokumalar.

meydan-ı galebe

  • Galibiyet meydanı; üstün gelinen alan.

minkar / منقار

  • Gaga. (Arapça)

minkar-ı mahrut

  • Gagaları konik biçimde ve kuvvetli olan kuşlar. (Serçe, karga gibi)

minkari / minkarî

  • Gaga biçiminde. Gagayı andırır tarzda.

mirba

  • Ganimet malının dörtte biri.

mu'cizat-ı gaybiye

  • Gabya ait mu'cizeleri.

muavenet-i gaybiye / muâvenet-i gaybiye / مُعَاوَنَتِ غَيْبِيَه

  • Gaybî yardım.

mücbir-i gaybi / mücbir-i gaybî

  • Gaybî, mânevî zorlama.

müdahale-i gaybiye

  • Gaybdan yapılan müdahale.

mugazıb

  • Gadap etmek, kızmak, hiddetlenmek.

mugidd

  • Gadap edici, kızgın, hiddetlenici.

mugtanem

  • Ganimet olarak alınmış olan, alınan.

mugtasıb

  • Gasb eden, zorla alan.

mugtemiz

  • Gammazlıyan.

mugtenim

  • Ganimet olarak alan. Bedava alan. Ganimet bilen.

muhafaza-i gaybiye

  • Gaybî olarak koruma.

muhbir-i gaybi / muhbir-i gaybî

  • Gaydan haber verici Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

muhrenzim

  • Gadaplı, hışımlı, kızgın.

mukdimane / mukdimâne

  • Gayret ve dikkatle. (Farsça)

münkir-i gafil

  • Gaflet içinde olan inkârcı.

müragame

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

müsaade-i sefahet

  • Gayr-i meşrû zevk ve eğlence düşkünlüğüne izin verme.

müstağrak

  • Gark olmuş, dalmış.

müstağrak eden

  • Gark eden, daldıran.

müstağrak kılan

  • Gark eden, daldıran.

müstagribane

  • Garibine ve tuhafına giderek, şaşırarak. (Farsça)

mütegaffil

  • Gaflette bulunan. Bilmiyor görünen.

mütegafilane

  • Gafil gibi davranarak.

mütegallibe

  • Galebe çalan, baskın çıkan (âdetler).

mütegaşşim

  • Galebe eden.

mütesavvıf

  • Gafletten uzak yâni her an Hakk'ı zikreden, kalbini mânevî kirlerden temizleyen ve Allahü teâlâdan başka her şeyi gönlünden çıkaran, rûhunu cenâb-ı Hakk'ın zikri ile (anmakla) süsleyen tasavvuf ehli, velî, mürşid, ahlâk-ı hasene sâhibi. Çoğulu mütesa vvifûn, mütesavvifîn ve mütesavvife'dir.

muvazene-i gayat

  • Gayelerin ölçüsü, dengesi.

müzmehhir

  • Gadabı şiddetli olan. Çok kızıp hiddetlenen.

muzmir

  • Gazâ veya yarış için atını hazırlayıp terbiye eden kişi.

nakir

  • Gadaplı, kızgın.

nazar-ı gaflet / نَظَرِ غَفْلَتْ

  • Gafletle bakma.

nazar-ı gayb-bini / nazar-ı gayb-bînî

  • Gaybı gören bakış.

nazar-ı hafiyy-i gaybi / nazar-ı hafiyy-i gaybî

  • Gaybı gören.

nazar-ı istiğrab

  • Garip ve hayretli bakış.

nazm-ı garib-i hikmet / nazm-ı garîb-i hikmet / نَظْمِ غَرِيبِ حِكْمَتْ

  • Garib hikmetli sıralama.

nekz

  • Gayret etme, uğraşma, çok çabalama.

neşriyat / neşriyât

  • Gazete, kitap, radyo ve sâir vasıtalarla neşrolunmuş, yayılmış şeyler.

nessaf

  • Gagası büyük bir kuş.

nevm-i gaflet

  • Gaflet uykusu.

nühbe

  • Gadapla ve kahirle cebren alınan mal.

nümune-i gayret

  • Gayret nümunesi, örneği.

perde-i gaflet

  • Gaflet, umursamazlık ve duyarsızlık perdesi.

ragım

  • Galebe eden, galip olan.

remz-i gaybi / remz-i gaybî

  • Gaybî, gizli işaret.

ruhaniyun / rûhâniyun

  • Gayb âlemine nüfuz eden nurânî ve ruhânî kimseler.

rüyun

  • Galebe etmek, üstün gelmek.RÜZ' : Noksan etmek, eksiltmek, noksanlaştırmak.

sa'y ü gayret

  • Gayretle çalışma.

sagsag

  • Galat kelâm konuşmak.

sahun

  • Gafiller. Allah'ın (C. C.) emrinden gaflet edenler.

sefahat

  • Gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük.

sefahet-perest

  • Gayrı meşru zevk ve eğlencelere düşkün olan, ahlâksızca davranan.

sefahetçi

  • Gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkün olan.

sefahetçiler

  • Gayrı meşru zevk ve eğlencelere düşkün olanlar.

sefahethane

  • Gayri meşru zevk ve eğlence yeri.

sene-i rumiye

  • Garp Milâdi takvimini yani Efrenci takvimini kabul etmemiş olan Şark Hristiyanları için 14 Ocak tarihinden başlayan ve eskiden 1 Mart tarihinde başlayan Rumi sene.

şenes

  • Galiz. Kaba.

sikke-i gaybiye / سِكَّۀِ غَيْبِيَه

  • Gaybe âit mühür.

silv

  • Gamdan, tasadan ve aşktan hâli olmak.

sıracü'l-gafilin

  • Gaflete düşenlerin meşalesi anlamına gelen ve Gençlik Rehberi için kullanılan bir isim.

summaki

  • Gayet sert, değerli ve parlak olan bir taş.

şütum-i galiza

  • Galiz ve kaba küfürler.

taahhüd

  • Garanti.

tağlib

  • Galip getirme.

tagziye

  • Gazâ ettirme, din uğrunda savaştırma.

tahf

  • Gam, tasa.

taht-ı temine alınma

  • Garanti ve güvence altına alınma.

tanzim-i gaybi / tanzim-i gaybî

  • Gaybî, bilinmeyen âlemden yapılan tertip ve düzenleme.

tasig

  • Gayretsiz kişi.

tasir

  • Galiz süt.

taz'

  • Gayretsiz olmak.

tazaffür

  • Galip olmak, yenmek.

teamüs

  • Gaflet etmek. Câhillik etmek.

teaşi

  • Gafil görünmek.

tegafül

  • Gaflet etme, duyarsızlıklık, mânevî sorumluluklarından habersiz davranma.

tegallüb

  • Galip olma, zorbalık, kuvvete dayalı baskı.

tegargur

  • Gargara etmek.

tegazzül / تغزل

  • Gazel söyleme. (Arapça)

temaşagah / temaşagâh

  • Gam ve kederi defetmek için gezip seyredilecek yer. Eğlence mahalli. (Farsça)

teneddi

  • Gamkin ve üzüntülü olmak.

teraggum

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

terah

  • Gam, keder, acı.

terci'-i bend

  • Gazel şeklinde aynı vezinde yazılı manzumelerin "vâsıta" denilen bir beyti ile birbirine bağlanmış şekli. Vâsıta beyti tekerrür ederse terci-i bend; tebeddül ederse (değişirse) terkib-i bend olur. Bendlerin her birisine, terci-i bendlerde "terci'hâne"; terkib-i bendlerde "terkibhâne" denir. (Edb. L. (Farsça)

tereşşuhat-ı gaybiye

  • Gaybî sızıntılar, damlalar.

teri'

  • Garip kişi.

terk-i sefahet

  • Gayrı meşru zevk ve eğlenceleri bırakma.

tesevvül

  • Galip olmak, yenmek.

tesriye

  • Gam ve kederi bırakma. Kederi yok etme.

tevafukat-ı gaybiye

  • Gaybî ve mânevî bir inâyet eseri olan tevafuklar, uygunluklar.

tezaggum

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

tezyid-i gayret

  • Gayreti artırma.

turfe-kar / turfe-kâr

  • Garip şeylerle uğraşan. Şaşılacak şeyler yapan. (Farsça)

umur-u gaybiye / umûr-u gaybiye

  • Gayba ait, bilinmeyen işler ve gelişmeler.
  • Gaybi olan ve hissiyâtımızla bilinmeyen işler. Geçmiş zamana yahut geleceğe dâir olan ve hazırda mevcut olmayan işler.
  • Gayba ait, bilinmeyen işler ve gelişmeler.

vak'a-i acibe

  • Garip, hayrette bırakan.

vegar

  • Gazap, kin, öfke, hiddet.

velvele-i istiğrab

  • Garip karşılayarak bağırma, hayret feryadı.

zafir

  • Galib gelmiş olan.

zeval-i gaflet

  • Gafletin dağılması; Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâlinin sona ermesi.