LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te esi kelimesini içeren 78 kelime bulundu...

adem-i müsavat / adem-i müsâvât

  • Eşitsizlik.

adil / adîl / عدیل

  • Eşit, denk. (Arapça)

adim-ün nazir / adîm-ün nazîr

  • Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz.

asitan / âsitan / آستان

  • Eşik. (Farsça)

atebe / عتبه

  • Eşik. (Arapça)

atıfet-kar / atıfet-kâr

  • Esirgeyip muhafaza eden, gözetip koruyan. (Farsça)

atk

  • Esiri serbest bırakmak. Köleyi âzat eylemek.

bedayi / bedâyi

  • Eşi benzeri olmayan güzellikler.

beraberi / beraberî

  • Eşitlik, müsavilik, beraberlik. (Farsça)

berdegi

  • Esirlik, esaret, kölelik. (Farsça)

bezane

  • Esici. Esen rüzgâr. (Farsça)

bezletme

  • Esirgemeden bol bol verme.

boşanmak

  • Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak. (Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse (Türkçe)

cariye / câriye

  • Esir kadın.

dahi

  • Eşine ender rastlanır, hârikulâde zekâ, fatanet ve hikmet sâhibi.

diriğ / dirîğ / دریغ

  • Esirgeme. (Farsça)
  • Dirîğ etmek: Esirgemek. (Farsça)

dürr-i yegane / dürr-i yegâne

  • Eşi ve benzeri bulunmayan tek inci.

esar

  • Esirlerin ellerini bağladıkları ince kayış.

esaret / esâret / اسارت / اَسَارَتْ

  • Esirlik. Kölelik. Kullara kendini teslim etmiş olmak. Başka milletten olanlara boyun eğmek.
  • Esirlik, tutsaklık.
  • Esirlik, tutsaklık.
  • Esirlik.
  • Esirlik.

esareten

  • Esir olarak.

esirane / esirâne

  • Esirce, kölece. (Farsça)

esiri / esirî

  • Esirlik, kölelik, kulluk.
  • Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.

fakid / fakîd / فقيد

  • Eşi az bulunur. (Arapça)

ferd-i ferid / ferd-i ferîd

  • Eşi-benzeri olmayan kişi.

ferid / ferîd

  • Eşi ve benzeri bulunmayan, yekta.

hafiz / hafîz

  • Esirgeyen. Koruyan. Muhafaza eden. Muhafız.

hallak-ı bimisal / hallâk-ı bîmisal

  • Eşi ve benzeri olmayan yaratıcı, Allah.

haremim

  • Eşim, hanımım.

hem-ayar

  • Eşit, denk, müsavi. (Farsça)

hürre

  • Esir veya câriye olmayan hür kadın.

i'tak

  • Esir, köle veya cariyeyi serbest bırakma.

ibzal

  • Esirgemeyip bol sarfetme, bol kullanma.

ilham / ilhâm / الهام

  • Esin. (Arapça)

imtiyazsızlık

  • Eşitlik, ayrıcalık yapmamak.

isti'sar

  • Esir olma veya esir etme.

kanun-u müsavat

  • Eşitlik kanunu.

keniz

  • Esir kadın. Hayalık, câriye. (Farsça)

köle

  • Esir, alınıp satılan insan.

madde-i esiriye / madde-i esîriye

  • Esîr maddesi; bütün kâinatı dolduran ince, lâtif madde.

me'sur / me'sûr

  • Esir edilmiş, tutsak, yolu kesilmiş. Dinî geleneklere uygun olan, rivayete dayanan.

memlukiyyet

  • Esirlik. Hizmetkârlık. Kulluk. Kölelik.

meraret-i esaret

  • Esirliğin acılığı.

muadelet / muâdelet

  • Eşitlik, denklik, karşılıklı denge ve uygunluk.

muadil

  • Eşit, denk, eşdeğer.

müsavat / müsâvât / müsâvat / مساوات / مُسَاوَاتْ

  • Eşitlik, aynı halde ve derecede olma.
  • Eşitlik, denge.
  • Eşitlik, denklik.
  • Eşitlik, denklik; aynı halde ve derecede olma.
  • Eşitlik. (Arapça)
  • Eşitlik.

müsavatsız

  • Eşit olmayan, denk gelmeyen.

müsavatsızlık / müsavâtsızlık / müsâvatsızlık

  • Eşitsizlik.
  • Eşitsizlik. (Arapça - Türkçe)

müsavi / müsavî / müsâvi / müsâvî / مُسَاو۪ي

  • Eşit, denk, aynı halde ve derecede bulunan.
  • Eşit, dengeli.
  • Eşit, denk.
  • Eşit, denk.
  • Eşit.

müstebdi'

  • Eşi emsâli benzeri pek az bulunur sanan.

müstebi / müstebî

  • Esir eden.

mütesavi / mütesâvi / متساوی

  • Eşit, denk.
  • Eşit. (Arapça)

mütesaviyen / mütesâviyen / متساویا

  • Eşit olarak. (Arapça)

mutlık-ul üsara / mutlık-ul üsârâ

  • Esirleri salıveren, esirleri serbest bırakan.

nadir / nâdir

  • Eşine az rastlanan.

nazire / nazîre

  • Eşi, benzeri.

nehhas

  • Esirci.

nekba

  • Esince adamı eğip düşüren rüzgâr. Fırtına.

nesim / nesîm / نَس۪يمْ

  • Esinti.

rahim / rahîm

  • Esirgeyen, acıyan, merhamet eden.

rahmet / رَحْمَتْ

  • Esirgeme, bağışlama, şefkat etme.

rauf / رؤف

  • Esirgeyici. (Arapça)

re'fe

  • Esirgemek, korumak. Acımak. Şefkat etmek.

re'fet / رأفت

  • Esirgeme. (Arapça)

refet

  • Esirgeme, koruma, acıma, şefkat etme.

ruhum

  • Esirgemek, korumak, rahmet.

san'at-ı bedii / san'at-ı bedîi

  • Eşi benzeri olmayan san'at.

şefeka

  • Esirgemek, korumak.

seviyyet

  • Eşitlik, müsavilik, denklik.

siba'

  • Esir etmek.

siyyanen / siyyânen / سيانا

  • Eşit olarak. (Arapça)

tabaka-i esiriye / tabaka-i esîriye

  • Esir maddesinden meydana gelen tabaka.

tesavi / tesâvî / تساوی

  • Eşitlik. (Arapça)

üsera / üserâ

  • Esirler.
  • Esirler.

üsküffe

  • Eşik tahtası.

vahid-i hakiki / vahid-i hakikî

  • Eşi ve benzeri olmayan, ilâh olmaya lâyık tek gerçek olan Allah.

vezani / vezanî

  • Esinti zamanı. (Farsça)

yekdane

  • Eşi, benzeri olmayan. Tek. (Farsça)

zaman-ı esaret

  • Esirlik zamanı.