LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te duzelt ifadesini içeren 105 kelime bulundu...

ajine

  • Değirmen taşı gibi maddeleri yontup düzelten demir alet. Dişengi. (Farsça)

akl-ı mead / akl-ı meâd

  • Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl.

ayan / âyan

  • Parlamentonun aldığı kararları düzeltmek için üyelerinin bir kısmı devlete mensup, bir kısmı da halktan seçilmiş olan meclis ve bu meclis üyelerinin her biri ("âyan meclisi", "âyandan falan zat" şeklinde kullanılır).

balast

  • ing. Demir yollarında traverslerin altına; şoselerde ise düzeltilmiş toprak üzerine döşenen taş parçaları.

bera-yı tashih / berâ-yı tashih

  • Tashih için, düzeltmek için.

berdaht

  • Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. (Farsça)
  • Cilâlama, parlatma. (Farsça)
  • Düzleme, düzeltme. (Farsça)

cebae

  • Üstünde birşey düzeltilen ağaç.

cebir

  • Zabtetmek. Zor. Kuvvet.
  • Bir şeyi ıslah ve tamir etmek, düzeltmek.
  • Bâtıl bir fırka.
  • Mat: Harflerle yapılan hesab.
  • Tıb: Fevkalâde ameliyat, kırık kemiği sarıp bütünlemek. Kırık veya çıkık uzva sarılan tahtalar.

cerh ve ta'dil / cerh ve ta'dîl

  • Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta'dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açı klaması.

fütüvvet

  • Cömertlik. Başkasını, kendisine tercih etmek. Başkalarının işlerini düzeltmeye çalışmak ve faydasına koşmak. Fütüvvetin başka değişik târifleri de yapılmıştır. Bunlardan bâzıları şöyledir: Kendi nefsinde başkasının üzerine bir meziyet, üstünlük görme mek. Hatâlarını îtirâf edenleri affetmek, hiç kim

ibre-i hayyat

  • Kendi işlerini bırakıp başkasının işlerini halledip düzeltmeye çalışan adam.
  • Terzi iğnesi.

ihlas / ihlâs

  • Hâlis, temiz etmek, niyyeti düzeltmek, temizlemek, dünyâ menfaatini düşünmeden bütün işlerini, ibâdetlerini yalnız Allah için yapmak.

ıslah / ıslâh / اصلاح

  • İyileştirmek. Düzeltmek. Kusurları gidermek.
  • Düzeltme ve imâr etme.
  • Terbiye etmek, iyi hâle getirmek.
  • Bozulan bir şeyi eski hâline getirme.
  • İnsanların aralarını düzeltmek, barıştırmak.
  • Düzeltme, iyileştirme, reform. (Arapça)
  • Islâh etmek: Düzeltmek, iyileştirmek. (Arapça)

ıslah eden

  • Düzelten, iyileştiren.

ıslah etme

  • İyileştirme, düzeltme.

ıslah etmek

  • İyileştirmek, düzeltmek.

ıslah olunma

  • Düzeltilme, iyileştirilme.

ıslah-ı alem / ıslah-ı âlem

  • Dünyanın düzeltilmesi.

ıslah-ı hal / ıslah-ı hâl

  • Durumun düzeltilmesi.
  • Kendi halini ıslah etme, düzeltme.

ıslah-ı nefis

  • Nefsi düzeltme, hayatını değiştirme.

ıslahat / ıslâhât / اصلاحات

  • İyileştirme, düzeltme.
  • Düzeltmeler, tashihler, iyi hale getirme, mükemmelleştirme.
  • Kusurları ve eksiklikleri gidermek için yapılan işler ve düzeltmeler.
  • Düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar. (Arapça)

ıslahat-ı mülkiye

  • İdarede yapılan düzeltmeler, yenilikler.

ıslahatçı

  • Düzeltici.

ıslahen

  • Islah ederek, düzelterek.

ıslahhane

  • Islah evi, iyileştirme, düzeltme yeri.

ıslahi / ıslahî

  • (Islahiyye) Islah etmeye ve düzeltmeğe dair. Düzeltme ile alâkalı.

ıslahpezir

  • Islah edilebilir olan. Düzeltme ve tâmir kabul eden, ıslaha kabiliyeti olan.

istiva / istivâ

  • Düzeltme, düzgün yapma.

kebs

  • Çukur bir yeri doldurup düzeltme.
  • Bir cins hurma.
  • Misk hokkası.

kurzum

  • Kavafların ve kunduracıların üzerinde gön ve sahtiyan kesip düzelttikleri yuvarlak tahtalar.

layiha-yı tashih / lâyiha-yı tashih

  • Mahkeme kararının düzeltilmesi istemiyle bir üst mahkemeye sunulan yazı, dilekçe.

lazımü't-tashih / lâzımü't-tashih

  • Düzeltmesi gerekli.

maktaa

  • Eskiden üzerinde kamış kalemin ucu kesilerek düzeltilen kemikten veyâ mâdenden yapılmış âlet.

mel'eme

  • Cem'etmek, toplamak.
  • Terbiye etmek, düzeltmek, ıslâh etmek.
  • Yara yırtığını bağlamak.

mellase

  • Yeri düzeltmede kullanılan âlet, sürgü.

micerre

  • (Çoğulu: Mecirr) Yer düzeltilen sürgü.
  • Demir kürek. ("Bel" denir)

midare

  • Çuvaldız gibi bir demir. (Kadınlar onunla saç düzeltirler.)

midra

  • Boynuzdan veya demirden çuvaldız gibi bir nesne. (Kadınlar onunla saçlarını düzeltip islâh ederler ve tarakla da tararlar.)

mimlaka

  • Yer düzeltecek taş.

muaddel / muâddel

  • Düzeltilmiş, dengelenmiş.
  • Düzeltilen.

muaddil / muâddil

  • Tadil eden.
  • Düzelten. Müsâvi ve beraber kılan. Denkleştiren.
  • Tadil eden, düzelten.
  • Düzeltici.

mühezzeb

  • Terbiye edilmiş, düzeltilmiş.
  • Islah edilmiş. Düzeltilmiş. Lüzumsuzu çıkarılmış, temizlenmiş. Safileştirilmiş.
  • Düzeltilmiş, temizlenmiş.

mühezzep

  • Düzeltilmiş, terbiye edilmiş.

muhlis

  • İhlâs sâhibi. Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse.

mümehhed

  • Hazırlanmış, serilmiş, yayılmış, düzeltilmiş.
  • Tanzim ve tesviye olunmuş, döşenmiş.
  • Ilık su.

münekkah

  • Tenkıh edilmiş, fazlalıkları atılarak düzeltilmiş, temizlenmiş.

musahhah / مصحح

  • Tashih edilmiş. Yanlışları düzeltilmiş.
  • Tashih edilmiş, düzeltilmiş.
  • Düzeltilmiş.
  • Düzeltilmiş. (Arapça)

musahhih / مُصَحِّحْ

  • Tashih eden, yanlışları düzelten.
  • Tashih eden. Yanlışları düzelten.
  • Düzelten.
  • Yanlışları düzelten.

musahhihane / musahhihâne

  • Düzeltircesine.
  • Tashih eder, yanlışları düzeltir bir şekilde.

musattaha

  • Düzeltilmiş, yayılmış.

müsbet hareket

  • Yapıcı ve düzeltici hareket.

muslih

  • Islah eden, iyileştiren, düzelten.
  • Düzelten.

muslihun / muslihûn

  • (Muslihîn) Islah edenler. Düzeltip iyileştirenler. Terbiyeciler.

nemk

  • Yazmak.
  • Düzeltmek.

perdaz / perdâz

  • Tertib eden, düzenleyen, düzeltici. (Farsça)
  • Düzelten, yönlendirici.

re'b

  • Mantar.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

reform

  • Düzeltme, tanzim. Asıl şeklini verme. Islah etme. Avrupa'da başlayan dinde reform hareketini, İslâm dinine tatbik etmenin yeri yoktur. Çünkü İslâm dini, bütün zaman ve mekânların insanlarına her cihetle cevap verecek câmiiyette olduğundan ve ilmi esaslara dayanmış olarak asliyetini muhafaza ettiğind (Fransızca)
  • Düzeltme, ıslah.

refv

  • Sabretmek.
  • Korkudan emin etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

remm

  • Islah etmek, düzeltmek.
  • Yemek, ekletmek.

rems

  • Sürtme odunu.
  • El ile meshetmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

rende

  • Düzeltme aleti.

rendeçlenme

  • Rendelenme, düzeltilme.

retk

  • Yırtığı onarmak, yarığı düzeltmek, bitiştirmek.

retk ü fetk

  • Noksanları düzelterek idare etme.
  • Ayırmak ve bitiştirmek.
  • İyi idare etme.

rims

  • Devenin yediği otlardan ekşi cins bir ot.
  • Islah etmek, düzeltmek.

şa'b

  • Ayrılmak. Dağılmak.
  • Islah etmek, düzeltmek.
  • Helâk etmek.
  • Kırmak.

sefare

  • Süprüntü.
  • Islah etmek, düzeltmek.

sefr

  • Ev süpürmek.
  • Yüzünü açmak.
  • Yazı yazmak.
  • Islâh etmek, düzeltmek.

self

  • Yeri düzeltmek.
  • Büyük dağarcık.

sevva

  • Seviyelendiren, düzelten.
  • Doğruya götüren.

sifar

  • Deveye burunduruk yapılan demir.
  • Sefer. Islâh, düzeltme.
  • Misafirlik.

sikaf

  • Rende.
  • Süngü ağacını düzeltecek ağaç.

simm

  • (Çoğulu: Simâm-Sümum) Küçük dar delik.
  • İğne deliği.
  • Ağu, zehir.
  • Kast.
  • Düzeltme, ıslah.
  • Set.

süluk-ü tarikat / sülûk-ü tarikat

  • Tarikat yoluna girme; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma.

ta'dil / ta'dîl / تَعْد۪يلْ

  • Düzeltme.

ta'mir

  • Bozuk şeyi düzeltmek. Eski şeyi düzeltip yeni hâline getirmek.

ta'mirat / ta'mirât

  • (Tekili: Tamir) Noksanları gidermek. Eksik ve bozukları düzeltmeler ve tamamlamalar. Ta'mirler.

tadil / tâdil

  • Düzeltme.
  • Yumuşatma, düzeltme, ılımanlaştırma.

tadil etme / tâdil etme

  • Düzeltme.

tadil etmek / tâdil etmek

  • Düzeltmek, dengelemek.

tadilat / tâdilât

  • Düzeltmeler.

tahnik

  • (Oğlan) damağını ovmak.
  • Fikrini düzeltmek.

takvim

  • Düzeltme. Doğrultma. Kıvamına koyma. Eğriyi doğru tutma.
  • Ta'dil etme.
  • Bir şeye kıymet tâyin eylemek.
  • Her gün güneşin doğuşu, batışı, ay ahkâmı ve süresi kaydedilmiş olan defter.
  • Günlük olaylardan bahseden gazete.
  • Düzeltme, şekillendirme.

tamirat

  • Tamirler, düzeltmeler.

tarih-i telif ve istinsah

  • Yazılış ve düzeltme tarihi.

tashih / tashîh / تصحيح / تَصْح۪يحْ

  • Düzeltme.
  • Daha iyi ve daha doğru hale getirmek. Düzeltmek.
  • Hastanın ağrı ve acısını ilâçla gidermek.
  • Düzeltme.
  • Düzeltme.
  • Düzelti. (Arapça)
  • Tashih edilmek: Düzeltilmek. (Arapça)
  • Tashih etmek: Düzeltmek. (Arapça)
  • Düzeltme.

tashih etme

  • Düzeltme.

tashih layihası / tashih lâyihası

  • Düzeltme yazısı, kararnamesi.

tashih-i dava / tashih-i dâvâ

  • Dâvânın düzeltilmesi.

tashihat / tashihât

  • Düzeltmeler.
  • (Tekili: Tashih) Düzeltmeler, tashihler.
  • Tashihler, düzeltmeler.

tashihçi

  • Tashih eden, düzelten.

tedsir

  • Kuşun yuvasını düzenlemesi veya düzeltmesi.

tehzib

  • Terbiye etme, ıslâh etme, düzeltme; temizleme.
  • Temizleme, düzeltme.

tehzib-i ahlak / tehzib-i ahlâk

  • Temiz ahlâk sâhibi olmağa çalışmak. Ahlâkını düzeltmek.

tehzip

  • Düzeltme, ıslâh ve terbiye etme.

temhid

  • (Mehd. den) Döşeme, yayma, düzeltme.
  • İskân etme.
  • Bir maddede özür, bahane beyan eylemek.
  • Özür sahibinin özrünü kabul ile tasdik eylemek.
  • Serd etme, izah etme, arz etme.
  • Mukaddeme yapma. Hazırlama.
  • Döşeyip düzeltme.

tenkih

  • Araştırıp, dikkat edip bir şeyin sonuna hakikatına ermek.
  • Bir şeyin fazla ve gereksiz kısımlarını çıkarıp kısaltarak düzeltmek.
  • Temizlemek.
  • Bütçe tanzimi için maaşları azaltmak.

tercil

  • Arıtmak.
  • Saçını tarayıp düzeltmek.

tertib / tertîb

  • Düzeltme. Dizme, sıralama, düzene koyma.
  • Hile ile aldatmak.

tesevvi

  • Düzeltme, tesviye etme, düzleme.

teskif

  • Düzeltip ve doğrultup beraber etmek. Eşitlendirmek.

tesmih

  • Yab yab gitmek.
  • Süngü ağacını yontup düzeltmek.

tesviye

  • Düzleme, düzeltme.

tiraş

  • Tıraş. (Farsça)
  • Üst taraftan yontarak düzelten. (Farsça)
  • Üst taraftan düz olarak yontma. (Farsça)

vez'

  • (Çoğulu: Evzâ) Hapsetmek.
  • Engel olmak, men'etmek.
  • Islah etmek, yerli yerince etmek, düzeltmek.
  • Topluluk, cemaat.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın