LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te eg kelimesini içeren 139 kelime bulundu...

a'sel

  • Eğri olan şey. Eğri dişli veya bacaklı kimse.

a'vec

  • Eğri büğrü.

adcem

  • Eğri burunlu.

ahzad

  • Eğrilip bükülen, esnek.

akf

  • Eğmek, meylettirmek.

amuc

  • Eğri giden ok.

asur / asûr

  • Eğri boyunlu.

azamet-i saltanat

  • Egemenliğin büyüklüğü.

azumet / azûmet

  • Eğlence. Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey.

bazigah / bazigâh

  • Eğlence yeri, oyun yeri. (Farsça)

bedre

  • Eğirdir-Barla yolu üzerinde merkeze 11 km mesafede, Eğirdir gölü kenarında bulunan bir köydür.

beti'

  • Eğlenici, eğlenen.

bezmgah / bezmgâh / بزمگاه

  • Eğlence yeri. (Farsça)
  • Eğlence yeri, eğlence meclisi. (Farsça)

bürade

  • Eğeden çıkan talaş ki, "bürâde-i zeheb, bürâde-i fizza ve bürâde-i hadid" denir.

butv

  • Eğlenmek, geç gelmek.

cezair-i isna aşer / cezâir-i isnâ aşer

  • Ege Denizindeki oniki adalar.

dacem

  • Eğrilik.

daire-i hakimiyet / daire-i hâkimiyet

  • Egemenlik, üstünlük, âmirlik dairesi.

daire-i maarif

  • Eğitim-öğretim dairesi.

deha-yı fenni / dehâ-yı fennî

  • Eğitimini fen ve felsefeden almış olağanüstü akıl.

dugata

  • Eğri bir ağaç cinsi.

edrem

  • Eğerin altına konulan keçe. (Farsça)

efkam

  • Eğri.

eger / اگر

  • Eğer. (Farsça)

eğlence-perest

  • Eğlence ve oyuna düşkün.

eğlenceperest

  • Eğlenceye pek düşkün.

ehl-i maarif

  • Eğitimciler; ilim ve irfan ehli olanlar.

ekkaf

  • Eğerci, semerci.

ena'

  • Eğlenmek.

er

  • Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. (Farsça)

fe-illa

  • Eğer olmazsa. Olmadığı takdirde (gibi mânalara gelir.)

gayf

  • Eğilmek, meyl.

gazzal

  • Eğrilen iplik.

ger / گر

  • Eğer.
  • Eğer.
  • Eğer. (Farsça)

hacen

  • Eğrilik.

hakimiyet / hâkimiyet / حاكميت

  • Egemenlik. (Arapça)

hakimiyetlik / hâkimiyetlik

  • Egemenlik.

ham / خم

  • Eğri, bükülmüş.
  • Eğik, eğri, bükük. (Farsça)

ham'

  • Eğrilik, aksaklık.

hamide / hamîde / خميده

  • Eğik, eğri. (Farsça)

hatt-ı münhani / hatt-ı münhanî

  • Eğri çizgi. Eğilen hat. (Farsça)

hez

  • Eğlence. Ciddi olmayan söz.

hücre-i talim

  • Eğitim hücresi.

hudu'

  • Eğilip tevâzu etmek.

hükümran olan

  • Egemen olan.

hükümran olma / hükümrân olma

  • Egemen olma.

i'vicac / i'vicâc / اعوجاج

  • Eğrilme, burkulma. (Arapça)

igzal

  • Eğirmek.

in-şae

  • Eğer isterse, istediği gibi...

inhina

  • Eğilme, münhani olma, yay biçimine girme, kavislenme.

ivicac / îvicâc

  • Eğrilik.

ivicacat / îvicâcât

  • Eğrilikler.

kec / كج

  • Eğri, çarpık. (Farsça)
  • Eğri. (Farsça)

kecnigah / kecnigâh

  • Eğri bakışlı. Bakışları eğri olan kimse. (Farsça)

kej / كژ

  • Eğik, eğri. (Farsça)

lahiyane / lâhiyâne

  • Eğlenircesine, oynarcasına.

layetefellel / lâyetefellel

  • Eğilmez, kırılmaz.

lehv

  • Eğlence. Âhirette faydası olacak şeylerden alıkoyan her şey.

levlake

  • Eğer sen olmasaydın (meâlindedir).

maarif / maârif / مَعَارِفْ

  • Eğitim öğretim.

maarif dairesi

  • Eğitim dairesi, Millî Eğitim Bakanlığı.

maarif vekili / maârif vekîli / مَعَارِفْ وَك۪يلِي

  • Eğitim bakanı.

maarifi / maarifî

  • Eğitim ve öğretim alanıyla ilgili.

maarifperver / maârifperver

  • Eğitimi seven.

maarifperverlik

  • Eğitim ve öğretime değer verme.

maarifsizlik

  • Eğitimsizlik.

mail / mâil

  • Eğilmiş, meyilli, istekli, andırır, yörünge.

maile / mâile

  • Eğri, eğik.
  • Eğri, eğilmiş, eğri-büğrü.

mailiyyet / mâiliyyet

  • Eğiklik. Meyillik.

manevra

  • Eğitim ve deneme.

manevra meydanı

  • Eğitim ve deneme yeri.

meyelan / meyelân

  • Eğilim; bir tarafa eğilme, eğilim gösterme; temayül.
  • Eğilim, istek.

meyil

  • Eğilim, istek, arzu.

meyl

  • Eğilim.

meyleden

  • Eğilim gösteren.

meylen

  • Eğilerek, meylederek. O taraftan olarak.

mishal

  • Eğe, törpü gibi yontma aletleri.

mizah-nüvis

  • Eğlenceli mizahlı yazılar yazan. (Farsça)

muallem / مُعَلَّمْ

  • Eğitimli, talim görmüş.

mücec

  • Eğik ve dönük.

münhani / münhanî

  • Eğri.
  • Eğri, kamburlu, eğilen, eğrilen. Beli bükülmüş yaşlı kişi.

münhaniye

  • Eğilen, eğrilen.
  • Eğri, çarpık.

mürebbi / mürebbî / مربى

  • Eğitmen, eğitici. (Arapça)

mürechan

  • Eğik ve eğri.

müsamere

  • Eğlence, piyes.

müteavvic

  • Eğilmiş, eğri, çarpılmış, çarpık.

mütehanni

  • Eğrilen.

mütemayilen imtidad

  • Eğimli olarak birleşme noktasına doğru uzaması.

müyul / müyûl

  • Eğilimler, meyiller.

müzeyyif

  • Eğlenen, tezyif eden, hakaret ve alay eden.

na-rast

  • Eğri. Doğru olmayan. (Farsça)

nüzhet-efza / nüzhet-efzâ

  • Eğlenceli ve gönül açacak yer. (Farsça)

pedagog

  • Eğitim bilimi uzmanı, eğitimci.

rahle-i tedris

  • Eğitim ve öğretim rahlesi, üzerinde ders verilen küçük masa.

rak'

  • Eğilmek.

reys

  • Eğlenmek, eğlendirmek.

riman

  • Eğilip meyletmek.

safa-bahş

  • Eğlendiren, rahatlandıran, kederi def'eden, hatırı hoş eden. (Farsça)

saltanat / saltanât

  • Egemenlik, hükümranlık.

şatib

  • Eğri, eğik, mâil.

saver

  • Eğri boyunlu olmak.

şayet / şâyet

  • Eğer, olur ki.

sefa / sefâ

  • Eğlenme.

sefihane

  • Eğlenceye ve lüzumsuz masraflara düşkün olarak. (Farsça)

sermediyet-i hakimiyet / sermediyet-i hâkimiyet

  • Egemenliğin devamlılığı.

sultan-ı sermedi / sultan-ı sermedî

  • Egemenliğinin sonu olmayan Allah.

ta'kif

  • Eğriltmek.

ta'limhane / ta'lîmhâne / تعليم خانه

  • Eğitim alanı. (Arapça - Farsça)

ta'vic

  • Eğme, eğip bükme. Eğriltme.

tahsil yapma

  • Eğitim alma.

taht-ı saltanat

  • Egemenlik tahtı.

talim / tâlim

  • Eğitim, öğretim.

talim ve terbiye

  • Eğitim ve öğretim.

talimgah / talimgâh

  • Eğitim yeri.

talimsiz

  • Eğitimsiz.

te'vid

  • Eğriltme.

te'ye

  • Eğlenmek, durmak, oyalanmak.

teammüc

  • Eğrilik.

tedrisat

  • Eğitim, öğretim.

teevvüd

  • Eğrilme, bükülme. İki kat olma.

tekavvüm

  • Eğri iken doğrulma.

tekavvüs

  • Eğilme, bükülme.
  • Eğilme, bükülme.

tekeddün

  • Eğlenmek.

teleddün

  • Eğlenmek.

temayül / temâyül / تمایل

  • Eğilim ve istek gösterme.
  • Eğilim. (Arapça)

temayül etmeme

  • Eğilim göstermeme, yönelmeme.

temayülat / temâyülât / تمایلات

  • Eğilimler. (Arapça)

tenezzülat / tenezzülât

  • Eğilmeler, seviyeye inmeler.

terbiye

  • Eğitim, öğretim.

terbiyehane

  • Eğitim ve terbiye yeri, terbiye evi.

terbiyeten

  • Eğitim, yetişme itibariyle.

terbiyevi / terbiyevî / تربيوی

  • Eğitimsel. (Arapça)

terebbüt

  • Eğlenmek.

tesebbüt

  • Eğlenmek, oyalanmak. Geç gelmek.

tevla'

  • Eğrilik.

usul-ü tedris

  • Eğitim medotu, pedegoji.

velev

  • Eğer, gerçi, her ne kadar da, hatta, ister, isterse.

velev ki

  • Eğer ki, hatta.

zali / zâli

  • Eğri, eğimli.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın