LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gürültü ifadesini içeren 107 kelime bulundu...

acc

  • Yüksek sesle haykırma,
  • Gürültü çıkarma. Deveyi döğme.

accac

  • Fırtınalı, rüzgârlı.
  • Gürültülü.

adrahş

  • Yıldırım. (Farsça)
  • Gökgürültüsü. (Farsça)
  • Şimşek. (Farsça)

ajirak

  • Gürültü, ses. Bağırış. (Farsça)

amortisör

  • Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat. (Fransızca)

arbede

  • Gürültülü patırtılı kavga.

arbede-cu / arbede-cû

  • Patırtıcı, gürültücü, kavgacı.

arbede-sazi / arbede-sâzî

  • Gürültücülük, kavgacılık. (Farsça)

aşub-gah / aşûb-gâh

  • Gürültülü patırtılı yer. Kargaşalık ve karışıklık yeri. (Farsça)

attat

  • Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam.

barimetre

  • Gürültünün şiddetini ölçmeğe yarıyan âlet. (Fransızca)

becbece

  • Çocuk avutmak için yapılan tuhaf hareketler, gürültü.

buhtu

  • Ra'd, gök gürültüsü. (Farsça)

celcele

  • Çan sesi.
  • Gök gürültüsü.
  • Depretmek.
  • Gitmek.

dağdağa / dâğdağa / دغدغه

  • Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.
  • Gıcıklamak.
  • Sıkıntı, gürültü.
  • Gürültü patırtı.
  • Telaş, gürültü patırtı. (Arapça)

dağdağa-i tagayyür

  • Değişimlerin çalkantı ve gürültüsü.

debdebe

  • Gürültü, patırtı. Gösteri için yapılan gürültü. Tantana. Haşmet.
  • Gösteriş gürültüsü, görkem.

demdeme

  • Gürültü, yüksek ses.

deviyy

  • Nerden geldiği anlaşılamayan sesler, gürültüler, patırtılar.

farfara / fârfâra / فَارْفَارَه

  • Gürültücü, övüngen.
  • Hafif meşreplik, boş gürültü.
  • Hafif meşreblik. Gürültülü. Gürültüye boğmak.
  • Akılsızlık.
  • Hafif meşreb, gürültü çıkaran.

ferfere

  • Farfara, akılsızlık, hafif meşreplik.
  • Patırtıcı, gürültücü, ağzı kalabalık.

gavga

  • Döğüşme, kavga, vuruşma. Gürültü. Savaş, muhârebe, harp. (Farsça)

gulgul

  • Bağrışıp çağrışma. Şamata, gürültü. Velvele.
  • Ağız tarafı dar olan bir kabdan akan suyun çıkardığı ses.

gulgule-i etfal

  • Çocukların gürültüsü, çocukların bağrışıp çağrışmaları.

gürültühane / gürültühâne

  • Gürültü yapılan yer.
  • Gürültülü yer.

gürültühane-i insan

  • İnsanın gürültü yeri.

hacif

  • Karın gurultusu.

hadd

  • Gürültülü bir sesle çağıran.
  • Denizden gelen gürültülü dalga sesi.
  • Gürültü ile yıkılan.

hadme

  • Ateş gürültüsü.

halaluş

  • Kavga, döğüş, şamata, gürültü. (Farsça)

hamde

  • Ateş gürültüsü.

harhişe

  • Kavga, gürültü, patırtı. (Farsça)

hasis

  • Gizli ses. Ateş gürültüsü.
  • Fitil.

havra

  • Yahudi mâbedi, sinagog.
  • Mc: Pek gürültülü yer.

haya-huy

  • Çığlık, vâveyla. (Farsça)
  • Çalıp eğlenmeden çıkan gürültü, ses. (Farsça)

hedd

  • Binayı gürültüyle yıkıp göçürmek. Çok ihtiyarlayıp düşkün hâle gelmek.
  • Zayıf ve korkak.

hedde

  • Duvarın yıkılmasından çıkan gürültü.

hengame / hengâme

  • Gürültü patırtı.
  • Seslerin birbirine karışmasından çıkan gürültü. Kavga, gürültü. Şamata. (Farsça)

hengame-gir / hengâme-gir

  • Meddah, oyuncu. Hikâye söyleyici, hokkabaz. (Farsça)
  • Diş macunu, leke tozu gibi şeyler satan çığırtkanlar. (Farsça)
  • Kavgacı, gürültücü. (Farsça)

herç

  • Karışıklık, gürültü. Nizamsızlık.

hezec

  • Gök gürültüsü.
  • Güzel sesle şarkı söylemek.

hezim / hezîm

  • Sağanaklı yağmur.
  • Gök gürültüsü.
  • Koşarken kişneyen at.

hezk

  • şiddetli gök gürültüsü.
  • Uçurmak.
  • Yuvarlamak.

hıçkırık

  • t. Fazla yemekten ve asabi sebeplerden diyaframın kasılması ve akciğerlerdeki havanın şiddetli ve gürültülü bir şekilde dışarı atılması.
  • Boğaz tıkanacak surette ve derinden iç çekerek ağlama.

hilaş

  • Gürültü, kavga, patırtı, şamata. (Farsça)

hüdüd

  • Çok yaşlı ihtiyar. İhtiyar ve zayıf olmak.
  • Bir binayı gürültüyle yıkıp göçürmek.

huruş

  • Coşma. Gürültü. şamata. Telâş. (Farsça)

karkara

  • Karın gurultusu.
  • Kumru kuşunun ötmesi.
  • Kahkaha ile gülmek.
  • Su içerken bardağın guruldayıp ötmesi.

kasif / kasîf

  • Kuru ince ağaç.
  • Gök gürültüsü.
  • Deniz sesi, dalga sesi.

kıyamet / قيامت

  • Mahşer günü. (Arapça)
  • Gürültü patırtı. (Arapça)

mahr

  • (Çoğulu: Mevâhır) Yarmak.
  • Yükseltmek.
  • Rüzgârın çıkardığı gürültü.

melek-i ra'd

  • Gök gürültüsü ile vazifeli melek.

mendeb

  • Tehlike. Ölüm.
  • Gürültü ve şamata ile ağlama.

müdevvi / müdevvî

  • Gök gürültüsü olan bulut.

müşa'şa

  • (Şa'şaa. dan) Parlayan, parıldayan.
  • Dedbedeli, gürültülü, patırtılı.
  • Karışmış, karışık.

müşariz

  • Huysuz, kavgacı, gürültücü.

mutantan

  • Debdebeli. Tantanalı. Gürültülü. Gösterişli ve şatafatlı.

mütevelvil

  • İşi velveleye boğan. Gürültü ve şamata yapan.

naarat-ı ra'diye / naarât-ı ra'diye

  • Gök gürültüsünün naraları.

pandomima

  • Yun. Vahşi ve gürültülü karışıklık, anarşi.
  • Sessiz tiyatro oyunu.

parazit

  • Yun. Radyo gibi ses veya elektrik âletlerinin zırıltı ve gürültü çıkarması.
  • Başka bir hayvan veya nebatın üzerinde onun zararına yaşayan canlı. Asalak. Tufeylî.

ra'd / رعد

  • Gök gürültüsü.
  • Bulutları sevk ve nezaret ile vazifeli bir melek adı.
  • Tehdit etmek, korkutmak. (Terennümat-ı hava, na'rât-ı ra'diye, nağamat-ı emvac, birer zikr-i azamet. Yağmurun hezecatı, kuşların seceatı birer tesbih-i rahmet, hakikata bir mecaz... Lemeat'tan)
  • Gök gürültüsü.
  • Gök gürültüsü.
  • Gökgürültüsü. (Arapça)

ra'd u berk

  • Gök gürültüsü ve şimşek.

ra'd-ı kasıf

  • Korkunç gök gürültüsü.

ra'dat

  • Gök gürültüleri.

ra'dendaz

  • (Ra'd-endaz) Gürleyen, gürleyici. Gök gürültüsü gibi gürleyen. (Farsça)

ra'din

  • Gürleyen.
  • Gürültülü.

raad

  • Gök gürültüsü.
  • Gök gürültüsü.

rad / râd

  • Gökgürültüsü.

radmisal / râdmisâl

  • Gökgürültüsü gibi.

rakraka

  • Şimşek çaktığı zaman duyulan gök gürültüsü.

recs

  • (Recse) şiddetli gök gürültüsü.
  • şiddetli ses.

ruud

  • (Tekili: Ra'd) Gök gürültüleri.

sahb

  • (Sahab) Figan, seslerin birbirine karışması, gürültü, patırtı.

sahhab

  • Gürültücü, patırtıcı.

saika-vari / sâika-vâri

  • Gök gürültüsü, yıldırım gibi.

sarasır

  • (Tekili: Sarsar) şiddetli ve gürültülü rüzgârlar.

sarsar

  • Gürültü ile gelen pek soğuk rüzgâr, yel. Kasırga.
  • Ağustos böceği.

sayha

  • Şiddetli ses; korkunç gürültü.

sehab

  • Çağırgan, gürültücü kişi.

şematet / şemâtet

  • Kuru gürültü. şamata.
  • Kuru gürültü, şamata.

şematetkarane / şematetkârane

  • Kuru gürültü yapmak suretiyle, arsızca, gürültü ile bağırmak. (Farsça)

semud kavmi / semûd kavmi

  • Sâlih aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği ve îmân etmedikleri için büyük bir sayha (korkunç gürültü) ile helâk olan kavim.

şerr

  • Kötülük.
  • Kavga gürültü,
  • Dinin yasak kıldığı iş.

seyl-i dalalet / seyl-i dalâlet

  • Gürültü ve şiddetle akan inançsızlık, sapkınlık seli.

seyl-i huruşan-ı zaman / seyl-i huruşân-ı zaman

  • Zamanın gürültü ve coşkunluklarının seli.

sit / sît

  • Çatırtı, patırtı, gürültü.
  • Ün, şöhret, nam.

şur / şûr / شور

  • Tuzlu, kekremsi. (Farsça)
  • şamata, gürültü. (Farsça)
  • Heyecan, coşku. (Farsça)
  • Tuzlu. (Farsça)
  • Gürültü. (Farsça)

şur-engiz

  • Gürültü çıkaran, şamata yapan. (Farsça)

taaccüc

  • Şamata, gürültü, patırtı.

tanin

  • Sinek vızıltısı.
  • Kaz sesi.
  • Avaz ve gürültü.
  • Çınlamak. Tınlamak.

tantana / طنطنه

  • Gösteriş, gürültü.
  • Çok lüks içinde olmak. Gösteriş, gürültü patırdı.
  • Çok lüks içinde olmak. Gösteriş. Gürültü patırtı.
  • Gürültü, ses.
  • Gürültü patırtı ile gösteriş yapma. (Arapça)

tarraka

  • Gümbürtü, gürültü.

tekabkub

  • Bağırsaklarda gazların meydana getirdiği gurultu.

telakkum

  • Parçalayıp lokma yapıp yutma.
  • Karın gurultusu.

tenemmür

  • Birisini korkutmak için gürültü yapmak, gürültülü ses çıkarmak.
  • Uzun uzun bağırmak.
  • Kaplan huylu olmak. Kaplanlaşmak.

terak

  • Yarık, çatlak. (Farsça)
  • Gürültü, çatırdı. (Farsça)

tevelvül

  • (Çoğulu: Tevelvülât) (Velvele. den) Gürültü patırdı etme.

ürümek

  • Havlamak. (İt ürür, kervan yürür)Ürüyen köpek ısırmaz: Tehdit savuran, işi gürültüye boğan kimselerden yılmamak lâzım geldiğini anlatır. (Farsça)

üştülüm

  • Kavga, gürültü. (Farsça)

üştülümkar / üştülümkâr

  • Kavgacı, gürültücü. (Farsça)

vega'

  • Kavga gürültüsü. Harp yerinden çıkan sesler. Savt. Patırtı.

velvele / ولوله / وَلْوَلَه

  • Gürültü, patırtı. Birbirine karışık bağrışmalar. Şamata.
  • Gürültü, patırtı, şamata.
  • Gürültü patırtı. (Arapça)
  • Gürültü.

velvele-alud / velvele-âlûd

  • Gürültü patırtı içinde kalmış.

velvele-endaz / velvele-endâz

  • Gürültü patırtı eden. Gürültücü. (Farsça)

velvele-engiz

  • Gürültü koparan, gürültü çıkaran. (Farsça)

zefir

  • Çok şiddetli ses.
  • Hıçkırıkla nefes vermek. Göğüs geçirmek.
  • Ağlatmak.
  • İnlemek.
  • Ateş gürültüsü.
  • Eşek anırtısının evveli.
  • Belâ.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın