LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te doğru yol ifadesini içeren 173 kelime bulundu...

alem-i irşad / âlem-i irşad

  • İrşat, doğru yolu gösterme âlemi.

belagat-ı irşadiye / belâgat-ı irşadiye

  • Doğru yolu göstermek için sözün muhataba ve amaca uygun olarak söylenmesi.

belağat-i irşadiye / belâğat-i irşadiye

  • Doğru yolu gösteren belâğat.

bi'set

  • Gönderilme. İnsanları hak ve doğru yola sevk için gönderilen Cenab-ı Peygamberimiz Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) nübüvvetinin başlangıç zamanı, nübüvvetinin bidayeti.

cihat-ı hidayet / cihât-ı hidayet

  • Doğru yola götüren yönler.

daire-i irşad

  • Doğru yolu gösterme dairesi, halkası.

dalalet / dalâlet

  • Sapıklık, yoldan çıkma. Peygamber efendimizin ve Eshâbının bildirdiği doğru yoldan ayrılma, sapma.

dalalet fırkaları / dalâlet fırkaları

  • Sapkın gruplar, doğru yoldan ayrılan topluluklar.

dall u mudılle / dâll u mudılle

  • Doğru yoldan çıkanlar ve çıkaranlar, sapanlar ve saptıranlar.

dallin / dâllin

  • Doğru yoldan sapmış olanlar, azgınlar.

delalet / delâlet

  • Delil olmak. Yol göstermek. Kılavuzluk. Doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.
  • İşaret.
  • İşâret etmek, göstermek. Doğru yolu gösterme.
  • Bir lafzın (sözün) bir mânâyı (anlamı) ifâde etmesi, göstermesi.

delil

  • Kılavuz. Doğru yolu gösteren. Meçhûlü keşfetmekte ve malumun sıhhatını isbat etmekte vasıta ve âlet ittihaz olunan husus.
  • Beyyine. Bürhan.

ehl-i dalalet ve tuğyan / ehl-i dalâlet ve tuğyân

  • Doğru yoldan sapmış olanlar ve azgınlıkta ileri gidenler.

ehl-i hak

  • Hak ve doğru yolda olan kimseler.
  • Doğru yolda olanlar.

ehl-i hak ve iman

  • Hak ve doğru yolda olan, Allah'a ve Allah'tan gelen her şeye inanan kimseler.

ehl-i hak ve insaf

  • Hak ve doğru yolda olan insaf sahibi kimseler.

ehl-i hak ve zekavet / ehl-i hak ve zekâvet

  • Doğru yoldan olan ve çabuk anlayıp kavrayan zekî kimseler.

ehl-i hidayet / ehl-i hidâyet

  • Hidâyette ve doğru yolda olanlar. Hidâyete erişmiş kimseler.
  • Doğru yolda olanlar, iman etmiş olanlar.

ehl-i irşad

  • İrşad eden, doğru yola sevk eden.

ehl-i sırat-ı müstakim

  • Dosdoğru yolda olanlar.

elhamdü lillahi ala nuri'l-iman ve hidayeti'r-rahman / elhamdü lillâhi alâ nûri'l-iman ve hidâyeti'r-rahmân

  • Bütün övgüler ve şükürler iman nurunu ve doğru yolu nasip eden Allah'a mahsustur.

erşed

  • Her hali daha iyi olan.
  • Doğru yola diğerlerinden daha yakın olan.

esbab-ı hidayet

  • Doğru yola ulaşma sebepleri.

esna-yı irşad / esnâ-yı irşad

  • Doğru yolu gösterme, uyarma esnası, ânı.

fırka-i dalle / fırka-i dâlle

  • Âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere kendi görüş ve akıllarına göre mânâ vererek, doğru yoldan ayrılıp dalâlete (yanlış ve bozuk yollara) sapmış fırkalardan her biri.

fısk

  • Haddini tecavüz. Günah. Haktan ayrılmak.
  • Fık: Allah'ın emirlerini terk ve O'na isyan etmek ve doğru yoldan sapıp çıkmak. Böyle olanlara şeriat dilinde "fâsık" denir.

gavun

  • (Tekili: Gavi) Azgınlar, azmışlar, doğru yoldan çıkıp dalâlete düşmüş olanlar.

gayat-ı irşad / gayât-ı irşad

  • Doğru yolu gösterme amaçları.

gayr-ı müstakim

  • Doğru yolda olmayan.

gümrah

  • Yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. (Farsça)
  • Bol, gür. (Farsça)

gümrahi / gümrahî

  • Sapıtma, doğru yoldan çıkmış olma. (Farsça)

hadd-i istikamet

  • Doğru yolu gösteren sınır.

hadi / hâdî / هادی

  • Hidayet eden, doğru yolu gösteren, mürşit.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarından dilediğine doğru yolu gösteren, kullarının havâssına (seçilmişlerine) doğrudan insanların avâmına (havâsstan aşağı derecede olanlara) yarattıkları varlıkları vâsıtasıyla kendini tan ıtan yüce Allah.
  • Doğru yola sevk eden; doğru ve hak yolun gösterici.
  • Doğru yolu gösteren. (Arapça)

hadiy-üt tarik / hâdiy-üt tarik

  • Hidayet yoluna sevkeden, mürşid. Doğru yolda giden.

hak tarik

  • Doğru yol.

hanekah / hânekâh

  • Tekke, dergah. İrşâd (doğru yolu gösterme) ve sohbet ile insanları olgunlaştırma hizmetlerinin yapıldığı yer.

hanif dini / hanîf dîni

  • Doğru yol, İslâmiyet.

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

hatır-ı rahmani / hâtır-ı rahmânî

  • Gafletten uyanmak, kötü yoldan doğru yola kavuşmaya dâir Allahü teâlâ tarafından kalbe gelen düşünce. Buna hak hâtır (doğru düşünce) denir.

hatt-ı müstakim

  • Doğru çizgi. (Farsça)
  • Doğru yol. Doğruluk üzere olan şey. (Farsça)

hayde

  • Meyletmek, yönelmek, eğilmek.
  • Hakdan ve doğru yoldan ayrılmak.

hayesan

  • Doğru yoldan dönmek, udul etmek.
  • Nefret etmek.

hays

  • Darlık.
  • Udûl etmek, doğru yoldan çıkmak.

hedaya-yı hidayet / hedâyâ-yı hidâyet

  • Doğru yola ulaştırıcı hediyeler, ihsanlar.

hediye-i hidayet

  • Hak ve doğru yol hediyesi.

hidat

  • (Tekili: Hâdî) Hidayeti ve doğru yolu gösterenler.

hidayet / hidâyet / هدایت

  • Doğruluk. İslâmlık. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek. Dalâletten ve bâtıl yoldan uzaklaşmak.
  • Hak yola, doğru yola erme.
  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem
  • Doğru yola erdirme.
  • Doğru yolu gösterme. (Arapça)
  • Hidâyet etmek: Doğru yolu göstermek. (Arapça)

hidayet edici / hidâyet edici

  • Doğru yola eriştiren.

hidayet etmek

  • Doğru yola erdirmek.

hidayet-i hak

  • Herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah'ın doğru yola iletmesi.

hidayet-i ilahi / hidayet-i ilâhî

  • Allah'ın hak ve doğru yolu göstermesi, sevketmesi.

hidayet-i ilahiye / hidayet-i ilâhiye

  • Allah'ın doğru yola erdirmesi.

hidayet-i ilahiyye / hidayet-i ilâhiyye

  • İlâhî hidayet, Allah'ın doğru yola erdirmesi.

hidayet-i kur'an / hidayet-i kur'ân

  • Kur'ân'ın hak ve doğru yola erdirmesi.

hidayeti istemek

  • Doğru yola ermeyi istemek.

hikmet-i irşad

  • Olması gereken keyfiyette doğru yolu gösterme ve yaşatmanın gayesi.

hitab-ı mürşidane / hitab-ı mürşidâne

  • Doğru yolu gösterici hitap.

hüda / hüdâ

  • Doğru yol göstermek.
  • Doğruluk. Hidâyet.
  • Kur'ân-ı Kerimin bir ismi.
  • Doğru yol gösterme.
  • Hidayet etme.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.
  • Doğru yol olan hak din, İslâmiyet.

hüda-yı furkani / hüdâ-yı furkanî

  • Hakkı batıldan ayıran Kur'ân'ın insanlara doğru yolu göstermesi.

hüda-yı hidayet / hüdâ-yı hidayet

  • Hak ve doğru yola iletme.

hüda-yı şer'i / hüdâ-yı şer'î

  • İslâmın hak ve doğru yolu.

hulefa-i raşidin / hulefâ-i râşidîn

  • Doğru yolda olan dört büyük halife. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali.

i'tisaf

  • Zulüm ve haksızlık etmek. Doğru yoldan ayrılmak. Haksızlık.
  • Haksızlık, zulüm, doğru yoldan ayrılma.

ictiyal

  • Doğru yoldan döndürme.

idlaliyyat / idlâliyyât

  • İnsanı doğru yoldan saptıracak fikirler, azdıracak mevzular. Kur'ânla muaraza eden safsata ve bâtıl felsefi nazariyeler.

iğfal / iğfâl

  • Aldatma, doğru yoldan saptırma. Hakkı unutturma.

ihda

  • İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak.
  • Hediye etmek. Armağan yollamak.

ihtida / ihtidâ

  • Hidayete ermek. Delâlet ve irşadı kabul edip doğru yola girmek. Allah'a ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize iman etmek.
  • Başkasına tekaddüm etmek.
  • Doğru yola girme, müslüman olma, din olarak İslâmiyet'i seçme; hidâyete erme.

ilahi hidayet / ilâhî hidayet

  • Allah tarafından gösterilen hak ve doğru yol.

ilhad / ilhâd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

in'idal

  • (Udul. den) Doğru yoldan çıkma, sapma, dalâlete düşme.

inhiraf / inhirâf

  • Doğru yoldan sapma.
  • Dönme.
  • Bozulma. Değişme.
  • Kırıklık.
  • Tecvidde: Harf okunduğu zaman o harfde, dil ucuna veya dil arkasına doğru bir meyli bulunmasına denir. İnhirâf sıfatının harfleri Lâm ve Ra harfleridir. Bunlara Münharif denir.
  • Doğru yoldan sapma, dönme.
  • Doğru yoldan sapma.

irşad / irşâd / ارشاد / اِرْشَادْ

  • Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.
  • Doğru yolu gösterme.
  • Doğru yol gösterme.
  • Hidayete erdirme, doğru yolu gösterme. (Arapça)
  • İrşâd etmek: Hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek. (Arapça)
  • Doğru yolu gösterme.

irşad edecek

  • Doğru yolu gösterecek.

irşad eden

  • Doğru yolu gösteren.

irşad edici

  • Doğru yol gösteren.

irşad ve talim

  • Doğru yolu gösterme ve eğitim ve öğretim.

irşad-ı cumhur / irşâd-ı cumhur

  • Geniş halk kitlelerine doğru yolun gösterilmesi.

irşad-ı i'cazkarane / irşad-ı i'câzkârâne

  • Harika bir tarzda irşad edip doğru yolu gösterme.

irşad-ı nebevi / irşad-ı nebevî / irşâd-ı nebevi / اِرْشَادِ نَبَوِي

  • Hz. Peygamberin doğru yolu, hidayet yolunu gösteren uyarıları, öğütleri.
  • Peygamberimizin doğru yolu göstermesi.

irşadat / irşâdât

  • (Tekili: İrşad) İrşadlar. Hak ve hakikatı ve doğru yolu bildirmeler. İkazlar.
  • Nasihatler, doğru yolu gösteren sözler.

irşadat-ı aliye / irşâdât-ı âliye

  • Yüksek irşatlar, doğru yolu göstermeler.

irşadgah / irşadgâh

  • Doğru yolu gösterme yeri.

irşadkar / irşadkâr

  • İrşad eden, doğru yolu gösteren.

irşadkarane / irşadkârâne

  • İrşad ederek, doğru yolu göstererek.

istikamet / istikâmet / استقامت

  • Doğru yolda olma.
  • Doğru yol.

istikametli

  • Doğru yolda olan.

kur'an-ı mürşid / kur'ân-ı mürşid

  • Doğru yolu gösterici Kur'ân.

kutb

  • İşlerin görülmesine veya insanların doğru yolu bulmasına vâsıta kılınan büyük zât. Dünyâ işleri ve madde âlemindeki olaylarla alâkalı olana medâr kutbu (kutb-ül-aktâb), din ve irşâd işi ile vazîfeli kılınana irşâd kutbu denir.

kutb-i irşad / kutb-i irşâd

  • İnsanların irşâdına (doğru yolu bulmasına) ve hidâyetine (saâdete ve kurtuluşa ermesine) vesîle kılınan zâtların reisi.

kutbü'l-irşad

  • Büyük irşad edici, doğru yolu gösteren.

lut

  • Hz. İbrahim'in kardeşi Harran oğlu Lut (A.S.) onunla beraber Bâbil diyarında Şam yakasına geçmişti. Sodom nahiyesine peygamber oldu. Bu nâhiyenin ahalisi ehl-i küfr ve fücur idi. Yolsuz giderlerdi ve hiçbir kavmin yapmadığı fuhşiyatı yapalardı. Hz. Lut, onları doğru yola dâvet etti, dinlemediler ve

lutf-u irşad / lûtf-u irşad

  • Doğru yolu gösterme lütfu, nimeti.

lütf-u irşad

  • İyilik ve bağışla doğru yola erdirme.

ma'nevi miras / ma'nevî mîrâs

  • Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler).

maani-yi irşadiye / maânî-yi irşâdiye

  • Doğru yolu gösteren ifadeler.

mahz-ı hidayet / mahz-ı hidâyet

  • Tam bir hidâyet, doğru yol.

makam-ı irşad

  • Tebliğ, doğru yolu gösterme makamı.

mana-yı irşadi / mânâ-yı irşadî

  • Doğru yolu gösterici mânâ.

maslahat-ı irşad-ı umumi / maslahat-ı irşad-ı umumî

  • Herkese doğru yolu göstermenin gerektirdiği hikmet.

meraşid

  • (Tekili: Merşed) Gaye ve maksada ulaştıran doğru yollar.

merşed

  • Hakiki maksada ulaştıran doğru yol.

mertebe-i irşad

  • İrşad derecesi, doğru yolu gösterme derecesi.

meş'ale-i hidayet

  • Hak ve doğru yolu gösteren meş'ale, ışık.

meşi / meşî

  • Yürüyüş. Gidiş. Doğru yola gitmek.

minhac-ı hidayet

  • Doğru yol. Hidayet yolu.

mu'tesif

  • (Asf. dan) Zulüm yapan. Doğru yoldan ve adaletten ayrılıp haksızlık yapan.

mübin / mübîn

  • Açık, vâzıh, âşikâr. Ayân kılan, beyan ve izah eden.
  • Dilediğine doğru yolu gösteren.
  • Hak ile bâtılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden. (Mübin, bâne mânasına "ebâne" den beyyin, gayet açık, parlak demek olduğundan, Kitab-ı Mübin i'cazı zâhir olan

mücessime

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu fırkaya müşe bbihe de denir.

müdessi / müdessî

  • Baştan çıkartan. Doğru yoldan saptıran.

mudıll

  • Dalâlete düşüren, doğru yoldan çıkarıp, eğri yola saptıran mânâsına, Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından, güzel isimlerinden.

mudille

  • (Dalâlet. den) Baştan çıkaran, azdıran, doğru yoldan saptıran.

mühtedi / mühtedî

  • Hidayete ermiş olan. İslâmiyete girmiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.

mün'adil

  • (Adul. dan) Doğru yoldan sapan. Cayan.

mürselin / mürselîn

  • Gönderilenler. Peygamberler. Allah tarafından insanların doğru yola çıkarılmaları için gönderilen elçiler.

mürşid / مرشد / مُرْشِدْ

  • (Rüşd. den) İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran. Peygamber vârisi olan, kılavuz. Tarikat piri, şeyhi.
  • Doğru yol gösteren, rehber.
  • İrşâd eden, doğru yolu gösteren rehber zât. İyi bir müslüman olmaları için, insanları terbiye eden, âlim ve velî.
  • Şeyh. (Arapça)
  • Doğru yolu gösteren, irşad eden. (Arapça)
  • Doğru yolu gösteren.

mürşid-i ekber

  • En büyük mürşid, doğru yolu gösteren.

mürşid-i ekmel

  • En mükemmel rehber, doğru yol gösteren.

mürşid-i mutlak / مُرْشِدِ مُطْلَقْ

  • Mutlak irşad edici, doğru yolu gösteren.
  • Her yönüyle doğru yolu gösteren.

mürşid-i rabbani / mürşid-i rabbanî / مُرْشِدِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'a ait doğru yolu gösteren.

mürşid-i umumi / mürşid-i umumî

  • Herkese her yönden doğru yolu gösteren, genel mürşid.

mürşidane / mürşidâne

  • İrşad edici olarak, hak ve doğru yolu göstererek.

mürşidlik

  • İrşad etme, doğru yolu gösterme.

müseddid

  • (Sedd. den) Tıkayan, sed yapan.
  • Tıkanmış, sed yapılmış, mesdud.
  • (Sedad. dan) Doğrultan. Doğru yola sevkeden.

müstehdi / müstehdî

  • (Hedy ve Hidâyet. den) Hak yolu, doğru yolu, müslümanlık yolunu isteyen.

müstekim / müstekîm

  • Doğruluk üzere olan, doğru yolda yürüyen. Doğrulukla sıfatlanmış kimse.

müsterşid

  • (Çoğulu: Müsterşidîn) (Rüşd. den) Doğru yolun gösterilmesini ve irşad edilmesini isteyen.

müsterşidane / müsterşidâne

  • Doğru yolun gösterilmesini isteyene yakışır surette. (Farsça)

müteassif

  • Doğru yoldan sapan.

müteheddi

  • (Hidyet. den) Hediye gönderen.
  • Hidâyete eren, doğru yola giren. İslâm dinini kabul edip müslüman olan.

mütereşşid

  • (Reşad. dan) Doğru yola girmiş olan.

müteveccih

  • Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan.
  • Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. İhsan ve iltifat üzere olmak.
  • Pir-i fâni olmak.

nehc

  • Yol, usul.
  • Doğru yol.

nehhac

  • (Nehc. den) Kılavuz, rehber, mürşid. Doğru yolu gösterici.

nübüvvet

  • (Nebi. den) Peygamberlik, nebi olmak, nebilik. Allah'ın (C.C.) emriyle vazifeli olarak insanları doğru yola çağırmak.
  • Peygamberlik; insanları Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, onlara doğru yolu göstermek için Allahü teâlâ tarafından seçilmiş kimselere verilen peygamberlik vazîfesi.

nur / nûr

  • Aydınlık, ışık, feyz, bereket ihsân.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Îmân.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya göktekileri ve yerdekileri nûru ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıld

nur-u hidayet / nûr-u hidayet

  • Doğru yola eriştiren hidayet nuru.

nüzera

  • (Tekili: Nezir) Doğru yola getirmek için korkutmalar.

orta yol

  • Îmân ve ibâdetlerde yâni dinde Ehl-i sünnet (Peygamber efendimiz ve arkadaşlarının yolunda olan) âlimlerin gösterdiği ve bildirdiği doğru yol.

rah-ı rast

  • Doğru yol.

raşid / râşid

  • Erişkin, doğru yola erişen.

rehber

  • Yol gösteren, kılavuz; bir kimseye veya bir topluluğa iyi ile kötüyü görmesinde ve doğru yolu bulmasında yardımcı olan, insanı Allahü teâlânın rızâsına kavuşturmaya çalışan, ilim ve ahlâk sunan zât.

reşad

  • Hak yolda yürümek. Doğru yolda olmak. Doğru yolu bulup ondan sapmamak.
  • Aklın kuvvetli olması.
  • Doğru yolda olma.

reşid / reşîd / رشيد

  • Doğru yolda giden, hak yolunda olan.
  • Akıllı, iyi davranan. Ergin, olgun.
  • Büluğ çağına girmiş kimse.
  • Doğru yola sevkeden, hayra delâlet eden.
  • Fık: Malını muhafaza hususunda aklı eren, istediği gibi meşru yolda sarfedebilen kimse.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâta (yarattıklarına) doğru yolu gösterip, dilediğini bu yolda bulunduran.
  • Rüşd sâhibi yâni, dînî vazîfelerini yerine getiren ve malını tasarruf edebilen, âkıl bâliğ olan, aklını ve malını yerinde kullanan.
  • Ergin, büluğa ermiş. (Arapça)
  • Doğru yolda giden. (Arapça)

revafıd / revâfıd

  • Râfizîler. Hazret-i Ali'yi sevmekte taşkınlık ederek diğer Eshâb-ı kirâmı (Peygamber efendimizin arkadaşlarını) kötüleyenler. Doğru yoldan sapanlar.

rüşd / رشد

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.
  • Hak, doğru yol. Allahü teâlânın birliği (tevhid) inancı.
  • Aklın kuvvetli ve tamam olması. Malını dînin ve aklın beğendiği yere sarf etmek, boş yere harcamamak, telef etmemek.
  • Doğru yolu bilme, olgunluk.
  • Erginlik.
  • Doğru yola gitme.
  • İsbat-ı rüşd: Erginliğini ispat etme.
  • Gelişme. (Arapça)
  • Erginlik. (Arapça)
  • Doğru yolda gidiş. (Arapça)

rüşd ü irşad

  • Rüşd ve irşad. Doğru yola sevketmenin mükemmeliyeti. İslâmiyeti en mükemmel şekilde öğretmek.

rüşd-ü irşad

  • Mükemmel bir şekilde doğru yola sevk etmek.

sapık

  • Doğru yoldan ayrılan, îtikâdında (îmân bilgilerinde) ve ibâdetleri yapmasında veya yaşayışında Ehl-i sünnet vel-cemâat mezhebinden (Peygamber efendimizin ve Eshâbının yolundan) ayrılan, yanlış yollara sapan kimse.

sebeb-i dalalet / sebeb-i dalâlet

  • Doğru yoldan sapıtma sebebi.

serdar-ı hidayet

  • Doğru yol kumandanı.

şeriat / شریعت

  • Doğru yol. Hak din yolu.
  • Büyük ve geniş cadde.
  • Nur, aydınlık, ışık.
  • Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın târif ettiği ve bildirdiği yol. Allah (C.C.) tarafından Peygamber Aleyhisselâm vâsıtasiyle vaz' ve tebliğ olunan hükümleri hâvi İlâhî kan
  • Din hükümleri. (Arapça)
  • Doğru yol. (Arapça)

şeyh-i mürşid

  • İrşad eden, doğru yolu gösteren şeyh.

sikke

  • Damga. Nereye ve kime ait olduğunun bilinmesi için konulan işaret, mühür. Umumi damga.
  • Dirhem.
  • Para üstüne vurulan damga.
  • Düz, doğru yol.
  • Mevlevilerin keçe külâhlarının ismi.
  • Basılmış madeni para.

sırat-ı müstakim / sırât-ı müstakim / sırât-ı müstakîm / صراط مستقيم / صِرَاطِ مُسْتَق۪يمْ

  • En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek.
  • En doğru yol, İslâmiyet, Hak yol.
  • Dinin belirlediği dosdoğru yol.
  • Doğru yol.
  • Sırat köprüsü.
  • Dosdoğru yol.

sırat-ı müstakim ehli / sırat-ı müstakîm ehli

  • Dinin belirlediği dosdoğru yolda olanlar.

sırat-ı müstekim / sırât-ı müstekîm

  • İslâmiyet'in gösterdiği doğru yol.

sıratımüstakim

  • En doğru yol, islâm yolu.

sıratu'l-müstakim / sırâtu'l-müstakîm

  • Dosdoğru yol.

taassüf

  • Sapmak, doğru yoldan çıkmak.

tadlil

  • Doğru yoldan sapıtmak.
  • Azdırmak, ayartmak. Günah işletmek. Dalâlete saptırmak.
  • Doğru yoldan çıktığına hükmetme, dalâlette görme.

taife-i ehl-i hak

  • Hak ve doğru yolda olan kimseler.

tarik-i hak ve hidayet

  • Hak ve hidayet yolu; doğru yol olan İslâmiyet.

tarik-i müstakim / tarîk-i müstakîm / طَر۪يقِ مُسْتَق۪يمْ

  • Dosdoğru yol.

tarik-i müteassife

  • Doğru yoldan sapanların yolu; çorak dengesiz ve zalimane yol.

teheddi

  • Doğru yola girme. Hidayetlenme.

tevfik-i ilahi / tevfik-i ilâhî

  • Cenab-ı Hakk'ın insanı doğru yola lütfu ile sevketmesi.

udlul

  • Doğru yoldan sapma. İslâmiyetten ayrılma, sapıtma.

udul / udûl

  • Doğru yoldan ayrılma, yoldan çıkma, sapma.

ukul-ü müstakime / ukul-ü müstakîme

  • Doğru yolda olan akıllar.

ulema-i su / ulemâ-i sû

  • Kötü âlimler; insanları doğru yoldan saptıran, ilmini dünyâ kazancına, mala ve mevkîye kavuşmaya vâsıta eden din adamları.

vücuh-u irşadi / vücuh-u irşadî

  • Doğru yolu gösterici yönler.

yetmiş iki fırka

  • Ehl-i sünnet yolundan (Peygamber efendimizin ve Eshâb-ı kirâmın bildirdiği doğru yoldan) ayrılan ve Cehennem'e gidecekleri hadîs-i şerîfte bildirilen bozuk fırkalar. Bunlara bid'at ehli veya dalâlet fırkaları da denir.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR