LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te doğa ifadesini içeren 160 kelime bulundu...

abdullah ibn-i zübeyr

  • Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur. Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)

akika / akîka

  • Yeni doğan çocuk için Allah'a şükür maksadıyla kesilen kurban.
  • Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir.
  • Yeni doğan çocuk için şükür niyetiyle kesilen kurban.

akl-ı küll / عقل كل

  • Doğadaki genel uyum.
  • Cebrail.

avrupazade / avrupazâde

  • Avrupa'dan doğan. Avrupa te'siri ile olan. Avrupalıyı taklid eden. (Farsça)

aza-yı tabiiye / âzâ-yı tabiiye

  • Doğal üyeler.

bariz

  • Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.

baz / bâz / باز

  • Doğan. Yırtıcı kuş. Av kuşu. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Ayırma. Temyiz etme. (Farsça)
  • İniş. (Farsça)
  • Tekrar. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Doğan. (Farsça)

baz-ban / bâz-ban

  • Kuşçu. Doğancı. (Farsça)

baz-dar / bâz-dâr

  • Kuşçu, avcı, doğancı. (Farsça)

baz-ul eşheb / bâz-ul eşheb

  • Akdoğan.
  • Abdulkadir-i Geylâni Hazretlerinin bir nâmı.

bazek / bâzek

  • Küçük doğan (kuş). (Farsça)

bazü'l-eşheb / bâzü'l-eşheb

  • Kır renkli, ak doğan; Abdülkadir-i Geylânî'nin bir lâkabı.

bekuri / bekûrî

  • İlk evlat, ilk doğan çocuk.

benat-ür rüşde / benât-ür rüşde

  • Nikâhlı kadından doğan evlat.

bevahe

  • (Tekili: Bûhe) Dişi baykuşlar.
  • Çakır doğan kuşları.
  • Ahmak, ebleh adamlar.

bıtna

  • Malın, paranın ve servetin ziyadeliğinden doğan sürur, sevinç.
  • Mide dolgunluğu.

bittab' / بالطبع

  • Doğal olarak. (Arapça)

buh

  • Erkek baykuş.
  • Çakır doğan.

çarh

  • Çark, tekerlek.
  • Felek, gök, sema.
  • Ok yayı.
  • Elbisede yaka.
  • Tef.
  • Devreden, dönen.
  • Çakır doğan.
  • Talih.

çerh

  • Çark. Dolap. (Farsça)
  • Felek. Talih. (Farsça)
  • Dingil üzerine dönen. (Farsça)
  • Gök. (Farsça)
  • Def. (Farsça)
  • Zenberek. (Farsça)
  • Mancınık. (Farsça)
  • Elbise yakası. (Farsça)
  • Ok yayı. (Farsça)
  • Çakır gözlü doğan kuşu. (Farsça)

cezalet / cezâlet

  • Sözde kelimelerin düzgün dizilişinden doğan güzellik.

cürre-baz

  • Atmaca kuşu. (Farsça)
  • Erkek şahin veya akdoğan. (Farsça)
  • Hızla uçan ok. (Farsça)

def-i tabii / def-i tabiî

  • Doğal şekilde çıkarma, başından atma.

dümlüc

  • Doğan kuşu.
  • Kan alacak yer.

ecdel

  • (Çoğulu: Ecâdil) Çakır doğan kuşu.

ef'al-i kulub / ef'âl-i kulûb

  • Kalbin işleri, kalbe doğan çeşitli duygu ve düşünceler. Arapça'da kalbî fiiller (bilmek, görmek gibi)

ekşem

  • Doğuştan kusurlu olan. Burnu, kulağı kesik veya noksan doğan (adam).
  • Pars denilen vahşi hayvan.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

esbab-ı tabii / esbab-ı tabiî

  • Tabiî, doğal sebepler.

esbab-ı tabiiye / esbâb-ı tabiiye

  • Doğal sebepler.

etlad

  • Evde doğan câriyeler.
  • Eski mal.
  • Damızlık denilen doğurucu hayvan.

ezell

  • Kurtla sırtlandan doğan hayvan.
  • Oturak yerinin iki yanları arık ve yeyni olan.

fantezi

  • yun. Çeşitli ve süslü. Müsrifane süs isteğinden doğan hayal hareketi ile yapılmış süslü eşya veya süslenmek. Ağırbaşlı olmayan.

fevkattabia / fevkattabîa / فوق الطبيعه

  • Doğa üstü. (Arapça)

feyz-i tecelli / feyz-i tecellî

  • Yansımadan doğan feyz, bereket.

fıtri / fıtrî

  • Doğal, yaratılıştan gelen.

fıtri şefkat / fıtrî şefkat

  • Doğal, yaratılıştan gelen şefkat, merhamet.

gakfeka

  • Doğan sesi.

gayr-ı tabii / gayr-ı tabiî

  • Doğal olmayan.

gürz

  • Silâhın icadından evvel kullanılan bir harp âleti. Gürz, yekpare veya yalnız baş tarafı demir ve bakırdan, sapı ise ağaç ve demirden olan bir nevi topuzdur. Gürzün Türkçesi "bozdoğan" dır. Bozdoğan bir cins yırtıcı kuştur. Gürz, bozdoğanın kafasına benzediği için bu adla anılmıştır. Gürzün baş kısmı

hadic

  • Vaktinden evvel doğan erkek veya kız çocuğu.

hads-i kat'i / hads-i kat'î

  • Hızlı bir şekilde kalbe doğan ve doğruluğu kesin olan bilgi.

hakikat-i fıtriye

  • Doğuştan var olan hakikat, doğal gerçek.

halat-ı tabiiye / hâlât-ı tabiiye

  • Doğal haller.

hatice / hatîce

  • (Hadîce) Vakitsiz ve erken doğan kız çocuğu.
  • Fetva metinlerinde kadını temsil eden umumi isimlerden birisi. (Ötekiler: Hind, Fâtıma ve Zeyneb'dir.)

hatır-zad

  • Akla gelen, hatıra doğan. (Farsça)

hemzad / hemzâd / همزاد

  • Doğuşla birlikte gelen. (Farsça)
  • Birlikte doğan. (Farsça)

hisse senedi

  • Sermayesi paylara bölünebilen ticaret şirketlerinde, ortalıkdan doğan hakları ve sermaye payını temsil eden değerli evrak.

horasan

  • İran'ın doğusunda bir memleket adı. (Farsça)
  • Erzurum vilâyetine bağlı bir kasaba adı. (Farsça)
  • Tuğla tozu ile kireçten yapılan bir nevi sağlam harç ismi. (Farsça)
  • Kelime mânası: Doğan güneş. (Farsça)

huluvv

  • Boş olmak, hâlî oluş. Boşluk. Boşta olmak.
  • Huk: Tarafların anlaşarak evlilik hayatlarına son vermeleri.
  • Huk: Bir gayr-i menkulün, muayyen bir bedel ile kiralanmış olmasından doğan kiracılık hakkı ve menfaati.
  • Hava parası adıyla verilen meblağ.

hüzn-ü müştakane

  • Kavuşmanın gecikmesinden doğan hüzün, üzüntü.

ibadat-ı fıtriye / ibâdât-ı fıtrîye

  • Doğal, yaratılıştan gelen ibadetler.

ıhdac

  • Doğan çocuğun bir yerinin eksik olması.

ihtiyac-ı fıtri / ihtiyac-ı fıtrî

  • Yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç.

ilham-ı evliya

  • Evliyanın kalbine doğan mânâ.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

iptida-yı tahsil-i fıtri / iptidâ-yı tahsil-i fıtrî

  • Fıtrî, doğal öğrenimin başlangıcı.

irticaliyyat

  • Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler.

işgere

  • Şâhin, atmaca ve doğan gibi av için kullanılan terbiye görmüş kuş. (Farsça)

ispir

  • Arabacı. Arabacının yanında bulunan at uşağı.
  • Zabıta memuru.
  • Beyaz doğan kuşu.

işrak eden / işrâk eden

  • Doğan.

istidad-ı fıtri / istidad-ı fıtrî

  • Doğal, yaratılıştan gelen yetenek.

istidad-ı tabii / istidad-ı tabiî

  • Müsait olan doğal gelişim.

istihlal

  • Yeni ay'ı gözleyip görmek. Hilâlin görünmesi.
  • Kılıcın kınından sıyrılıp görünmesi.
  • Edb: Bir ifadede birbirine benzer, seci'li ve kâfiyeli sözlerin söylenmesi.
  • Çocuğun doğar doğmaz hemen ağlamağa başlaması.
  • İyi ve hayırlı bir başlangıca delâlet etmek.

kamt

  • Kuş, dişisine cima etmek.
  • Doğan çocuğu beze sarmak.

kanun-u tabiiye

  • Tabiî kanun; kâinatta ve sosyal hayatta doğal olarak yürürlükte olan kanun.

kare

  • Anasından gözsüz doğan. Kör olarak dünyaya gelen.
  • Koyun sürüsü.

kariha-zad / kariha-zâd

  • Karihadan doğan, karihadan meydana gelen. (Farsça)

karnesa

  • Doğan kuşunun, avının ardına düşmesi.

kayd-ı ömr-ü tabii / kayd-ı ömr-ü tabiî

  • Doğal ömür sınırı.

kaziye-i tabiiye

  • Normal hüküm, doğal hüküm.

kerahet vakitleri / kerâhet vakitleri

  • Namaz kılmak tahrîmen mekruh yâni haram olan vakitler. Güneş doğarken, batarken, gündüz ortasında iken.

kevser-i fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasından doğan tatlılık, doygunluk.

kırnas

  • Doğan kuşunun, avının ardınca gitmesi.

kitabet-i fıtriye

  • Yaratılışa ait yazılar, doğal yazı.

kıyas-ı hafi-yi hadsiye / kıyas-ı hafî-yi hadsiye

  • Zihnin birşey hakkında, sezgi ve âni kavramayla yaptığı gizli kıyas. Meselâ "Eğer Ayın ışığı Güneşten gelmeseydi, durumu değiştikçe ışık yapısı değişmezdi" şeklinde zihne doğan gizli bir kıyasla aklın "O halde Ay ışığını Güneşten alır" şeklinde hükmetmesi.

kürrez

  • İki yaşına girmiş doğan kuşu.
  • Kötü ve hâzık kimse.

lahn

  • Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır.
  • Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir.
  • Tegannî, sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mâ

letafet-i fıtriye / letâfet-i fıtriye

  • Fıtrî letâfet, doğal şirinlik.

lisan-ı ihtiyac-ı fıtri / lisan-ı ihtiyac-ı fıtrî

  • Doğal ihtiyaçların dili.

lüzum-u zati-i tabii / lüzum-u zâti-i tabiî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ tam olmasa da "Ateşin lüzum-u zâti-i tabiîsi sıcaklıktır." denilebilir.

ma'bude

  • Şirk, evham ve putperestlikten doğan kadın heykeli ve emsali put.

ma-imeşkuk / mâ-imeşkûk

  • Şüpheli su; ehlî merkebin ve ondan doğan katırın artığı olan su.

maba'dut-tabia / mâba'dut-tabîa / مابعدالطبيعه

  • Fizik ötesi, doğa ötesi. (Arapça)

maba'duttabiiyye / mâba'duttabîiyye / مابعدالطبيعيه

  • Metafizik, doğa ötesi. (Arapça)

mahlukatın hukuku / mahlûkatın hukuku

  • Hukuk-u ibâd; kul hakları; toplum bireyleri arasında birlikte yaşamaktan doğan, yükümlünün irade ve tercih hakkının bulunduğu haklar; mülkiyet, sağlık, alışveriş, borç gibi.

masbah

  • Doğacak zaman ve yer.

matla'

  • Doğacak yer, güneş vasair yıldızların doğması, kaside veya gazelin ilk beyti.

mecra-yı tabii / mecrâ-yı tabiî

  • Tabii yol, doğal akım kanalı.

melekat-ı akliyye / melekât-ı akliyye

  • Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.

mesbah

  • Doğacak yer ve zaman. Tulu' edecek yer. Tulu' edecek vakit.

meslah

  • (Çoğulu: Mesâlih) Tulu decek yer, doğacak yer.
  • Bir şey gözetecek yüksek yer.

meşrık

  • Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti.
  • Şems-âbâd, güneşi bol yer. Kış vakti ısınmak için güneşe karşı oturacak yer.
  • Tövbe kapısının adı.

metali

  • Doğacak yerler.
  • Güneş ay ve yıldızların doğdukları yerler.

mevlud / mevlûd

  • Doğan.

mevludat

  • (Tekili: Mevlud) Belirli bir zaman içinde doğanlar.

mu'tekadat-ı hissiye / mu'tekadât-ı hissiye

  • His ve duyulara ait kanaatler ve onlardan doğan inançlar.

mukaddeme-i istisnaiye

  • Man: İçinde istisnâ edatı olan evvelki kaziye. "Eğer güneş doğarsa gündüz olacak. Güneş doğmuştur." kaziyelerinde: "Eğer güneş doğarsa" kaziyesi Mukaddeme-i istisnâiyedir.

mukteza-yı fıtri / muktezâ-yı fıtrî

  • Doğal yapılarının gereği.

münbais

  • İnbias eden, gönderilen.
  • İleri gelen. Çıkan. Doğan.

mutavassıt nev'

  • Evrim teorisindeki ara geçiş türü, iki ayrı türden doğan melez.

mütenasil

  • Birbirinden doğan, tenasül eden.

mütevellid / متولد / مُتَوَلِّدْ

  • Doğan, çıkan.
  • Doğan, dünyaya gelen.
  • İleri gelen, çıkan, hâsıl olan.
  • Doğan, ortaya çıkan.
  • Doğan. (Arapça)
  • İleri gelen, kaynaklanan. (Arapça)
  • Doğan.

muzahrefiyet

  • Sahtecilik; süsleyip cilalamak sûretiyle aslı gibi, doğal gibi göstermeye çalışmak.

neş'et eden

  • Doğan, meydana gelen.

niks

  • Ters doğan çocuk.
  • Zayıf ve cılız adam.

nühust

  • İlk gelen, evvel doğan, evvelki olan. (Farsça)

nuhustzad / nuhustzâd

  • İlk doğmuş olan. Evvel doğan. (Farsça)

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

ruh-u fıtri / ruh-u fıtrî

  • Doğal ruh, bir bedenin kendi ruhu gibi.

rüsum / rüsûm

  • Resmler, âdetler. Bir cemâatin veya bir milletin müşterek düşüncesinden doğan âdetler, alışılagelen, yapılagelen şeyler.

şafak / شفق

  • Güneşin doğacağı sıradaki aydınlık. (Arapça)

şahbaz

  • Doğan kuşu, çevik, yiğit.
  • İri ve beyaz doğan kuşu. (Farsça)
  • Mc: Çevik ve becerikli. Yiğit, şanlı, kahraman. (Farsça)

şahin

  • (Çoğulu: Şevâhin) Doğan'a benzer bir kuş ki, av avlamak için terbiye olunur.

şakşaka

  • Doğan kuşunun veya serçenin ötmesi.

san'at-ı fıtriye

  • Yaratılıştaki san'at, doğal yapı.

şarık / şârık

  • Doğudan çıkan, doğan, parlayan.

sarsara

  • Doğan sesi.
  • Horoz sesi.

seciye-i fıtri / seciye-i fıtrî

  • Doğal, yaratılıştan gelen özellik, karakter.

şehbaz

  • Çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.

serer

  • (Çoğulu: Esirre) Ayın son gecesi.
  • Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
  • Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya Çoğulu: Esrâr ve C: Esârir).

şerh

  • Her nesnenin evveli.
  • Her sene yeni doğan deve yavruları.
  • Yiğitlik.
  • Yarmak.

şevahin

  • (Tekili: Şahin) Şahinler, doğan kuşları.

sevanih

  • (Tekili: Sâniha) İçe doğan fikirler.

şevket / شَوْكَتْ

  • Kudret ve kuvvetten doğan büyüklük, heybet.

sevzak

  • Çakır doğan kuşu.

seyr-i fıtri / seyr-i fıtrî

  • Allah'ın kâinata yerleştirdiği doğal seyir, gidişat.

sıhr / صهر

  • Evlilikten doğan akrabalık. (Arapça)

sıhriyet / صهریت

  • Evlilikten doğan akrabalık, kan bağı. (Arapça)

şükr-ü fıtri / şükr-ü fıtrî

  • Doğal şükür.

Sünuhat / Sünûhat

  • Kalbe doğan mânâ ve hakikatler

sünuhat / sünûhat / سنوحات

  • Akla gelenler, içe doğanlar. (Arapça)

tab'an / طبعا

  • Doğal olarak, tabiatıyla. (Arapça)

tabiat / طبيعت

  • Doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem.
  • Doğa. (Arapça)
  • Huy, yaratılış. (Arapça)

tabiat-ı masiyet / tabiat-ı mâsiyet

  • Günahın tabiatı, doğası; Allah'a karşı yapılan isyankârlığın ve günahın temel özellikleri, yapısı.

tabii / tabiî / tabîî / طبيعى

  • Doğal, fıtrî.
  • Doğal. (Arapça)
  • Doğal olarak. (Arapça)

tabii lüzum-u zati / tabiî lüzum-u zâtî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ "Ateşin tabiî lüzum-u zâtîsi sıcaklıktır." denilebilir. Ancak gerçek lüzum-u zâtî Cenâb-ı Hakkın sıfatlarında vardır.

tabiiyyat / tabîiyyât / طبيعيات

  • Doğa bilimleri. (Arapça)

tali '

  • Doğan. Tulu' eden.
  • Kısmet, kader, baht.
  • Nişangâhın arkasına düşen ok.
  • Yeni hilâl.

tali' / tâli' / طالع

  • Doğan. (Arapça)
  • Talih. (Arapça)

talia

  • Doğan. Ufuktan görünen. Tulu' eden.

tarid

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış, sürülmüş, çıkarılmış.
  • Bir kimsenin birinci çocuğundan sonra doğan ikinci çocuğu.

tasavvuf

  • Ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâ

tev'em

  • İkiz. Çift doğan çocuklar.
  • Mc: Benzer, eş, mümasil.

tevellüd eden

  • Doğan, meydana gelen.

tevellüt eden

  • Doğan, meydana gelen.

tevlid

  • Çocuğu doğarken almak. Doğurmak. Doğurtmak.
  • Mc: Sebep olmak, vücuda getirmek.
  • Beslemek. Terbiye etmek.

tıla'

  • Üzerinde güneş doğan yer.

tirb

  • (Çoğulu: Tirâb-Etrâb) Anasından saçlı ve dişli doğan oğlan.
  • Yaşta diğerine eşit olan nesne.
  • Lezzet.

tulu eden / tulû eden

  • Doğan, ortaya çıkan.

tuluat / tulûât / طلوعات

  • Doğuşlar, kalbe doğan mânâlar.
  • Doğaçlamalar. (Arapça)

varidat / vâridât

  • (Tekili: Vâride) Kâr, gelir.
  • Vârid olan. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar.
  • Hatıra gelen, içe doğan.

vaziyet-i fıtriye

  • Fıtrî vaziyet, doğal durum.

veled-i nameşru / veled-i nâmeşru

  • Evlilik dışı ilişki sebebiyle doğan çocuk.

veled-i zina / veled-i zinâ

  • Meşru olmayan birleşmeden doğan çocuk, nikah dışı birleşmeden doğan çocuk.

veraset-i ırkıye

  • Doğan yavrunun ecdadına benzemesi.

vesait-i tabiiye-i münakale

  • Taşımacılığı sağlayan doğal vasıtalar.

yafuh

  • Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.

zade-i tab / zâde-i tab

  • Bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan.

zehder

  • Çakır doğan.
  • Doğan yavrusu.
  • Bir atın adı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın