LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te duman ifadesini içeren 54 kelime bulundu...

a'şa

  • Gözleri dumanlı olan adam.
  • Çeşitli yüzyıllarda yaşamış olan birkaç Arap şairinin adı.
  • Gece vakti gözleri görmeyen kimse.

acac

  • Toz.
  • Tütün.
  • Bulut.
  • Duman.

ama'

  • Dağbaşlarında olan duman.

behic

  • Güleryüzlü. Güzel. Şen. Şâduman olan.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Hâdiselerden kanunlarına, neticelerden sebeblerine ve eserden müessire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.
  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

burhan-ı limmi / burhân-ı limmî

  • Limeli (niçinli) delîl. İlletten sebebden ma'lûle (illetin bulunduğu şeye), müessirden (eseri yapandan) esere, san'atkârdan san'ata, sebebden netîceye götüren delîl. Görülen ateşten dumanın varlığına hükmetmek böyledir.

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

dahine

  • (Çoğulu: Devâhin) Duman çıkan baca.

delil-i inni / delil-i innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

devahin

  • (Tekili: Dâhine) Duman çıkaran bacalar.

duban

  • Duman.

dud / dûd / دود

  • Duman, sis. Tütün. (Farsça)
  • Elem, gam, keder, tasa. (Farsça)
  • Duman. (Farsça)

dud-alud

  • Dumanlı. (Farsça)

duhan / duhân / دخان

  • Duman. Tütün.
  • Kur'an-ı Kerim'in 44. suresinin adı.
  • Mc: Gaflet ve dalâlet dumanı ki, hakikatların görünmesine mâni olur. Arap lisanında galib olan şerre, duhan tesmiye ederler.
  • Kıtlık ve kuraklık.
  • Toz halindeki yoğun duman.
  • Duman.
  • Tütün. (Arapça)
  • Duman. (Arapça)

duhan-ı ateş

  • Ateşin dumanı.

duhan-ı mübin

  • Aşikâre duman. (Bu duhan hakkında iki tefsir rivayet olunmaktadır. Birisi: İbn-i Mesud Hazretlerinden mervi olduğuna göre; şiddetli açlık ve kaht seneleridir. Çünkü çok aç olan kimseye, gerek gözlerinin za'fından ve gerek çok kuraklık ve kahtlık senelerinde havanın fenalığından, semâ dumanlı görünür

ebhire

  • (Tekili: Buhâr) Dumanlar, buğular.

edhine

  • (Tekili: Duhân) Duhanlar, dumanlar, sisler.
  • Tütünler.

edveş

  • Gözü dumanlı adam.

gasak

  • (Gusuk-Gasekan) İlk koyu karanlık.
  • Küfrün karanlığı.
  • Gözün dumanlanıp, seçemez olması.
  • Göz kararması.
  • Herhangi bir şeyin akması, dökülmesi.
  • Çok soğuk ve fena kokan içki veya su.
  • Kuvve-i şeheviyye.
  • Seyelân.

giran-dud

  • Duman, sis. (Farsça)
  • Kara bulut. (Farsça)

hamie / hâmie

  • Hararetli, çamurlu, volkanlı, alevli, dumanlı.
  • Çamurlu, dumanlı.

hubur

  • Sevinç, sürur, gönül ferahlığı. Şadüman olmak.
  • Âlimler.

idcan

  • (İdcican) Gökyüzü yağmur bulutlarıyla örtülme.
  • Hava çok sisli ve dumanlı olma.

idhan

  • (Duhân. dan) Tütme. Yanarak dumanı çıkma.

ilm-ül-yakin / ilm-ül-yakîn

  • Eserden müessire yol bulmak. İşi görüp yapanı tanımak, bilmek. Dumanı görüp, orada ateşin olduğunu anlamak böyledir.

is

  • Dumandan hasıl olan siyah madde. Kurum.

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

isnam

  • Ateşin alevi büyüme.
  • Duman ve toz havaya çıkma.

kafiye

  • Tâbi olan şey.
  • Herşeyin son tarafı.
  • Edb: Manzum yazılan satırların ses bakımından sonlarının aynı olması. (Yaman, duman, saman... gibi.)

kümun

  • Pusulanıp gizlenmek.
  • Tıb: Gözde "gümne" denilen bir dumanlı hastalık görünmesi.

limmi / limmî

  • Eser sahibinden eserlerine götüren delil, ateşin dumana delil olması gibi.

maric

  • Dumansız ateş, alev.
  • Dumansız barut.

mig

  • Duman, sis, duhân. (Farsça)
  • Kara bulut. (Farsça)

mignak

  • Dumanlı, sisli. Bulutlu. (Farsça)

müdahhan

  • (Duhan. dan) Dumanlı, tütmüş.

mütebahhir

  • (Buhar. dan) Tütsülenen, dumanlanan, tebahhur eden.

nuhas

  • Bakır. Bakır para.
  • Kızgın mâden.
  • Kıtr. Ateş. Tunç ve demir döğülürken sıçrayan şerâre.
  • Dumansız alev.
  • Bir şeyin aslı.
  • Tütün.

nühas

  • Bakır.
  • Duman.

pejm

  • Sis, duman. (Farsça)

pür-dud

  • Çok tüten, çok dumanlı. (Farsça)

şadman

  • (Bak: şadüman)

severan

  • Tozun, dumanın kalkması.

şevk

  • Çok istek, şiddetli arzu.
  • Neş'e.
  • Bir şeyi bir yere şeye sağlamca bağlama.
  • Memnun. Şâduman.

şivaz

  • Dumansız ateş.
  • Susamak.

tali

  • Tilavet eden, okuyan.
  • İkinci derecede. Sonradan gelen.
  • Man: Birbirine bağlı iki kaziyeden ikincisi. Meselâ: "Duman çıkıyorsa ateş vardır" sözünde "Ateş vardır" sözü tâli'dir.

tedhin / tedhîn / تدخين

  • (Duhan. dan) Dumanlama, tütsüleme.
  • Dumanlama. (Arapça)
  • Tütsüleme. (Arapça)

ukab

  • Duman, toz.

yahamim

  • (Tekili: Yahmum) Kara dumanlar.

yahmum

  • (Çoğulu: Yahâmîm) Kara duman.
  • Tütün.
  • Kara nesne.

yakin / yakîn

  • Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek. (Yakîn: Ma'rifet ve dirayetin ve emsalinin fevkinde olan ilmin sıfatıdır. İlm-i yakîn denir, ma'rifet-i yakîn denilmez. Ayn-el yakîn: (kelimenin merfu hali ayn-ul yakîndir.) Göz ile görür derecede veya görerek, müşahede ederek bilmek. Meselâ; uzakta bir duman

yehmum

  • Kömür gibi simsiyah olan şey.
  • Zifir ve kara duman.
  • Cehennem ahalisini ihata eden perde.

zabab

  • Rutubetli duman. Sis.

zariyat

  • Kırıp ufalayan, toz duman edip götüren kuvvetler.
  • Velud kadınlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın