LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te fer kelimesini içeren 81 kelime bulundu...

ah ü fizar / âh ü fizâr

  • Feryad.

ahüvah / âhüvâh / آه و واه

  • Feryat, sızlanma, hayıflanma. (Farsça)

ahüvaveyla / âhüvâveylâ / آه و واویلا

  • Feryat, âh çekme, figan etme. (Farsça - Arapça)

ale-l-infirad

  • Ferd olarak. Birer birer.

avl

  • Feryat, sıkıntı sebebi. Acınma.

bahçet-i ferah

  • Ferahlık, huzur veren bahçe.

basiretsiz

  • Ferasetsiz, görüşü ve sezişi yetersiz.

bekà-i şahsi / bekà-i şahsî

  • Ferdin devamlılığı.

beylek

  • Ferman, emir. Hüccet, vesika. (Farsça)

cilve-i cüz'i / cilve-i cüz'î

  • Ferdî bir yansıma, görünme.

cüz'i / cüz'î

  • Ferdî, küçük.

cüz'iye

  • Ferdî.

cüz'iyet / cüz'îyet

  • Ferdîlik, bireysellik.

cüz'iyyat / cüz'iyyât

  • Fertler, bireyler, birimler.

cüz-ü cüz'i / cüz-ü cüz'î

  • Ferdî, bireysel bir parça.

dadüferyad / dâdüferyâd / دادوفریاد

  • Feryat figan. (Farsça)

damen-keş

  • Feragat eden, eteğini çeken. (Farsça)

dehaz

  • Feryat, figan. Bağırıp çağırma. Yüksek sadâ ile medet isteme. (Farsça)

dürra'a / dürrâ'a / دراعه

  • Ferace. (Arapça)

efgan / efgân / افغان

  • Feryat etme, figan etme. (Farsça)

efrad / efrâd / افراد / اَفْرَادْ

  • Fertler, bireyler.
  • Ferdler.
  • Fertler, bireyler. (Arapça)
  • Ferdler.

efraden / efrâden

  • Fertler, bireyler olarak.

efrah

  • Ferahlamalar. İç açılmaları. Sevinmeler.

efrat

  • Fertler, bireyler.

emirname / emirnâme / امرنامه

  • Ferman, emir belgesi. (Arapça - Farsça)

enak

  • Ferahlı, sürurlu, neş'eli, sevinçli.

farizıyy

  • Feraiz bilen kişi.

ferahbahş / فرح بخش

  • Ferahlık veren, iç açıcı. (Arapça - Farsça)

feramin / ferâmîn / فرامين

  • Fermanlar. (Arapça - Farsça)

ferd

  • Fert, birey, tek, benzersiz.

ferec

  • Ferahlık, genişlik, rahatlık.

ferman-berdar

  • Fermana uyan, emre uyan. (Farsça)

feryad-bahşa

  • Feryâd ettiren, bağırttıran. (Farsça)

feryad-res

  • Feryâd edenin imdâdına koşan, yardımına gelen. (Farsça)

figan / figân / فغان

  • Feryat etme, ah çekme. (Farsça)
  • Figân eylemek: Bağırmak, feryat etmek, inlemek. (Farsça)

figan-perver / figân-perver

  • Feryad ettiren, bağırtan. (Farsça)

fizar

  • Feryat.

gülistan-ı ferah-feza / gülistan-ı ferah-fezâ

  • Ferahlık veren gül bahçesi.

güşade

  • Ferah, şen, Açılmış, açık. (Farsça)

guvas

  • Feryâd edip, "imdat!" diye bağırmak.

hadisat-ı cüz'iye / hâdisât-ı cüz'iye

  • Ferdî hâdiseler, bireysel olaylar.

hadreban

  • Feryadı şiddetli olan, çok fazla bağıran.

heyet-i mecmua

  • Ferdlerinin toplamından meydana gelen heyet, genel yapı.

hıyre

  • Fersiz ve donuk göz. (Farsça)

ifrah

  • Ferahlandırmak. Memnun etmek.

ilcac

  • Feryad etme, bağırma.

infirah

  • Ferahlanma. Ferahlık duyma.

inşat / inşât

  • Ferahlandırma. Neş'elendirme. Sürurlandırma.
  • Ferahlandırma.

inşirah / inşirâh / اِنْشِرَاحْ

  • Ferahlanmak, mesrur olmak.
  • Ferahlanma, sevinme.
  • Ferahlamak, sevinç duymak.
  • Ferahlanma, açılma.
  • Ferahlık.

inziva

  • Feragat edip bir tarafa çekilmek. Bir işe karışmamak. Dünya işlerini bırakmak. Süfli ve hevesi işleri bırakıp ilm-i Kur'an ve imanla, ibadet ve taatla, Kur'ân ve imana hizmetle vakit geçirmek.

kalh

  • Ferc.

kayıf

  • Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi.

kesret-i efrad

  • Fertlerin çokluğu.

kıyas-ı evleviye

  • Fer'deki illetin asıldaki illetten daha kuvvetli olduğu kıyas (Ferdeki illet.

liberal

  • Ferdî hürriyet lehinde, hürriyete elverişli. Ferdî teşebbüs ve hürriyet haklarını korumak için en iyi vasıta, devletin salâhiyyetlerini mümkün olduğu kadar tahdid etmek fikri. Rusya'daki dinsiz sosyalistliğin zıddı. (Fransızca)

mahluk-u cüz'i / mahlûk-u cüz'î

  • Ferdî, bireysel mahlûk; mahlûkların her bir bireyi.

mahsur

  • Fersiz göz. Yorulmuş, uzun uzadıya bakmaktan donuklaşmış ve göremez olmuş göz.
  • Ferde özel, belli bir alanla sınırlanmış.

makasıd-ı cüz'iye

  • Ferdî, bireysel gayeler.

medraa

  • Ferâce, kaftan, çarşaf.

mübhic

  • Ferah ve sürur veren. Sevindiren.

müferrah / مُفَرَّحْ

  • Ferahlanmış. Sıkıntıdan, üzüntüden kurtulmuş.
  • Ferah duyan, huzurlu.
  • Ferahlanmış.
  • Ferahlanan.

müferrah olmak

  • Ferahlamak, rahatlamak.

müferrih

  • Ferahlık veren. Ferahlandıran. Ferahlandırıcı, iç açıcı.

mütenevvih

  • Feryad eden, ağlayan.

nale / nâle

  • Feryat.

nur-u müferrih

  • Ferahlık verici, iç açıcı aydınlık.

reddiye

  • Ferâiz yâni İslâm mîrâs hukûkunda, Eshâb-ı ferâiz adı verilen Kur'ân-ı kerîmde hisseleri bildirilen mîrâsçılar hisselerini aldıktan sonra terike (ölenin bıraktığı mal) artmış ise ve kalanı alacak kimse yoksa, artan terikenin yine aynı mirasçılar aras ında payları oranında taksim edilmesi. Bu sûretle

revzat-ı inşirahiye / revzat-ı inşirâhiye

  • Ferahlık veren bostanlar, bahçeler.

rubu'

  • Ferâiz ilminde yâni İslâm mîrâs hukûkunda dörtte bir hisse (pay).

şahs-ı külli / şahs-ı küllî

  • Ferdlerde bulunan bütün özellikleri kendinde toplayan şahıs, ferd, kişi.

şakik / şakîk

  • Ferâiz ilminde yâni mîrâs hukûkunda ana-baba bir erkek kardeşler (Benül-a'yân). Ana-baba bir kız kardeşe şakîka denir.

sulbiyye

  • Ferâiz ilminde yâni İslâm mîrâs hukûkunda bir kimsenin öz kız evlâdı.

takut

  • Feryun adı verilen darı cinsi.

teferrüh

  • Ferahlanma.

teferrüs etme

  • Feraset ve kalp gözüyle gerçekleri görme.

tefrih / tefrîh / تفریح

  • Ferahlandırma, gönül açma.
  • Ferahlandırma.
  • Ferahlık verme. (Arapça)

teksir-i efrad

  • Fertlerin çoğaltılması.

temedru'

  • Ferace ve kaftan giymek. Çarşaf giymek.

terfih

  • Ferahlandırma. Refaha erdirme. Rahat ve bollukla yaşamasına sebeb olma.

teşahhusat-ı cüz'iye

  • Ferdî şahıslanma, bireysel kimlik ve yapı kazanma.

vaveyla / vâveylâ / وَاوَيْلَا

  • Feryâd, çığlık.