LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gÖrev ifadesini içeren 213 kelime bulundu...

acaib vezaif / acaib vezâif

  • Acayip vazifeler, hayret ve hayranlık uyandıran görevler.

acbü'z-zeneb

  • Kuyruk sokumundan bulunan ve insanın tekrar yaratılışında çekirdek görevini görecek olan hücre; bir tür genetik şifre.

adliye

  • Adaleti sağlama görevi olan resmî makamlar.

ağleb-i enbiya

  • İlâhî mesajı insanlara iletmekle görevli olan peygamberlerin büyük çoğunluğu.

ashab-ı vezaif / ashab-ı vezâif

  • Görevli kişiler.

azil / عزل

  • Görevden alma. (Arapça)

azl / عزل

  • Görevden alma. (Arapça)

azl olmak

  • Görevden alınmak.

azrail / azrâil

  • Ölüm meleği. Dört büyük melekten biridir, ölenlerin ruhlarını almak görevi vardır. Diğer bir ismi de "melek-ül mevt: Ölüm meleği"dir. Yeryüzünde hayatın var olması, insanın yaratılışı tesadüfle açıklanamıyacağı gibi, ölüm de tesadüfle açıklanamaz. Hayatı yaratan ölümü de yaratmıştır. Hayat gibi ölüm
  • Can almakla görevli melek.

beyincik

  • Art kafa çukurunda beyin kökünün üst arka kısmında bulunan merkezi sinir sisteminin bir organıdır. Mühim bir görevi, hareketlerimizin âhenk içinde olmasını sağlamaktır.

bi'set-i muhammediye

  • Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberlikle görevlendirilmesi.

bürokrasi

  • Hükûmet dairelerinde aşırı kırtasiyecilik, muamele çokluğu. İşlerin yürütülmesinde şekilciliğin ve idarî işlemlerin ağır basması hâli. Devlet görevlilerinden meydana gelen zümre veya sınıf. Memurlar sınıfı. Bürokrasi, her çeşit rejimde tahakküm vasıtası olmaktadır. Oysa İslâmiyet'te devlet makamları (Fransızca)

cebrail / cebrâil

  • Allah tarafından peygamberlere vahiy getirmekle görevli melek.

çımacı

  • Vapurda ve iskelede çımayı atıp tutmak vazifesiyle görevli tayfa.

cop

  • Polis ve polis görevlisi askerlerin taşıdığı, kauçuktan yapılma sopa.

dare

  • Vazife, görev, ödev. (Farsça)

deruhde

  • Deruhde edilmek: Üste alınmak, görev bilinmek.
  • Deruhde etmek: Üstüne almak.

din

  • Peygamberin bildirdiği biçimde kulluk görevlerini belirleyen ilâhî nizam.

ehl

  • (Ehil) Yabancı olmayan, alışık olduğumuz.
  • Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli anlamıyla ehil ve ehliyet İslâmiyette önemli bir husustur. Dinimiz, bize işleri ehline vermemizi emreder. Cemiyette işler, mevkiler, makamlar, görevler, ehline v

emanet-i kübra / emanet-i kübrâ

  • Benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler.

emirkulu

  • Aldığı emri yapmağa mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse.

emr-i teklif

  • Görev emri.

farize-i hilkat

  • Yaratılış görevi.

farz

  • Zorunlu görev.

farz-ı kifaye-i cihad

  • Müslümanların bir kısmının mutlaka yapması gereken cihat görevi.

feraiz-i ilahiye / ferâiz-i ilâhiye

  • Allah'ın zorunlu kıldığı görevler, farzlar.

fizyoloji

  • Doku ve organların vazifelerini ve bu görevlerin nasıl yapıldığını inceleyen ilim kolu.

gardiyan

  • Hapistekileri bekleyen görevli.

gayr-ı zahid / gayr-ı zâhid

  • Dünyanın zevk ve süslerine dalan ve kulluk görevini ihmal eden.

haccam / haccâm

  • Kan alma görevlisi.

hadise-i muhammediye / hâdise-i muhammediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) peygamber olarak görevlendirilmesi.

hal'i

  • Azli, görevine son verilmesi.

halife-i şahsi / halife-i şahsî

  • Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zâtın şahsı, kendisi.

hamele-i arş

  • Arşı taşımakla görevli dört büyük melek.

haseki

  • Tar: Vaktiyle sarayda görevli bazı subaylara verilen isim.

hayta

  • Serseri, serkeş kimse.
  • Ask: Osmanlılarda görevli bir sınıf askere verilen ad. Hayta birlikleri, üstün savaş kabiliyeti olan askerlerden kurulur, lüzumunda düşman topraklarına akın yapmak için de kullanılırdı. Sonraları düzenleri bozulduğunda eşkiyalığa başladılar; bundan dolayı "hayt

hazinedar / hazînedâr

  • Hazine görevlisi.

hazret-i azrail / hazret-i azrâil

  • Ruhları kabzetmekle görevli melek.

hidemat-ı amme / hidemat-ı âmme

  • Umuma ait vazifeler. Kamu görevleri. Millete fayda veren hizmetler.

hidemat-ı uhreviye / hidemât-ı uhreviye

  • Âhirete yönelik hizmetler, görevler.

hilafet-i arziye / hilâfet-i arziye

  • Yeryüzü halifeliği; yeryüzünde Allah'ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev.

hilafet-i nübüvvet / hilâfet-i nübüvvet

  • Peygamberimizden sonra devam eden peygamberlik varisliği, vekilliği; tebliğ görevi.

hilafet-i ru-yi zemin / hilâfet-i rû-yi zemin

  • Yeryüzünde Allah'ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde insana verilen görev.

hizmet / خدمت

  • Hizmet, görev yapma. (Arapça)
  • Hizmet etmek: Görev yapmak. (Arapça)

hizmet-i cihadiye

  • Allah yolunda düşmanlara karşı savaşma görevi.

hizmet-i kur'an / hizmet-i kur'ân

  • Kur'ân hakikatlerini yayma görevi.

hulefa / hulefâ

  • Halifeler; Fahr-i Kâinat (a.s.m.) Efendimizin vekili olarak Müslümanların başkanlığını yapan ve İslâmiyeti korumak ve yaşatmakla görevli olan zâtlar.

ifa-i vazife / îfa-i vazife

  • Görevin yerine getirilmesi.

ifa-yı şükran / ifâ-yı şükran

  • Teşekkür görevini yerine getirme, teşekkür etme.

ifa-yi vazife

  • Görevini yapma, vazifesini yerine getirme.

ifa-yı vazife / îfâ-yı vazife / ایفای وظيفه

  • Görev yapma.
  • Îfâ-yı vazife etmek: Görev yapmak, görevini yerine getirmek.

ifa-yı vazife-i ubudiyet / ifâ-yı vazife-i ubudiyet

  • Kulluk görevini yerine getirme.

iktidar / iktidâr / اقتدار

  • Güçlülük, kudret. (Arapça)
  • Görev başındaki yönetim. (Arapça)

imam hatip mektebi

  • İmam ve hatip olarak din görevlisi yetiştirmek üzere kurulan okul.

imame / imâme

  • Eskiden müslümanların başlarına sardığı, bugün ise, sadece din görevlilerinin namaz kıldırırken ve dînî vazîfeleri yerine getirirken giydikleri başlık üzerine sarılan sarık.
  • Tesbîhin ucundaki uzun tâne.

israfil / isrâfil

  • Sur borusunu üflemekle görevli büyük bir melek.

isti'fa / isti'fâ / استعفا

  • Affını isteme. (Arapça)
  • Görevinden ayrılma. (Arapça)

istihdam-ı ilahi / istihdam-ı ilâhî

  • Allah'ın hizmet ettirmesi, görevlendirmesi.

ittifak-ı vazife

  • Aynı görevde birleşme.

jandarma

  • Asayişle görevli asker.

kazaskerler

  • Osmanlı Devletinde ilmiye sınıfının en yüksek mertebesinde bulunan devlet görevlileri; askerî kadılar.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

leff-ü neşr

  • Sarıp bağlama ve çözüp yayma. Birkaç isim yazdıktan sonra onların her birine ait özellik veya görevleri ayrıca sıralama. Bu sıralama isimlerin sırasına uygun sırada olursa "mürettep" adını alır. Olmazsa "müşevveş" adını alır.

mahall-i memuriyet

  • Görev yeri.

mana-yı saltanat / mânâ-yı saltanat

  • Saltanat makamının ifade ettiği mânâ, görev.

mazul / mazûl / معزول

  • Görevden alınmış, azledilmiş. (Arapça)
  • Mazul olmak: Görevden alınmak, azledilmek. (Arapça)

me'muriyet

  • Me'murluk. Vazife, görev, hizmet.

medar-ı teklif / medâr-ı teklif

  • Görev ve sorumluluk sebebi.

melaike-i müekkel / melâike-i müekkel

  • Görevli melekler.

melek-i müekkel

  • Vekil tayin edilmiş, görevli melek.

memur / مأمور

  • Görevli.
  • Görevli. (Arapça)
  • Devlet memuru. (Arapça)

memur edilen

  • Görevlendirilen.

memur-u müşahhas

  • Görevlendirilmiş, atanmış memur.

memur-u siyasi / memur-u siyasî

  • Siyasette görevli memur.

memurin / memurîn / مأمورین

  • Memurlar, görevliler.
  • Memurlar, görevliler. (Arapça)

memurin-i siyasiye / memurîn-i siyasiye

  • Siyaset görevlileri.

menasik / menâsik

  • İbadet yerleri, görevleri.

menasik-i hacc / menâsik-i hacc

  • Hac ibadeti için ziyaret edilecek yerler, görevler.

meşihat / meşîhat

  • Osmanlı Devletinde bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürüten Şeyhülislam makamı.

mikail / mikâil

  • Dünya işlerini düzenlemekle görevli melek.

mikail aleyhisselam / mîkâil aleyhisselâm

  • Dört büyük melekten biri. Ucuzluk, pahalılık, kıtlık, bolluk yapmak, ferah ve huzûr getirmek ve her maddeyi hareket ettirmekle görevli melek.

misyoner

  • Hıristiyanlığı yaymakla görevli kimse.

mubassır / مبصر

  • Okul düzenini sağlayan görevli. (Arapça)

müceddid

  • Yenileyici, hadîste her asırda geleceği müjdelenen ve îman hakikatlarını asrın anlayışına uygun olarak anlatmakla görevlendirilen nurlu âlim.

müekkel

  • Görevli, vekil tayin edilmiş.

mührdar

  • Eskiden bir bakanlık veya dairenin resmi mührünü kullanmakla görevli olan kimseye verilen ad. Hususi kalem müdürü. (Farsça)

mükellefiyet

  • Mükellef olma, yükümlülük, görevli oluş.

mükellefiyet-i askeriye

  • Askerî yükümlülük, askerlikteki zorunlu görev.

murahhas

  • Delege, devlet adına görevli kimse.

mütekallid

  • Bir görevi üzerine alan ve yapan.

muvazzaf / موظف

  • Görevli.
  • Vazifeli, görevli.
  • Görevli. (Arapça)

neşter-i ümid

  • Bir neşter görevini gören umut.

perdedar / پرده دار

  • Kapı görevlisi. (Farsça)

rahibe / râhibe

  • Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl olan görevli kadın.

ratibehar / ratibehâr

  • Vazifeli. Görevli. (Farsça)

rüşvet

  • Bir iş gördürmek, haksızı haklı göstermek gibi maksatlarla bir görevliye verilen para, mal veya sağlanan menfaat.

şahne / شحنه

  • Güvenlik görevlisi, polis. (Arapça)

şahşah

  • Görevli, vazifeli.

selef / سلف

  • Öncekiler, önceki görevliler. (Arapça)

şeref-i keramet

  • Şerefli vazife, görev.

şeyhülislam / şeyhülislâm

  • Osmanlılarda en büyük din görevlisi.

şıhne / شحنه

  • Güvenlik görevlisi, inzibat görevlisi. (Arapça)

taht-ı silah / taht-ı silâh

  • Silâh altı, askerlik görevine alınma.

tamam-ı vazife

  • Görevin son bulması.

tamam-ı vazife ve terhis

  • Görevin son bulması, salıverilme.

tard / طرد

  • Kovma. (Arapça)
  • Görevden uzaklaştırma. (Arapça)
  • Tard etmek: Kovmak. (Arapça)

tarz-ı vazife

  • Görev şekli.

tatil-i eşgal / tâtil-i eşgâl

  • Çalışmayı durdurma, görevini yapmama.

tavzif / tavzîf / توظيف

  • Vazifelendirme, görevlendirme.
  • Görevlendirme.
  • Görevlendirme. (Arapça)

tavzif eden

  • Görevlendiren.

tavzif edilen

  • Vazifelendirilen, görevlendirilen.

tavzif etmek

  • Görevlendirmek.

tavzifat / tavzifât

  • Görevlendirmeler.

tayin / tâyin

  • Belirleme, görevlendirme.

tayin edilen

  • Atanan, görevlendirilen.

tayınat senedi

  • Görevlendirme belgesi.

teklif

  • Görev yükleme, önerme.

teklif-i ilahi / teklif-i ilâhî

  • İlâhî yükümlülük Allah'ın kullarına yüklediği görev.

temyiz mahkemesi

  • Yargıtay; alt mahkeme kararlarının doğru verilip verilmediğini incelemekle görevli üst makam.

terettüb / ترتب

  • Gerekme. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)
  • Terettüb etmek: (Arapça)
  • Gerekmek. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)

terhis

  • Göreve son verme.

terhis edilmek

  • Salıverilmek, görevi bitince işine son verilmek.

terhis etmek

  • Göreve son vermek.

terhis olunan

  • Görevi sona eren.

terhis tezkeresi

  • Göreve son verme belgesi.

teşri'i / teşrî'î

  • Şeriat hükümleriyle ilgili.
  • Kanun yapma kuvveti ve görevi ile ilgili.

teşrifatçı / teşrîfatçı

  • Protokol görevlisi. (Arapça - Türkçe)

tevdi' / tevdî' / تودیع

  • Bırakma, görev verme. (Arapça)
  • Tevdî' etmek: Bırakmak. (Arapça)

tevekkül-ü tembelane / tevekkül-ü tembelâne

  • Tembelce tevekkülde bulunma; üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeden sonucu Allah'tan isteme.

üf'ule / üf'ûle / افعوله

  • Vazife, görev.
  • .görev, fonksiyon. (Arapça)

üf'ulevi / üf'ûlevî / افعولوی

  • Görevle ilgili, fonksiyonel. (Arapça)

ummal / ummâl / عمال

  • Görevliler. (Arapça)
  • Yöneticiler. (Arapça)

vasi / vasî

  • Çocuk, yetim, hasta, deli gibi zayıf kimselerin mal ve işlerini idare eden görevli.

vazaif / vazâif / وظائف

  • Görevler, ödevler. (Arapça)

vazife / vazîfe / وظيفه

  • Görev, yapılacak iş.
  • Görev.
  • Görev. (Arapça)
  • Ödev. (Arapça)

vazife-i ailevi / vazife-i ailevî

  • Aile ile ilgili görev.

vazife-i aliye / vazife-i âliye

  • Yüce görev.

vazife-i beşeriye

  • İnsanlık görevi.

vazife-i beşeriyet

  • İnsanlığın görevi.

vazife-i devriye

  • Dönme görevi.

vazife-i diniye

  • Dini görev.

vazife-i diniye ve ilmiye / vazife-i dîniye ve ilmiye

  • Din ve ilimle ilgili görev.

vazife-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen görev.

vazife-i fıtriye-i ilmiye

  • Yaratılıştan gelen ilim öğrenme görevi.

vazife-i fıtriye-i rabbaniye / vazife-i fıtriye-i rabbâniye

  • Allah'ın herbir varlığa yüklediği yaratılış görevi.

vazife-i hayat

  • Hayat vazifesi, görevi.

vazife-i hayat külfeti

  • Hayat görevinin zorlukları.

vazife-i hıfz

  • Hıfz etme, koruma görevi.

vazife-i hilafet / vazife-i hilâfet

  • Halifelik görevi.

vazife-i hizmet

  • Hizmet görevi.

vazife-i ibadet

  • İbadet görevi.

vazife-i içtimaiye

  • Sosyal görev.

vazife-i ilahi / vazife-i ilâhi

  • Allah'a ait görev.

vazife-i ilmiye

  • İlmî vazife, görev.

vazife-i ilmiye ve diniye

  • İlim ve din görevi.

vazife-i imaniye

  • İman hakikatlerini yayma görevi.

vazife-i insaniye

  • İnsanlık görevi.

vazife-i insaniyet / vazife-i insâniyet

  • İnsanlık görevi.

vazife-i ırsiyet

  • Varis olma görevi.

vazife-i kudsiye-i imaniye

  • Mukaddes iman vazifesi, kutsal imanî görev.

vazife-i külliye

  • Büyük ve kapsamlı görev.

vazife-i kur'aniye ve imaniye / vazife-i kur'âniye ve imaniye

  • Kur'ân ve iman ile ilgili görev.

vazife-i maneviye / vazife-i mâneviye

  • Mânevî görev.

vazife-i memure

  • Yapılması emredilen görev.

vazife-i memure-i maneviye / vazife-i memure-i mâneviye

  • Mânevî memuriyet görevi.

vazife-i meşkure-i maneviye / vazife-i meşkûre-i mâneviye

  • Şükür ve övgüye lâyık mânevî görev.

vazife-i milliye ve vataniye

  • Millî ve vatanî görev.

vazife-i muavenet

  • Yardımlaşma görevi.

vazife-i müdafaat

  • Savunma görevi.

vazife-i mühimme

  • Önemli görev.

vazife-i rabbaniye / vazife-i rabbâniye

  • Her şeyin Rabbi olan Allah'a karşı yapılan görev.

vazife-i resmiye

  • Resmî görev.

vazife-i risalet ve davet / vazife-i risalet ve dâvet

  • Peygamberlik ve davet görevi.

vazife-i şahane / vazife-i şâhâne

  • Özel görev.

vazife-i şahsiye

  • Şahsî vazife, kişisel görev.

vazife-i sakile / vazife-i sakîle

  • Ağır görev.

vazife-i seyyie

  • Kötü görev.

vazife-i şükraniye / vazife-i şükrâniye

  • Şükür görevi.

vazife-i tahkikat

  • Araştırma, inceleme görevi.

vazife-i tashih

  • Tashih görevi.

vazife-i teceddüd-ü din

  • Dini yenileme vazifesi, mücedditlik görevi.

vazife-i tefekkür

  • Tefekkür görevi.

vazife-i tefekküriye ve ubudiyet

  • Varlıklar ve olaylar üzerinde düşünüp Allah'ı tanıma ve Ona kullukta bulunma görevi.

vazife-i tenviriye

  • Aydınlatma görevi.

vazife-i tesbihiye

  • Allah'ı övme ve şanına layık ifadelerle anma görevi.

vazife-i teşekküriye

  • Teşekkür vazifesi, şükür görevi.

vazife-i teslim ve tefviz

  • Kendini Allah'a teslim etme ve herşeyini Ona havale etme görevi.

vazife-i ubudiyet / vazife-i ubûdiyet

  • İbadet vazifesi, kulluk görevi.
  • Kulluk görevi.

vazife-i ubudiyet-i dünyeviye / vazife-i ubûdiyet-i dünyeviye

  • Dünyadaki kulluk görevi.

vazife-i uhreviye

  • Âhirete ait görev.

vazife-i umumiye

  • Genel görev.

vazife-i vataniye

  • Vatan görevi.

vazife-i zaruriye

  • Zaruri vazife, zorunlu görev.

vazife-i zaruriye-i insaniye

  • İnsanın zorunlu vazifesi, görevi.

vazifedar / vazifedâr / vazîfedâr / وظيفه دار

  • (Çoğulu: Vazifedârân) Vazifeli, görevli. (Farsça)
  • Memur. (Farsça)
  • Vazifeli, görevli.
  • Görevli. (Arapça - Farsça)

vazifedarlık

  • Görevlilik.

vazifeperver

  • Görevini seven.

vazifeşinas / vazifeşinâs / vazîfeşinas / وظيفه شناس

  • Görevini seve seve yapan.
  • Görevine düşkün. (Arapça)

vazifeten

  • Görevli olarak.

vaziyet-i insaniye

  • İnsanlıkgörevi.

vecibe / vecîbe / وجيبه

  • Çok gerekli ve şart olan şey. Borç hükmünde olan görev, yapılması mecburi iş.
  • Borç, zorunlu vazife, görev.
  • Yapılması gereken, görev. (Arapça)

vezaif / vezâif / وظائف

  • Vazifeler, görevler.
  • Görevler, vazifeler.
  • Görevler, ödevler. (Arapça)

vezaif-i diniye / vezâif-i diniye

  • Dini görev.

vezaif-i havaiye / vezâif-i havâiye

  • Havanın görevleri.

vezaif-i hayatiye / vezâif-i hayatiye

  • Hayat görevleri.

vezaif-i islamiyet / vezâif-i islâmiyet

  • İslâmiyetle ilgili görevler.

vezaif-i latife / vezaif-i lâtife

  • Hoş ve şirin görev.

vezaif-i nübüvvet / vezâif-i nübüvvet

  • Peygamberlik görevleri.

vezir / vezîr / وزیر

  • Eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi. (Arapça)

veznedar / veznedâr / وزنه دار

  • Gişe görevlisi. (Arapça - Farsça)

yaver / yâver

  • Komutanların yanında bulunan ve onların emirlerini yazmakla ve gerektiğinde yerine ulaştırmakla görevli subay.

zabıta / zâbıta / ضابطه / ضَابِطَه

  • Emniyet görevlisi.
  • Güvenlik görevlisi. (Arapça)
  • Emniyet görevlisi.

zat-ı peygamberi / zât-ı peygamberî

  • Peygamberlik görevini ifa eden zât; Hz. Peygamber efendimizin (a.s.m.) kendisi.