LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te faydalı ifadesini içeren 102 kelime bulundu...

a'ved

  • Ençok faydalı.

ahiret alimi / âhiret âlimi

  • Dünyâlığa, mala, mevkiye kıymet vermeyen, ilim ile dünyâlık elde etmeye çalışmayan, âhireti dünyâya tercih eden, ilmiyle amel eden, işi sözüne uyan, ibâdet ve tâate teşvik eden, ilmi âhiretine faydalı olan tevâzu sâhibi âlim.

akıl / âkıl

  • Akıllı kimse; iyi ve kötüyü, faydalı ve zararlıyı birbirinden ayırabilen kimse.

akıl-baliğ / âkıl-bâliğ

  • Faydalı ve zararlı olanı birbirinden ayırabilen ve evlenme çağına gelip gusül abdesti almaya başlayan akıllı kimse.

akl

  • İdrâk kuvveti, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet.

amel-i salih / amel-i sâlih

  • Dince makbul olan iyi, güzel ve faydalı iş.

bar-ver

  • Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. (Farsça)
  • Mc: Faydalı, faydayı mucib, iyi netice veren. Yararlı. (Farsça)

beladet / belâdet

  • İyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayıramama; ahmaklık.

berumend / berûmend

  • Faydalı, verimli. (Farsça)
  • Ter ü taze. (Farsça)
  • Nasibli, hisseli. (Farsça)

berumendi / berûmendî

  • Faydalı, menfaatli olma. (Farsça)

bi'at / bî'at

  • Sözleşme, söz verme, teslimiyet.
  • Devlet başkanı durumunda olan kimseye, senin başkanlığını, idâreciliğini kabûl ettim, iyi ve faydalı her sözüne itâat edeceğim, şeklinde söz vermek, bağlılığını bildirmek.

bid'at-ı hasene

  • Resûlullah'ın ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler.

celb-i nef'

  • Faydalı olanları yapma, yararlı olanı elde etmeye çalışma.

cevahir

  • (Tekili: Cevher) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar.
  • Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar.

dürus-i nafia / dürus-i nâfia

  • Faydalı olan dersler.

enfa / enfâ

  • Daha faydalı.

enfa' / اَنْفَعْ

  • Daha nâfi. Daha menfaatli. Pek faydalı.
  • Daha faydalı.

eşfa

  • Hastalığı def'e çok faydalı, şifa-bahş olan.

faide-bahş / fâide-bahş

  • Fayda veren, faydalı.

faidebahş / fâidebahş / فائده بخش

  • Yararlı, faydalı. (Arapça - Farsça)

faideli / fâideli

  • Faydalı, yararlı.

feth

  • Açma, başlama.
  • Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret.
  • Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle g

fevaid / fevâid

  • (Tekili: Fayda) Faydalar. Faydalı şeyler.

fünun-u nafia / fünun-u nâfia

  • Faydalı ilimler.

fursat

  • Müsait an, elverişli durum, uygun zaman, elden kaçırılmayacak faydalı hâl veya vakit. Nöbet.

gays-ı nafi' / gays-ı nâfi'

  • Faydalı yağmur.

hadim / hâdim

  • (Hidmet. den) (Çoğulu: Huddâm) Hademe, hizmetçi, hizmet eden, işe yarayan.
  • İmân ve İslâmiye'te ve millete faydalı olmağa çalışan.
  • Erkekliği yok edilmiş olanlar. Bunlardan saraylarla büyük kişilerin konaklarında çalışanlara Hadim ağası denilirdi. Osmanlı İmparatorluğunda bunla

hakim-i bimisal / hâkim-i bîmisâl

  • Hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve yerli yerinde yaratan ve eşi, benzeri olmayan Allah.

hakim-i kerim / hakîm-i kerîm

  • Herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah.

hakim-i mutlak / hâkim-i mutlak

  • Herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah.

hakimiyet / hâkimiyet

  • Hikmetlilik; Allah'ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı ve tecellîsi.

halık-ı hakim-i alim / hâlık-ı hakîm-i alîm

  • Her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan ve yarattığı herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah.

hallak-ı hakim / hallâk-ı hakîm

  • Herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Yaratıcı.

hayır

  • İyilik, faydalı ve sevaplı amel.

hayr

  • Meşru iş. Faydalı, nurlu ve sevablı amel. Halkın rağbet ettiği akıl, ilim. İbadet, adalet, ihsan, mal gibi nimet.
  • İyilik. Dînin ve aklın beğendiği, güzel ve faydalı gördüğü şey.
  • İyi, faydalı, hayırlı.

heni / henî

  • Hazmı kolay olan, faydalı ve sıhhate uygun.

hikmet

  • İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor)
  • Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye.
  • Ahlâka ve hakikata faydalı
  • Herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması.
  • Nübüvvet (peygamberlik).
  • Faydalı ilim.
  • Edeb, ahlâk ve nasîhat ile ilgili güzel sözler.
  • Gizli sebep, fâide.
  • Fıkıh ilmi, helâl ve harâmı bildiren din ilmi.
  • İlm-i Ledünnî, mânevî ilim.
  • Peygamber efendimizin sünneti.
  • Gaye, felsefe, gizli sebep, faydalı söz, bilgi.

hikmet-i alem / hikmet-i âlem

  • Âlemin hikmeti, herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması.

hikmet-i ebediye

  • Allah'ın sonsuz hikmeti; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i ilahi / hikmet-i ilâhî

  • Allah'ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i ilahiye / hikmet-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması.

hikmet-i kainat / hikmet-i kâinat

  • Kâinatın yaratılmasındaki hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması.

hikmet-i rabbani / hikmet-i rabbânî

  • Kâinatın Rabbi olan Allah tarafından herşeyin belirli gayelere yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması.

hikmettar

  • Herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapan.

ilm-i nafi / ilm-i nâfi

  • Faydalı ilim.

irca'

  • Geri çevirmek, geri döndürmek.
  • Alışverişi faydalı kılmak.
  • Musibet vaktinde Allah'a sığındığını âyet okuyarak ifade etmek.

ism-i hakim / ism-i hakîm

  • Her şeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan mânâsında Allah'ın Hakîm ismi.

kerim

  • Her şeyin iyisi, faydalısı. Kerem ile muttasıf olan, ihsan ve inayet sâhibi. Şerefli ve izzetli. Muhterem, cömert, müsamahakâr. (Kur'an-ı Kerim tâbirindeki kerim; muazzez, mükerrem mânâsınadır. Kur'an-ı Kerim'de bu kelime 27 defa geçer ve ancak iki defa Cenab-ı Hak hakkında kullanılmıştır.)

levha-i hikmet

  • Faydalı bilgi tablosu.

maslahat-ı hayat-ı içtimaiye

  • Sosyal hayata faydalı şey.

maslahat-ı ihtiyac-ı beşeriye

  • İnsanın ihtiyaçlarına faydalı olan şey.

maslahatdar / maslahatdâr

  • Faydalı.

maslahatkar / maslahatkâr

  • Faydalı.

maslahatkarane / maslahatkârâne

  • Faydalı biçimde.
  • Faydalı ve yararlı bir şekilde.

maslahattar

  • Maslahatlı, faydalı.

menfaat-i hayatiye

  • Hayata faydalı şeyler.

menfaatbahş

  • Faydalı, yararlı. Menfaat ve fayda veren. (Farsça)

menfaatli

  • Yararlı, faydalı.

menfaattar

  • Faydalı, yararlı.

mesalih-i beden / mesâlih-i beden

  • Bedene gerekli ve faydalı işler.

mesalih-i hayatiye / mesâlih-i hayatiye

  • Hayat için faydalı şeyler.

mevadd-ı nafia / mevadd-ı nâfia

  • Faydalı maddeler.

misvak

  • Kullanılması pek çok faydalı olan ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ehemmiyetle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini de gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça.

müfid / müfîd

  • Faydalı, yararlı.
  • İfadeli, faydalı.
  • İfâde eden, meramı güzel anlatan.
  • Mânalı, mânidâr.
  • Faydalı, faydayı mucib olan.
  • Mütâlâsından istifade olunan.

mugaddi / mugaddî

  • (Mugazzi) Gıdalı, besleyici, gıdası çok, faydalı.

muhassenat

  • (Tekili: Muhassene) Üstünlük sebepleri.
  • Güzel, hayırlı ve faydalı işler.

muhazarat / muhazarât

  • (Tekili: Muhazara) Akılda tutulan faydalı bilgiler veya hikâyeler.

mümeyyiz

  • Akıllı; faydalı ve zararlıyı birbirinden ayırabilen.

münib

  • Hakk'a yönelen, günahları terk ile hakka dönen. Pişman olup dönen.
  • Kâinattan yüzünü çevirip Bâki-yi Hakiki'ye yönelen.
  • Güzel yağan faydalı yağmur.
  • Bereketli ve verimli bahar.

müntic

  • Netice veren, faydalı.

mürüvvet

  • İnsanlık, yiğitlik. Muhtâc olanlara, lâzım olan şeyleri vermek, başkalarına faydalı olmak, iyilik yapmak arzusu, insanlık. Adâleti yerine getirme ve hiç kimseden intikam almayı istememe.

müsamaha / müsâmaha

  • Hoş görü, başkasının kabahatini görmeme.
  • Terk edilmesi gerekmeyen şeyleri başkasına faydalı olmak için terk etmek.

müsmir

  • Hayır veren, meyve veren, faydalı netice veren.

nafi / nâfi / nâfî

  • Faydalı, şifalı.
  • Esma-ı hüsnadan bir ad.
  • Faydalı.

nafi' / nâfi' / نَافِعْ

  • Menfaatli. Faydalı. Yarar. Şifalı.
  • Esma-i Hüsnâdan bir isim.
  • Faydalı.

nafia / nâfia

  • İnşaat işleri.
  • Faydalı işler. Menfaatli olanlar.
  • Faydalı olan.

nefean

  • Faydalı olarak.

nefean li-l-umum

  • Herkes için faydalı oluş.

ni'met

  • (Nimet) İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet.
  • Giyecek şeyler.
  • Yiyecek faydalı şey, rızık.

peygamber

  • (Peyamber) Allah'tan haber getiren. Allah'ı, âhireti, zararlı ve faydalı şeyleri tanıtan. Nebi. (Farsça)

rabb-i hakim / rabb-i hakîm

  • Herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve herbir varlığın her türlü ihtiyacını karşılayıp idare eden Allah.

rabih

  • (Ribh. den) Kârlı, kazançlı, faydalı.

riyazat

  • (Tekili: Riyazet) Nefsi terbiye maksadıyla az gıda ile geçinmek, nefsini hevesattan men' ile faydalı fikir ve işle meşgul olmak.

riyazet

  • Nefsi kırma. Fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak.
  • Bir hastalıktan dolayı veya nefsini terbiye maksadıyla çok yemek ve içmeyi terkederek faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmak. Az gıda ile yaşamak.
  • İdman.

salih amel / sâlih amel

  • Faydalı, yararlı iş; dinin emir ve yasaklarına uygun davranış.

sohbet-i ihvan

  • Din kardeşleri ile faydalı hakikatlar üzerine sohbet etmek.Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: Üç şey müstesna, dünyada rahat yoktur:1- Tilâvet-i Kur'an2- Münacat-ı Rahman3- Sohbet-i İhvan.

sudmend

  • Kazançlı, faydalı, kârlı. (Farsça)

sünnet-i hasene

  • İlk asırda (Resûlullah efendimiz ve O'nun arkadaşları olan Eshâb-ı kirâm zamânında) asılları îtibâriyle bulunan, sonraları daha da geliştirilen, minâre, mektep yapmak ve kitâb yazmak gibi, İslâm'ın izin verdiği, hattâ emrettiği güzel ve faydalı işler.

ta'bir

  • (Tâbir) İfade, anlatma. Söz. Mânası olan söz. Deyim.
  • Terim.
  • Rüya yorma. (Ubur. dan) Herhangi bir şeyden ve hâdiseden, başka bir hak ve faydalı mânaya geçmek, intikal etmek ve ibretlendirmek ve ders almak.

tariz / târiz

  • Dokundurma, iğneleme; sözde bir yönü göstererek başka bir yönü kastetme sanatı, meselâ; insanlara zarar veren kimseye "İnsanların en hayırlısı onlara faydalı olandır." diyerek o kimsenin hayırlı biri olmadığını söylemek gibi.

teenni-i hikmet

  • Hikmetin yavaş yavaş ve akıllıca gibi, en faydalı şekilde zuhuru.

tefviz / tefvîz

  • Ismarlama, havâle etme.
  • Bir işi sebeblere yapıştıktan sonra Allahü teâlâya havâle etmek, helâl ve faydalı şeyleri kazanmaya çalışıp da, bunlara kavuşmayı Allahü teâlâdan beklemek.
  • Kadına kendini boşama hakkı vermek. Yâni kendini sen boşa demek. Buna Temlîk de denir.

terk-i dünya / terk-i dünyâ

  • Dünyâyı terk etmek.
  • Mübah (dinde izin verilen) şeylerin hepsini terk edip, yalnız, yaşamak için ve dînini korumak için zarûrî, lâzım olan mübahları kullanmak, yâni mübahların zarûret miktârından fazlasını terk etmek. Böyle terk-i dünyâ çok kıymetli ve faydalı ise de çok güçtür.
  • Haram

tiryak-ı nafi / tiryak-ı nâfi

  • Faydalı, tedavi edici ilaç.

tiryaki / tiryakî

  • Şifalı, faydalı, tedavi eden.

umur-u nafia / umur-u nâfia

  • Faydalı işler.

usare

  • Vücud bezlerinden akan faydalı su. Sıkılmış şeylerden çıkan su. Öz su.

uzv-u nafi / uzv-u nâfi

  • Faydalı uzuv, organ.

uzv-u nafi' / uzv-u nâfi' / عُضْوِ نَافِعْ

  • Faydalı uzuv.

vahim

  • Ağır.
  • Sonu tehlikeli. Çok korkulu.
  • Hazmı güç olan. Zararlı veya faydalı olmayan yemek.

ya hakim / yâ hakîm

  • Ey herşeyi belirli maksat ve gayelere uygun olarak faydalı ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah.

zat-ı hakim / zât-ı hakîm

  • Herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Zât, Allah.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR