LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te esbe ifadesini içeren 35 kelime bulundu...

alettahkik

  • (Ale-t-tahkik) Hakikat üzere, kat'i surette. Besbelli.

asem

  • Kesbetmek. Kazanmak. çalışmak.
  • Dirsekten itibaren elin kuruyup çolak ve eğri olması.
  • Ayağın topuktan kuruyup eğilmesi ve aksak olması.

ayan beyan / ayân beyân

  • Besbelli, apaçık.

ayanen / ayânen

  • Açıkça, besbelli.

azhar

  • En zâhir. En açık. Besbelli. Bedihi olan, rûşen.
  • Bir ibârenin en açık ve kat'i olan mânası.

bariz / bâriz

  • Açık, göz önünde, besbelli.

bilbedahe

  • Açıktan. Aşikâr olarak. Meydanda olarak. Besbelli.

ce'b

  • Kesbetmek, elde etmek, kazanmak.
  • Yaban eşeğinin büyüğü.
  • Kırmızı toprak boya.
  • Göbek.

harş

  • Kesbetmek, almak.
  • Tırmalamak.

hebş

  • Cem'etmek, toplamak.
  • Kazanmak, kesbetmek.

hübaşe

  • (Çoğulu: Hübâşât) Kesbetmek, kazanmak, çalışmak.

hüveyda / hüveydâ / هویدا

  • Açık, aşikâr, besbelli. (Farsça)

ihraz

  • Nail olmak. Erişmek.
  • Kazanmak. Kesbetmek.
  • Birisini güzel bir surette korumak.

irtifad

  • Kazanma, kesbetme, kazanıp kâr etme.

istiksab

  • Kazanma, kesbetme.

karih

  • (Çoğulu: Kuruh-Kavârih) Kesbedici, kazanan.
  • Dişleri tam olan davar.

karş

  • Kesbetmek, kazanmak.
  • Toplamak, cem'etmek.

kasib / kâsib

  • Kazanç sahibi. Kazanmak için çalışan. Kesbeden. Marifet için çalışan.
  • Kesbeden, kazanan, kazanmak için çalışan, kazanç sahibi.

keramet-i kevniye

  • Kudret-i Rabbaniyenin ihsanı ile letâfet kesbedip havada uçmak, uzun yolu kısa zamanda gitmek, bir mü'minin bir sıkıntısı hâlinde Cenab-ı Hakk'a dua edip ind-i İlâhîde makbul bir zâttan yardım istemekle, o zatın, izn-i İlâhi ile o muztar kimsenin imdadına yetişmesi, kale gibi muhkem bir yerde üzerin

kesub

  • Çok kazanan ve kesbeden.

keth

  • Kesbetmek. Çalışmak, kazanmak. Amel ve sa'yetmek.

kisbi / kisbî

  • Kazanılmış, kesbedilmiş. Kesb ile alâkalı.

kürsüb

  • Kesbetmek, kazanmak, çalışmak.
  • Sert ve sağlam ağaç.

lacerem

  • şüphesiz, elbette, besbelli.
  • Nâçar, zaruri.

ledünn

  • (İlm-i ledünn) Garib bir ilim ismidir. Ona vakıf olan, mesturat ve hafâyayı, gizlilikleri münkeşif bir halde göreceği gibi, esrar-ı İlâhiyyeye de ıttıla' kesbeder. Bu ilm-i şerifin hocası ve sultanı Fahr-i Kâinat Aleyhi Ekmelüttahiyyât vessalâvât Efendimiz Hz. leridir. Bu ilmin ehli ise, Enbiyâ-ı iz

letafet

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.

mekasib / mekâsib

  • (Tekili: Mekseb ve Meksib) Kazançlar. Kazanç yer ve araçları. Kesbedilen ve kazanılan yerler.

meş'

  • Kesbetmek, kazanmak.
  • Toplamak, cem'etmek. Davar sağmak.

mübin

  • Hayrı şerri, kötüyü iyiyi ayıran.
  • Açık, besbelli.
  • Din-i mübin: İslâm dini.

mütecemmil

  • Cemal kesbeden, zinetlenen, süslenen, donanan.

müttesi'

  • Tevessü' eden, genişleyen, vüs'at kesbetmiş olan.

sebca'

  • (Çoğulu: Sübuc) Karnı büyük olan kadın. (Müz: Esbec)

takarrüş

  • Kesbetmek, almak, kazanmak.

teşeddüd

  • Sertleşme. Kuvvet ve dayanıklık kesbetme. Şiddetlenme. Çok şiddetli olma.
  • Keskinleşme.

vazıh / vâzıh

  • Açık, ayan, âşikâr. Besbelli. Kapalı olmayan.
  • Edb: Vuzuhlu söz. Bir okunuşta mânâsı anlaşılacak ifâde.