LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te evlenme ifadesini içeren 94 kelime bulundu...

adet görme / âdet görme

  • Aybaşı hâli. Kadınlardan ve ergenlik, evlenme çağına gelmiş olan kızlardan her ay belli günlerde kan gelmesi hâli.

ahval-i şahsiye

  • Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)

akıl-baliğ / âkıl-bâliğ

  • Faydalı ve zararlı olanı birbirinden ayırabilen ve evlenme çağına gelip gusül abdesti almaya başlayan akıllı kimse.

akl-ı meaş / akl-ı meâş

  • Yemek, içmek, evlenmek, helâl, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin râhatını ve nefsin menfaatini düşünüp, âhireti düşünmeyen akıl; akl-ı meâdın zıddı.

ashar

  • (Tekili: Sıhr) Evlenme neticesinde akraba olan erkekler. (Kayınbiraderler, kayınpederler, güveyler.)

azeb

  • Bekâr. Mücerred. Evlenmemiş. Zevcesi olmayan.

bakire / bâkire

  • Evlenmemiş kadın.

bekar / bekâr

  • Hiç evlenmemiş, zevcesi olmayan adam.
  • Taşralı olup, büyük bir şehirde bir işle meşgul olarak, ailesiz yaşayan adam.
  • Evlenmemiş erkek.

boşanmak

  • Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak. (Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse (Türkçe)

cin

  • Ateşin alev kısmından yaratılan, her şekle girebilen; evlenme, yeme-içme, çoğalmaları bulunan ve gözle görülmeyen varlıklar. Fârisî dilinde cine peri denir.

dıram

  • Ateşin alevlenmesi.
  • Ateşin alevi.
  • Odun parçası, tahta parçası (tezcek ateş tutuşup alevlenir.)

dırr

  • Avret üzerine avret almak, evli iken bir daha evlenmek.

hali / halî

  • Gamsız, kedersiz, gailesiz, dertsiz.
  • Evlenmemiş erkek, bekâr adam.

haliyyat

  • (Tekili: Haliye) Bekâr kadınlar, evlenmemiş kızlar.

haliyye

  • Bağından boşanmış deve.
  • Yabancı bir yavru emziren deve.
  • Büyük gemi.
  • Arı kovanı.
  • Ahlâktan kinâyedir.
  • (Çoğulu: Haliyyât) Bekâr kadın, evlenmemiş kız.

haniye

  • Şarap.
  • Erkeği öldükten sonra evlenmeyip, çocuğuna bakan kadın.

harid

  • (Çoğulu: Harâid) Kız, evlenmemiş kız.
  • Delinmemiş inci.

hısım

  • Soyca ve evlenme neticesinde aralarında bağ bulunanların beheri. Akraba.

hıtbe

  • Huk: Bir kadının nikâhına talib olmaktır. Evlenmeyi taleb eden erkeğe: "hâtıb", evlenmesi taleb edilen kadına da "mahtube" denir.

hürmet-i müsahere

  • Sıhriyyet sebebi ile hâsıl olan haramlık. Yâni evlenmek sebebi ile meydana gelen akrabalık dolayısıyle hâsıl olan haramlıktır. Bu sıhriyyetin haramlık meydana getirmesi, ister meşru' nikâhla olsun, ister gayr-ı meşru' olsun "hürmet-i müsahere" meydana gelir.Meselâ: Hanefi mezhebinde, bir kimse kendi

hutun

  • (Hutunet) Evlenme, tezevvüc, teehhül.
  • Damatlık, damat olma.

ıdrar

  • Zarar vermek.
  • Avret üstüne avret almak, evli iken bir daha evlenmek.

iltihab / iltihâb / التهاب

  • Alevlenmek. Yanmak.
  • Tıb: Bir uzuvda olan hararet, yanma. Cerahat toplanıp yaranın hararetlenmesi.
  • Alevlenme, tutuşma.
  • Alevlenme. (Arapça)
  • Yangı. (Arapça)

iltihab-ı ezhan / iltihâb-ı ezhân

  • Zihinlerin uyanıp alevlenmesi, tutuşması.

iltihabat

  • (Tekili: İltihab) İltihablar, alevlenmeler.

iltiya'

  • Heyecanlanmak, iç alevlenmesi.
  • İç sıkıntısı çekme, dertlenme.

ınas

  • Kızın büluğ çağına vardıktan sonra evlerinde evlenmeden çok durması.

inşial

  • Alevlenme, şulelenme.

iştial / iştiâl / اشتعال

  • Tutuşma. Parlama. Alevlenme.
  • Mc: Şiddetlenme.
  • Alevlenme, tutuşma.
  • Alevlenme.
  • Alevlenme, yalazlanma, parlama, tutuşma. (Arapça)

iştialat / iştialât

  • (Tekili: İştial) Parlamalar, alevlenmeler, yanmalar, tutuşmalar.
  • Mc: Şiddetlenmeler.

izdivac / izdivâc

  • Çift olmak, birbirine eş olmak. Meşru nikâhla evlenmek.
  • Evlenme.
  • Evlenme.

ıztıram

  • Saç ve sakala kır düşme.
  • Alevlenme.

kadı

  • Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

keşiş

  • Karabaş, evlenmez rahip, manastır rahibi.

kılavuz

  • Yol gösteren, rehber.
  • Vapurlara yol gösteren.
  • Bazı hayvan katarlarının önüne düşüp, onları sevkeden hayvan.
  • Eskiden evlenme işlerine vasıtalık eden kadınlar.
  • Düşman hakkında mâlumât edinmek için ordu hizmetinde kullanılan kişiler.
  • Okçuluk müsabakaların

kürsüf

  • Evlenmemiş (bâkire) kızların yalnız hayz zamânında, evli veya dul kadınların ise her zaman, edep yerine koydukları ve koku sürdükleri bez veya saf nebâtî pamuk.

leheb

  • Ateşin alevlenmesi. Ateş alevi. Havaya yükselen toz.

leheban

  • Ateşin alevlenmesi.

lühab

  • Ateş alevlenmek.
  • Işıklanmak, şule vermek.
  • Ateşi yakıp tutuşturmak.

mahrem

  • Dînen evlenilmesi ebedî haram (yasak) olan, soy, süt veya evlenme sebebiyle nikâhı haram olan kimse.
  • Gizli, herkese söylenmeyen.

mahtube

  • Evlenmek için istenilen kadın.

mehr

  • Aşk, şefkat, muhabbet.
  • Güneş.
  • Huk: Mihr. Evlenme muamelesinde erkek tarafından kadına verilen nikâh bedeli.
  • Mehir, erkeğin kadına verdiği evlenme bedeli.

mısyaf

  • Yaz günlerinde çok yağmur yağan yer.
  • Sakalı ağarmayınca evlenmeyen erkek.

mübagat

  • Kanunsuz evlenme.

mücerred

  • (Çoğulu: Mücerredât) Yalnız, tek.
  • Hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan. Tek başına.
  • Çıplak, soyulmuş.
  • Tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr.
  • Edb: Kur'ân yazısında noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume. Bu şekil yazıya mahzuf veya mühmel de denir.

mücerred kalma

  • Evlenmeme, bekâr kalma.

mükellef

  • Bir şeyi yapmaya ve yerine getirmeye mecbûr olan; Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mes'ûl (sorumlu) olan; îmânı olan, âkil (akıllı) ve bâliğ (evlenme yaşına, ergenlik çağına ulaşmış) olan kimse.

münakehat / münâkehât

  • Fıkıh ilminin dört büyük kısmından biri. Evlenme, boşanma, nafaka gibi hususlar.

müşagare

  • Mehir alıp vermemek için, iki kişi birbirlerinin yakınlarından birer kadınla evlenme.

musahere

  • (Sıhr. dan) Evlenme ile meydana gelen akrabalık.

müteazzib

  • Bekâr kalan, evlenmeyen.

müteazzibane / müteazzibâne

  • Bekâr kalana evlenmeyene yakışır surette. (Farsça)

müteazzibin / müteazzibîn

  • (Tekili: Müteazzib) Evlenmeyenler, bekâr kimseler.

müzavece

  • (Zevc. den) Çift olmak.
  • Evlenme.

na-mahrem

  • Aralarında evlenmeğe mâni olacak kadar yakınlık bulunmayan. Şer'an evlenmeğe mâni akrabalığı olmayan erkek veya kadın. (Farsça)
  • Yabancı. (Farsça)

namahrem / nâmahrem

  • Aralarında dinen evlenmeye engel bulunmayan erkek ve kadınlar.

nekh

  • (Nikâh) (Çoğulu: Enkihe) Tezevvüc, evlenme, cimâ etme.
  • Akit.

nikah / nikâh

  • Evlenme. Şeriata uygun şekilde evlenme.
  • Resmi evlenme muâmelesi.
  • İman ve Kur'ân esaslarına uygun evlenme.
  • Meşru evlenme.

nikah-ı dahili / nikâh-ı dâhilî

  • İçerden evlenme, akrabadan kız alma.

nikah-ı harici / nikâh-ı hâricî

  • Dışardan evlenme, akraba hâricinden kız alma.

nişan

  • İz. Nişan. Alâmet. İşaret. (Farsça)
  • Yara izi. (Farsça)
  • Hedef, vurulması istenen nokta. (Farsça)
  • Hâtıra için dikilen taş. (Farsça)
  • Taltif için verilen madalya. (Farsça)
  • Evlenmeden önceki anlaşma ve karar işareti veya merasim. (Farsça)
  • Tuğra. (Farsça)
  • Ferman. (Farsça)

rabia-i adeviye

  • (Hi: 95 - 185) Basra'lı bir hatun. Bütün hayatını dine hizmet için vakfetmiş, zengin kimseler evlenmek teklifinde bulundukları halde; "Allah'ı anmaktan, dine hizmetten beni alıkor" fikri ile reddetmiş, fakirliği ve istiğnayı kabul edip dine hizmetten vaz geçmemiştir. Talebe okutmuş meşhur bir veliye

rahib / râhib

  • Hiç evlenmeyen, bekâr ve yalnız yaşayan, yalnız ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vazîfeli olan hıristiyan din adamı.

rahibe / râhibe

  • Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl olan görevli kadın.

ruhban / ruhbân

  • Evlenmeden bekâr yaşamayı tercih eden, dünyâdan yüz çevirip, insanlardan uzak yaşayan kimseler, râhibler. Hıristiyanlıkta sâdece ibâdetle meşgûl olan din adamları sınıfına verilen ad. Hıristiyan din adamları evlenmedikleri ve insanlardan uzak yaşadık ları için bu ad verilmiştir.

ruhbaniyet / ruhbâniyet / رُهْبَانِيَتْ

  • Hristiyanlıkta dünyayı terk eden bir din adamı olarak evlenmeyerek yaşama.

sa'r

  • Ateşin alevlenmesi.

sekub

  • (Sekabe) Ateşin alevlenmesi.
  • Yıldızın parlaması.
  • Işıklı, ışık veren.
  • Parlamak.

şerif-i caferi / şerîf-i câferî

  • Hazret-i Ali'nin, hazret-i Fâtıma'dan dünyâya gelen Zeyneb adlı kızınınAbdullah bin Câfer-i Tayyâr ile evlenmelerinden meydana gelen evlâdına verilen ad.

setr-i avret

  • Mükellef olan yâni akıllı ve bâliğ (ergenlik, evlenme yaşına erişmiş) bir kimsenin namazda veya her zaman başkasına göstermesi haram olan yerlerini örtmek.

sıhri / sıhrî

  • Evlenmelerden meydana gelen akrabalık.

sıhriyet

  • Evlenmek suretiyle meydana gelen akrabalık.

taazzüb

  • Evlenmeyip bekâr kalmak.

talazzi

  • (Lazâ. dan) Alev çıkarma. Alevlenme.

teaddüd-i zevcat / teaddüd-i zevcât

  • Birden fazla kadınla evlenmek; poligami.

tebettül

  • Halkdan ayrılmak.
  • Mâsivadan kesilip ihlâs ile Hakka yönelmek ve ubudiyet etmek.
  • Evlenmekten vaz geçip zâhidlik etmek.

teebbüd

  • Ürküp çekinme.
  • Evlenmeme, bekâr kalma.

teeccüc

  • Tutuşma, alevlenme.

teehhül / تأهل

  • Evlenme.
  • Ülfet ve ünsiyet eyleme. Ehlileşme.
  • Evlenme.
  • Evlenme, ehlileşme, ülfet ve ünsiyet eyleme.
  • Evlenme. (Arapça)
  • Evcilleşme. (Arapça)
  • Teehhül etmek: Evlenmek. (Arapça)

teehhül etmek

  • Evlenmek.

teferru'

  • Bir çok kollara ayrılmak.
  • Bir kimse halkın üzerine havale olmak.
  • Bir kavmin en şerefli kadını ile evlenmek.
  • Çatallanıp dal dal olmak.

telazzi

  • (Ateş) alevlenmek.

telehhüb

  • (Leheb. den) Alevlenme, tutuşma, alevlenip yanma.
  • İltihap.

terike

  • (Çoğulu: Terâyik) Evlenmeyip evde kalmış olan kız.
  • Deve kuşunun yabana bıraktığı yumurta.

tezevvüc / تزوج

  • (Çoğulu: Tezevvücât) (Zevc. den) Evlenme, kadın eş alma, zevce edinme.
  • Evlilik, evlenmek.
  • Evlenme.
  • Evllilik, evlenme. (Arapça)

tezevvücat / tezevvücât

  • Evlenmeler.
  • (Tekili: Tezevvüc) Evlenmeler, zevce edinmeler.

uzube

  • (Uzbe) Bekârlık. Erginlik hâleti varken tecerrüd halinde kalmak. Evlenmemek.

vehecan

  • Ateşin alevlenmesi.
  • Işıklandırmak, ziya vermek.

velaim

  • (Tekili: Velime) Düğünler, evlenmeler.
  • Düğün ziyafetleri.

veled-i sulbi / veled-i sulbî

  • Öz oğul, evlenmekle hâsıl olan kendi soyundan gelen çocuk.

veled-i zina / veled-i zinâ

  • Nikâhsız evlenmeden meydana gelen çocuk.

velime

  • Sevinç ve sürur günleri verilen ziyafet. Düğün ziyafeti.
  • Düğün, evlenme.

zeka / zekâ

  • Çabuk anlama ve bilme kabiliyyeti. Fehim ve idrakte çabuk olma.
  • Ateşin alevlenmesi.
  • Güzel koku alma.

zıhar

  • Bir kişinin, kendi hanımını, annesi gibi evlenmesi kendisine haram olan birine benzetmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR