LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te felsefe ifadesini içeren 128 kelime bulundu...

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

agnostisizm

  • fels. Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.

ahlak

  • (Hulk.C.) Huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine

akıl ile nakil

  • Fen ve felsefe gibi akla dayanan ilimler ile Kur'ân ve hadis gibi nakle dayanan ilimler.

akılcılık

  • (Rasyonalizm) fels. İnsanın, akılla gerçeğe uygun bilgiyi bulabileceğini, aklın doğru kabul ettiği bilginin şübhe götürmez kesinlikte doğru olduğunu kabul ettiği felsefe. Tenkitçi felsefe, deneyci felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu felsefenin aşırı iddialarını çürütmüştür. Bugünkü ilim adamları herş

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

akliyyun / akliyyûn

  • Aklı tek ölçü kabul eden felsefeciler.

ampirizm

  • (Deneyci felsefe) Her çeşit bilginin kaynağının duyu organlarının kullanılması sonucu kazanılan tecrübe olduğunu, duyu organlarının kullanılmadan hiçbir bilginin akılda yer alamıyacağını savunan felsefe. Akılcı felsefe gibi bu felsefenin de aşırı iddiasının yanlışlığını, tenkitçi felsefe ve psikoloj

aristo

  • (Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir. Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır.

ataraksiya

  • yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli.
  • (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldız

atom

  • yun. Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir, günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır. Atom, maddenin bölünmez bir parçası değil, kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir. Dünyada, kâinatta ve atom âleminde hep a

avrupa hükeması

  • Avrupalı filozoflar, felsefeciler, Batılı ilim adamları.

avrupalılaşmak

  • Avrupalıların fikirlerini ve yaşayış tarzını benimsemek. Türkiye'de batılılaşma olarak kullanılmaktadır. Avrupa zamanımızda ilim ve teknikte ilerlemiş olmakla beraber inanışları, ahlâkları, felsefeleri ve yaşayış tarzı ile geri bir düşünüşü temsil eder. Avrupaya, batıya özenmek, eşkiyanın gasbettiği

aydın

  • Aydınlık.
  • Açık, âşikâr, açıkça görünen.
  • Mübârek, mesut. Bilgili, okumuş, görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de "aydın" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş, yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış, kalbi maddeci felsefe ile

beyanın felsefesi

  • Beyan ilminin felsefesi, hikmet ve gayesi.

çağdışı

  • Askerliğe alınma çağı dışında.
  • Çağın fikirlerine felsefesine uymayan. Bu mânada bazı kimselerin kelimeyi hakaret olarak kullanmaları dar görüşlülüğün ve cehaletin neticesidir. Çünkü çağın insanlık için zararlı öyle fikirleri ve felsefeleri vardır ki, gelecek devirler bunu anladıkları

dahi-yi hikmet / dâhi-yi hikmet

  • İlim ve hikmet dehâsı, son derece zeki felsefe âlimi.

deha-yı felsefi / dehâ-yı felsefî

  • Felsefeden güç alan yüksek akıl.

deha-yı fenni / dehâ-yı fennî

  • Eğitimini fen ve felsefeden almış olağanüstü akıl.

dehri / dehrî

  • Zamanla ilgili, kıyamete inanmayan îmansız felsefeci.

dehriyye

  • Dünyanın sonsuzluğuna inanan felsefecilerin yolu.

dehriyyun / dehriyyûn

  • Zamanı tanrılaştıran îmansız felsefeciler.

dogmatizm

  • Bazı fikirleri her zaman doğru ve değişmez kabul eden felsefe.

doktrin

  • yun. Hatt-ı hareket. Hareket tarzı. Düstur, tarik. Re'y.
  • Fls: Bir sistem meydana getiren fikir ve kanaatlerin hepsi. Bir felsefe veya edebiyat okulunun fikirlerinin tümü.

eflatuniye

  • Eflâtuna göre olan felsefe, düşünüş (Plâtonizm). Çok ileri veya parlak devir.

ehl-i felsefe

  • Felsefeciler, düşüncede felsefeyi esas alanlar.

ehl-i felsefe ve hikmet / اَهْلِ فَلْسَفَه وَ حِكْمَتْ

  • Felsefeyle uğraşanlar, filozoflar.
  • Felsefeciler ve varlıkların hikmetlerini araştıranlar.

ehl-i fen ve felsefe

  • Fen ve felsefe ilimlerini meslek edinenler.

ehl-i hikmet

  • Felsefeciler.

ehl-i nazar ve felsefe

  • Tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler.

ehlifelsefe

  • Felsefeciler, felsefeye önem veren kimseler.

farabi / farabî

  • (Mi: 870-950) Aristo felsefesinin İslâm âleminde yayılmasına yol açmış bir filozoftur. Aristo'dan sonra gelen mânasına, kendisine Muallim-i Sâni nâmı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük te'siri vardır. "Kanun" denilen bir çalgı âletinin mucididir. Asıl adı Ebu Nâsır Muhammed'dir.

felasife / felâsife / فلاسفه

  • Felsefeciler. Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar.
  • Düşüncesiz, kaygısız, rahat yaşayanlar.
  • Dinsizler.
  • Felsefeler.
  • Filozoflar, felsefe ile uğraşanlar, âlimler, bilginler.
  • Felsefeciler, felsefeler.
  • Filozoflar, felsefeciler. (Arapça)

felsefe hikmeti

  • Felsefe ilmi ve bakış açısı.

felsefe ve hikmet-i insaniye

  • İnsanların geliştirdikleri fikir, felsefe ve ilim.

felsefe-i avrupa

  • Avrupa felsefesi.

felsefe-i beşeriye

  • İnsanların geliştirdikleri fikir, felsefe.

felsefe-i beyan

  • Beyan ilminin felsefesi, gaye ve hikmeti.

felsefe-i maddiye

  • Her şeyi maddede arayan ve madde ile açıklamaya çalışan felsefe.

felsefe-i sakime / felsefe-i sakîme

  • Hastalıklı felsefe; yanlış yoldaki felsefe.

felsefe-i sakime-i avrupaiye / felsefe-i sakîme-i avrupaiye

  • Avrupa'nın hastalıklı ve karanlık felsefesi.

felsefe-i tabiiye / felsefe-i tabîiye / فَلْسَفَۀِ طَب۪يعِيَه

  • Yaratılışı ve her şeyi tabiata dayandıran felsefe.
  • Tabiatı yaratıcı zanneden felsefe.

felsefe-i tabiiye ve maddiye

  • Herşeyi tabiata ve maddeye dayandıran felsefe.

felsefe-i tarihiyye

  • Târih felsefesi.

felsefe-i yunaniye

  • Yunan felsefesi.

felsefi / felsefî / فلسفى

  • Felsefe ile ilgili, felsefeye ait.
  • Felsefeye mensub ve felsefe ile alâkalı.
  • Felsefeyle ilgili.
  • Felsefe ile ilgili. (Arapça)

felsefiyyat

  • Felsefe ile ilgili bilgi ve düşünceler, hikmet bilgileri.

fenn-i hikmet / فَنِّ حِكْمَتْ

  • Felsefe ilmi.
  • Felsefe bilgisi.
  • Felsefe ilmi.

fenn-i hikmetü'l-eşya

  • Felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim.

feylesof / فيلسوف / فَيْلَسُوفْ

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.
  • Filozof, felsefeci.
  • Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatıp, yaldızlı, heyecanlı sözlerle inandırmaya çalışan kimse. Felsefeci.
  • Filozof, felsefe ile uğraşan kişi.
  • Felsefeci.
  • Filozof, felsefeci. (Arapça)
  • Felsefeci.

fikr-i felsefe

  • Felsefe düşüncesi.

filozof

  • Felsefe ile uğraşan, felsefeci.

fülus-u felsefe / fülûs-u felsefe

  • Felsefenin bakır paraları, kuruşları; felsefenin kıymetsiz malları.

gaiyye

  • Bir şeyin sebeb ve neticesini ileri süren felsefe mesleği.
  • Maksad ve gayeye âit. Son ile alâkalı. Gaye, maksad ve neticeye mensup ve müteallik. (Fr.: Finalizm)

heyula / heyûla / heyûlâ

  • Zihinde tasarlanan korkunç hayal.
  • Gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir te'siri ve değeri olmayan şey.
  • Eski felsefede: Eşyanın aslı ve gerçek olan kısmı. Madde.
  • Korkutucu hayâl, felsefede eşyanın aslı kabul edilen şey.
  • Eski felsefecilere göre, cisimlerin aslı kabûl edilen madde.

hikemiyat / hikemiyât

  • Felsefeye ait, felsefi düşünce ürünü olan şeyler.

hikemiyyat

  • Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.

hikmet

  • Hakimlik, bilgelik.
  • Sebep.
  • Felsefe.
  • Gaye, felsefe, gizli sebep, faydalı söz, bilgi.

hikmet-i atika

  • (Batlamyus'un) Dünya merkezli kâinat anlayışını kabul eden eski bilim ve felsefe.

hikmet-i avrupaiye

  • Avrupa düşüncesi, Batı felsefesi.

hikmet-i beşer

  • İnsanın bilgi ve felsefesi.

hikmet-i cedide

  • Yeni fen ve felsefe.

hikmet-i ecnebiye / حِكْمَتِ اَجْنَبِيَه

  • Batı felsefesi.
  • (İslâma) yabancı felsefe.

hikmet-i felsefe

  • Felsefenin hikmeti.

hikmet-i felsefe-i insan

  • İnsan aklının ürünü olan felsefe hikmeti, ilmi.

hikmet-i fenniye

  • Fen ve felsefe ilmi.

hikmet-i hakiki / hikmet-i hakikî

  • Felsefenin karşısında Kur'ân'ın koyduğu gerçek hikmet.

hikmet-i muzahrefe

  • Görünüşte güzel ve süslü, gerçekte içi boş ve çürük felsefe.

hikmet-i yunaniye

  • Yunan felsefesi.

hikmetşinas / hikmetşinâs / حكمت شناس

  • Hakîm, felsefeci. (Arapça - Farsça)

hikmetsiz hikmet

  • Faydasız, gayesiz ilim; felsefe.

hükema ve ulema

  • Filozoflar, felsefeciler ve ilim adamları.

hükema-i ilahiyyun / hükema-i ilâhiyyûn

  • İlâhiyatçı felsefeciler; Allah'ın varlığına inanan filozoflar.

hükema-i islamiye / hükema-i islâmiye

  • Müslüman felsefe âlimleri, filozofları.

hükema-i meşaiyyun / hükemâ-i meşaiyyun

  • Aristo felsefesi yolunda olan ve derslerini gezerek veren meşaiyyun filozofları.

hükema-yı dalle / hükemâ-yı dâlle

  • Hak yoldan sapmış felsefeciler.

hükema-yı felasife / hükemâ-yı felâsife

  • Felsefe bilginleri, düşünürleri; filozoflar.

hümanizm

  • Lât. Edb: İslâmiyete mugayir ve aykırı eski Yunan ve Lâtin edebiyatı ve felsefesi taraftarlığı hareketi.
  • Fls: İnsan menfaatını hayatta değer ölçüsü kabul eden ve dine tâbi olmayan, insana aşırı hâkimiyet tanımak isteyen ve maddeperest, dinsiz, imansız bir cereyan, bir fikir ve bâtıl
  • İnsancılık iddiasıyla insanı tanrılaştıran sapık bir felsefe.

idealist

  • İdeal ve mefkûre sahibi. (Fransızca)
  • İdealizm felsefesine bağlı kimse. (Fransızca)

idealizm

  • Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve eşyanın müstakil mevcudiyetlerini inkâr edip fikren mevcudiyetlerini kabul eden yanlış bir felsefe doktrini. (Fransızca)

ihvan-üs-safa / ihvân-üs-safâ

  • On birinci asrın ikinci yarısında Basra'da ortaya çıkan; "İslâmiyete birçok vehimler karışmış, onu bu vehimlerden temizlemek ancak felsefe ile mümkündür. İslâm dînini felsefe vâsıtasıyla saf hâle getirmelidir" diyen sapık ve gizli bir cemiyet, ekol.

ilm-i felsefe

  • Felsefe ilmi.

ilm-i hikmet

  • Düşünce bilgisi, felsefe.

ilm-i usul ve hikmet

  • Felsefe ve metodoloji ilmi.

imam-ı gazali / imam-ı gazalî

  • Ahirete irtihâli Hi: 505 dir. "Hüccet-ül İslâm İmam-ı Muhammed Gazalî" diye anılır. O zamanın felsefesinin bâtıl akidelerini red ve cerh ederek Kur'anın eşsizliğini ve hakkaniyet ve mu'cizeliğini isbat etmiş pek çok eserler vermiştir. (K.S.)

inadiyye

  • Eşyanın hakikatini inkâr etme felsefesine bağlılık.

isbatiyecilik

  • Bu felsefe nazariyesine göre, isbat yolu ile yakîn, şüphesiz bilginin elde edilebilmesi, tecrübelerle müşahadelerle ve vakıalara istinaden mümkün olacağı iddia edilir. İsbat şeklini ve sahasını daraltıp sadece maddiyata münhasır kılan bu anlayış yalnız maddiyata ait mes'eleler için doğrudur.

işraki / işrakî

  • Bâtıl İşrakiye felsefesine mensub. İşrakiyyunun dalâletten ve şirkten ibaret bâtıl ve hurafe fikirleri.

işrakiyun / işrâkiyun

  • Bilginin kaynağının mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan İslâm felsefecileri.

işrakiyye / işrâkiyye

  • Batıl bir felsefe.

işrakiyyun

  • İşrakiyye felsefesi ile iştigal eden ve ehl-i şirk olan feylesoflar.

kelbiyyun / kelbiyyûn

  • Dünyadan el çekmeyi ilke edinen felsefeciler.

laedri / lâedrî

  • Kendi varlığından bile şüphe eden felsefeci.

laedriyye / lâedriyye

  • Şüphecilerle alakalı. Şüphecilik üzerine kurulu felsefe ekolü.

ma-ba'dettabia

  • (Mâba'de-t tabia) Metafizik. Beş duygu ile bilinmeyen varlıklar hakkında fikrî araştırma yapan felsefe kolu. Bu felsefe ile alâkalı olan.

maddi felsefe / maddî felsefe

  • Aklı esas alıp herşeyi maddî ölçülere göre değerlendiren düşünce sistemi; materyalist felsefe.

maddiyyun

  • Maddeciler, mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.

maddiyyunluk

  • Maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.

materyalizm

  • Maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.
  • Allahü teâlâyı inkâr ve maddeyi her şeyin esâsı kabûl eden görüş, düşünce; toplum hayâtını ve fertler arasındaki münâsebetleri ve davranışları belirleyen tek faktörün madde olduğunu savunan felsefe akımı; maddecilik.

medine-i fazıla-i hayaliye / medîne-i fâzıla-i hayaliye

  • Hayalî fazilet şehri; Eflâtun'un felsefesinde hayal ettiği fazilet şehri.

medine-i fazilet-i eflatuniye / medine-i fazilet-i eflâtuniye

  • Eflâtun'un faziletli şehri; Eflâtun'un felsefesinde tarif ettiği, ancak hayalde mümkün olabilen fazilet şehri.

mêmun / mêmûn

  • Felsefe kitaplarını tercüme ettirmesiyle meşhur bir halife.

mesail-i felsefiye / mesâil-i felsefiye

  • Felsefe meseleleri.

meşaiyyun / meşâiyyun

  • Sadece akla güvenen Aristo geleneğini izleyen felsefeciler.

meslek-i felsefe

  • Felsefe mesleği, yolu.

meşşaiyyun / meşşâiyyun

  • Yürüyenler; Aristo'nun derslerini yürüyerek vermesine atfen İslâm dünyasında Aristocu felsefeye verilen isim.
  • Akla güvenip peygambere inanmayan felsefeciler.

mutasavvıfa-i mütefelsife

  • Felsefeyle ilgilenen ve etkisinde kalan tasavvufçular.

mütefelsif / مُتَفَلْسِفْ

  • (Mütefelsef) Filozoflaşmış. Felsefe ile aklını karıştırmış.
  • Felsefe ile uğraşmış olan, filozoflaşmış.
  • Filozoflaşmış, felsefe ile fikri bulanmış.
  • Felsefe yapan.

paskal

  • Hristiyanlıkta dindarlığı ile beraber fizik, edebiyat, hesap, hendese ve felsefede (Milâdi 17. asırda) büyük bir âlim olarak tanınmıştır. (Fransızca)

pozitivizm

  • Fls: Hakikatın yalnız tecrübe ve müşahede ile vakıalara istinaden tam olarak bilineceği iddiasında olan felsefe sistemi. (Fransızca)
  • Gerçeğe erişmek için sadece deneye güvenen sapık felsefe.

rasyonalizm

  • Aklı tek ölçü kabul eden sapkın felsefe.

realizm

  • Gerçekçilik felsefesi.

septisizm

  • Fls: Müsbet veya menfi hiçbir kat'i hükme varamıyan ve dâim şüphe içinde olmayı kabul eden sapık felsefe sistemi. Şüphecilik. (Fransızca)
  • Şüphecilik felsefesi, kararsızlık.

silsile-i felsefe

  • Felsefe zinciri.

silsile-i felsefe ve hikmet

  • Hikmet ve felsefe zinciri.

sofestai / sofestâî / سُوفَسْطَائ۪ي

  • Olumlu veya olumsuz hiçbir hükme varmayan kuşkucu felsefeci.
  • Varlıkları inkâr eden felsefeci.

sofizm

  • Hakikatı tanımayan şüpheci filozofların felsefesi.

ta'til

  • Çalışmağa ara vermek. Çalışmayı durdurmak. İzine başlamak.
  • Kesmek.
  • Muattal bırakmak.
  • Ziynetsiz etmek, süssüz yapmak.
  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tabii felsefe / tabiî felsefe

  • Tabiatçı, materyalist felsefe; herşeyin tabiatın tesiriyle olduğunu savunan felsefî görüş.

tatil

  • Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tefelsüf / تفلسف

  • Filozoflaşma, felsefe yapma.
  • Felsefe yapma. (Arapça)

teşrihat-ı hikemiye

  • Hikmet ve felsefe nazarıyla yapılan araştırma, açıklama.

tetkikat-ı felsefe

  • Felsefenin inceleme ve araştırmaları.

tilmiz-i avrupa

  • Avrupa öğrencisi; Batı felsefesinden ders alan, hayata bu gözle bakan öğrenci.

ukul-ü aşere / ukûl-ü aşere

  • Bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl; birincisi Allah'ın yarattığı akıl, diğerleri de ondan türemiş akıllar.
  • Bazı eski felsefecilere göre kâinatı idare eden on akıl (Onlara göre birinci akıl Allah'ın yarattığı akıldır, diğerleri ise, her biri, sırasıyla bir sonrasını türetmiştir.).

yeni hikmet

  • Yeni felsefe, çağdaş bilim.

yoga

  • Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.

zındıka-i felsefe

  • Felsefe dinsizliği, felsefeden gelen inkârcılık.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın