LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ek kelimesini içeren 213 kelime bulundu...

aba

  • Ekseriyetle yünden yapılmış, bol giyimli bir libas, elbise.

ağleben

  • Ekseriyetle, genellikle.

ağlebi / ağlebî

  • Ekseriyetle ilgili.

ahyus

  • Ekseriyetle su kenarında biten bir ot.

ale-l-ekser

  • Ekseriya, çok vakit.

bar / bâr

  • Ek olup "saçan, yağdıran, döken, ışık veren" gibi mânâda kelimeler teşkil edilir. Meselâ: Ateşbâr : Ateş saçan. Ateş yağdıran. (Farsça)

beraş

  • Ekseri yüzde olan küçük kara noktalar.

berz-gar

  • Ekinci. (Farsça)

betare

  • Eksiklik, noksanlık.

bezr-kar / bezr-kâr

  • Ekinci, çiftçi. Tohum saçan. (Farsça)

bi-kusur / bî-kusur

  • Eksiksiz, kusursuz, tam, mükemmel. (Farsça)

celis

  • Ekseri bir yerde oturan. Arkadaş. Birlikte oturan.

cemmigafir

  • Ekseriyet, çoğunluk.

cera'kuk

  • Ekşi yoğurt.

cill

  • Ekin biçildikten sonra yerde kalan sap ki, "anız" derler.

cirbet

  • Ekinlik, mezra.

daras

  • Ekşi yemekten dolayı dişin kamaşması.

denie

  • Eksik, noksan, nakise.

dih-gan

  • Ekinci, çiftçi, köylü. (Farsça)

direv

  • Ekin biçme, hasat. (Farsça)

direv-ger

  • Ekin biçen, orakçı. (Farsça)

ebu cabir

  • Ekmek.

ekmehiyyet

  • Ekmehlik, anadan doğma körlük.

ekmelane / ekmelâne

  • Ekmel olana yakışacak şekilde.

ekrem-ül ekremin / ekrem-ül ekremîn

  • Ekremlerin en ekremi. Cenab-ı Hak (C.C.)

ekremane

  • Ekremce, ekrem olana yakışacak şekilde. Çok elaçıklığıyle, cömertlikle.

ekremiyyet

  • Ekremlik, ekrem olma hâli.

ekseriya

  • Ekseriyetle, çoğunlukla.

ekseriyet-i sülüsan

  • Ekseriyet kazanacak tarafın en az mevcudun sülüsânı (üçte ikisi) miktarında olması şartıyla olan ekseriyet.

engüşte

  • Ekincilerin harman savurdukları âlet, yaba. (Farsça)

ers

  • Ekmek.

fasal

  • Ek. Bilek.

fellah / fellâh

  • Ekinci, tarımcı.

fenn-i ziraat / fenn-i zirâat

  • Ekin ekme ve içme hususunda olan bilgi ve tecrübeye dayanan bu husustaki ilim kolu.

fesl

  • Ek yeri, hak söz.

fetut

  • Ekmek parçaları.

fürun

  • Ekmekçi fırını.

galiben

  • Ekseriya. Çok zaman. Üstün olarak. Tahmin olduğu üzere.

gazaza

  • Eksiklik.

habbaz / habbâz / خباز

  • Ekmekçi. (Arapça)

habbazi / habbazî

  • Ekmekçilikle ilgili.

halel verme

  • Eksiltme, noksanlaştırma, zarar verme.

hamıziyyet / hâmıziyyet

  • Ekşilik, kekrelik.

hamz / حمض

  • Ekşilik. Kekrelik.
  • Ekşilik. (Arapça)

harb-i iktisadi / harb-i iktisadî

  • Ekonomik savaş.

haris / hâris

  • Ekici.
  • Eken, ekici. Çiftçi.

hasad

  • Ekin biçmek. Ekin biçme mevsimi.

hasıd / hâsıd / حاصد

  • Ekin biçen.
  • Ekin biçen, hasatçı. (Arapça)

heyd

  • Ekinci yabası. (Farsça)

hıbazet

  • Ekmek yapma mesleği, ekmekçilik.

hıdac

  • Eksik, noksan.

hubz / خبز

  • Ekmek.
  • Ekmek. (Arapça)

humuza

  • Ekşilik.

humuzat

  • Ekşi şeyler.

humuzet / humûzet / حموضت

  • Ekşilik. Kekrelik.
  • Ekşilik. (Arapça)

humuziyet

  • Ekşilik. Kekrelik.

huzuka

  • Ekşilik.

ibn-ül habbe

  • Ekmek.

icba'

  • Ekilen ekini henüz olgunlaşmadan satmak.

ihra'

  • Eksiltme, azaltma, noksanlaştırma.

ihsad

  • Ekin veya ot biçme veya biçtirme. Hasâd etme.

ihtiras

  • Ekme.

ihtisad-ı mezruat

  • Ekinlerin biçilmesi.

ikmal-i nevakıs

  • Eksiklikleri tamamlamak.

iktisad / iktisâd

  • Ekonomi. Toplumun tutumluluğu.

iktisadi / iktisadî / iktisâdî / اقتصادی

  • Ekonomik.
  • Ekonomik. (Arapça)

iktisadiyyat / iktisâdiyyât / اقتصادیات

  • Ekonomi. (Arapça)

ilave / ilâve / علاوه

  • Ek.
  • Ek. (Arapça)

ilaveten / ilâveten / علاوة

  • Ek olarak.
  • Ek olarak, yanı sıra. (Arapça)

ilhak / ilhâk

  • Eklemek, ilave etmek.

ilhak edilen

  • Eklenen.

ilka

  • Ekme, bırakma.

ilkteşrin

  • Ekim ayı. Teşrin-i evvel.

inhimaz

  • Ekşilenme.

inkas

  • Eksilme, eksiltme.

inzimam / inzimâm / انضمام

  • Eklenme.
  • Eklenme. (Arapça)

inzimam etme

  • Eklenme, katılma.

istihsad

  • Ekinlerin hasad (biçilme) zamanı gelme.

istimhal / istimhâl / استمهال

  • Ek süre isteme. (Arapça)

izafe / izâfe / اضافه

  • Ekleme. (Arapça)

izafeten / izâfeten / اضافة

  • Ek olarak, yanı sıra. (Arapça)

izdira'

  • Ekin ekme, zirâat yapma.

kaftan

  • Ekseriya mükâfat ve taltif olarak giydirilen süslü üstlük elbise. Hil'at, esvab.

karıs

  • Ekşi yoğurt.

kàsır

  • Eksik, noksan.

kasır / kâsır

  • Eksik, kısa, yetersiz.

kaste / kâste

  • Eksik, noksan, eksilmiş, azalmış. (Farsça)

kekre

  • Ekşi, acımtırak. (Türkçe)

kemal-i alaka / kemâl-i alâka

  • Eksiksiz ilgi ve alâka.

kemal-i imtisal / kemâl-i imtisâl

  • Eksiksiz bir şekilde bağlanma, boyun eğme.

kemal-i lezzet / kemâl-i lezzet

  • Eksiksiz lezzet.

kemal-i sarahat / kemâl-i sarahat

  • Eksiksiz bir şekilde açık olma.

kemal-i takdir / kemâl-i takdir

  • Eksiksiz bir takdir; çok beğenme.

keşaverz

  • Ekinci, çiftçi. Ekinlik. (Farsça)

kımız

  • Ekşimiş kısrak sütü.

kısra

  • Ekincilerin kesmik dedikleri başakta kalan buğday. Buğday çalkandığında kalbur içinde kalan kaba buğday başları.

kişt / كشت

  • Ekin. (Farsça)

kiştzar

  • Ekinlik, ekin tarlası, tarla. (Farsça)

kolordu

  • Ekseriyetle üç tümen ve diğer tamamlayıcı birliklerden kurulan askeri birlik. (Türkçe)

kuluce

  • Ekin ekmek için yeri ıslah etmek.

kusur / kusûr

  • Eksiklik.
  • Eksiklik, pürüz, özür, kabahat.

kusurat / kusûrât

  • Eksikler, hatâlar.

lahik / lâhik / لَاحِق

  • Eklenen, ilâve edilen.
  • Ek.

lahıka / lâhıka

  • Ek, ilâve, katılan şey. Zeyl. Sonradan ilâve edilen, eklenen.

lahika / lâhika / لاحقه / لَاحِقَه

  • Eklenen, katılan.
  • Ek. (Arapça)
  • Ek.

leffen

  • Ekli, bitişik.
  • Ekli, bitişik.

levahık / levâhık / لواحق

  • Ekler. (Arapça)

lüffan

  • Ekşi nar.

mafsal / مفصل

  • Eklem.
  • Eklem. (Arapça)

mahsad

  • Ekini biçilmiş yer.

mazır

  • Ekşi, hâmız.

mazir / mazîr

  • Ekşi, hâmız.

mazmum / mazmûm

  • Eklenmiş.

me'kul

  • Ekl olunmuş, yenmiş şey, yiyecek.

mefasıl / mefâsıl / مفاصل

  • Eklemler. (Arapça)

menkase

  • Eksiklik, noksanlık.

mers

  • Ekmeği suyla ıslatmak.

mesalib

  • Eksiklikler. Ayıplar. Kusurlar.

mevs

  • Ekmeği suyla ıslatmak.

mey-hoş

  • Ekşimtrak, mayhoş. (Farsça)

mezru / mezrû / مزروع

  • Ekili. (Arapça)

mezru'

  • Ekilmiş. Tohum ekilmiş yer.

mezruat / mezrûat

  • Ekili olan şeyler. Ekili yerler.
  • Ekilenler.

mihsad

  • Ekin orağı.

mihver / محور / مِحْوَرْ

  • Eksen.
  • Eksen.
  • Eksen. (Arapça)
  • Eksen.

mirşem

  • Ekmek tozunu silecek tüy süpürge.

misvat

  • Ekincilerin sürgüsü.

mühakale

  • Ekini biçmeden buğday ile satmak.

mükemmel

  • Eksiksiz.

mülhik

  • Ekleyen.

münakkıs

  • Eksilten, azaltan. Tenkis eden.

müntakıs

  • Eksilen, azalan.

munzam / منضم

  • Eklenen.
  • Ek. (Arapça)

mürtebis

  • Ekmek veren.

müştemilat / مشتملات

  • Eklentiler, ek yapılar. (Arapça)

mütehammir

  • Ekşiyen, mayalanan.

mütelahhız

  • Ekşi birşey yiyen kimsenin yanında ağzı sulanan.

müvellid-ül humuza

  • Ekşilik, oksitlenme meydana getiren. Oksijen.

na-kaste

  • Eksiksiz, noksansız. Tamam. (Farsça)

na-tamami / na-tamamî

  • Eksiklik, noksanlık. (Farsça)

nakıs / nâkıs / نَاقِصْ

  • Ekşi şarap.
  • Eksik, noksan.
  • Eksik, noksan, kusurlu.
  • Eksik.

nakise / nakîse

  • Eksiklik, noksanlık.

nakisedar / nakisedâr

  • Eksiği bulunan. Kusuru olan. Kusurlu. (Farsça)

naks

  • Eksiklik, noksanlık.

nan / nân / نان

  • Ekmek. (Farsça)
  • Ekmek. (Farsça)

nanhah

  • Ekmek isteyen. Dilenci.

nanpüz

  • Ekmekçi, ekmek pişiren. (Farsça)

nekais

  • Eksiklikler, kusurlar.

nisab-ı ekseriyet

  • Ekseriyet derecesi. Çoğunluk derecesi.

noksan

  • Eksik.
  • Eksik.

noksani / noksanî

  • Eksiklik ve noksanlıkla alâkalı.

noksaniyet / noksâniyet / نُقْصَانِيَتْ

  • Eksiklik, noksanlık.
  • Eksiklik.

noksanlık

  • Eksiklik.

noksansız

  • Eksiksiz.

nüame

  • Eksen. Çark veya çıkrık ortasındaki mihver.

nuksan

  • Eksilmek, noksanlaşmak.

rifa'

  • Ekini tarladan getirip harman yerine ilettikleri vakit.

şahur

  • Ekmek fırını. (Farsça)

şakn

  • Eksilmek, noksanlaşmak.

sarime

  • Ekini biçilmiş yer.

sebeb-i noksan

  • Eksiklik sebebi.

sebeb-i noksaniyet

  • Eksiklik sebebi.

sıfat-ı kemal / sıfât-ı kemâl

  • Eksiksiz ve mükemmel olma sıfatı.

sikbac

  • Ekşi aş.

sübhan

  • Eksikliklerden uzak ve mükemmel sıfatlar sahibi olan Allah.

sürde

  • Ekmeği yağla ıslamak.

tahammür

  • Ekşime, fermentasyon.

tahammuz

  • Ekşimek. Mayalanmak. Oksitlenmek.

taharrüs

  • Ekin ekmek.

taharüs

  • Ekin ekmek, tahıl ekmek.

tahavvu'

  • Eksilmek, noksanlaşmak.

tamam

  • Eksiksiz, bütün.

tedbirülmenzil / tedbîrülmenzil / تدبيرالمنزل

  • Ekonomi. (Arapça)

tefvim

  • Ekmek pişirmek.

tegazguz

  • Eksik olmak.

tekmile / تكمله

  • Ek. (Arapça)

telafi / telâfi

  • Eksiği giderme.

tenakkus

  • Eksilmek.

tenakus / tenâkus / تناقص

  • Eksilme, azalma, noksanlaşma.
  • Eksilme.
  • Eksilme, azalma. (Arapça)
  • Tenâkus etmek: Eksilmek, azalmak. (Arapça)

tenkis / tenkîs / تَنْق۪يصْ

  • Eksiltme.

tenkis etmek

  • Eksiltmek, değerini indirmek.

tenzih

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutma.

tenzih etmek

  • Eksik ve çirkinliklerden arınmış tutmak.

teşrin-i evvel / teşrîn-i evvel / تشرین اول

  • Ekim ayı.
  • Ekim ayı.
  • Ekim. (Arapça - Farsça)

teşrinievvel / teşrînievvel

  • Ekim ayı.

tetimmat

  • Ekler, ilâveler.

tetimme

  • Ek, tamamlayıcı not.

teznib

  • Ek, ilâve.
  • Ek, ilave.

tezyil

  • Eklemek. Uzatmak. Altına ilâve etmek. Zeyl yapmak.

turş / ترش

  • Ekşi, hâmız. (Farsça)
  • Ekşi. (Farsça)

turuş

  • Ekşi. (Farsça)

türüş

  • Ekşi, hâmız. (Farsça)

udm

  • Ekmek katığı.

verzide

  • Ekilmiş. (Farsça)

yüsur

  • Ekşi yüzlü olmak.

zam / ضَمْ

  • Ekleme, katma.
  • Ekleme, artırma.
  • Ekleme.

zamaim / zamâim / ضمائم

  • Ekler. (Arapça)

zamime / zamîme / ضميمه

  • Ek, ilâve. Artırma, katma, ekleme.
  • Ek. (Arapça)

zamimeten / ضميمة

  • Ek olarak. (Arapça)

zamm / ضم

  • Ekleme, arttırma. (Arapça)
  • Zamm edilmek: Eklenmek, arttırılmak. (Arapça)
  • Zamm etmek: Eklemek, arttırmak. (Arapça)
  • Zamm olunmak: Eklenmek, ilave edilmek. (Arapça)

zari' / zâri' / زارع

  • Ekici, çiftçi. (Arapça)

zelel

  • Eksiklik.

zer

  • Ekme.

zer edilen

  • Ekilen.

zer' / زرع / زَرْعْ

  • Ekim. (Arapça)
  • Ekme.

zer' etmek

  • Ekmek, dikmek.

zer'iyyat

  • Ekim işleri.

zerra' / zerrâ' / زراع

  • Ekinci, çiftçi.
  • Ekici, çiftçi. (Arapça)

zeyil / ذَيْلْ

  • Ek.

zeyl / ذيل

  • Ek, ilave.

zeylen / ذیلا

  • Ek olarak. İlâve ederek.
  • Ek olarak.
  • Ek olarak.
  • Ek olarak. (Arapça)

zeylü'z-zeyl

  • Ekin eki.

zeyr

  • Eksilmek.