LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dusmus ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

akab-rev

  • Arkadan gelen. Peşe düşmüş, arkaya takılmış. (Farsça)

beküsiste

  • Kopuk, kopmuş. Düşük, düşmüş. Gevşek, çözük. (Farsça)

ceber

  • (Ceberiyyun) Cüz'i iradeyi inkâr eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalâlete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu'tezile'dir.

dalgıç

  • Mercan, inci ve saire avlamak veya denizin dibine düşmüş olan şeyleri çıkarmak için denizin dibine dalmaya alışık adam. (Türkçe)

deka'

  • (Çoğulu: Dükk-Dükük-Dekâvât) Hörgücü arkasına düşmüş dişi deve.
  • Kaygan yer.

dü-muy

  • Saçına sakalına kır düşmüş adam. (Farsça)

duçar / dûçar

  • Yakalanmış, düşmüş.
  • Yakalanmış, düşmüş.

duçar-ı acz / dûçâr-ı acz

  • Güçsüzlüğe yakalanmış, düşmüş.

elett

  • Dişi kökünden çıkıp düşmüş olan kişi.

eşmat

  • Saç ve sakallarına kır düşmüş olan.

felaketdide

  • Felakete düşmüş. Felâket görmüş olan.

felaketzede

  • Belâya uğramış, bir musibete düşmüş, acınacak hale gelmiş olan. (Farsça)

felekzede

  • Belâya uğramış, bir musibete düşmüş.

fetk

  • Şak etme. Ayırma. Yarma. Yarılma.
  • Tıb: Dikilmiş bir şeyi söküp ayırmak.
  • Kasık yarığı, kasık zarının yarılması ile barsakların torba içine dolmasından ibaret sakatlık. Fıtık hastalığı.
  • Şafak sökmesi. Fecir ağarması.
  • Parçalanıp birbirine düşmüş cemaat.

fütade / fütâde / فتاده

  • (Çoğulu: Fütâdegân) Mübtelâ, tutkun. (Farsça)
  • Biçare, zavallı. (Farsça)
  • Düşkün, düşmüş. (Farsça)
  • Düşkün. (Farsça)
  • Düşmüş. (Farsça)
  • Aşık. (Farsça)
  • Tutkun. (Farsça)

garib / garîb

  • Garip, yabancı, kimsesiz, yâd ellere düşmüş, yadırganan şey.

gavun

  • (Tekili: Gavi) Azgınlar, azmışlar, doğru yoldan çıkıp dalâlete düşmüş olanlar.

gurbet-zede

  • Memleketinden başka yerde bulunan, gurbete düşmüş olan. (Farsça)

hasret-zede

  • (Çoğulu: Hasret-zedegân) Hasrete düşmüş, hasrete uğramış. (Farsça)

hayret-zede

  • Hayrete düşmüş ve şaşırmış olan. (Farsça)

jaledar

  • Üzerine çiğ düşmüş, kırağılanmış. (Farsça)

kahil / kâhil

  • Saçına ak düşmüş adam. Yaşlı, ihtiyar. Tembel.

kanıt

  • Ümidi tamamen sönmüş. Ye'se düşmüş, ümitsiz, kederli, hüzünlü.

maskara-alud / maskara-âlûd

  • Gülünç duruma düşmüş.

masku'

  • Kırağı düşmüş yer.

me'yus

  • Ümidsiz. Kederli. Ye'se düşmüş. Ümidi kesik.

medhul

  • (Dahl. den) Ayıplanacak kusuru olan.
  • Dile düşmüş.
  • Kendisine birşey girmiş olan.

meftun / meftûn

  • Sihirlenmiş, fitneye düşmüş.
  • Gönül vermiş, tutkun, vurgun.
  • Hayran olmuş, şaşmış.

mehcur

  • (Hicr. den) Uzaklaşmış, uzakta kalmış, ayrı düşmüş. Bırakılmış, metruk, unutulmuş, gayr-i müstâmel.
  • Saçma sapan, hezeyan. Amel edilmeyen. Kullanılmaz olmuş. Ayrılmış.

menkub

  • (Nekbet. den) Dert ve meşakkatlere mâruz kalmış olan.
  • Rütbe ve haysiyyetten düşmüş olan.

merd-i garib

  • Yabancı yerlere, gurbete düşmüş kişi.

mesgur

  • Dişi düşmüş kimse.

miskin-i zelil

  • Zillete düşmüş sefil, hor görülüp aşağılanan sefil.

mübtezel / مبتذل

  • (Bezl. den) Pek bol ve ucuz. Değersiz.
  • Hor kullanılan. Ortaya düşmüş olan.
  • Ele ayağa düşmüş. (Arapça)
  • Orta malı. (Arapça)
  • Çok bulunan. (Arapça)

muhlis

  • Saç ve sakalına kır düşmüş olan kimse.

münhebit

  • (Hübut. dan) Yukarıdan aşağı inen. İnmiş, düşmüş.

mütereddit

  • Kararsız, şüpheye düşmüş.

mütereddiye

  • Dağdan veya yüksek bir yerden düşmüş hayvan.

müzmen

  • Müzmin hale gelmiş.
  • Mc: Halsiz düşmüş, dermansız kalmış, zayıflamış.

nisvan-ı zelil

  • Ahlâken ve dinen düşmüş, zelil olmuş kadınlar.

sahib-fıraş

  • Hasta. Yatağa düşmüş. (Farsça)

sakıt

  • Düşen, düşük. Kıymetsiz, sukut eden. Ölü olarak düşmüş çocuk.

sari'

  • Düşmüş. Yere düşmüş sar'alı kimse.

sefih / sefîh

  • Zevk ve eğlenceye düşkün. Sefahete düşmüş. Malını düşünmeden harcayan.
  • Zevk ve eğlenceye düşkün, sefahata düşmüş, malını düşünmeden harcayan.

sevakıt

  • (Tekili: Sâkıta) Düşükler, düşmüşler.

üftade / üftâde / افتاده

  • Düşmüş. Fakir, biçare. (Farsça)
  • Âşık, tutkun. (Farsça)
  • Düşmüş. (Farsça)
  • Düşkün. (Farsça)
  • Aşık. (Farsça)
  • Zavallı. (Farsça)

üftadegan / üftâdegân / افتادگان

  • Düşmüşler. (Farsça)
  • Düşkünler. (Farsça)
  • Aşıklar. (Farsça)
  • Zavallılar. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın