LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te enan ifadesini içeren 29 kelime bulundu...

an / ân

  • Uzağı gösteren işâret ismi. Şu. Bu. O. (Farsça)
  • Güzellik câzibesi. Melâhat. Güzellik. (Farsça)
  • Cemi edâtı. Kelimenin sonuna getirilerek cemi' yapılır. Meselâ: Âlimân: Âlimler. Anân: Onlar. Merdân: Adamlar. İnsanlar. Zenân: Kadınlar.Kelimenin sonuna getirilerek sıfat edatı yapılır: Ters: Korku. (Farsça)

benane

  • (Çoğulu: Benân-Benânât) Parmak başı.

bencillik

  • Kendini beğenmek, kendini büyük görmek, enâniyet.

denn

  • (Çoğulu: Denân) Küp.

egoist

  • Kendi menfaatini düşünen bencil, hodbîn, enâniyet sâhibi.

enaniyet

  • (Enâniyyet) Benlik. Kendine güvenmek, gurur. Hodbinlik. Sadece kendine taraftarlık. Her yaptığı işi kendinden bilmek.

enaniyet-i nev'iye

  • Taraftarlarının enaniyet ve gururu.

giran-seri / giran-serî

  • Kibirlilik, mağrurluk, enaniyetli oluş, kendini beğenmişlik. (Farsça)

gurur-u ilmi / gurur-u ilmî

  • İlmin verdiği gurur ve enaniyet.

hecv

  • (Hicv) Medh ü senânın zıddı. Kötüleme. Birisi hakkında kötülemek için söylenen söz veya manzume.

hiyela

  • Kibir, gurur, enaniyet, kendini beğenmişlik.

hodbin

  • Başkasına hak tanımayıp, kendi lezzet ve menfaatını tâkib eden. Bencil. Enaniyetli. Kibirli. (Farsça)

hubanname

  • Edb: Güzel ve yakışıklı gençler hakkında yazılan kitap. (Güzel kadınlar hakkında yazılanlara ise "zenanname" denilir.)

ihtiyal

  • Gururlanma, enaniyetlenme, kibirlenme.

ıkmah

  • Enaniyet ve azametle kafa tutma.

ıs'ar

  • Enaniyet ve kibirle surat asma.

istikbar

  • (Kibr. den) Önemseme, ehemmiyet verme.
  • Kibir, gurur, enaniyet. Kendini büyük görme, mağrurluk.

karun

  • (A, uzun okunur) Peygamber Musâ (A.S.) devrinde yaşamış, malı ile mağrur olarak haddini aşmış ve Cenab-ı Hakkın zekât emrini dinlemediğinden Musa'nın (A.S.) duâsından sonra malı ile birlikte yere batmış olan dünya zengini. Cenab-ı Hakkın lütuf ve ihsanını kendine mâlederek nankörlük ve enaniyetinden

kavl-i leyyin

  • Yumuşak söz. Sert olmayan söz. Enâniyetli olmayan söz.

kenne

  • (Çoğulu: Kınât-Kenâyin-Kenânin) Bir kimsenin gelini, oğlunun hanımı.

kinane / kinâne

  • (Bak: KENANE)

men

  • (İsm-i Mevsuldür) Şahsa delâlet eder. "O kimse ki, yahut, kimi, kim, kim ki" gibi mânâlara gelir. İstifham için olur, yerine göre tesniye (Menân) şeklinde ve cemi (Menun) gibi okunabilir. Akıl sahibleri hakkında kullanılır. Mevsule, şartiye, nekre-i tâmme, nekre-i mevsule olur.

müsta'zım

  • (Azm. den) Büyük gören, isti'zam eden, büyük tutan.
  • Gururlu, kibirli, enaniyetli.

şanezen

  • (Çoğulu: Şanezenân) Baş tarayan. (Farsça)
  • Mc: Güçlükleri çözen. Zorlukları yenen. (Farsça)

sener

  • (Çoğulu: Senânir) Kedi.
  • Ulu kişi.
  • Boğaz kemiği.
  • Kuyruk sokumu.

sinnevr

  • (Çoğulu: Senânir) Kedi.

tennur

  • (Çoğulu: Tenânir) Tandır.
  • Fırın.

tenufe

  • (Çoğulu: Tenânif) Helâk olacak yer.
  • Sahra.
  • Yazı.

zenan

  • "Vurarak" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Ta'ne-zenan : Söverek. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR