LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gönl ifadesini içeren 112 kelime bulundu...

amin / âmin

  • (Emn. den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan.
  • Emniyet ver.

asude-dil / asûde-dil

  • Başı dinç, huzuru yerinde, gönlü rahat. (Farsça)

asudehatır / âsûdehâtır / آسوده خاطر

  • Gönlü rahat, huzurlu. (Farsça - Arapça)

aşüfte-dil

  • Gönlü perişan olmuş. (Farsça)

aşüftedil / âşüftedil / آشفته دل

  • Gönlü perişan. (Farsça)

azade-dil

  • Gönlü bir şeye bağlı olmayan. (Farsça)

azade-hatır / azade-hâtır

  • Başı dinç, gönlü hoş olan. (Farsça)

azürde-hatır / azürde-hâtır

  • Gönlü kırılmış, hatırı kırılmış. (Farsça)

belha / belhâ

  • Gönlü kibirli olan kadın.

cahcaha

  • Gönlünde olan sırrını gizlemek.
  • Çağırmak.
  • Su sesi.

dacir

  • Gamkin ve gönlü dar kimse.
  • Bağırgan dişi deve.
  • Kederlenmek, hüzünlenmek muztarib olmak.

dağdar

  • Pek acıklı, üzüntülü. (Farsça)
  • Gönlü yaralı. (Farsça)
  • Kızgın demirle nişan vurulu. Damgalı. (Farsça)

dar-ül-gurur / dâr-ül-gurûr

  • İnsanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden yer. Dünyâ.

dercan etmek

  • Hayatını ona vermek, gönlüne sindirmek.

derviş

  • Gayet mütevazi ve kanaatkâr olan. (Farsça)
  • Kimsesiz, fakir. (Farsça)
  • Mâneviyâtla gönlü zengin olan fakir. (Farsça)
  • Mürid veya şeyh. (Farsça)

deryadil / deryâdil / دریادل

  • Gönlü zengin. (Farsça)
  • Büyük himmetli. (Farsça)

devr-i dil-ara / devr-i dil-ârâ

  • En hoş devir. Gönlü hoş eden zaman.

dil-ara / dil-ârâ

  • Kalbi süsleyen, gönlü zinetlendiren. (Farsça)

dil-asa / dil-âsâ

  • Gönlü rahatlandıran, avutan. (Farsça)

dil-aşub

  • Kalbi sıkan, yüreğe sıkıntı veren, gönle eza veren. (Farsça)
  • Kalbi meftun eden güzel. (Farsça)

dil-aviz

  • Câzib, çekici, gönle asılan. Gönlü asılı tutan, dilber. (Farsça)

dil-azad

  • Gönlü rahat, gönlü bir şeyle ilgili olmıyan. (Farsça)

dıl-azar

  • Gönlü inciten, hatır kıran. (Farsça)

dil-azurde

  • İncinmiş. Gönlü, kalbi kırılmış. (Farsça)

dil-ferah

  • Sevinçli, gönlü rahat. (Farsça)

dil-figar

  • Gönlü yaralı, âşık. (Farsça)

dil-firib

  • Gönlü aldatan, câzibeli. (Farsça)

dil-germ

  • Öfkelenmiş hiddetlenmiş, gönlü kızmış. (Farsça)

dil-harab

  • Gönlü yıkılmış, gönlü kırılmış. (Farsça)

dil-hurrem

  • Neş'eli, gönlü sevinçli. (Farsça)

dil-huş

  • Yüreği rahat, gönlü hoş. (Farsça)

dil-keş

  • Gönlü çeken, kalbi cezbedici. (Farsça)

dil-nişin

  • Gönlüde yer tutan. Lâtif, hoş. (Farsça)

dil-riş

  • Dertli, kalbi yaralı, gönlü yaralı. (Farsça)

dil-şikeste

  • Kalbi kırık, gönlü kırılmış olan. (Farsça)

dil-sir

  • Gözü gönlü tok. (Farsça)

dil-şüde

  • Gönlü gitmiş. Âşık. (Farsça)

dil-şüküfte

  • Gönlü açılmış, ferahlamış. (Farsça)

dil-teng

  • Sıkıntılı, kederli, gönlü darda olan. (Farsça)

dil-tengi / dil-tengî

  • Gönlü darlığı, iç sıkıntısı. (Farsça)

dil-teşne

  • Kalbi susamış. Gönlü çok istekli, çok özlemiş. (Farsça)

dilbeste / دلبسته

  • Gönlü bağlanmış, aşık. (Farsça)

dilcu / dilcû / دلجو

  • Gönlün aradığı, güzel, sevgili. (Farsça)

dildade / dildâde / دل داده

  • Gönlünü vermiş, aşık. (Farsça)

dilefgar / dilefgâr / دل افگار

  • Gönlü yaralı, aşık. (Farsça)

dilfigar / dilfigâr / دل فگار

  • Gönlü yaralı, aşık. (Farsça)

dilhah / dilhâh / دلخواه

  • Gönlün istediği. (Farsça)

dilhaste / دلخواسته

  • Gönlü yaralı. (Farsça)

dilpesend / دل پسند

  • Gönlün beğendiği. (Farsça)

dilşad / dilşâd / دلشاد

  • Gönlü hoş olmuş.
  • Gönlü şen. (Farsça)
  • Dilşâd etmek: Gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. (Farsça)
  • Dilşâd olmak: Gönlü şenlenmek, mutlu olmak. (Farsça)

dilsuhte / dilsûhte / دل سوخته

  • Bağrı yanık, gönlü yaralı. (Farsça)

ehlullah

  • Allah adamları, Allahü teâlânın emirlerine uyup, O'nun sevgisini ve ism-i şerîfini gönlünden hiç çıkarmayan evliyâ zâtlar.

firifte-dil

  • Gönlü aldanmış. (Farsça)

güşad-ı dil

  • Gönül açılması. Gönlün refaha kavuşması.

güşade-dil

  • Gönlü şen. (Farsça)

güşade-hatır

  • Gönlü rahat. (Farsça)

hacis / hâcis

  • Kalbe (gönle) gelen ve hemen gidermek mümkün olan kötü düşünceler.

hasur

  • Mânevi mücahededen dolayı kadınlara yaklaşmaya rağbet etmeyen.
  • Sır saklayan. Keder ve üzüntüden gönlü daralan, tasadan içi sıkılan.
  • Çok bahil kimse. (Halkla yer ve içer, birşey vermez)
  • Oğlu ve kızı olmayan.
  • Avrete cimâ edemeyen.
  • İhlili dar olan deve.

hatır-aşüfte

  • Gönlü perişan olan. (Farsça)

hatır-güşa

  • Gönle ferahlık veren. İç açan. (Farsça)

hıraş

  • "Tırmalayan, kazıyan" anlamıyla bileşik sıfatlar yapar. Meselâ: Dil-hıraş : Gönlü tırmalayan, inciten. Samia-hırâş : Kulak tırmalayıcı. (Farsça)

hoşdil

  • Memnun, neşeli. Gönlü hoş. (Farsça)

hoşnud

  • Memnun, râzı, gönlü hoş edilmiş. (Farsça)

hürriyet

  • Hürlük, serbestlik.
  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uyup, herkesin hakkını gözetmek.
  • Maddî ve mânevî her türlü şeyin sevgisinden gönlünü kurtararak yalnız Allahü teâlâya kul olmak.

icas

  • Gönlüne korku düşürmek.

iczal

  • Birini sevindirme, mesrur etme, gönlünü hoş etme.

ihtiras / ihtirâs

  • Şiddetli arzu, aşırı heves, istek, gözün ve gönlün doymaması.

ilham eden / ilhâm eden

  • Kalbe getiren, gönle doğuran.

irza

  • Bir kimseyi râzı etmek, gönlünü yapmak, kandırmak.

kabb

  • İnce belli olmak.
  • Gönlün eğlendiği gönül eğlencesi.
  • Makara ortasındaki ağaç.

kasvet / قسوت

  • Katılık. (Arapça)
  • Gönül darlığı. (Arapça)
  • Kasvet basmak: Gönlü daralmak. (Arapça)

katar

  • Birbiri arkasına dizilmiş hayvan sürüsü.
  • Bir lokomotifin sürüklediği vagonların tamamı. Tren.

kompartıman

  • Yolcu trenlerinde vagonların bölümlerle ayrılmış kısımlarından her biri. (Fransızca)

kurdil / kûrdil

  • Câhil. Gönlü kör. (Farsça)

matlab-ı dil-hah

  • Gönlün isteği, arzu, maksad.

mazz

  • Gönlün gamdan ve tasadan yanması.
  • İkrar etmek, kabul etmek, açıktan söylemek.

mecbur

  • Zor görmüş. Zorla bir işe girişmiş. İcbar görmüş.
  • Hatırı alınmış, gönlü yapılmış. (Hakiki manası: Kırıldıktan sonra bütünlenmiş.)

mezil

  • Daralıp gönlündeki sırrı ifşâ eden, sıkıntıdan içindeki sırrı açıklayan.
  • Ayağı uyuşmuş.
  • Malını ve sırrını herkese gösterip açıklayan.
  • Küçük cüsseli, zayıf, hafif kimse.

mugni / mugnî

  • Def'edici, kovan.
  • Zengin eden, müstağni kılan.
  • Doyuran gönlünü tok eden.

münşerih

  • inşirahlı, gönlü açık, sıkılmayan, eğlenen
  • (Şerh. den) İnşirahlı, gönlü sıkılmayan, neş'eli.

münşerih-ül bal / münşerih-ül bâl

  • Gönlü neşeli.

mürdedil

  • Gönlü ölmüş, katı yürekli, ham, hissiz, duygusuz insan.

mürebbi-i dil / mürebbî-i dil

  • Kalbi, gönlü terbiye eden.

müstagni

  • (Gani. den) Kimseden bir menfaat beklemeyen, bir şey istemeyen, istiğna eden, kimseye ihtiyacı olmayan. Gönlü tok, tok gözlü. Çekingen, nazlı.
  • Gerekli ve lüzumlu bulmayan.

müsterih / مستریح

  • İçi rahat, gönlü rahat.
  • Gönlü rahat. (Arapça)

müsterih-ül bal / müsterih-ül bâl

  • İçi rahat, gönlü müsterih.

mutayyeb

  • (Tayyib. den) Güzel kokular sürünmüş.
  • Gönlü hoş edilmiş, sevindirilmiş, taltif olunmuş.

mutayyiben

  • Güzel kokular sürünmüş olarak.
  • Sevindirilerek, gönlü hoş edilerek.

mütesavvıf

  • Gafletten uzak yâni her an Hakk'ı zikreden, kalbini mânevî kirlerden temizleyen ve Allahü teâlâdan başka her şeyi gönlünden çıkaran, rûhunu cenâb-ı Hakk'ın zikri ile (anmakla) süsleyen tasavvuf ehli, velî, mürşid, ahlâk-ı hasene sâhibi. Çoğulu mütesa vvifûn, mütesavvifîn ve mütesavvife'dir.

mutmain

  • Gönlü kanmış, içi rahat, emin.

rabıta / râbıta

  • Bir velînin şeklini, sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve mârifetlere (ilimlere) kavuşma yolu. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz alma. Her şeyi unutarak, dünyâ işlerini düşünmeyerek, sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulu

ruşenzamir

  • Hakikatları bilen. Kalbi, gönlü hakikatlara vakıf olan.

şadnak

  • Gönlü memnun, mesrur. (Farsça)

safa / safâ / صفا

  • Saflık. (Arapça)
  • Gönül rahatlığı, gönlün şen olması. (Arapça)
  • Safâ eylemek: Şenlenmek. (Arapça)

safdil / sâfdil

  • Gönlü saf, kalbi temiz.

şiftedil / şîftedil / شيفته دل

  • Gönlünü kaptırmış, delicesine aşık. (Farsça)

şikestedil / شكسته دل

  • Gönlü kırık, mahzun, kederli, hüzünlü. (Farsça)
  • Gönlü yaralı. (Farsça)

şuridehatır / şûrîdehâtır / شوریده خاطر

  • Gönlü perişan, aklı karışık. (Farsça - Arapça)

tahakküm-ü zahiri / tahakküm-ü zâhirî

  • Zahirî olan egemenlik; akıl ve gönlü dışlayarak insanlara hükmetme.

tahattüm

  • (Hatem. den) Hatem, yüzük takınmak.
  • Tas: Ariflerin gönlüne Allah'ın koyduğu işaret.

taltif / تلطيف

  • Lütfetme, bir iyilik ederek gönlünü alma, iltifat etmek.
  • Ödüllendirme. (Arapça)
  • Gönlünü alma. (Arapça)

taltif etme

  • Ödüllendirme, gönlünü alma.

tatyib

  • İyi davranma. İyi muâmele etme. Hoş etme. Gönlünü hoş etme.

tatyib-i hatır / tatyib-i hâtır

  • Gönlünü hoş etme, gönlünü alma.

tatyibat

  • (Tekili: Tatyib) İyi muâmeleler, gönlü hoş etmeler.

taviyyet

  • İnsanın gönlünde gizli olan istek veya niyet.

tavtin

  • (Vatan. dan) Bir yerde yerleştirme. Yurtlandırma.
  • Birşeye bağlanıp onu neticelendirme. Makam tutunmak.
  • Gönlünü bağlamak.

teşhiye

  • "Gönlün ne isterse sana vereyim" demek.

tuma'nine

  • İtminan. Emin olma, inanma, gönlü rahat olma.

vahdet

  • Birlik. Yalnızlık. Teklik. (Kesretin zıddıdır.)
  • Edb: İfade esnasında mevzuun haricine çıkılmaması, maksad ne ise yalnız ondan bahsedilmesi, sözün dallandırılıp budaklandırılmaması.
  • Tas: Allah'a yakınlık. Gönlünü, kalbini tamamen Allah ile meşgul etme hali.

vuslat

  • Erişmek, kavuşmak, gönlün devâmlı olarak ve kıl kadar istikâmet değiştirmeyerek Allahü teâlâya bağlı kalması.

zat-ı ruşen-zamir / zât-ı rûşen-zamir

  • Hakikatleri bilen, gönlü aydın kişi.