LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te edici ifadesini içeren 340 kelime bulundu...

afüvkar / afüvkâr

  • Affedici.

afüvkarane / afüvkârâne

  • Affedici bir şekilde.

ahvezi

  • Cem'edici, toplayıcı.
  • Her işi insanlar arasında halleden.

akher

  • En kahredici, çok kahreden.

alamet-i farika / alâmet-i fârika / عَلَامَتِ فَارِقَه

  • Ayırt edici işaret.
  • Ayırt edici işaret.

amir-i mutlak / âmir-i mutlak

  • Kesin emir sahibi olan, mutlak emredici, Allah.

amiriyet / âmiriyet

  • Âmirlik, emredicilik.

amiriyet-i külliye / âmiriyet-i külliye

  • Genel âmirlik, emredicilik.

amiriyyet / âmiriyyet

  • Kumandanlık hâli.
  • Amir, emredici olmak.

arız / ârız

  • Sonradan olan şey. Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan. Takılan. Yapışan.
  • Bir şeyi arz ve takdim edici olan.
  • Kalın ve geniş bulut.
  • Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri.
  • İnsanın yanağı.

asab-ı muharrike ve hassase / âsâb-ı muharrike ve hassâse

  • Hareket ettirici, hissedici sinirler.

asar-ı rububiyet / âsâr-ı rububiyet

  • Allah'ın idare ve terbiye ediciliğinin, mâlikiyet ve egemenliğinin eserleri.

asar-ı tahripkarane / âsâr-ı tahripkârâne

  • Tahrip edici davranış ve hareketler.

aşi

  • (Çoğulu: Avâş) Kastedici.

asker

  • Devredici, seyyar. (Farsça)

atıf / âtıf

  • (Atf. dan) Yüzünü çeviren, bakan. Meyleden, yönelen.
  • Bağlaç.
  • Şefkat edici kimse. Merhametli, müşfik.
  • Yarış atlarının altıncısı.
  • Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime.

azamet-i rububiyet

  • Allah'ın rububiyetinin terbiye ve idare ediciliğinin büyüklüğü.

azamet-i şevket-i rububiyet

  • Büyük ve haşmetli bir idare ve terbiye edicilik.

bagiyy

  • (Çoğulu: Begâyâ) Haddini tecavüz eden.
  • Zina edici, zâni.

bahşayende

  • Bağışlayıcı, afvedici. (Farsça)

barr

  • (Çoğulu: Berere) İyilik ve ihsan edici, muhsin.

bedi'

  • (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan.
  • Garib. Acib.
  • Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan.
  • Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan.
  • Beğenilen.
  • Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan.
  • Edb: Sözün

beliğ-i mukni / beliğ-i muknî

  • İkna edici belâgatçi, edip.

berdar

  • Asılmış, yukarı kaldırılmış. (Farsça)
  • Tutucu. İtaat edici ve ettirici. (Farsça)
  • Meyveli. Meyve verici olan. (Farsça)

berş

  • Afyon şurubu, keten yaprağı ile yapılan bir nevi sarhoş edici mâcun. (Farsça)
  • Arzu, gönül isteği. (Farsça)

bevvab / bevvâb

  • Kapıcı.
  • Menedici.
  • Kapıcı, men edici.

bilamüreccih / bilâmüreccih

  • Tercih edici biri olmaksızın.

bühat

  • Bühtan edici, iftiracı.

cabir / câbir

  • Cebredici, zorla yaptıran.
  • Galib gelen.
  • Şefkatsiz, merhametsiz.
  • Tekebbür ve taazzüm eden.
  • Aziz ve kavi olan.
  • Tıb: Kırıkçı, çıkıkçı.
  • Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.

calib

  • Çekici. Celbedici. Kendi tarafına çekip getirici olan.

cami

  • İslâm mâbedi. İbadet yeri olan bina.
  • Cem'edici, toplayıcı, içine alan.
  • Cem'etmiş, toplamış bulunan, hâvi ve muhit olan.
  • Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâm bütün evvel ve âhir güzel isim ve ahlâkı kendisinde cem'ettiğinden dolayı ona verilen bir isimdir.
  • Ehl-

canavar

  • Can alıcı, kahredici. (Farsça)
  • Vahşi, yırtıcı hayvan. Kurt. (Farsça)

cazim

  • Kat'i karar veren.
  • Gr: Cezmedici, cezmeden. Arabça bir kelimenin başına gelen bazı harfler o kelimenin sonunu sâkin okutur, o harfe de "câzim" denir. Meselâ "Lem yezuk" aslında (Yezuku) idi. Başına "lem" harfi geldiğinden " Yezuk" diye sâkin okundu.)

cebabire

  • Cebrediciler. Mütekebbirler. Zâlimler.

cebbari / cebbarî

  • Cebbara mensub, cebbarlık, cebredicilik. Cebbarlık eden.

celb-i menfaat

  • Menfaat celbedici, çekici, fayda sağlayıcı.

cemal-i rahimiyet / cemâl-i rahîmiyet

  • Allah'ın sonsuz merhamet ediciliğindeki benzersiz güzellik.

cenab-ı hakim-i rahim / cenâb-ı hakîm-i rahîm / جَنَابِ حَك۪يمِ رَح۪يمْ

  • Çok merhamet edici ve hikmet sâhibi olan (Allah).

cerrar / cerrâr

  • Tedirgin edici davranışlarla para koparan.

cilve-i kudret-i rabbaniye / cilve-i kudret-i rabbâniye / جِلْوَۀِ قُدْرَتِ رَبَّانِيَه

  • Terbiye edici Allah'ın kudretinin görünmesi.

cuhaf

  • Zarar ve ziyân edici, zarar verici nesne, muzır.
  • Çok yemekten şişip ishal olmak.
  • Ölmek, mevt.

dafi'

  • Def'eden, menedici. Ortadan engeli kaldıran.
  • Cenâb-ı Hak. (C.C.)

darrab

  • Akça kesici, dârp edici, para basan.

delil-i iknaiye / delil-i iknâiye

  • İkna edici, inandırıcı delil.

dellal / dellâl

  • İlân edici. Yüksek sesle bildiren.
  • Müşterileri çeken. Davet eden.
  • Hakka davet eden.
  • Duyurucu, ilân edici.

dellal-i alişan / dellâl-i âlişân

  • Şânı yüksek olan duyurucu, tebliğ edici

dellal-ı aşık / dellâl-ı âşık

  • İlân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden.

dellal-ı azam / dellâl-ı âzam

  • En büyük duyurucu, ilân edici.

dellal-ı muhterem / dellâl-ı muhterem

  • Saygıdeğer ilan edici, duyurucu.

dellal-misal / dellâl-misal

  • Dellâl, ilân edici gibi.

dellallık / dellâllık

  • İlân edicilik, rehberlik.

devai

  • (Tekili: Dâiye) Batından, içten gelen bir duyguyu teşvik edici hâlât.

dil-keş

  • Gönlü çeken, kalbi cezbedici. (Farsça)

ebiye

  • İmtinâ edici, çekinen kadın.

efid

  • (Eftid) : Medhedici, öven, sena eden. (Farsça)
  • Hayret edilecek, şaşılacak, taaccüb edilecek şey. (Farsça)

efsa

  • Sihirbaz. Efsuncu. İnsanı teshir edici. (Farsça)

emir

  • Emredici olan. Seyyid. Şerif. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi.
  • Büyük ve meşhur bir soydan gelen.
  • Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen.
  • Zengin.

emmare / emmâre / اماره

  • Emredici. (Arapça)

enteresan

  • Alâka çekici, dikkate lâyık, nazarı celbedici. Câlib-i dikkat. (Fransızca)

erbabu'l-enva / erbâbu'l-enva

  • Türlerinin idarecileri, terbiye edicileri.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

esadd

  • Menedici.

esliha-i cariha / esliha-i câriha

  • Yaralayıcı, cerh edici silâhlar. (Kılıç, kama, hançer, bıçak... gibi silahlardır).

esma-i mütecelliye-i ilahiye / esmâ-i mütecelliye-i ilâhiye

  • Allah'ın sürekli tecellî edici isimleri.

et-tevvab

  • Tevbeleri kabul edici olan Allah. Kendine tevbe ve rücu' eden kulları çok. Tevbeyi kabulde çok beliğdir. Tevbe edeni hiç günah yapmamış gibi afv u rahmeti ile bahtiyar eder.

evamir-i hakimane / evâmir-i hâkimâne

  • Hükmedici emirler.

evsaf ve şuunat-ı rabbaniye / evsâf ve şuûnât-ı rabbâniye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatları ve terbiye edicilikle ilgili nitelikleri.

fahur

  • Çok övünen, çok iftihar eden. Mütekebbir. Tekebbür ve taazzum edici.

farika / fârika / فَارِقَه

  • Ayırt edici.

farıkat / fârıkat

  • Farkedenler, ayıranlar, farkediciler.

fatır / fâtır

  • Benzeri bulunmayan şeyi yaratan. Hârika üstün san'atiyle yaratan. Halkedici Allah (C.C.)

feriz / ferîz

  • Takdir edici.
  • Hükmedici.
  • Yaşlı, ihtiyar.

ferma

  • Buyurucu. Emredici. Âmir. (Farsça)

fettahiyet / fettâhiyet

  • Fethedicilik; Allah'ın her şeye lâyık bir şekil ve suret verme sıfatı.

fettahiyyet

  • Fethedicilik. Her şeye lâyık bir şekil açmak ve suret vermek sıfatı.

fiil-i rububiyet

  • Cenab-ı Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili.

furkan

  • Ayırt edici; hak ile bâtılı birbirinden ayıran Kur'ân.

füsun

  • Şaşırtıcı, hayret verici ve kendine cezbedici bir güzellik. (Farsça)
  • Büyü. (Farsça)

füsunkar / füsunkâr

  • Büyüleyici. Cezb ve celbedici. Hayranlık verici. (Farsça)

füsunperver

  • Büyüleyici, hayranlık verici, cezbedici, celbedici. (Farsça)

gaddar

  • Kahredici, öldürücü. Ahdine vefâ etmeyip hıyânet eden. Hâin, zâlim, çok zulmeden.

gaşemşem

  • Şecaatinden kimseye baş eğmeyen.
  • Başını döndürüp yabana iltifat etmeyen.
  • Zulmedici.
  • Methi istediği gibi yapamamak.

gasıb / gâsıb / غصيب

  • Gasp edici. (Arapça)

gavs

  • Çağırma. Nida. Medet istemek.
  • Yardım edici. Medet verici.
  • Kurtuluş.
  • Medet verici, yardım edici.

gul

  • Boş ve virane yerlerde bulunan ve helâk edici olan bir cin tâifesi. İfrit, hortlak.
  • Ölüm.
  • Belâ.

hadimü'l-furkan / hâdimü'l-furkan

  • Hak ile batılı, doğru ile yanlışı tam olarak ayıran ve farkettiren Kur'ân'ın hizmetçisi, ilân edicisi.

hadise-i muharrib / hâdise-i muharrib

  • Tahrip edici, yıkıcı olay.

hafız / hâfız / حَافِظْ

  • Çokça muhâfaza edici (Allah).

hafiz / hafîz / حَف۪يظْ

  • Çokça muhafaza edici (Allah).

hafız-ı hakiki / hâfız-ı hakîkî / حَافِظِ حَق۪يق۪ي

  • Gerçek muhafaza edici (Allah).

hafiziyyet / hafîziyyet

  • Muhafaza edicilik, koruyup esirgeyicilik.
  • Cenâb-ı Hakk'ın, bütün tohum ve çekideklerde olduğu gibi, bir mahlûkun başına gelecek vaziyetleri ve başından geçenleri muhafaza edici sıfatı. Cenab-ı Hakk'ın muhafaza ediciliği.

hakem

  • İki tarafın, hükmüne rızâ göstermek için seçtikleri kimse. Haklı ile haksızın ayrılmasında aracılık eden kimse.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından; hükmedici, hak ile bâtılı ayırıcı.

hakikat-i amiriyet / hakikat-i âmiriyet

  • Emredicilik gerçeği.

hakikat-ı cazibe / hakikat-ı câzibe

  • Cezp edici, çekici hakikat.

hakim / hakîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Hikmet sâhibi, ilmi kâmil, işi güzel, uygun işler yaratıcı ve kullar arasında hükmedici.
  • Hikmet ehli. Din bilgilerini fen bilgileri ile isbât eden âlim.

hakim-i ezeli / hâkim-i ezelî / حاَكِمِ اَزَل۪ي

  • Başlangıcı olmayıp hükmedici olan (Allah).

hakim-i hakim / hâkim-i hakîm / حَاكِمِ حَكِيمْ

  • Her işi hikmetli olup hükmedici olan (Allah).

hakim-i mutlak / hâkim-i mutlak

  • Tam ve gerçek hükmedici olan Allahü teâlâ.

hakim-i zalim / hâkim-i zâlim

  • Zâlim hükmedici, zâlim hükümdar.

halıkıyyet

  • Yaratıcılık. Halk edicilik. İcad ve takdir.

halk-ı ezdad

  • Birbirine zıd halleri bir şeyde yaratmak. Meselâ: Bir zerrede hem def edici hem de cezb edici (çekici) kuvvetin bulunmasını yaratmak.

hami / hamî / hâmî

  • Himaye edici, himaye eden. Koruyucu, koruyan. Kayıran.
  • Himaye edici, koruyucu.

hardan

  • Kızgın, hiddetli, gadaplı.
  • Kast ve men'edici, engel olan.

hargar

  • Hakaret eden, hakaret edici. (Farsça)

hasib

  • Hesab eden, hesab edici.

hassase

  • Hissedici kuvve. Hisseden, duyan.

hatem-i rububiyet / hâtem-i rububiyet

  • Allah'ın rablığının, idare ve terbiye ediciliğinin mührü.

hatib-i rabbani / hatîb-i rabbânî / خَط۪يبِ رَبَّان۪ي

  • Rabbe âit hitab edici.

hatt-ı fasıl / hatt-ı fâsıl

  • Ayırıcı çizgi, fasledici çizgi.

hayat-feza

  • Hayat artırıcı, hayat bahşedici. (Farsça)

hevesnak / hevesnâk

  • Hevesli, heves edici, istekli. (Farsça)

hıllet

  • Samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık.

hillet

  • (Çoğulu: Hillel - Hilâl) Samimi ve cân-ı gönülden olan dostluk. En güzel takdir edici ve samimi arkadaşlık.
  • Kılınç gediği.
  • Nakışlı deri.
  • Ağızda bâki kalan dişler.
  • Dişler arasında kalan yemek artığı.

hıllet-i ibrahim

  • İbrahim'in (a.s.) dostluğu, dostluk sıfatı olan samimî dostluk, takdir edici arkadaşlık.

hudud-u azamet-i rububiyet

  • Allah'ın varlıklar üzerindeki terbiye ve idare ediciliğinin ve egemenliğinin geniş sınırları.

hursendi / hursendî

  • Tokgözlülük, kanaat edicilik. Göz tokluğu. (Farsça)

hutuvat-ı sitte

  • Altı adım. (Kur'an-ı Kerim'deki "Hutuvat-üş şeytan" tabirinden istifaze ile, şeytanların ve onların insî mümessilleri olan şerir insanların fitnekâr ve dalâlete sevkedici adımları, izleri ve desiseleri gibi mânalarla alâkalı olarak "bir mühim eser"e verilen isim) Şeytanın altı desisesi.

ihsanperver

  • İhsan edici. İyiliği çok sever. (İhsan ihsandır, eğer nev'e olsa veya muhtaca ve fakire olsa. Sehavet o vakit tam sehavettir, eğer millet için olsa, yahut milleti tazammun eden bir ferde olsa güzeldir. Şayet muhtaç olmayan şahsa olsa, şahsı tembel eder. Çingeneliğe alıştırır. Elhasıl, millet bâkidir (Farsça)

ihtar edici

  • Hatırlatıcı, ikaz edici.

illet-i mucide / illet-i mûcide

  • Var edici sebep.

imarkarane / imarkârâne

  • İmar edici olarak, tamir edici olarak.

imtiyaz

  • Ayrıcalık, ayırd edici özellik.

işvebaz

  • Naz edici, edâ yapan, cilveli. (Farsça)
  • Meşhur bir cins lâle. (Farsça)

kabil / kâbil

  • Kabul eden, kabul edici.
  • Olan, olabilir.

kabile

  • Kadın ebe.
  • Kabul edici.
  • Ses alıcı.

kabiliyet

  • Dıştan gelen te'sirleri alabilme gücü.
  • İstidat, anlayış, kabul edebilirlilik. Kabul edici yüksek bir kuvvete mâlik olmak, olabilirlilik.

kadih

  • (Kadh. dan) Bir kimse hakkında kötü söz söyleyen. Zemmedici, çekiştirici, kötüleyici.

kafir / kâfir

  • Hakk'ı tanımayan, bilmeyen,
  • Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan.
  • Küfreden, küfredici.
  • İyilik bilmeyen, nankör.

kahhar / kahhâr / قهار

  • Ziyadesiyle kahreden, kahredici, yok edici, batırıcı.
  • Allah'ın isimlerinden biri.
  • Kahredici. (Arapça)

kambahş / kâmbahş

  • Herkesin isteğini yerine getiren. (Farsça)
  • Bağışçı, ihsan edici. (Farsça)

kanaat verici

  • İnandırıcı, razı edici.

kanun-u hafiziyet / kanun-u hafîziyet

  • Allah'ın bütün kâinatta geçerli olan muhafaza edicilik kanunu.

kānun-u kerem / kānûn-u kerem / قَانُونُ كَرَمْ

  • Cömertlik, ikram edicilik kanunu.

kar / kâr

  • (Kelimeye bir ek olup, isimleri sıfat yapar) Eden, edici, yapan mânâlarına gelir ve li, lı, cı, ci gibi eklerin de karşılığıdır. İtaat-kâr, hilekâr, isyan-kâr, hamur-kâr, kanaatkâr...gibi. (Farsça)

karih

  • (Çoğulu: Kuruh-Kavârih) Kesbedici, kazanan.
  • Dişleri tam olan davar.

karine-i taayyün

  • Belli edici ve tayine yardım eden iz, işaret, delil.
  • Belli edici ve tâyine yardım eden iz, işâret, delil.

kases

  • Hidayet edici delil.

kaşif / kâşif / كَاشِفْ

  • Keşfedici. Keşfeden. Gizli bir şeyi meydana çıkarıp, izah eden. Açıklayan.
  • Mısır'da nâhiye veya kaza idarecilerine verilen ad.
  • Keşfedici, açığa çıkarıcı.
  • Keşfedici.

kavadih

  • (Tekili: Kadiha) Çekiştirenler, zemmediciler, kötüleyiciler.
  • Çekiştirilecek ve zemmedilecek şeyler.

kayyım

  • İnsanları birbirine kardeşlikte ve sevgide bir araya toplayıp dünya ve âhirette necat ve iyilikler yolunda cem' edici olduğundan; bütün iyilikleri haseneleri toplayıcı ve muhtaçlara çok ihsan edici mânasında Peygamberimiz Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) verilen bir isim.

kazā-yı rabbani / kazā-yı rabbânî / قَضَايِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici olan Allahın takdîrinin meydana gelmesi.

keduh

  • Amel ve sa'yedici, çalışan.

keffaret

  • (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç.
  • Günahtan arınma.

kehrübai / kehrübaî

  • Kehribar gibi, cezbedici, elektrikli olan.

kelimat-ı takdiriyye

  • Takdir edici sözler.

kelime-i gaddare

  • Kahredici, öldürücü, zâlim ve merhametsiz söz.

kenif

  • (Çoğulu: Künüf) Hıfzedici, koruyan.
  • Örtücü.
  • Kalkan.
  • Deve ağılı.
  • Ayakyolu, tuvalet.

kerim / kerîm / كَر۪يمْ

  • Çokça ikrâm edici (Allâh).

kerim-i mutlak / kerîm-i mutlak / كَر۪يمِ مُطْلَقْ

  • Nihayetsiz ikrâm edici (Allah).

kerim-i rahim / kerîm-i rahîm / كَرِيمِ رَحِيمْ

  • Çokça ikrâm edici ve merhamet edici (Allah).

keşşaf / keşşâf

  • Keşfedici, gizli olanı açığa çıkarıcı.

keşşaf zaman

  • Gizli şeyleri ortaya çıkaran zaman, keşfedici zaman.

keşşaf-ı zihikmet / keşşâf-ı zîhikmet

  • Hikmet sahibi keşfedici.

kitab-ı rabbani / kitâb-ı rabbânî / كِتَابِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allaha â kitap.

küfürbaz

  • Küfredici.

künende

  • "Edici, yapıcı" mânâlarına gelerek kelimelere eklenir. (Farsça)

kur'an hadimi / kur'ân hâdimi

  • Kur'ân'ın hizmetçisi, ilan edicisi.

kutbü'l-irşad

  • Büyük irşad edici, doğru yolu gösteren.

kutta'

  • (Tekili: Katı') Kesiciler, kat' ediciler, kesenler.

kuvve-i müvellide

  • Tevlid edici kuvve, meydana getirci kuvvet.

kuvve-i zakire / kuvve-i zâkire

  • Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet.

la mürebbiye illa hu / lâ mürebbiye illâ hû

  • Terbiye edici olarak Allah'tan başka ilâh yoktur.

lafz-ı müşebbi' / lâfz-ı müşebbi'

  • Doyurucu, tatmin edici söz.
  • Doyurucu, tatmin edici söz.

latif / latîf / lâtif / لَط۪يفْ

  • Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip.
  • Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden.
  • Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen.
  • Çok lutf edici.
  • Derin, gizli.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Lütf ve ihsân edici, dâimâ güzel muâmelede bulunan.
  • Yumuşak, hoş, güzel, nâzik. Âdem oğlu aç gözünü, yeryüzüne kıl bir nazar, Gör bu latîf çiçekleri, hangi kuvvet yapar, bozar.
  • Gözle görülmeyen.
  • Lütfedici.
  • Çok lütuf edici (Allah).

levvam

  • (Levvâme) Levm ve itâbedici. Zemmeden, çekiştiren, dedikodu yapan. Serzenişte bulunan. Başa kakan, paylayan.

mabihi'l-imtiyaz / mâbihi'l-imtiyaz

  • Başkalarından ayıran üstünlük ve ayırt edici vasıf.

mahi / mâhi

  • Mahveden, yakıp yıkan, yok edici.

mahz-ı vahy-i rabbani / mahz-ı vahy-i rabbânî / مَحْضِ وَحْيِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'a ait vahyin ta kendisi.

makzi / makzî

  • Kaza olunmuş, ödenmiş, te'diye olunmuş olan. Ümid edildiği üzere tamam ve ikmâl edici olan. Ödeyici. Sâhib-i mucib ve muris.
  • Fık: Kendi irade ve kesbimizin neticesi olmak üzere Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) yaratıp vücuda getirdiği bazı şeyler vardır ki, bunlar Allah'ın rızasına muhalif old

mass

  • (Mâssa) Emici, massedici.

mebadi-i zaruriyye

  • Bir hakikat tam bilinmeden önceki isbat edici zaruri emâreler, başlangıçlar, hazırlıklar.

mededresani / mededresanî

  • Yardımcılık. Yardım ve inâyet edicilik.

mehdi-i al-i resul / mehdî-i âl-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhir zamanın en büyük mürşidi, hidâyete sevk edicisi.

mehdi-i resul / mehdî-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhirzamanın en büyük mürşidi, hidâyet edicisi.

mektub-u rabbani / mektub-u rabbânî / مَكْتُوبُ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allaha âit mektûb, herbir varlık.

menhat

  • Mâni, nehyedici, engel.

menna' / mennâ'

  • (Men'. den) Alıkoyan, mâni olan, yaptırmayan.
  • Önleyici, men'edici.

mertebe-i rububiyet / mertebe-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, terbiye ediciliği, idare etme derecesi.

mesti-aver / mestî-âver

  • Bayıltıcı, sarhoş edici. (Farsça)

mesti-bahş / mestî-bahş

  • Sarhoşluk veren, sarhoş edici. Bayıltıcı. (Farsça)

midhatger

  • Övücü, medhedici. (Farsça)

mihmandar-ı kerim / mihmândâr-ı kerîm / مِهْمَانْدَارِ كَرِيمْ

  • Çok ikram edici misafir ağırlayan.

minnet-i rububiyet

  • Allah'ın terbiye ediciliğinin ikram ve ihsanı.

mu'di / mu'dî

  • Sirâyet edici, bulaşıcı, sâri.

mu'rib

  • İzhar edici, izhar eden, gösteren.

mu'temir

  • Kasdedici, kasdeden.
  • Ziyaret eden.
  • Umre yapan.

muacciz / مُعَجِّزْ

  • Sıkıcı. Bıktırıcı. Usandırıcı. Taciz edici. Rahatsız eden. Yapışkan. Sırnaşık.
  • Sıkıntı verici, rahatsız edici.
  • Rahatsız edici.

muahezekar / muahezekâr

  • Tenkid ve itiraz edici. (Farsça)
  • Azarlayıp çıkışan. Paylayan. (Farsça)

muarrif

  • Târif edici. Anlatıcı. İzah edip bildirici. Tanıtan. Tercüman.
  • Allah'ı tanıtıcı, tarif edici.

muarrif-i hakiki / muarrif-i hakikî

  • Gerçek tarif edici, öğretici.

muarrifan / muarrifân

  • (Tesniye şeklindedir) İki tarif edici. (Farsça)
  • Tarif ediciler. Muarrifler. (Farsça)

muazzi

  • Sabredici.

mübeddil

  • Değiştiren. Tebdil eden.
  • Taklid edici olan.

mübelliğ

  • Tebliğ edici, bildirici.

mubik / mûbik

  • (Çoğulu: Mubikat) Helâk edici.
  • İsyan.
  • Büyük günah.
  • Helak edici, büyük günah.

mubikat

  • (Vebk. den) Helâk edici şeyler. Mühlik.

mübteis

  • Mahzun, hüzünlü.
  • şikâyet edici, şikâyeti olan kimse.

mübtil

  • İptal eden. Hükümsüz eden. Battal edici. Faydasız hale getiren.
  • Hakkı bâtıl gören.

mucid / mucîd

  • Hazır.
  • İyi edici olan.
  • Mevt. Ölüm.

mucid-i hakiki / mûcid-i hakikî

  • Gerçek var edici, yaratıcı olan Allah.

müdafaat

  • Müdafaalar. Karşı hücuma mukabil müteaddit def'edici hareketler. Savunmalar.

mudill

  • İdlâl edici, yoldan çıkaran, eğri yola teşvik edici.

müdrike

  • İdrak edici, anlayıcı, bilici kuvvet.

müessis

  • Tesis edici, kurucu.
  • Kurucu, te'sis edici. Te'sis eden, kuran, temel atan.
  • Kanun ve usul gibi şeyleri vaz'edip temelleştiren.

müeyyide

  • Te'yid eden. Te'yid edici. Kuvvetlendirici.
  • Kanun ve ahlâk emirlerinin yerine getirilmesini te'min eden kuvvet.

mugidd

  • Gadap edici, kızgın, hiddetlenici.

mugis / mugîs

  • Yardım eden, yardıma koşan. Medet edici. Muin.

mugni / mugnî

  • Def'edici, kovan.
  • Zengin eden, müstağni kılan.
  • Doyuran gönlünü tok eden.

muğni / muğnî

  • Zengin edici.

muhakkık / محقق

  • Araştırmacı, tahkik edici. (Arapça)

muharrib / مخرب

  • Tahrip edici, yıkıcı. (Arapça)

muharrik

  • Harekete geçirici, tahrik edici.

muhaşşim

  • Keskinliği dolayısıyla sarhoş edici şey.

muhassıs

  • Tahsis edici, ayırıcı, bir tarafa ait kılıcı.

muhavvic

  • Muhtaç edici.

müheymin

  • Mü'min.
  • Hazır. Sâdık.
  • Hâfız. Hıfz edici. Koruyucu.

mühlik

  • Helâk edici, yok edici.

muhrip

  • Tahrip edici, yıkıcı, savaşçı.

muhtar / muhtâr / مُخْتَارْ

  • Dilediğini tercih edici.

muidd

  • Hazırlayıcı. Amâde edici.
  • İâde eden.
  • Sayan.

mukannin

  • Kanun yapan. İntizama koyan. Kanun tertib ve ihdas edici olan.

mukavvim

  • Kıvama getiren. Biçimine koyan. Tesviye ve tanzim edici. Eğriyi doğrultucu.

mukni / muknî / مقنع

  • İkna edici.
  • İkna edici. (Arapça)

mukni' / مُقْنِعْ

  • İkna edici.

mukniane / mukniâne

  • İkna ederek, ikna edici bir şekilde.

müktefi / müktefî

  • (Kifâyet. den) İktifâ eden, kanaat edici olan. Kâfi ve yeter bulan.

mültefit

  • İltifat edici, teveccüh edip yüz gösteren. İyi muâmele edip dostluk gösteren.

mümiye

  • İşaret eden, işaret edici.

mün'ataf

  • Meyledici, yönelen.
  • Dere açığı.

mün'atıf

  • Bir tarafa doğru teveccüh etmiş. Meyillenen, bir tarafa yönelen. Mütemâyil, meyledici.

münakki

  • Pâk edici, temizleyici.
  • Koruyan, hıfzeden.

münekkid

  • Tenkid edici. Kötüyü iyiyi ayıran ve onları söyleyen, kusurları söyleyen.

munzicat / munzicât

  • Yaranın iltihabını yok edici, irinini akıtıcı (ilâçlar).

mürebbi / mürebbî / مُرَبّ۪ي

  • Terbiye edici.

mürevvah

  • İyi edici, iyileştiren.

mürih

  • İcat edici.
  • Rahat edici.

mürşid-i hakiki / mürşid-i hakikî

  • Gerçek irşad edici, yol gösterici.

mürşid-i mutlak

  • Mutlak irşad edici, doğru yolu gösteren.

mürşid-i rabbani / mürşid-i rabbanî / مُرْشِدِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'a ait doğru yolu gösteren.

mürşidane / mürşidâne

  • İrşad edici olarak, hak ve doğru yolu göstererek.

müsaadekarane / müsaadekârane

  • Müsaade edici olarak, izin verici olarak.

müsabir

  • Devam edici, devam eden.

musaddık

  • Tasdik edici, doğrulayıcı.

müsbet hareket

  • Doğruluğu âşikâr olan ve belli ve isbat edilebilen; doğru düşünenlerin kabul edebileceği kanun ve nizama uygun hareket.
  • Allah'ın (C.C.) emrine uygun, tahribkâr ve tecavüzkâr olmayan, yapıcı ve tâmir edici tarzda olan, mizan, adâlet ve insafa uyan hareket.

müsbig

  • Tamamlayıcı, isbâğ edici.

müsbit

  • İspat edici.

müsekkin

  • Teskin edici, sakinleştirici.

müşevvik

  • Teşvik edici.

müshil / مسهل

  • Kolaylaştıran. (Arapça)
  • İshal edici. (Arapça)

müshit

  • Helâk edici.

müskir

  • Sarhoş edici, şarap ve içki.

müskirat / مسكرات

  • Sarhoş edici şeyler.
  • Sarhoş edici şeyler. (Arapça)

muslih

  • Islah eden. İyileştiren. Terbiye edici.

muslih-i emin

  • Muhammed, ıslah edici ve emin.

müstahill

  • Helâl addedici olan. Helâllaşmayı isteyen.

mutammirat

  • Zarar verici ve helâk edici gizli şeyler.

mutavassıt

  • Ortada vasıtalık eden. Arada ıslâh edici olan.
  • Orta derecede. Orta hâlli.
  • Sebeb.
  • İyi ile kötü arasındakini alan.

mütefekkir

  • Düşünen, derin mes'eleleri düşünen. Tefekkür ve teemmül edici olan.
  • Kuvve-i bâtınayı sarfeden. Âlim. Çok bilgili.

mütehayyil

  • (Hayal. den) Kuvve-i hayaliyeden geçiren, hayal kuran. Bir şeyi görüp gözetici, idrak edici olan.

müteleffit

  • İltifat eden, iltifat edici olan.

mütesammim

  • Kasdedici, kasdeden.
  • Sağlamlaştıran, muhkem eden.

mütesekkin

  • Teskin edici, yatıştırıcı. Yatışan, teskin olan, sükunet bulan.

müteyemmim

  • Teyemmüm eden.
  • Kasdedici.

müz'ic

  • İz'ac edici. Usandıran, rahatsız eden, bunaltan.

müz'iç

  • Rahatsız edici.

müzhir

  • İzhar edici, gösterici.

muztahid

  • Arslan.
  • Kahredici.
  • Cefâ eden.

nafi / nâfî

  • Yok edici, inkârcı.

nafiz / nâfiz / نافذ

  • Etkileyici, nüfuz edici, işleyici. (Arapça)

nakkal

  • (Nakl. dan) Nakledici.
  • Hikâyeci. Hikâye anlatan.

nalesenci / nalesencî

  • İnleyicilik, feryad edicilik. (Farsça)

nazar-ı rabbani / nazar-ı rabbanî / نَظَرِ رَبَّانِي

  • Terbiye edici olan (Allahın) bakışı.

nazende

  • Nazlı, naz edici, naz yapan. (Farsça)

nazzam

  • En çok nazmedici, en güzel nazmedici, en güzel tanzim eden.

nevaz

  • Okşayıcı, taltif edici, iyi edici. (Farsça)

nur / nûr

  • Aydınlık, ışık, feyz, bereket ihsân.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Îmân.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya göktekileri ve yerdekileri nûru ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıld

nüşuz / nüşûz

  • Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.

nüvaz

  • "Okşayıcı, taltif edici, iyi edici" mânâsına kelimenin sonuna gelebilir. (Farsça)

perverende

  • Besleyen, büyüten. Besleyici, büyütücü. (Farsça)
  • Terbiye edici, yetiştirici. (Farsça)

pezir

  • "Eden, edici, alan" mânâsında son ek.

pir

  • Yaşlı, ihtiyar. (Farsça)
  • Reis. (Farsça)
  • Bir tarikatın kurucusu. (Farsça)
  • Herhangi bir meslek ve san'atın başlatıcısı, te'sis edicisi. (Farsça)

rab / رب / رَبْ

  • Terbiye edici.
  • Terbiye edici (Allah).

rabb-i rahim / rabb-i rahîm / رَبِّ رَح۪يمْ

  • Merhametle terbiye edici olan (Allah).

rabıtabend

  • Rabtedici, bağlayıcı. (Farsça)

rahim / rahîm / رَح۪يمْ

  • (Rahmet. den) Rahmet edici, merhamet eyleyen. Rahmedici. Muhafaza eden, bağışlayan. Rahmet ve merhamet sahibi, şefkat eden, gufran sahibi. (Kur'an-ı Kerim'de bu isim 220 defa zikredilir.)
  • (Rahm. dan) Rahmet edici, acıyan, merhamet eden.
  • Çokça rahmet edici (Allah).

rahim-i kerim / rahîm-i kerîm / رَح۪يمِ كَر۪يمْ

  • Çokça ikram eden merhamet edici (Allah).

rahim-i mutlak / rahîm-i mutlak / رَح۪يمِ مُطْلَقْ

  • Nihâyetsiz rahmet edici (Allah).

rahimiyet / rahîmiyet

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde yansıyan şefkat ve merhamet ediciliği.
  • Merhamet edicilik.

rahmaniyet / rahmâniyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan merhamet edicilik sıfatı.

rahmaniyet-i ilahiye / rahmâniyet-i ilâhiye

  • Allah'ın merhamet ve şefkat edicilik vasfı.

re'fet-i rabbaniye / رَأْفَتِ رَبَّانِيَه

  • Terbiye edici Allah'ın merhameti.

rububiyet-i ilahiye / rububiyet-i ilâhiye

  • Allah'ın terbiye ve idarece ediciliği.

saburane / sabûrâne

  • Çok sabredici olarak.

saci'

  • Seci'li ve kafiyeli söz söyleyen, konuşan.
  • Kasdedici, kasdeden.

şagil

  • İşgal eden, tutan.
  • Meşgul eden, meşgul edici.
  • Meşgul olmayı gerektiren.
  • Bir mülkte oturan.

saik / sâik

  • Sevk edici sebep, neden.

saik-i hakim / sâik-i hakîm / سَائِقِ حَكِيمْ

  • Her işi hikmetli olan sevk edici (Allah).

saik-i hayat-ı ebediye / sâik-i hayat-ı ebediye

  • Sonsuz hayata, âhiret hayatına sevk edici, yönlendirici.

saik-i şedid / sâik-i şedid

  • Şiddetli sevk edici gerekçe.

sayir

  • Bakan, seyreden. Seyredici.

şefi-i ruz-i ceza / şefî-i rûz-i cezâ

  • "Cezâ gününün yâni kıyâmet gününün şefâat edicisi" mânâsına Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâm.

selit

  • Kahredici, galebe edici.
  • Susam yağı.
  • Kötü sözlü şerli kimse. Ağzı bozuk.
  • Zeytinyağı.

senakar / senâkâr

  • Sena edici, övücü.

sened-i müsbit

  • İsbat edici senet.

serbesücud

  • Secde edici. Başını yere değdirici. (Farsça)

sermediyet-i hakimiyet / sermediyet-i hâkimiyet / سَرْمَدِيَتِ حَاكِمِيَتْ

  • (Allah'ın) hükmediciliğinin dâimîliği.

serzenişkar / serzenişkâr / سرزنشكار

  • Sitem edici. (Farsça)

seyh

  • Helâk edici, mahveden.
  • Ayağın batması.

şiar

  • İz, belirti, işaret, nişan, ayırt edici iyi âdet.
  • Üstünlük veren işaret.
  • İnsanın gömleği.
  • Ölüm.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

şümar

  • Sayan, sayıcı. Eden, edici. (Farsça)

şuunat-ı rububiyet / şuûnât-ı rububiyet

  • İdare ve terbiye edici Rabbimizin zâtına mahsus kutsal özellikler, temel nitelikler.

taahhüd-ü rabbani / taahhüd-ü rabbânî / تَعَهُّدُ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'ın üzerine alması.

tahkir-amiz / tahkir-âmiz

  • Hakaretle karışık söz. (Farsça)
  • Tahkir edici. (Farsça)

tahribatçı

  • Yıkıcı, tahrip edici.

tahribkar / tahribkâr / tahrîbkâr / تخریبكار

  • Tahrip edici, yıkıcı.
  • Tahrip edici, yıkıcı, bozucu. (Arapça - Farsça)

tahrik-amiz

  • Kışkırtıcı. Tahrik edici. (Farsça)

tahrikamiz / tahrîkâmiz / تحریك آميز

  • Tahrik edici, kışkırtıcı. (Arapça - Farsça)

tasvirkar / tasvirkâr / تصویركار

  • Tasvir edici, tasvir eden. (Arapça - Farsça)

tatminkar / tatminkâr

  • Doyurucu, ikna edici, memnun edici.
  • Tatmin edici.

tecelli-i rububiyet / tecellî-i rububiyet

  • Allah'ın rububiyetinin, terbiye ve idare ediciliğinin yansıması.

tecelliyat-ı kahriye / tecelliyât-ı kahriye

  • Kahredici tecellîler, yansımalar.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

tehdidamiz / tehdîdâmîz / تهدید آميز

  • Gözdağı vererek, tehdit edici. (Arapça - Farsça)

tehdidkar / tehdidkâr / tehdîdkâr / تهدیدكار

  • Tehdit edici.
  • Gözdağı verici, tehdit edici. (Arapça - Farsça)

tehditkar / tehditkâr

  • Tehdit edici.

terbiyename

  • Terbiye edici belge; belli bir terbiye ve eğitim programını içeren talimat, kitap.

tercih bila müreccih / tercih bilâ müreccih

  • Tercih edici sebep olmaksızın tercih (seçim) yapılabilir. Yani, seçimi yapacak zat için mutlaka sebebin var olması gerekmez, hiçbir sebebe bağlı kalmadan da seçenekler arasından birini seçebilir.

tesellidar

  • Teselli edici.

teshir-i rabbani / teshîr-i rabbânî / تَسْخ۪يرِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'ın itâat ettirmesi.

tiryak-ı nafi / tiryak-ı nâfi

  • Faydalı, tedavi edici ilaç.

ülfetger

  • Ülfet eden. Ülfet edici. (Farsça)

umumiyet-i rububiyet

  • Cenab-ı Hakkın idare ve terbiye ediciliğinin ve egemenliğinin her şeyi kuşatması.

üstad-ı mübelliğ

  • Tebliğ edici, irşad edip tanıtıcı ve bildirici üstad.

yed-i muhsin / يَدِ مُحْسِنْ

  • İhsan edici el.
  • İyililik edici el.

zakir / zâkir

  • Zikreden, zikredici.
  • Hafızası kuvvetli.
  • İlâhiler okuyan. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan.
  • Tekrar eden.

zann / zânn

  • Zanneden. Sanan. Zannedici.

zayiga

  • Meyledici, eğilen.

zemmam / zemmâm

  • Ayıplayıcı, zemmedici, kötüleyici.

zeri'

  • Araya giren, şefaat edici.

zılliyet

  • Zâhirî sahiplik. Himaye edici olma.
  • Gölgelik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın