LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ekmek ifadesini içeren 223 kelime bulundu...

abeket

  • (Çoğulu: Abekât) Tâne, az şey.
  • Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi.
  • Ekmek parçası.
  • Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.

afar

  • Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç.
  • Hurma ağacını islah etmek.
  • Katıksız ekmek yemek.

ahbaz

  • (Tekili: Hubz) Ekmekler.

aselan

  • Süngü titrediğinden acı çekmek.
  • Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.

aşem

  • Kuru ekmek.

aşeme

  • Kuru ekmek parçası.
  • Büyük azı dişi.

atl

  • şerir. Sert tabiatlı. Yaramaz.
  • Şiddetle çekmek.

berd

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.

bericen

  • İçerisinde ekmek pişirilen ocak veya fırın. (Farsça)

betik

  • Kat'etmek, kesmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

betk

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Yapışıp bir şeyi çekmek.

bev

  • Geri çekmek.
  • Lâyık olmak.
  • İkrar etmek.

beve'

  • Geri çekmek.
  • İkrar etmek.
  • Lâyık olmak.

bezdirme ekmeği

  • Bir çeşit yöresel ekmek.

bezec

  • (Çoğulu: Bezecât) Boyun çekmek.
  • Laf vurmak.
  • Kuzu, hamel.

bihnane

  • Beyaz ve has ekmek. (Farsça)

bu'

  • Bir şeyi kucaklayıp çekmek.

cebz

  • Çekmek, cezb.

cefa / cefâ / جفا

  • Üzme, eziyet etme. (Arapça)
  • Cefâ çekmek: Cefaya katlanan, üzülen. (Arapça)

celb / جلب

  • Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek.
  • Kendine çekme. (Arapça)
  • Celb edilmek: (Arapça)
  • Kendine çekilmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırılmak. (Arapça)
  • Celb etmek: (Arapça)
  • Kendine çekmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırmak. (Arapça)

celb etme

  • Çekmek.

celb etmek

  • Çekmek.

celb eylemek

  • Çekmek, getirmek.

celb ve cezb etmek

  • Kendine çekmek.

celbetmek

  • Çekmek.

cemş

  • Saçı yolmak veya traş etmek.
  • Gizli ses.
  • Parmaklarının uçları ile çekmek.
  • Gazel söylemek.
  • Oynaşmak.

cerr

  • Kendine doğru çekmek. Çekmek. Cezb.
  • Para almak.
  • Uçurum.
  • Kale hendeği.

cevir / جور

  • Haksızlık, üzülme, üzme, zulüm. (Arapça)
  • Cevir çekmek: Acı çekmek, zulüm görmek. (Arapça)

cezb / جذب

  • Çekmek.
  • Kendine çekme. (Arapça)
  • Cezb edilmek: Kendine çekilmek. (Arapça)
  • Cezb etmek: Kendine çekmek. (Arapça)

cezb etmek

  • Çekmek.

cezbetmek

  • Çekmek, ikna etmek, sevdirmek.

cilf

  • Boş küp.
  • Kırılmış, ufanmış köpek esfeli. Arı kovanı.
  • Kuru ekmek parçası. Kuru ekmek kenarı.
  • Yüzülüp karnı çıkmış ve başı ile ayağı kesilmiş koyun.
  • Her nesnenin parçası.
  • Hoyrat, kaba. Ayak takımından.

dakk

  • Vurmak.
  • Çekmek. Çok yemekten dolayı vücudun ağırlaşması.
  • Kapı çalma.

dermek

  • Çok beyaz olan un.
  • Beyaz ekmek.

dunehu hart-ül katat

  • "Elini dikenli ağaç üzerine çekmek, ondan daha kolay." meâlinde bir tabirdir.

ebu cabir

  • Ekmek.

enşat

  • Kovası, bir defa çekmekte çıkan, dibi yakın kuyu.

ers

  • Ekmek.

eshab

  • Çekmek, cezb.

ezmel

  • Hareket etmek.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.
  • Savt, sadâ, ses.
  • Gül.

fe'd

  • Kebap yapmak.
  • Kül içinde ekmek pişirmek.

feragat-ı nefis

  • Nefsini geri çekmek, hakkından isteyerek vazgeçmek.

fess

  • Kıtlık günlerinde tohumundan ekmek yapılan bir ot.

fetit / fetît

  • Terit altına konulan ekmek parçaları.

fetut

  • Ekmek parçaları.

fırancala

  • Kaliteli undan yapılan bir ekmek çeşidi.

fürun

  • Ekmekçi fırını.

galis

  • Arpa ve buğday karışımından yapılan ekmek.

garm

  • Çekmek.

gavc

  • Enli ve yassı olmak.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

habbaz / habbâz / خباز

  • (Hubz. dan) Ekmekçi. Ekmek yapan veya satan kimse.
  • Ekmekçi. (Arapça)

habbazi / habbazî

  • Ekmekçilikle ilgili.

habhabe

  • Yumuşaklık, rahavet.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

habz

  • Ekmek pişirmek.
  • Ekmek vermek.
  • Sözü birbiri ardınca söyleyip yürümek.
  • Devenin ayağını yere vurması.

hafak

  • Muzdarib olmak, acı çekmek.
  • Deprenmek.

hafş

  • Celbetmek, çekmek.
  • Yeri kazıp oymak.
  • Birbiri ardınca tez tez gelmek.

halc

  • Çekmek.
  • Hareket etmek.

haşim

  • Kuru ekmek kırıntısı doğruyan. Ezen, yaran, kıran, parçalayan.

hasret / حسرت

  • Özlem. (Arapça)
  • Hasret çekmek: Özlem duymak. (Arapça)

hatt

  • Yolmak.
  • Çekmek.

hıbazet

  • Ekmek yapma mesleği, ekmekçilik.

horos

  • Tar: Eskiden İstanbul'da ekmekçi, francalacı ve uncu değirmenlerinde mevcut üst ve alt taşlarının bulunduğu ve etrafından hayvanın döndüğü yere, esnaf arasında verilen addır.

hubz / خبز

  • Ekmek.
  • Ekmek. (Arapça)

hubze

  • Ekmek parçası. Bir parça ekmek.
  • Kül pidesi.

huşkar

  • İri öğütülmüş un. O undan olan ekmek.

i'lem eyyühe'l-aziz" notekey

  • 'Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!' mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir ifade.

ibn-ül habbe

  • Ekmek.

ictilab

  • Celbetmek, çekmek.

idam

  • Katık. Ekmekle beraber yenen şey.

ifk

  • İftira, iftira ekmek, Hz. Aişe'ye yapılan iftira.

igraz

  • Doldurmak.
  • Taze hamurdan ekmek yapıp misafire yedirme.

igtilam

  • Hırs ve şehvetin galip gelmesi.
  • Muzdarib olmak, acı çekmek.

ihtar

  • Hatırlatmak. Dikkati çekmek. Tenbih. Uyarma. Kalbe gelen doğuş, ilham.

iktiza / iktizâ / اقتضا

  • Gerekme. (Arapça)
  • İhtiyaç. (Arapça)
  • İktizâ etmek: Gerekmek. (Arapça)

imsak / imsâk

  • Oruca başlama zamanı.
  • Kendini tutmak, bir şeyden el çekmek.

intişak

  • Burna bir şey çekmek.

intisar

  • Saçılmak. Dağılmak.
  • Püskürmek.
  • Toz kabarması. Kabarmak.
  • Buruna su çekmek.
  • Aksırıp tıksırmak.

iras

  • Sebeb olmak, vermek. Vâris kılmak, miras bırakmak, miras yemek.
  • Gerekmek.

iş / îş

  • Yaşayış. Yaşamak. Zevk u safa sürmek.
  • Hayata medar olan ve geçinilen şeyler.
  • Ekmek. Gıda.

isticvab

  • Cevab istemek. Sorguya çekmek.
  • Mahkemede şahidlerin ifadelerini almak. Söyletmek.

istifham

  • Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak.
  • Edb: Cevap istemek için değil, daha çok dikkati çekmek, hisleri kuvvetlerdirmek maksadıyla soru şeklinde söylemek san'atıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların te'siri altında vuku bulur.

istihlaf

  • Halef bırakmak. Birisini kendi yerine geçirmek. Kendi yerine başkasını tayin etmek. Kuyudan su çekmek.

istilzam / istilzâm / استلزام

  • Gerekme, gerektirme. (Arapça)
  • İstilzâm etmek: Gerekmek, gerektirmek. (Arapça)
  • İstilzâm eylemek: Gerektirmek. (Arapça)

istinşak

  • Abdest veyâ gusül esnâsında burun'a (üç defa) su çekmek.
  • Şiddetle koklamak, koklatmak.

istintak / istintâk / استنطاق

  • Söyletmek.
  • Huk: Sorguya çekmek. Maznundan işlediği fiile dâir ifade almak.
  • Sorgulama. (Arapça)
  • İstintâk etmek: Sorgulamak, sorguya çekmek. (Arapça)

istis'ab

  • Zor addetmek. Güç saymak.
  • Güçlük çekmek.

iştiyak

  • Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.
  • Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.

ittika

  • Sakınmak. Çekinmek. Günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek. Takvâ ile amel etmek.

ka'k

  • Kuru ekmek. Peksimet.

kabz

  • Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak.
  • Tahsil etmek. Teslim almak.
  • Amelde zorluk çekmek.
  • Kuşun süratle uçması.
  • Mülk.

kafar

  • Katıksız ekmek.

kahl

  • Göze sürme çekmek.

kames

  • Suya daldırmak ve batırmak.
  • Hareket edip acı çekmek.

kasr-ı yed

  • El çekmek, ferâgat etme, vazgeçme.

kebc

  • Davarı durdurmak için dizginini çekmek.

kemend

  • Eskiden idam için boyna geçirilen yağlı kayış. (Farsça)
  • Uzakta bulunan herhangi bir nesneyi yakalayıp çekmek için üzerine atılan ucu ilmekli uzunca ip. (Farsça)
  • Geyik ve benzeri hayvanların yuları. (Farsça)
  • Güzelin saçı. (Farsça)

kemend-i mahbub-i ilahi / kemend-i mahbûb-i ilâhî

  • Allahü teâlânın sevdiklerini kendisine çekmek için gönderdiği sebebler, dert, belâ ve sıkıntılar.

keş

  • (Keşiden) Çekmek fiilinin emir kökü. Birleşik kelimeler de yapılır. Meselâ: Cefâ-keş : Cefâ çeken. Esrar-keş : Esrar çeken, esrar içen serseri. (Farsça)

keşide

  • Çekilen, çekilmiş. Çekmek. (Farsça)
  • Tartılmış. Dizilmiş. Tertibedilmiş. Yazılmış. (Farsça)

kırmaz

  • Beyaz ekmek.

kisre

  • (Çoğulu: Kiser) Ekmek parçası.
  • Parçalanmış olan şeyin bir parçası.

kıyad

  • Çekmek.

kuluce

  • Ekin ekmek için yeri ıslah etmek.

kürek cezası

  • Tanzimattan önce ve yelkencilik devrinde işledikleri ağır cürümden dolayı harp gemilerinden kürek çekmek üzere gemi hizmetine verilen kimseler. Bu gibiler, gemilerde kürek çektikleri için bu tâbir meydana gelmiştir.

kürur

  • Bir şeyin tekrarlanması.
  • Geri çekmek.
  • Menetmek, engel olmak.

lebi / lebî

  • Dilim. Ekmek, kavun, karpuz vs. dilimi. (Farsça)

lütut

  • Sâbit ve lâzım olmak, gerekmek.

ma'd

  • Taze hurma.
  • Taze ot.
  • Yumuşak.
  • Yoğunluk, gılzat.
  • Gitmek.
  • Çekmek.

ma'ne

  • Ekmek.
  • Az olan akıcı su.
  • Şey.

ma'z

  • Çekmek.

magt

  • Çekmek.

mahabiz

  • (Tekili: Mahbeze) Ekmekçi fırınları.

mahbez

  • (Çoğulu: Mahâbiz) Ekmekçi dükkânı. Ekmekçi fırını.

mahk

  • İnat etmek.
  • Birbirini tutup çekmek.

mahn

  • Cima etmek.
  • Ağlamak.
  • Kuyudan su çekmek.
  • Uzun boylu adam.

maht

  • Çıkarmak.
  • Çekmek.

manivela

  • Ağır şeyleri çekmek ve kaldırmak için vasıtanın dönen merkezine bir ucu takılıp döndürülen kol.

mash

  • Tutmak.
  • Çekmek.

mass / مص

  • Emme. (Arapça)
  • Massetmek: Emmek, çekmek. (Arapça)

matt

  • Çekmek.

matv

  • Çekmek.

me'v

  • Çekmek.

med

  • Uzatmak, çekmek, Kur'ânı kerîmde uzatan harflerden (elif, vav, yâ) biriyle kendilerinden önceki harfleri çekmek.

medare

  • Kova gibi dikip su çekmekte kullanılan deri.

melil / melîl

  • Kül içinde pişirilen ekmek.
  • Hararet, sıcaklık.
  • Üzgün, kederli. Melul.

meşakkat / مشقت

  • Sıkıntı, güçlük. (Arapça)
  • Meşakkat çekmek: Sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. (Arapça)

met'

  • Vurmak.
  • Çekmek.

meth

  • Kuyudan su çekmek ve sulamak.

metr

  • Kesmek.
  • Çekmek.
  • Atmak. (Bazan fercten kinâye olur.)

mett

  • Çekmek.
  • Ulaşmak.
  • Kuyudan su çıkarmak.

mety

  • Çekmek.

mevn

  • Bir kimsenin zahmetini çekmek.
  • Nafakalarını vermek.

mezl

  • Muztarib olmak, acı ve ıztırab çekmek.

mibzer

  • Tohum ekmekte kullanılan bir âlet.

mikhal

  • (Çoğulu: Mekâhil) Göze sürme çekmekte kullanılan âlet.

milkat

  • (Çoğulu: Melâkıt) Tandırdan ekmek çıkaracak âlet.

minsega

  • (Çoğulu: Menâsıg) Ekmekçilerin ekmek tozunu sildikleri nesne.
  • Yufka yuvarlağı.

mirşem

  • Ekmek tozunu silecek tüy süpürge.

müde'as

  • Kırda Arabların ekmek pişirdikleri tennur.
  • Sıcak kül döküp üstünde et pişirilen yer.

mürazeme

  • Yaş üzümü ekmekle yemek.
  • Yemekte sohbet etmek.

mürtebis

  • Ekmek veren.

müşkilat / müşkilât / مشكلات

  • Güçlükler, zorluklar. (Arapça)
  • Müşkilat çekmek: Zorluk çekmek, sıkıntı çekmek. (Arapça)

müstaceliyet / müstâceliyet

  • Acele yapılması gerekmek, ivedilik.

müterazim

  • Üzümle ekmek yemek.

muzbat

  • Kül içinde pişirilen ekmek.

muztarip olmak

  • Iztırap çekmek.

müzzemmil

  • Tezmil eden, sarınan. Elbise içine sarınan.
  • Bazıları, "Yükü yüklenen" şeklinde mânalandırmışlardır.
  • Mc: Gizlemek. Zayıf davranmak, işe pek kıymet vermemek.
  • Büyük bir hâdise karşısında başını içeri çekmek, kaçınmak, rahata meyletmek.
  • Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Ce

naki

  • (Nakiye) Temiz, pâk.
  • Çok takvalı, temiz insan.
  • Has undan yapılmış beyaz ekmek.

nan / nân / نان

  • Ekmek. (Farsça)
  • Ekmek. (Farsça)

nancu

  • (Nâncuy) Ekmek arayan. Dilenci. (Farsça)

nanhah

  • Ekmek isteyen. Dilenci.

nanpare

  • Ekmek parçası. Bir lokma ekmek. (Farsça)
  • Geçime yarayan iş. (Farsça)

nanpüz

  • Ekmekçi, ekmek pişiren. (Farsça)

natnata

  • Çok söylemek, çok konuşmak.
  • Çekmek.

naz / ناز

  • İşve, cilve. (Farsça)
  • Kapris. (Farsça)
  • Naz. (Farsça)
  • Naza çekmek: Nazlanmak. (Farsça)

nazar-ı dikkati celb etmek

  • Dikkat çekmek.

nekf

  • Göz yaşını yanağından parmağıyla silip gidermek.
  • Kuyudan su çekmek.
  • Arlanmak.

neş'

  • Bir nesneyi zorla çekmek.

neşf

  • İçmek, suyu emerek içmek.
  • Sızmak. Sünger gibi sızmak.
  • Suyu çekmek.

neşl

  • Taan etmek.
  • Cezbetmek, kendine çekmek.

netk

  • Bir şeyi şiddetle çekmek ve cezbetmek.
  • Atmak.
  • Yüzmek.
  • Kendine çekmek, cezbetmek.
  • Depretmek, silkmek, harekete geçirmek.
  • Oğlu ve kızı çok olmak.

netl

  • Önüne çekmek.
  • Deve kuşu yumurtasının içini su ile doldurup bir yere gömmek.

netr

  • Cezbetmek, kendine çekmek.
  • Taan etmek, çekiştirmek.
  • Bozulmak, fâsid ve zâyi olmak.

perize

  • Ateşte pişirilen ekmek. (Farsça)
  • Kırmızı altun. (Farsça)

rehl

  • Sülpük olmak. Kendini salıvermek.
  • Acı çekmek, muztarib olmak.
  • Çok uyumaktan yüzü şişip uyuşuk olmak.

retv

  • Kuyudan kova çekmek.

rişa'

  • (Çoğulu: Erşiye) Kuyudan su çekmekte kullanılan urgan.
  • Menazil-i Kamer'den "Balık karnı" dedikleri menzilin adı.

rivayet

  • Hikâye edilen hâdise veya söz.
  • Bir hâdisenin başkalarına anlatılması.
  • Peygamberimiz'den (A.S.M.) işittiklerini veya sahabeden duyduklarını birisinin başkasına anlatması.
  • Kuyudan halk için su çekmek.

röntgen

  • Röntgen adında bir Alman âliminin 1896' da keşfettiği ışıklar. Bunlar gözle görülmediği halde fotoğraf camına tesir eder, vücuddan, tahta, kâğıt gibi maddelerden bu ışık geçebilir. Bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılır.
  • Vücuddaki iç uzuvların filmini çekmek.

şacir

  • Ayak altında ızdırap çekmek.

şahs

  • Acı çekmek. Iztırab çekmek.

şahur

  • Ekmek fırını. (Farsça)

salb

  • Asmak. Darağacına çekmek. Çarmıha germek.
  • Kemikten yağ çıkarmak.

samit

  • Tatsız bayat süt.
  • Tuzsuz ekmek.

şebh

  • Çekmek.
  • Muhkem etmek, sağlamlaştırmak.

sef'

  • Alâmet. İşaret.
  • Yandırmak.
  • Kara etmek.
  • Çekmek.

sehb

  • Çekmek.
  • şiddetle yemek ve içmek.

selb / سلب

  • Ayıp.
  • "Noksan etmek ve çekmek" mânalarına da mastardır.
  • Kapma, kendine çekme. (Arapça)
  • İnkâr etme. (Arapça)
  • Selb: Etmek (Arapça)
  • Kapmak, çekmek, almak. (Arapça)
  • İnkâr etmek. (Arapça)
  • Yok etmek. (Arapça)

selk

  • Çekmek veya çekilmek.
  • Gitmek.
  • İthal etmek, içeri sokmak, girdirmek.

şenak

  • Devenin yularını çekmek.
  • Çok yemekten mide dolmak.
  • Yaralamaktan dolayı alınan az diyet.

serd

  • Çanak içine ekmek doğrayıp ıslatmak.

serid

  • Yağla ıslanmış ekmek. (Terid derler.)

sevvib

  • Geri çekmek.
  • Men'etmek, engel olmak.

sınn

  • Berd-i acûz günlerinden bir gün.
  • Seleye benzer bir nesnedir, içine ekmek koyarlar.
  • Deve sidiği.

taarr

  • Ari olmak, temiz ve pâk olmak, beri olmak. Döşeğinde dönüp ızdırap çekmek.

taharrüs

  • Ekin ekmek.

taharüs

  • Ekin ekmek, tahıl ekmek.

tahassür

  • (Hasret. den) Hasret çekmek. Elde edilmesi istenilen ve ele geçirilemeyen şeye üzülmek.

taktir

  • Damla damla akıtmak. Damlatmak. İnbikten çekmek.

tandır

  • Ufak fırın, ekmek pişirilen yer.

tarazüm

  • Üzümü ekmekle yemek.

tasrif / tasrîf / تصریف

  • Fiil çekimi. (Arapça)
  • Tasrîf etmek: Fiil çekmek. (Arapça)

tayın

  • Gıda, ekmek, yiyecek.

teba'sus

  • Muztarib olmak, ıztırab çekmek. Acı çekmek.

teberrüm

  • Muztarib olmak, ıztırab ve acı çekmek.

tebyiz / tebyîz

  • Tebyîz etmek: Temize çekmek.

tebyiz etmek

  • Müsveddeyi temize çekmek.

tecrir

  • Çekmek.

tefsie

  • Çekmek. Uzatmak.

tefvim

  • Ekmek pişirmek.

telbib

  • (Çoğulu: Telâbib) Bir kimsenin yakasına yapışıp çekmek.
  • Boyun.

telebbüt

  • Muztarib olmak, acı çekmek.
  • Dönmek.

telehhüf

  • Mahzun olmak. Hasret ve kederle yanıp yıkılmak. Ah çekmek.

temahhuz

  • (Temahhud) Doğum sancısı çekmek.
  • Hayvanın gebe oluşu.
  • Süt yayıkta yayılarak yağı alınıp safileştirilmesi.
  • Fitne çıkarma.

temayüz / temâyüz / تمایز

  • Seçkinlik, üstünlük, ayrıcalık. (Arapça)
  • Temayüz etmek: Seçkinlik kazanmak, ayrıcalık kazanmak, dikkat çekmek. (Arapça)

temdid

  • Devam ettirmek. Uzatmak. Uzatılmak. Sürdürmek.
  • Çekip uzatmak.
  • Tecvidde: Bir harfi uzun okumak, çekmek.

temhiz

  • Doğum ağrısı çekmek.

temtit

  • "Ekber" derken bir elif fazlalaştırıp "ekbâr" demek.
  • Med edip çekmek.

ter'ib

  • Kavum dilimi.
  • Ekmek dilimi.

terettüb / ترتب

  • Sıralanmak.
  • Gerekmek. Lâzım gelmek. Netice olarak çıkmak.
  • Bir yerde aslâ kımıldamak, bir vecih üzere sâbit ve pâyidar olup durmak.
  • Zuhura gelmek.
  • Muayen sebeblerin, muayyen ve mukannen olan neticeler vermesi.
  • Gerekme. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)
  • Terettüb etmek: (Arapça)
  • Gerekmek. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)

terid

  • Yağla ıslanmış ekmek.

tervil

  • Yağlı ekmek.
  • Ekmeği yağ ile ovmak.

tesvid

  • Bir yazıyı, daha sonra temize çekmek üzere, karalama olarak yazma, müsvedde.

tezehhüd

  • Kendini dindar göstermek. Sun'i surette dindar olmak.
  • Dünyevî ve nefsanî şeylerden elini çekmek, ibadet etmek.

tivele

  • Bir kadına kocası buğzedip (gizli düşmanlık edip) kendisinden soğuduktan sonra, kadının, kocasının sevgisini tekrar celbetmek (çekmek) için mutlak te'sir edeceğine inanarak sihir yapması.

tulme

  • (Çoğulu: Tulum) Ekmek.
  • Havuz dibinde kalan su.

tumrus

  • Sıcak külde pişmiş ekmek.

turmus

  • Zayıf.
  • Kül içinde pişen ekmek.

udm

  • Ekmek katığı.

vacib / vâcib / واجب

  • Gerekli. (Arapça)
  • Vâcib olmak: Gerekmek. (Arapça)

yoga

  • Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.

yuh

  • (Yuhâ) Güneşin isimlerindendir.
  • Türkçede, birisine karşı hakaret için söylenen kelimedir. Kalabalıkla haykırılan hakaret kelimesidir. Buna "yuha çekmek" denir.

zer' etmek

  • Ekmek, dikmek.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR