LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te eksik ifadesini içeren 223 kelime bulundu...

adalet-i tamme / adalet-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz adalet.

akdemin / akdemîn

  • Daha evvelce yaşamış olanlar. Geçmişler. İleride ve daha mühim kimseler.
  • Eksikler.

alim / alîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Devâmlı ve eksiksiz bilen.

allahü zü'l-kerem teala ve tekaddes hazretleri / allahü zü'l-kerem tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, cömertlik ve ikram sahibi Allah.

allahü zülcelal tebareke ve teala ve tekaddes hazretleri / allahü zülcelâl tebareke ve teâlâ ve tekaddes hazretleri

  • Büyüklük, haşmet ve yücelik sahibi olan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah.

ata-yı sübhan / atâ-yı sübhan

  • Her türlü eksiklik ve noksanlıktan sonsuz derece uzak olan Allah'ın lütfu, ihsanı.

avar

  • Ayıp, kusur, eksiklik. Fesad.

avret

  • Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım.
  • Kadın. Zevce. Nikâhlı.
  • Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde

ayet-i sübhani / âyet-i sübhânî

  • Her türlü eksiklikten yüce olan Allah'ın âyeti.

ayn-ı zat-ı akdes / ayn-ı zât-ı akdes

  • Bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın bizzat kendisi.

azimet

  • Takvâ ile amel etmek. Allah'ın emirlerini en mükemmel ve eksiksiz yapmağa çalışmak.
  • Kesin karar vermek.
  • Yola çıkmak, gitmek.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

bari-i teala / bâri-i teâlâ

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir şekilde yaratan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

beriberi

  • (Seylanca) Asya'nın güneydoğusu ile Okyanusya, Senegal ve Brezilya'nın yerli halklarında görülen ve B vitamini eksikliğinde vücuda gelen bir hastalık.

betare

  • Eksiklik, noksanlık.

betr

  • Kat', kesme.
  • Hatalı, eksik bırakma.

bi-kusur / bî-kusur

  • Eksiksiz, kusursuz, tam, mükemmel. (Farsça)

bina-yı sübhani / bina-yı sübhanî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın san'atla yarattığı bina; beden.

büş

  • At yelesi. (Farsça)
  • Kahkül. (Farsça)
  • Noksan, eksik. (Farsça)

cemal-i kudsi / cemâl-i kudsî

  • Cenâb-ı Allah'ın her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh güzelliği.

cenab-ı mevla ve tekaddes / cenâb-ı mevlâ ve tekaddes

  • Her türlü eksiklikten münezzeh, şeref ve yücelik sahibi, koruyup gözetici Allah.

cenab-ı vacibü'l-vücud ve tekaddes / cenâb-ı vâcibü'l-vücud ve tekaddes

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve her türlü kusur ve eksikten uzak olan Allah.

cinas-ı tamm

  • Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).

cümle-i mukaddese

  • Kusur ve eksiklikten uzak, yüce cümle.

cünd-ü sübhani / cünd-ü sübhânî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın bir ordusu.

denie

  • Eksik, noksan, nakise.

ebter

  • Kuyruğu kesik hayvan.
  • Sonunda oğlu ve kızı kalmayan insan.
  • Ölümünden sonra adı hatırlanıp anılacak hayrı ve ihsanı kalmayan kişi.
  • Eksik, tamamlanmamış.
  • Eksik, tamamlanmamış.
  • Dölsüz, çocuğu olmayan kimse.

ehme

  • Eksik, nâkıs noksan. (Farsça)
  • Bulunuş. (Farsça)

ekmeliyyet

  • Pek mükemmel ve kusursuz olanın hâli. Kusursuzluk, mükemmellik, noksansızlık, eksiksizlik.

eltaf ve inayet-i sübhaniye / eltaf ve inâyet-i sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın lütuf ve yardımları.

eltaf-ı sübhaniye / eltâf-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın lütufları, şirin ikramları.

engar

  • Sanma, zan, tasavvur. şüphelenme. (Farsça)
  • Tamamlanmayan, eksik kalan iş. (Farsça)

engare

  • Tamamlanmayan, eksik kalan iş, nakış veya taslak. (Farsça)
  • Hikâye, efsâne, roman, kıssa. (Farsça)
  • Başdan geçen bir olayı tekrarlama. (Farsça)
  • Hesap defteri. (Farsça)
  • Utanarak geri geri çekilme. (Farsça)

enkas

  • En noksan, çok noksan, pek eksik.

enva-ı salihin / envâ-ı salihîn

  • Dinin emir ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirenler.

esma-i kudsiye-i ilahiye / esmâ-i kudsiye-i ilâhiye

  • Allah'ın kutsal isimleri; Allah'ın her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan isimleri.

etemm / اتم

  • Tastamam, eksiksiz.
  • Tam, mükemmel, eksiksiz. (Arapça)

ey sübhanımız

  • Ey bütün mükemmel sıfatların sahibi ve bütün eksikliklerden, bütün noksan sıfatlardan uzak, acz ve şerikten münezzeh olan Rabbimiz!.

ferman-ı sübhani / ferman-ı sübhânî

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın fermanı, buyruğu.

fesübhanallah / fesübhânallah

  • "Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir" anlamında kullanıp hayret ve hayranlığı ifade eden kelime.

feya sübhanallah / feyâ sübhanallah

  • Ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır.

gabane

  • Kişinin fikir ve tedbirinin zayıf ve eksik olması.

gaben

  • Rey ve tedbirin zayıf ve eksik olması.

galebe-i tamme / galebe-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz yeniş, zafer.

gazaza

  • Eksiklik.

gazgaza

  • Zillet, aşağılık.
  • Eksik, noksan.

golfstrim

  • ing. Atlas Okyanusunda, Meksika Körfezinden başlayarak Norveç kıyılarından Avrupa Rusyası'nın kuzey kıyılarına kadar gelen ılık bir deniz akıntısı.

hak sübhanehu / hak sübhânehu

  • Hakkın ta kendisi, her türlü kusur ve eksiklikten uzak Allah.

hak sübhanehu ve teala / hak sübhânehu ve teâlâ

  • Hakkın ta kendisi, her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

hakimiyet-i kudsiye / hâkimiyet-i kudsiye

  • Kusur ve eksiklikten yüce, mukaddes egemenlik, hâkimiyet.

halel

  • Bozukluk. Eksiklik.
  • Başkası tarafından verilen zarar.
  • İki şeyin aralığı. Boşluk. Açıklık.
  • Zarar, eksiklik.

halelpezir / halelpezîr

  • Bozulan, Halel bulan. Eksik. Fesad kabul eden. Bozuk. (Farsça)

hıdac

  • Eksik, noksan.

hidac

  • Yapılan ibadette kusur, noksan, eksiklik.

hikmet-i kudsiye

  • Mukaddes, kusursuz ve eksiksiz hikmet.

hikmet-i tamme / hikmet-i tâmme

  • Tam ve mükemmel hikmet; eksiksiz ve yerli yerinde iş.

hıss

  • Noksan, eksik.

hizmet-i sübhaniye / hizmet-i sübhâniye

  • Kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın hizmeti.

hur

  • Noksan, eksik.

hüsn

  • (Hüsün) Güzellik. İyilik. Eksiksizlik. Cemal ile kemal.

iftihar-ı kudsi / iftihar-ı kudsî

  • Her türlü eksik ve çirkinlikten yüce sevinç ve övünme.

ihcaf

  • Noksanlık, eksiklik, kusurluluk.

ıhdac

  • Doğan çocuğun bir yerinin eksik olması.

ikazat-ı sübhaniye / ikazât-ı sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın ikazları, uyarıları.

ikmal-i nevakıs

  • Eksiklikleri tamamlamak.

ikram-ı sübhani / ikram-ı sübhânî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah'ın bağış ve ihsanı.

ilm-i ekmel

  • Tam, eksiksiz ve mükemmel ilim.

iman-ı tam

  • Tam, eksiksiz iman.

imdad-ı sübhaniye / imdad-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın yardımı.

inayet-i tamme / inâyet-i tamme

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu.

irade-i tamme / irade-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz irade, Allah'ın iradesi.

ıslahat

  • Kusurları ve eksiklikleri gidermek için yapılan işler ve düzeltmeler.

istihza / istihzâ

  • Söz, yazı, işâret veya çeşitli davranışlarla bir kişinin ayıp ve eksikliklerini ortaya çıkarmak, onunla eğlenmek, alay etmek.

istikmal

  • Bir şeyin olgunluğa, kemale erdirilmesi. İkmal etmek. Eksiksiz ve tam oluş, tam ve kâmil olmak.

kader-i sübhani / kader-i sübhânî

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi.

kamil / kâmil

  • (Kemal. den) Bütün, tam, olgun, eksiksiz, kemalde olan, kusursuz. Kemal ve fazilet sâhibi.
  • Resul-i Ekrem'in de (A.S.M.) bir vasfıdır.
  • Yaşını başını almış, terbiyeli ve görgülü kimse.
  • Âlim, bilgin kişi.
  • Bir aruz kalıbı ismi.
  • Bütün, eksiksiz, tam.
  • Kemale ermiş, olgun.
  • Geniş bilgili, kültürlü, bilgin.
  • Tam, eksiksiz, olgun.

kamilen / kâmilen

  • Noksansız, eksiksiz olarak. Tam olarak. Kâmil olarak. Bütünü ile. Tamamen.

kanaat-i kamile / kanaat-i kâmile

  • Tam, eksiksiz kanaat.

kasid / kâsid

  • Kesat olan, eksik olan, verimsiz olan.

kasır

  • (A, uzun okunur) Kısa, eksik.
  • Kusur işleyen. Kusurlu.

kàsır

  • Eksik, noksan.

kasır / kâsır

  • Eksik, kısa, yetersiz.

kasr

  • Kısa kesme, kısaltma, kısma.
  • Azaltma, kesme, eksiklik.
  • Köşk, saray,
  • Tahsis.
  • Kıraatte uzatmadan okumak.

kast

  • Noksan, eksik, kusur. (Farsça)

kaste / kâste

  • Eksik, noksan, eksilmiş, azalmış. (Farsça)

kavanin-i ezeliye-i sübhaniye / kavânîn-i ezeliye-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve temiz olan Allah'ın ezelî kanunları.

kem / كم

  • Az, noksan, eksik. (Farsça)
  • Kötü. Fenâ. Ayarı bozuk. (Farsça)
  • Fakir, hakir. (Farsça)
  • Az, eksik. (Farsça)

kemal / kemâl

  • Olgunluk, olma.
  • Eksiksizlik, tamlık.
  • Değer, baha.
  • Bilgi, fazilet.
  • Olgunluk, mükemmellik, eksiksiz olma, fazîlet.

kemal-i afiyet / kemâl-i âfiyet

  • Tam ve eksiksiz bir sıhhat.

kemal-i alaka / kemâl-i alâka

  • Eksiksiz ilgi ve alâka.

kemal-i dikkat / kemâl-i dikkat

  • Tam ve eksiksiz dikkat.

kemal-i iffet / kemâl-i iffet

  • Tam ve eksiksiz bir iffet ve namusluluk.

kemal-i imtisal / kemâl-i imtisâl

  • Eksiksiz bir şekilde bağlanma, boyun eğme.

kemal-i kudret ve hikmet / kemâl-i kudret ve hikmet

  • Allah'ın kudret ve hikmetinin eksiksiz ve mükemmel oluşu.

kemal-i lezzet / kemâl-i lezzet

  • Eksiksiz lezzet.

kemal-i sarahat / kemâl-i sarahat

  • Eksiksiz bir şekilde açık olma.

kemal-i suhulet / kemâl-i suhulet

  • Tam ve eksiksiz bir kolaylık, kolayca.

kemal-i takdir / kemâl-i takdir

  • Eksiksiz bir takdir; çok beğenme.

kemalat-ı sübhaniye / kemâlât-ı sübhâniye

  • Bütün eksikliklerden yüce olan Allah'ın sonsuz mükemmellikteki sıfatları, nitelikleri.

kemine

  • Hakir. Aşağı. Dûn. Âciz. Noksan. Eksik.

kemter

  • Aciz. Fakir. İtibarsız. (Farsça)
  • Başka şeylere göre daha az olan. Pek aşağı. (Farsça)
  • Noksan, eksik. (Farsça)
  • İtibarsız, eksik anlamında, tevazu ifadesi olarak "ben" yerine kullanılan bir söz.

kemterin / kemterîn

  • Pek âciz ve güçsüz. Çok hakir. (Farsça)
  • En küçük, en âşağı. Pek çok noksan veya eksik. (Farsça)

kesad

  • Alış veriş durgunluğu. Kıtlık. Eksiklik. Verimsizlik.

kitab-ı sübhani / kitab-ı sübhânî

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'a ait kutsal kitap.

kuddus / kuddûs

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Azamet ve celâline, büyüklüğüne lâyık olmayan, noksanlık ve eksiklik getiren şeylerden, his organlarının anladığı, hayâl gücünün hayâl ettiği, hâtıra gelen ve düşünülebilen her türlü vasıftan ve özellikten münezzeh, pâk ve temiz olan.

kudret-i tamme / kudret-i tâmme

  • Allah'ın eksiksiz tam kudreti, noksansız iktidarı.

kudsiyet-i kudret

  • Kudretin her türlü eksiklikten uzak olması.

kumandan-ı akdes

  • Bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah.

kusur / kusûr / قصور

  • Noksanlık. Eksiklik. Noksan ve âcizlik. İhmal. Tedbirsizlik.
  • Cem' olmalar.
  • Pahalanmak.
  • Eksilmek.
  • Şiddetli olan şeyin yavaşlayıp sâkin olması.
  • Bereketlenmek.
  • İmtina', âciz olmak.
  • Bir hesabın üstü. Artan kısım.
  • (Tekili: Kasr) Kası
  • Eksiklik.
  • Eksiklik, pürüz, özür, kabahat.
  • Kasırlar. (Arapça)
  • Eksiklik, hata, ihmal. (Arapça)

kusur-u zihni / kusur-u zihnî

  • Zihin ve düşünce eksikliği.

kusurat / kusûrât

  • Eksikler, hatâlar.

lazale / lâzâle

  • (Lâzâlet) Zeval bulmasın, zâil ve eksik olmasın.
  • Olsun!

ma'yubat

  • (Tekili: Ma'yube) Ayıplanacak şeyler. Eksiklikler, noksanlıklar, kusurlar.

maab

  • Ayıp, eksiklik.
  • Ayıp şey, utanılacak nesne, ayıp yeri.

mahk

  • Gidermek.
  • İptal etmek, saymamak.
  • Eksik, noksan.

mahz-ı eser-i rahmet ve inayet / mahz-ı eser-i rahmet ve inâyet

  • İlâhî şefkat, merhamet ve yardımın eksiksiz gerçekleşmesi.

maib / maîb

  • (Çoğulu: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke.
  • Ayıplanmış.

makàsıd-ı aliye-i kudsiye / makàsıd-ı âliye-i kudsiye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan İlâhî maksatlar, gayeler.

makasıd-ı sübhaniye / makasıd-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten uzak olan Allah'ın kâinatı yaratmasındaki maksatlar.

mazhar-ı etemm

  • Tam ve eksiksiz bir ayna, görünme yeri.

mehar

  • Noksan, eksik.
  • Merci.

menkase

  • Eksiklik, noksanlık.

menkus

  • (Naks. dan) Noksanlaştırılmış. Eksik olan.

mesalib

  • Eksiklikler. Ayıplar. Kusurlar.

meslebe

  • (Çoğulu: Mesâlib) Eksik, kusur, noksanlık, ayıp.

mu'cizat-ı sübhaniye / mu'cizât-ı sübhâniye

  • Her türlü eksiklikten uzak olan Allah'ın mu'cizeleri.

muallel

  • Sakat, eksik, noksan.
  • Hasta, illetli.

mübalaga

  • (Mübalağa) Bir şeyi çok büyük veya çok küçük göstermek. Bir şeyi olduğundan fazla veya eksik göstermek.
  • Haddini aşmak.
  • Edb: Bir şeyi ifade ederken ya olduğundan fazla veya olduğundan çok noksan göstermek." Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmak."

mübtedi'

  • Bid'at sâhibi. Dinde değişiklik meydana getiren, dinde olmayan bir şeyi varmış gibi gösteren, dinde eksiklik ve fazlalık olduğunu söyleyerek değişiklik yapan. Ehl-i bid'at.

mufarrit

  • (Fart. dan) Kusur yapan, eksik işleyen. Aşırı giden.

mukaddes

  • Her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış.

mükemmel

  • Tamam. Olgun. Noksansız. Eksiksiz. Kemal bulmuş. Kemale erdirilmiş. Çok iyi.
  • Eksiksiz.

mükemmeliyet

  • Tam olma; eksiksizlik.

münezzeh

  • Arınmış, kusur ve eksiklikten yüce.
  • Kusur, eksiklik ve muhtâçlıktan uzak. Allahü teâlânın noksan sıfatlardan uzak olduğunu bildirmek için kullanılan bir tâbir.

mürzebe

  • Musibet, belâ.
  • Eksik, noksan.

müstekmil

  • (Kemâl. den) Tam ve olgun bir hâle getiren. Eksiksiz olarak bitiren.

mutaffifin / mutaffifîn

  • Ticârette hile yapanlar, fazla alıp noksan veren ve eksik tartanlar.

mütemmem

  • Tamamlanan, eksikleri kalmayan. Nihayete eren.

na-kaste

  • Eksiksiz, noksansız. Tamam. (Farsça)

na-tamami / na-tamamî

  • Eksiklik, noksanlık. (Farsça)

nakais

  • (Tekili: Noksan) Eksiklikler. Noksanlar.
  • Noksanlar, eksiklikler.

nakıs / nâkıs

  • Noksan, eksik. Tamam olmayan. Gr: Yalnız son harfi harf-i illet olan kelime gibi.
  • Mat: Eksi. Negatif.
  • Eksik, noksan.
  • Eksik, noksan, kusurlu.
  • Noksan, eksik.

nakis

  • (Noksan. dan) Eksik. Tamam olmayan.

nakıs / nâkıs / ناقص / نَاقِصْ

  • Eksik. (Arapça)
  • Eksi. (Arapça)
  • Eksik.

nakisa / nakîsa

  • Kusur, noksan, eksiklik.

nakise / nakîse / nâkise

  • Kusur, ayıb, eksiklik, kabahat, noksanlık.
  • Gıybet.
  • Eksiklik, noksanlık.
  • Noksanlık, eksiklik.

naks

  • Eksiklik, noksan, kusur.
  • Azaltma, eksiltme.
  • Eksiklik, noksanlık.
  • Noksanlık, eksiklik.

nazm-ı celil-i sübhani / nazm-ı celil-i sübhanî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh olan Cenâb-ı Hakk'ın yüce âyetlerindeki tertip ve diziliş.

nekais

  • Eksiklikler, kusurlar.

nevakıs

  • (Tekili: Noksan) Eksiklikler, noksanlar.
  • Noksanlar, eksikler.
  • Noksanlıklar, eksiklikler.

nevakıs-ı kanuniye

  • Kanunî noksanlık, yasal eksiklik.

niam-ı sübhaniye / niam-ı sübhâniye

  • Zâtında, sıfatında ve işlerinde eksiksiz ve kusursuz olan Allah'ın nimetleri.

nizam-ı ekmel

  • En mükemmel ve eksiksiz düzen.

noksan / noksân / نقصان

  • Eksik.
  • Eksik.
  • (Nuksan) Eksik, kusurlu, nâkıs.
  • Eksiklik, azlık. Eksilme, azalma.
  • Yokluk.
  • Eksiklik. (Arapça)
  • Kusur. (Arapça)
  • Eksik. (Arapça)

noksani / noksanî

  • Eksiklik ve noksanlıkla alâkalı.

noksaniyet / noksâniyet / نُقْصَانِيَتْ

  • Eksiklik, noksanlık.
  • Noksanlık, eksiklik.
  • Noksanlık, eksiklik.
  • Eksiklik.

noksaniyetsiz

  • Noksansız, eksiksiz.

noksanlık

  • Eksiklik.

noksansız

  • Eksiksiz.

nur-u sübhani / nur-u sübhânî

  • Her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah'ın nuru.

ordu-yu sübhani / ordu-yu sübhânî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın bir ordu gibi yaratıp sevk ettiği varlıklar.

özür

  • Geçerli bahane, kusur, eksiklik.

rabb

  • Varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürürken bütün ihtiyaçlarını veren Allah.

rabbü'l-alemin teala ve tekaddes hazretleri / rabbü'l-âlemîn teâlâ ve tekaddes hazretleri

  • Bütün âlemleri idare ve terbiye eden, yücelik sahibi olan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah.

rahmet-i sübhani / rahmet-i sübhânî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce ve uzak olan Allah'ın rahmeti, merhamet ve şefkati.

rububiyet / rubûbiyet

  • İlâhî terbiye, Allahın bütün varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürmesi, bu esnada her nevi ihtiyaçlarını vermesi ve onları emrine itaat ettirmesi.

şagva'

  • (Çoğulu: Şuguv) Dişleri birbirine muhalif olup kimi fazla kimi eksik olan kadın.

sahih

  • Gerçek.
  • Sağ, sağlam.
  • Tam, eksiksiz.

şaibe

  • Leke, kir, pislik, süprüntü.
  • Eksiklik, noksanlık, hata.
  • Leke, kir.
  • Süprüntü. Pislik.
  • Kusur. Noksan. Hata. Eksiklik.

sakamet

  • Bozukluk, ziyan, noksan, zarar, eksiklik.
  • Keyifsizlik.
  • Dert.

sakat

  • Bir tarafı bozuk, eksik veya asla bir işe yaramaz olan.
  • Yanlışlık (yazıda veya sözde).

salim / sâlim

  • Sağlam.
  • Sıhhatli. Sağ. Noksansız, eksiksiz.
  • Her türlü tehlikeden uzak olan. Emin ve korkusuz olan.
  • Gr: Kelimelerdeki harfler bozulmadan cemi' eki katılarak yapılan çoğul hali. Sâlimûn, sâlihât, sâdıkûn, sâdıkât gibi yapılan cemiler.
  • İçinde harf-i illet bulunma
  • Sağlam, eksiksiz, korkusuz.

salimen / sâlimen

  • Sağlam ve eksiksiz bir hâlde.

sebeb-i noksan

  • Eksiklik sebebi.

sebeb-i noksaniyet

  • Eksiklik sebebi.

sefine-i sübhaniye / sefine-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah'ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya.

sıfat-ı kemal / sıfât-ı kemâl

  • Eksiksiz ve mükemmel olma sıfatı.

sıfat-ı kemaliye / sıfât-ı kemâliye

  • Allah'ın her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan mükemmel sıfatları, nitelikleri.

şiff

  • Ziyade, çok, fazla.
  • Eksik, noksan. (Ezdattandır)

sıhhat

  • Sağlamlık. Doğruluk. Sağlık.
  • Edb: Sözün yanlış ve eksik olmamasıdır. (Sözün sağlamlığı diye tercüme edilebilen sıhhat-ı ifade: Bir ibarede zâf-ı te'lif, ta'kid, garabet, tetabu-u izafet, tekrar, tenafür, şivesizlik v.s. gibi kusurlar bulunmamakla tahakkuk eder...)

sıhhatli

  • Yanlışsız ve eksiksiz.

sırr-ı sübhani / sırr-ı sübhânî

  • Her türlü eksiklikten, kusur ve çirkinlikten yüce olan Allah'a ait sır.

sübhan

  • Eksikliklerden uzak ve mükemmel sıfatlar sahibi olan Allah.

sübhanallah / sübhânallah

  • "Allah eksikliklerden uzaktır" mânâsında bir tabir.
  • "Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir".

sübhanallah velhamdülillah / sübhanallah velhamdülillâh

  • "Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir; teşekkür ve övgü de Allah'a mahsustur".

sübhanallahi ve bihamdihi / sübhanallahi ve bihamdihî

  • Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir ve ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah'a mahsustur.

sukut

  • Düşme. Yukardan aşağıya birden iniverme.
  • Değerini kaybetme. Bozulma.
  • Devrilme.
  • Mahvolma.
  • Ahlâk bakımından alçalma.
  • Büyük bir vazifeden ayrılma.
  • Sarkma.
  • Çocuğun eksik veya ölü olarak doğması.

ta'mirat / ta'mirât

  • (Tekili: Tamir) Noksanları gidermek. Eksik ve bozukları düzeltmeler ve tamamlamalar. Ta'mirler.

taff

  • Tamam alıp eksik vermek.

tahkik

  • Doğru olup olmadığını araştırmak veya doğruluğunu, yanlışlığını meydana çıkarmak. İncelemek. İçyüzünü araştırmak.
  • Bir şeyi eksiksiz ve ziyâdesiz yapmakta mübâlağa etmektir. Bir şeyin hakikatına ermek, künhüne vâkıf olmak, nihayetine erişmek demektir. Kur'an kıraat ıstılahında ise: He

takdis / takdîs

  • Kutsamak, Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etme.

takdis etmek

  • Kutsamak, Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek.

takdis ve tenzih etmek

  • Allah'ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek.

takdisat

  • Allah'ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar.

taksir

  • (Kasr. dan) Kısaltma, kısma.
  • Kusur, hata, kabahat, suç. Günah.
  • Bir işi eksik yapma.
  • Bir şeyi yapabilir iken yapmama.
  • Zayıflatmak, süstlük etmek.
  • Geri kalmak.

taktir

  • Eksik etmek.
  • Güç olmak.

tamam

  • Eksiksiz, bütün.
  • Bitme, bitirme, son, nihayet.
  • Tam, eksiksiz, noksansız.
  • Ne eksik ne fazla.
  • Münasib, uygun.

tamamen

  • Büsbütün, eksiksiz ve tam olarak, mükemmel biçimde.

tamm / tâmm / تام

  • Tam, eksiksiz. (Arapça)

tamme / tâmme / تامه

  • Bütün, noksansız, eksiksiz, tam.
  • Tam, eksiksiz. (Arapça)

tatfif

  • Alırken dolgun, verirken eksik ölçmek.

tebliğ / teblîğ

  • Peygamberlerin, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını, insanlara eksiksiz ve noksansız olarak bildirmeleri.

tecelli-i etemm / tecellî-i etemm

  • Noksansız tecelli, eksiksiz yansıma.

tefevvüt

  • Birbirinden eksik olmak.

tegazguz

  • Eksik olmak.

tekmil

  • Bitirmek, tamamlamak. Kemâle erdirmek.
  • Tam, bütün, eksiksiz.

tekmile

  • (Kemâl. den) Eksikleri tamamlamak için sonradan yapılan şey, ek. İlâve.

telafi

  • Eksik olan bir şeyin yerini doldurmak. Tamamlamak.
  • Ziyanı karşılamak. Zararı ödemek.

tenzih / tenzîh

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma.
  • Allahü teâlâyı, şânına lâyık olmayan şeylerden, her türlü eksik ve noksanlıklardan uzak tutmak.

tenzih etmek

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutmak.

tevfikat-ı sübhaniye / tevfikat-ı sübhâniye

  • Bütün kusur ve eksikliklerden münezzeh ve uzak olan Allah'ın verdiği yardım ve başarılar.

tevzin-i adalet

  • Adaletin her şeyi teraziye alması; her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesindeki ölçü, tartı, denge.

vacibü'l-vücud teala ve tekaddes hazretleri / vâcibü'l-vücud tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.

vakıf-ı esrar-ı sübhan / vâkıf-ı esrar-ı sübhân

  • Gizli sırları bilen, her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah.

vasmet

  • Kırıklık, güçsüzlük, halsizlik.
  • Ayıp, eksiklik.

vekef

  • Günah.
  • Abes ve boş.
  • Ayıp.
  • Eksiklik.

velvele-i teşhir ve takdis

  • Güzellikleri sergilemek ve bütün eksikliklerden uzak görmeyi dile getiren sesler.

vücud-u akdes

  • Bütün eksik ve kusurlardan pâk olan Allah'ın kendi zâtına ait varlığı.

zaif

  • Kalp, eksik akçe.

zarar

  • Ziyan, eksiklik, kayıp.

zelel

  • Eksiklik.

zemanet

  • Belâ, musibet, âfet.
  • Bedenin bir azası eksik veya kötürüm olma.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR