LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te faydasız ifadesini içeren 62 kelime bulundu...

abes / عَبَثْ

  • Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel. Lüzumsuz ve gayesiz iş. Tesadüfi.
  • Boş, faydasız şey.
  • Faydasız.

abesiyat

  • (Tekili: Abes) Faydasız ve boş şeyler.

abesiyet / عَبَثِيَتْ

  • Faydasızlık ve gayesizlik.
  • Faydasızlık.

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

adem-i abesiyyet

  • Abes olmayış. Faydasız ve boş olmamak.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel.

bad-ı heva / bâd-ı hevâ

  • Boşu boşuna, faydasız.

battal

  • Boş. Hükümsüz.
  • İşsiz.
  • Metrûk. Kullanılmaz. olan.
  • Bâtıl. Mensuh ve mefsuh.
  • Faydasız.
  • Pek büyük. Hantal.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

belma

  • Faydasız, faydası olmayan. İri ve kaba şey. (Farsça)

berhava

  • (Berhevâ) Boş, faydasız. (Farsça)
  • Havaya uçurulmuş. Havaya gitmiş. (Farsça)

beyhude / beyhûde

  • Boşuna, faydasız.
  • Boşuna. Boş yere. Faydasız. (Farsça)
  • Boşuna, faydasız.

bi-hasıl / bî-hasıl

  • Ebedî, sonsuz, nihayetsiz, bâki. (Farsça)
  • Verimsiz, faydasız. (Farsça)

bi-sud / bî-sud

  • Faydasız, boş, neticesiz. (Farsça)

bi-tail / bî-tail

  • Menfaatsiz, faydasız. İşe yaramaz, boşuna. (Farsça)

bisud / bîsud

  • Faydasız, boş, neticesiz.

biza'

  • Birisine kaba muamelede bulunma.
  • Faydasız, boş yaramaz söz.

car

  • Faydasız bağırıp çağırmayı ve gevezeliği ifade eder ve ekseriya mükerrer kullanılır.

cüfaen

  • Beyhude, boşuboşuna, faydasız yere.

delh

  • Heder olmak, boşa ve faydasız olarak gitmek.

faidesiz

  • Faydasız.

fuzulat / fuzulât

  • Faydasız şeyler.

füzulat / füzûlât

  • Gereksiz ve faydasız şeyler.

gasase

  • (Gasis-Gususe) Davarın zayıf olması.
  • Sözün boş ve faydasız olması.
  • Yaradan irinin akması.

gayr-ı müsmir

  • Verimsiz, faydasız, meyvesiz.

gayr-ı nafi / gayr-ı nâfi

  • Faydasız.

gayret-i batıla / gayret-i bâtıla

  • Faydasız ve boşu boşuna uğraşma.

hansir

  • (Çoğulu: Hanâsir) Yaramaz, boş, faydasız.
  • Bir yerden taşınan veya göçen kimseler, eşya ve elbiselerini yükletip gittiklerinde yerde kalan kıymetsiz şeyler.

heba / hebâ

  • İnce toz.
  • Boş. Beyhude. Nâfile. Faydasız. İsraf. Ziyan.
  • Aklı az olan.
  • Faydasız, boş.

hebaen mensura

  • Boşuna olarak. Faydasız yere dağılmış.

heder

  • Boşa gitme. Yok yere faydasız giden.
  • Ölüme giden.
  • Boş yere, faydasız.

heder etmek

  • Boş yere faydasız olarak kullanmak.

heva ve heves / hevâ ve heves

  • Nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular, hisler.

hikmetsiz

  • Gayesiz, faydasız.

hikmetsiz hikmet

  • Faydasız, gayesiz ilim; felsefe.

hikmetsizlik

  • Anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık.

hınziyan

  • Faydasız ve mânasız sözler konuşan.

hitr

  • Faydasız ve mânâsız söz, boş lâf, yalan.

huşare

  • Bir yere giderken bırakılan faydasız şeyler.
  • Her şeyin kötüsü.

inad-ı mecazi / inad-ı mecazî

  • Gerçek hedefine yöneltilmeyen gereksiz ve faydasız inat.

isnad-ı abesiyet

  • Faydasızlık, anlamsızlık isnad etme.

lagv

  • Faydasız çirkin söz.
  • Köpeğin ürkmesi.
  • Deve avazı.
  • Rağbet olunmayan nesne.
  • Hükümsüz.
  • Kaldırmak.
  • Hata etmek.
  • İbtâl etmek.

lağv / lâğv

  • Faydasız, boş şey.
  • İptal etmek.
  • Hata etmek.
  • Hükümsüz kılmak.
  • Faydasız, boş.

laha

  • Boş ve faydasız sözler konuşmak.
  • Ekmeği ıslatıp yemek.
  • Gıda.
  • Aldatıp kandırmak.
  • Karnın sarkık ve sülpük olması.

laklakıyyat

  • (Tekili: Laklaka) Faydasız, boş lâkırdılar; mânâsız sözler.

latail / lâtail

  • Boş, faydasız, abes, mânâsız.

levs-i fani / levs-i fâni

  • Gelip geçici murdarlık, pislik. Dünyanın fâni, faydasız eğlenceleri.

magrur

  • (Mağrur) Gururlu. Boş bir şeye güvenen. Fâni ve faydasız şeylere güvenip kendini aldatan. Mütekebbir. Kibirli kimse. Müteazzım.

malaya'ni

  • (Mâlâyâni) Mânasız, faydasız, boş söz.

malaya'niyyat / mâlâya'niyyât

  • Faydasız boş sözler, boş konuşmalar, faydasızlık.

malayani / mâlâyanî / mâlâyâni

  • Faydasız, boş, saçma.
  • Anlamsız, faydasız.

malayaniyat / mâlâyanîyât

  • Faydasız şeyler.

maslahatsız

  • Faydasız, gayesiz.

menfaatsiz

  • Faydasız.

mübtil

  • İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici. Faydasız hale getiren.
  • Hakkı bâtıl gören.

na-fercam

  • Asıl ve esastan âri olan, akibetsiz olan. Faydasız. (Farsça)

puç

  • Kaba, çirkin. (Farsça)
  • Boş ve faydasız şey. (Farsça)
  • İçi boş. (Farsça)

rezayil

  • (Tekili: Rezile) Çörçöp.
  • Faydasız ve asılsız nesne.

talih

  • Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')

vahiyat / vahiyât

  • (Tekili: Vâhiye) Mânasız, faydasız ve ehemmiyetsiz şeyler.

varakkerdan

  • Boş ve faydasız işlerle uğraşan kimse. (Farsça)

zevaid

  • (Tekili: Zâide) Fazlalıklar, fazla şeyler. Faydasız şeyler.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR