LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te etci ifadesini içeren 143 kelime bulundu...

abd

  • Kul, köle, Allah'ın kulu. Mahluk, insan. Hizmetçi. (Hür'ün zıddı). "Abd kelimesi Allah'ın bazı isimleriyle birleştirilerek erkek isimleri meydana getirilir. Abdullah (Allah'ın kulu). Abdulbâki (Ebedi olan Allah'ın kulu) gibi. Bu isimleri taşıyan insanlar buna lâyık olmaya çalışmalıdırlar."

abdar

  • Parlak. (Farsça)
  • Sağlam vücudlu. (Farsça)
  • Su veren hizmetçi. (Farsça)
  • Mc : Ter u tâze, tap taze. (Farsça)

ahbari / ahbarî

  • Rivayetçi, rivayet eden kişi.

ahrar / ahrâr

  • (Tekili: Hür) Hürler. Esir veya köle olmayan kimseler.
  • Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar.
  • Hürriyetçiler.
  • Hürriyetçiler (II. Meşrûtiyet devrinde bir partinin ismi).
  • Hürriyetçiler.

ahrarane

  • Hürriyetçilere yakışır tarzda. Serbestçe. Hür olana yakışır surette. (İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyyeti intac eder. Mün.) (Farsça)

ahrarlar

  • Hürriyetçiler, Demokrat Parti mensupları.

asabiyet-i kavmiye

  • Vatanperverlik. Menfi milliyetçilik, Asabiyet-i câhiliye, asabiyet-i milliye, asabiyet-i nev'iyye gibi tabirler de aynı mânayı ifâde eder..

asabiyet-i nev'iye ve milliye

  • Kavim ve tür milliyetçiliği.

ayinedar

  • Ayna tutan. (Farsça)
  • Eskiden, bir büyük adamın giyinirken aynasını tutmakla vazifeli hizmetçi. (Farsça)
  • Berber. (Farsça)

badih

  • (Bâdihe) Beklenmedik ziyaret.
  • Erkek ziyaretçi.
  • Birden bire gelen ilham.
  • Ansızın, âniden.

balin-perest

  • Hizmetçi, hâdim, hademe.
  • Tenbel, uykucu.

bende

  • Bağlı, esir, köle, hizmetçi, kul.
  • Bağlanmış olan. Köle. Esir. Hizmetçi. Hizmetkâr. Kul. (Farsça)

bendegane / bendegâne

  • Hizmetçi gibi. Bağlanmışçasına.

bendegi / bendegî

  • Kölelik. Hizmetçilik.
  • Ubudiyyet, kulluk.

bendeyan

  • Hizmetçiler. Kullar.
  • Mensuplar.

besare-nişin / besâre-nişin

  • Sofada oturan, uşak, hâdim, hizmetçi. (Farsça)

bestak

  • Hizmetçi, hâdim.

came-gi / came-gî

  • Hâdim ve hizmetçilere verilen ücret ve elbise parası. (Farsça)
  • Tüfek fitili. (Farsça)
  • Elbiselik kumaş. (Farsça)
  • Hizmetkâr, hademe, hâdim. (Farsça)

camegi / câmegî / جامگى

  • Giysi parası. (Farsça)
  • Hizmetçi. (Farsça)

cariye / câriye

  • Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden.
  • Güneş, şems.
  • Gemi.
  • Cenab-ı Hakk'ın in'âm eylediği rızık ve nimet.
  • Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.
  • Savaşta gayr-i müslimlerden esir olarak alınan kız ve kadınlar.
  • Hizmetçi kız.

cedavi

  • Hizmetçi aylığı. (Farsça)

cemiyet-i ahrar / cemiyet-i ahrâr

  • Hürriyetçiler cemiyeti, cemaati.

cevari

  • (Tekili: Câriye) Akıcı ve câri olanlar.
  • Hizmetçi kızlar.
  • Câriyeler, kadınlar.

cire

  • Çırak, uşak ve hizmetçilere verilen yevmiye, yemek ve para. (Farsça)

cumhuriyet-perver

  • Cumhuriyetçi, cumhurcu. (Farsça)

cumhuriyetperver

  • Cumhuriyetçi, cumhuriyet yanlısı.

cumhuriyetperverlik

  • Cumhuriyetçilik.

dah

  • Hizmetçi, uşak, cariye. (Farsça)
  • On (10). Aşer. (Farsça)
  • Korkak. Alçak, aşağılık, âdi kimse. (Farsça)

damen-gir

  • Eteğe yapışan, etek tutan. (Farsça)
  • Dâvacı, hasım, şikâyetçi. (Farsça)

damengir / dâmengîr / دامن گير

  • Davacı, şikayetçi. (Farsça)
  • Eteğe sarılan. (Farsça)

daye / dâye

  • Çocuk hizmetçisi. Çocuğa süt veren. Dadı. Mürebbi.
  • Süt anne, hizmetçi.

dehrin şikayeti / dehrin şikâyeti

  • Zamandan, çağdan şikâyetçi olma.

dide-ban / dide-bân

  • Gözcü, bekçi, nöbetçi.

ehl-i meşrutiyet

  • Meşrutiyet ehli, meşrutiyetçi.

ehl-i siyaset

  • Siyasetçiler.

emanetdar / emânetdâr / امانت دار

  • Kendisine birşey emanet edilen kimse, emanetçi. (Farsça)
  • Emanetçi. (Arapça - Farsça)

emanetdari / emanetdarî

  • Emanetçilik. (Farsça)

emek-dar

  • Emeği geçmiş, kıdem ve mükafâta hak kazanmış memur, hizmetçi. Eski ve sadık hizmetçi. (Farsça)

ennane

  • Çok inleyen ve çok şikâyetçi olan kadın.

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

fikr-i milliyet

  • Milliyetçilik düşüncesi.

gan / gân

  • Cemi' yapmak için, sonu "e" sesi ile biten kelimenin sonuna gelir bir "ek" tir. Meselâ: Bendegân : f. Hizmetçiler, bendeler. (Farsça)

gardiyan

  • Kolcu, nöbetçi, muhafız. (Fransızca)

gilemend / گله مند

  • Şikayetçi, sızlanan. (Farsça)

gılman

  • Allahü teâlânın Cennet'tekilere hizmet için nûrdan yarattığı hizmetçiler.

gulam

  • Genç, delikanlı. Bıyığı henüz bitmemiş genç.
  • Esir, hizmetçi, köle.

haddam

  • Muvaffakiyetli kişi.
  • İşlerinde başarılı ve becerikli kimse.
  • Çalışkan ve gayretli olan.
  • Hademe, hizmetçi.

hadem / خدم

  • Hizmetçiler. (Arapça)

hademat

  • Hademeler. Hizmetçiler.

hademe / خدمه / خَدَمهَ

  • Hizmetçi.
  • Hizmetçiler, hâdimler.
  • (Çoğulu: Hıdâm) Halhal.
  • Devenin ayağını bağladıkları kayış.
  • Hizmetçiler.
  • Hizmetçiler. (Arapça)
  • Hizmetçiler.

hademelik

  • Hizmetçilik.

hademesiz

  • Hizmetçisiz.

hadim / hâdim / خادم / خَادِمْ

  • (Hidmet. den) (Çoğulu: Huddâm) Hademe, hizmetçi, hizmet eden, işe yarayan.
  • İmân ve İslâmiye'te ve millete faydalı olmağa çalışan.
  • Erkekliği yok edilmiş olanlar. Bunlardan saraylarla büyük kişilerin konaklarında çalışanlara Hadim ağası denilirdi. Osmanlı İmparatorluğunda bunla
  • Hizmetçi. (Arapça)
  • Hâdim olmak: Hizmet etmek. (Arapça)
  • Hizmetçi.

hadim kılmak / hâdim kılmak

  • Hizmetçi yapmak, hizmet ettirmek.

hadim-i hak / hâdim-i hak

  • Hak ve hakikat hizmetçisi.

hadim-i islam / hâdim-i islâm

  • İslâmın hizmetçisi, İslâm dinine hizmet eden kimse.

hadim-i kur'an / hâdim-i kur'ân

  • Kur'ân hizmetçisi.

hadim-i nebevi / hâdim-i nebevî

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hizmetçisi.

hadim-i yegane / hâdim-i yegâne

  • Tek hizmetçi.

hadime / hâdime / خادمه

  • (Hâdim. den) Kadın hizmetçi.
  • Bayan hizmetçi. (Arapça)

hadimü'l-furkan / hâdimü'l-furkan

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı tam olarak ayıran ve farkettiren Kur'ân'ın hizmetçisi, ilân edicisi.

hakud

  • Çok kin güden, hasetçi.

halayık / halâyık

  • Cariye, hizmetçi.
  • Hizmetçi.

haşem

  • Taraftarlar ve hizmetçiler. Düşmanlarına karşı koruyanlar. Aile.

hasudane

  • Kıskançlıkla, hasetçilikle, hasud olan kimseye benzer surette. (Farsça)

hasudi / hasudî

  • Kıskançlık, çekememezlik, hasetçilik.

hattan

  • Sünnetçi.

havaic-i asliye

  • Fık: Mesken ile, eve lüzumlu eşyadan ve kışlık, yazlık elbise ile lüzumlu silâhtan, âletten, kitaptan ve binek (hayvan) ile hizmetçi ve bir aylık - sahih görülen diğer bir kavle göre; bir senelik - nafakaya mahsus erzaktan ibârettir.

havayic-i asliyye / havâyic-i asliyye

  • İhtiyaç eşyâları. Temel ihtiyâçlar. Bir kimsenin yiyecek giyecek ve ev gibi ihtiyaç duyduğu lüzumlu maddeler ve evde kullanılan eşyâ ve âletler, hizmetçiler, binecek vâsıtası, meslek kitapları (din kitapları) ve ödeyeceği borçları.

hidmetkar / hidmetkâr / خدمتكار

  • Hizmetçi. (Arapça - Farsça)

hitanet

  • Sünnetçilik.

hizmetkar / hizmetkâr

  • Hizmetçi.
  • Hizmet yapan kimse. Hizmetçi.

hizmetkar-ı emirber / hizmetkâr-ı emirber

  • Emre hazır hizmetçi.

hizmetkarlık / hizmetkârlık

  • Hizmetçilik.

huddam / huddâm / خدام

  • Hizmette bulunanlar. Hizmetçiler.
  • Cin taifesinden olan hizmetçi.
  • Hizmetçiler.
  • Hizmetçi, hizmet eden cin.
  • Hizmetçiler. (Arapça)

hurras

  • (Tekili: Hâris) Muhafızlar, bekçiler, nöbetçiler.

hürriyetperver

  • Hürriyetçi.

hürriyetperverlik

  • Hürriyetçilik.

ihanetkar / ihânetkâr

  • İhanetçi, hain.

irtişa / irtişâ

  • Rüşvetçilik.

irtişa'

  • Rüşvetçilik. Rüşvet almak.

ıyal / ıyâl

  • Bir kimsenin bakmak (geçindirmek) zorunda olduğu kimseler: Zevce (hanım), çocuklar (erkek ve kız), ana-baba, hizmetçi.

kavmi / kavmî

  • Kavme ait; olumsuz mânâda milliyetçilikle ilgili.

kavmiyet

  • Kavimcilik. Milliyetçilik. Bir kavmin hususiyetleri.

kavmiyetçilik

  • Irkçılık, olumsuz milliyetçilik.

kecnazar

  • Kıskanç, hasetci. (Farsça)
  • Eğri bakışlı. (Farsça)

kur'an hadimi / kur'ân hâdimi

  • Kur'ân'ın hizmetçisi, ilan edicisi.

maabid

  • (Tekili: Meâbid - Mabed) İbadet edilen yerler. Mâbetler.
  • (Abd) Hizmetçiler. Kullar.

menfi milliyet / menfî milliyet

  • Zararlı bir hale gelen milliyetçilik, ırkçılık.

menfi milliyetçilik / menfî milliyetçilik

  • Zararlı bir hale gelen milliyetçilik, ırkçılık.

mifer

  • Hizmetkâr, hizmetçi.

mıkneva

  • Hizmet eden, hizmetçi.

milliyet

  • (Bak. MİLLİYETÇİLİK)

milliyet-i kudsiye

  • Kutsal İslâm milliyetçiliği.

milliyet-i menfiye

  • Zararlı milliyetçilik, ırkçılık.

milliyetperver / مایت پرور

  • Milliyetçi, milletini seven.
  • Milliyetçi, nasyonalist. (Arapça - Farsça)

milliyetperverlik

  • Milliyetçilik, nasyonalizm. (Arapça - Farsça - Türkçe)

minsaf

  • (Çoğulu: Menâsıf) Hizmetkâr, hizmetçi.

mülkiye müfettişi

  • Devletin idarî işlerini ve heyetlerini denetleyen müfettiş, denetçi.

murakıb / مراقب

  • Denetçi. (Arapça)

mürteşi / mürteşî / مرتشى

  • Rüşvetçi.
  • Rüşvetçi, rüşvet yiyen. (Arapça)

müsbet milliyet

  • Olumlu, pozitif milliyet; başkasına düşmanlık beslemeyen milliyetçilik.

müşteki / müştekî / مشتكى

  • Şikâyette bulunan, şikâyetçi.
  • Şikayetçi.
  • Şikayetçi. (Arapça)

mütegannim

  • Koyun şeklinde görünen, ganimetçi.

müteşekki / müteşekkî / متشكى

  • Şikâyet eden, sızlanan, şikâyetçi, teşekki eden.
  • Sızlanan, şikayetçi.
  • Şikayetçi. (Arapça)

mütezallim

  • Şikâyet eden şikayetçi.

nasaf

  • Hizmetçi, uşak.

nöbetdar / nöbetdâr

  • Nöbetçi.

nöbettar

  • Nöbetçi.

nokta

  • (Nukta) Benek.
  • Durak, mevki. Mahâl.
  • Göze ârız olan leke.
  • Durak işareti.
  • Tek karakol, tek nöbetçi.
  • Yazıdaki durak işâreti.
  • Mat: Hiçbir uzunluğu olmayan şekil.

pasban

  • Nöbetçi, gece bekçisi, bekçi. (Farsça)

payzen

  • .f Ayağına pranga vurulmuş. Forsa, deniz esiri.
  • Suçlu.
  • Esir.
  • Hizmetçi, uşak.

perestar

  • (Çoğulu: Perestarân) Hizmetçi. (Farsça)
  • Kul. (Farsça)
  • Tapan, tapıcı. (Farsça)
  • Dalkavuk. (Farsça)

perestaran / perestarân

  • (Tekili: Perestar) Kullar, köleler. (Farsça)
  • Hizmetçiler. (Farsça)
  • Dalkavuklar, yaltakçılık yapanlar. (Farsça)
  • Tapanlar, tapıcılar. (Farsça)

perestari / perestarî

  • Hizmetçilik. (Farsça)
  • Kulluk. (Farsça)
  • Tapıcılık. (Farsça)
  • Dalkavukluk. (Farsça)

pesrev

  • Arkadan gelen. (Farsça)
  • Uşak, hizmetçi. (Farsça)

sadaka-i fıtr

  • Ramazan bayramından evvel fıtra olarak verilen sadaka. Zengin (nisaba mâlik) her müslümanın (ihtiyar, genç, çocuk ve hattâ bunak da olsa) fakirlere vermeye mükellef olduğu sadakadır, vâcibdir. Nisaba mâlik olan bir müslüman, hem kendi nefsi için, hem de çocukları, hizmetçisi için sadaka-i fıtır veri

sadin

  • (Çoğulu: Sedene) Kapıcı. Perdedar.
  • Kâbe hizmetçisi.

şaki / şâkî / شاكى

  • Şikayetçi, şikâyet eden.
  • Şikayetçi. (Arapça)

şekvacı / şekvâcı

  • Şikayetçi.

şekvalanmak / şekvâlanmak

  • Sızlanmak, şikayetçi olmak.

sellebaf / sellebâf / سله باف

  • Sepet, küfe vs. ören kimse. Sepetçi. (Farsça)
  • Sepetçi. (Arapça - Farsça)

sifsir

  • (Çoğulu: Sefâsir-Sefâsire) Simsar. Bir şeyi alıp satan.
  • Zarif, zerâfetli.
  • Hizmetçi, hâdim.
  • Tabi, itaat eden, uyan.

simal

  • Medet etmek.
  • Medetçi, yardımcı ve mutemed kişi.

siyasiler / siyasîler

  • Siyasetçiler.

siyasiyun / siyasiyûn / سياسيون

  • Siyasetçiler, politikacılar. (Arapça)

siyasiyyun

  • Siyasetçiler.
  • Politikacılar, siyasetçiler. Devlet idaresine çalışanlar.

şükat

  • (Tekili: şâki) şikâyet edenler, şikâyetçiler.

taassub-u kavmi / taassub-u kavmî

  • Aşırı milliyetçilik, ırkçılık.

tavaif-i müluk / tavâif-i mülûk

  • Küçük devletçikler, beylikler.

telam

  • Hizmetçi talebe.

ulü'l-emir

  • İş idare eden, idareci, yönetici ve siyasetçiler.

unsurculuk

  • Milliyetçilik, ırkçılık.
  • Irkçılık; olumsuz ve zararlı biçimde kullanılan ırkçılık, milliyetçilik.

unsuri hayat / unsurî hayat

  • Irka, soya ait hayat; ırkçılık ve menfi milliyetçiliğin egemen olduğu hayat tarzı.

unsuriyet

  • Irkçılık. Bir kavmi veya kendi soyunu daha şerefli sayarak diğer insanları hakir görmek. Menfî milliyetçilik.

unsuriyetperver / unsûriyetperver

  • Milliyetçi, ırkçı.

unsuriyetperverlik

  • Irkçılık, milliyetçilik.

uşak

  • Hizmetçi, asker.

vasif / vasîf

  • (Çoğulu: Vusafâ - Vesâif) Hizmetçi, uşak.

vesaif

  • (Tekili: Vasif) Hizmetçiler, uşaklar.

vildan / vildân

  • Allahü teâlânın cennettekilere hizmet için nûrdan yarattığı güler yüzlü ve tatlı dilli hizmetçiler.

vusafa

  • (Tekili: Vasif) Hizmetçiler, uşaklar.

zair / zâir / زائر

  • Ziyaret eden, ziyaretçi. Hatır sormaya, görmeye giden.
  • Seyirci.
  • Ziyaretçi. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın