LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dizi ifadesini içeren 151 kelime bulundu...

ahrac

  • (Tekili: Hırc) Hayvanların yular, tasma ve palanlarına dizilen boncuklar.

ahver

  • Akıllı.
  • İri gözlü güzel.
  • Müşteri yıldızı. (Jüpiter)
  • Beyaz yüzlü, güzel gözlü adam.

alfabe

  • Bir lisandaki sesleri gösteren harflerin, belli bir sıraya göre dizilmiş takımı. (Fransızca)
  • Okuyup yazmayı yeni öğrenecekler için başlangıç kitabı. (Fransızca)
  • Bir işin başlangıcı. (Fransızca)

alfabetik

  • Alfabe sırasına göre dizilmiş. (Fransızca)

amude

  • Dizi, dizilmiş. (Farsça)

anik

  • Çok nesne.
  • Devenin ancak dizini çekip yürüyebildiği kumlu yer.

arş-üs-süreyya

  • Ülker yıldızının altında yer alan bir yıldız topluluğu.

arz-ı belde ta'yini

  • Ast: Herhangi bir bölgede kutup yıldızı veya diğer yıldızlarla astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tayin etmek.

ayn-üs sevr

  • Boğa gözü.
  • Koz: Semânın kuzey yarım küresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı.

ayyuk

  • Samanyolunun dâima sağ tarafında olan çok parlak ve uzak bir yıldızın ismi.
  • Mc: Gökyüzünün pek yüksek yeri.

behram

  • Eskiden bir İran padişahının adı. (Farsça)
  • Bir pehlivan ismi. (Farsça)
  • Merih yıldızı. (Farsça)

belagat-ı nazm / belâgat-ı nazm

  • Nazmın belâgati; tertip ve dizilişteki kusursuzluk.

belagat-i nazm / belâgat-i nazm

  • Nazmın belâgati; tertip ve dizilişteki kusursuzluk.

belagat-i nazmiye / belâgat-i nazmiye

  • Dizilişe ait belâgat; şiirin düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi.

bezim

  • Boncuk dizilen iplik.

bi-duht / bî-duht

  • Kızı olmıyan. (Farsça)
  • Zühre Yıldızı. (Farsça)

bircis

  • Sütlü Deve. Müşteri yıldızı.

cezalet / cezâlet

  • Sözde kelimelerin düzgün dizilişinden doğan güzellik.

cezalet-i nazm

  • Dizilişindeki güzellik ve güçlülük.

cihat-ı nazmiye / cihât-ı nazmiye

  • Tertip ve diziliş yönleri.

cihet-i nazm

  • Tertip ve diziliş yönü, alâkası, irtibatı.

cihet-i nazm ve irtibat

  • Diziliş ve bağlantı yönü.

cümame

  • (Çoğulu: Cümâm) Yuvarlak inci. Kıymetli taş. Gümüşlü boncuk. Büyük inci tanesi. Gümüşten yapılıp dizilen inci gibi toplar.

daire-i nazmiye

  • Nazım, diziliş dairesi.

dübb-ü asgar

  • Küçük ayı denen ve Kutup yıldızı etrafında devreden yedi tanelik yıldız kümesi.

dübb-ü ekber

  • Büyük ayı tâbir edilen, kutup yıldızı ile beraber etrafındaki yedi yıldız.

ebced

  • Arap harflerinin diziliş sırası, bu harflerin rakam olarak değerlerinden yola çıkılarak yapılan hesap.

elifba / elifbâ

  • Arap dilinin seslerini ve yazı sistemini gösteren harfler dizisi, Arap alfabesi.

elye

  • (Çoğulu: Eleyât) Koyun kuyruğu.
  • Başparmağın ve dizin aşağı yanlarında olan kabaca etler.

enzam

  • Balıkların karınlarında peydâ olan yumurta dizileri.

erendiz

  • Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı.

erkeb

  • Büyük dizli. Dizleri büyük olan kimse.
  • Bir dizi diğerinden büyük olan deve.

estar

  • (Tekili: Satr) Yazı dizileri, satırlar.

eyne's-sera mine's-süreyya / eyne's-serâ mine's-süreyyâ

  • "Yer nerede, Ülker takım yıldızı nerede?" (birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

eyyam-ı kur'aniye

  • Kur'an-ı Kerim'e göre olan günler (...Semavatta herhangi bir kürenin kendi etrafında bir defa dönmesi ile gün; mensub olduğu seyyarenin etrafında bir defa dönmesi ile de senesi meydana gelir. Her yıldızın kendine göre bir günü ve senesi vardır. Meselâ: Şems-üş-şumusun bir günü ellibin sene ve Şi'ra

eyyam-ı şer'iye / eyyâm-ı şer'iye

  • Kur'ân'daki ölçülere uyan günler; gökyüzünde her cismin kendi etrafında dönmesiyle gün, bağlı olduğu sistem etrafında dönmesiyle de yine ona ait sene oluşur. Meselâ Sirius yıldızının bir günü ise bin senedir.

ferengis / ferengîs

  • Zühre yıldızı, Venüs gezegeni, çoban yıldızı. (Farsça)

ferid

  • Benzeri pek nâdir bulunan. Benzeri bulunmayan, yektâ.
  • Doğrudan doğruya Kur'andan ders alıp ders veren ve kuvve-i kudsiye sahibi olan Evliyaullah. Yalnız ve münferid.
  • Zamanında eşine rastlanmıyan. Akran ve emsali yok.
  • Dizilmiş inci.
  • Bir tane, nefis ve müntehab

fihris / فهرس

  • İçindekiler. (Arapça)
  • İndeks, dizin. (Arapça)

fihriste-i huruf

  • Alfabetik diziliş.

halka-i dürr

  • İnci dizisi.

heca / hecâ

  • (Hece) Dilin ve ağzın bir hareketi ile çıkan bir veya birkaç harf. Harflerin sesi. Harflerin seslendirilmesi.
  • Elif-bâ sırasına göre dizili harfler. Bir sözü harfleri ile söylemek.
  • Şekil. Kıyâfet.
  • Yemek.
  • Sükut etmek, susmak.
  • Ses artıran harfler, harflerin dizilişi.

hürmüz

  • (Hürmüzd) Eski İran takviminde, güneş yılının ilk günü.
  • Zerdüştlerin bâtıl bir inanışları olan hayır tanrısı.
  • Jüpiter (Müşteri) yıldızı.

huruf-u heca / huruf-u hecâ

  • Alfabe sırasına göre dizili harfler.
  • Kelimelerdeki harflere ayrıca ses katan elif, vav, he, yâ harfleri.
  • Alfabe sırasına göre dizili harfler.

i'caz-ı nazmi / i'câz-ı nazmî

  • Tertip ve dizilişteki mu'cizelik.

i'tikal

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına alma.
  • Devenin dizini büküp bağlama.
  • Güreş yaparken rakibini sarmaya getirip yıkma.

ıkd / عقد

  • İnci. Gerdanlık. Mücevher, boyuna takılan dizilmiş kıymetli şey.
  • İnci dizecek iplik.
  • Hurma salkımı.
  • Dizi. (Arapça)
  • Kolye, gerdanlık. (Arapça)

iltiyah

  • Vücudun güneşten yanması.
  • Susama.
  • Şimşek çakma.
  • Yıldızın parıltısı.

islak

  • (Silk. den) Düzenleme, sıraya koyma.
  • Yola getirme.
  • Diziye geçirme.
  • Mesleğe sokma, sokulma.

iştibak-ı tesanüd-ü nazm / iştibak-ı tesânüd-ü nazm

  • Bir ağ gibi birbirine bağlanıp dayanmış olan nazım, diziliş.

istif

  • İtl. Muntazam yığın. Sıralanmış eşya. Yığma. Nizam. Sıra. Dizi.

ıstıfaf

  • Dizilme. Sıralanma. Saf bağlama.

ittisak / ittisâk

  • Dizilmek. Bir nizam dahilinde sıralanmak.
  • Beraber olmak.
  • Tamam olmak. Toplanmak.
  • Yan yana dizilme, sıralanma.
  • Düzenli diziliş.

katar

  • Birbiri arkasına dizilmiş hayvan sürüsü.
  • Bir lokomotifin sürüklediği vagonların tamamı. Tren.

keşide

  • Çekilen, çekilmiş. Çekmek. (Farsça)
  • Tartılmış. Dizilmiş. Tertibedilmiş. Yazılmış. (Farsça)

kevkeb-i muhakkıkin / kevkeb-i muhakkıkîn

  • Muhakkik âlimler yıldızı.

keyul

  • Muharebe gününde dizilen safların son safı.

kolon

  • Sütun. (Fransızca)
  • Matbaacılıkta, dizilen yazı sütunu. (Fransızca)

lahis / lahîs

  • Örülmüş. Dizilmiş.

manzam

  • (Çoğulu: Menâzım) Sıra, dizi.

manzum / manzûm

  • Ölçülü, mizanlı, tertibli.
  • Vezni ve kafiyesi olan söz. Edebi ölçüsü olan sözler. (Kaside ve şiirler gibi).
  • Dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş.
  • Nazımlı, dizili, düzenli, şiir.

manzume / manzûme / منظومه

  • Tertibli, ölçülü yazı, şiir. Vezinli ve kafiyeli olan söz.
  • Sıra, dizi. Sistem.
  • Dizilmiş. (Arapça)
  • Vezinli söz, şiir. (Arapça)
  • Sistem. (Arapça)

manzume-i rahmet

  • Rahmet dizilişleri.

masfuf

  • (Masfufe) Saf bağlamış, dizilmiş. Sıra ile dizilmiş.

matris

  • Dizilmiş harflerin hususi bir mukavva üzerine alınan kalıbı. (Fransızca)
  • Dizme makinelerinde harf kalıbı. (Fransızca)

meknun / meknûn / مكنون

  • Örtülü, gizli. Saklı.
  • Dizilmiş. Dizili. Manzum.
  • Dizili. (Arapça)
  • Gizli. (Arapça)

menazım

  • (Tekili: Manzam) Sıralar, diziler.

mensuk

  • (Nesk. den) Düzgün olarak dizilmiş olan.

mesaff

  • (Saff. dan) (Çoğulu: Mesâff) Sıra sıra dizilme yeri.

mescur

  • Sulu süt.
  • Dizilmiş salkım olmuş inci.
  • Yanmış.
  • Kızdırılmış.
  • Doldurulmuş. Taşkın su.
  • Alevli ateş, kızgın fırın.
  • Deniz.
  • Boş.
  • Muhtelit.
  • Mc: Firavun'un battığı deniz.

metali'

  • Matla'lar. Tulu' edecek yerler veya zamanlar. Güneş veya benzerinin doğduğu yerler.
  • Ast: Herhangi bir yıldızın i'tidal-i rebii (Arz'ın güneş etrafındaki gezmesinde, 20 Mart'ta bulunduğu) noktasından geçmek üzere başlangıç kabul edilen daire ile bu yıldızın semavî istiva dairesi üzeri

meydan dayağı

  • Eskiden askeri mekteblerle kışlalarda tatbik edilen cezalardan biridir. Meydanda tatbik edildiği için bu adı almıştır. Arkadaşını yaralamak, hoca ve zâbitine hakarette bulunmak gibi büyük kabahatlerden dolayı verilen bu dayak cezası, saf saf dizilen bütün talebelerin; asker ise kışladaki askerlerin

mezebbe

  • Sinekli yer.
  • Dizin aşağısındaki kaba etlerin etrafı.

mezrevan

  • Dizin aşağısındaki kaba etlerin etrafı.

mu'tekil

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına çekip alan.
  • Devenin dizini büküp bağlıyan.
  • Güreşte rakibini sarmaya getirip yıkan.

mükellel

  • (İklil. den) Başında taç bulunan. Taç giymiş olan.
  • Parlak, müzeyyen, süslü.
  • Tacına inci taşları dizilen.

münessak

  • Sıralı ve düzgün bir tarzda dizilmiş.
  • Pek düz.

münharıt

  • İpliğe dizilmiş. Biçilmiş.

müntecim

  • Yıldızın doğması.

müntesik

  • (Nask. dan) Düzgün, bir sıraya dizilmiş.

mürekkebat-ı mütedahile-i mütesaide / mürekkebât-ı mütedahile-i mütesaide

  • Atomların iç içe dizilmesiyle yükselip gelişerek meydana gelen moleküller, elementler, bileşikler.

müretteb / مرتب

  • Tertib edilmiş, dizilmiş, yerli yerine konulmuş, sıralanmış.
  • Kasden uydurulmuş.
  • Tayin edilmiş. Bir şey, bir yer için ayrılmış.
  • Sonradan kurulmuş.
  • Sıralanmış, dizilmiş.
  • Düzenlenmiş, tertip edilmiş. (Arapça)
  • Dizilmiş. (Arapça)

mürettibhane

  • Matbaalarda yazıların dizilip sahife şeklinde tertib edildiği yer.

musaffaf

  • (Saff. dan) Sıra sıra dizilmiş. Saflar biçiminde düzenlenmiş.

mustaf

  • Tabur veya saf hâlinde dizilmiş.

mütenasık / mütenâsık

  • Birbirine uygun olan, münâsib ve nizam üzerine dizilmiş olan.
  • Dizili, birbirine uygun biçimde.

nahide

  • Yeni yetişmiş kız.
  • Zühre (Venüs) yıldızı.

nahv / نحو

  • Sözdizimi. (Arapça)
  • Taraf. (Arapça)
  • Gibi. (Arapça)

nahviyyun

  • Kelime dizimi ve nahiv ilminin ehli olan âlimler. Arapça dil âlimleri, gramerciler.

naka / nâka

  • Dişi deve.
  • Bir yıldızın ismi.
  • Sivilce.

nakş-ı nazmi-i i'cazi / nakş-ı nazmî-i i'câzî

  • Bir mu'cize olan tertip ve dizilişindeki örgü.

nasnaa

  • Depretmek.
  • Devenin, kalkarken dizi üstünde çok eğlenmesi.

nazım

  • Diziliş, tertip ve vezin.

nazim

  • Sıra sıra, dizi dizi olan şey.

nazm

  • Sıra, tertib.
  • Kafiyeli, vezinli, söz, şiir.
  • Dizili olan şey.
  • Kur'an âyetleri.
  • Diziliş, tertip ve vezin.

nazm-ı celil

  • Yüce diziliş; âyetteki harf ve kelimelerin yüce dizilişi, İlâhî tertibi.

nazm-ı celil-i sübhani / nazm-ı celil-i sübhanî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh olan Cenâb-ı Hakk'ın yüce âyetlerindeki tertip ve diziliş.

nazm-ı ilahi / nazm-ı ilâhî

  • Allahü taâlâ tarafından yanyana dizilen mübârek sözler, Kur'ân-ı kerîm.

nazm-ı kelam / nazm-ı kelâm

  • Söz ve ifadenin tertip ve dizilişi.

nazm-ı kur'an / nazm-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın diziliş ve tertibi.

nazm-ı lafz / nazm-ı lâfz

  • Lâfızdaki ahenkli diziliş, tertip ve düzen.

nazm-ı maani / nazm-ı maânî

  • Mânâdaki ahenkli diziliş, tertip ve düzen.

neayim

  • Menazil-i kamerden dört nurlu yıldızın adı.

necm

  • (Necim) Yıldız, ahter, kevkeb. Ülker yıldızına da denir. Ülker, onbir yıldızdır. Altısı görünür, gözü kuvvetli olan yedinciyi de görebilir.
  • Belirli olan vakit. (Araplar, vakti yıldızlarla tahdit ederlerdi)
  • Kabak ve hıyar gibi yayvan nebat.
  • Belirli vakitte yapılan vazi
  • Yıldız, ahter, kevkeb, ülker yıldızı.

necm-i ayet / necm-i âyet

  • Âyet yıldızı.

necm-üd din

  • (Bizde daha çok Necmeddin şeklinde telâffuz olunur) Dinin necmi, yıldızı meâlindedir.

nek'

  • Dizine ayağın arkasıyla vurmak.
  • Def'etmek, kovmak.

nizam

  • Sıra, dizi, düzen. Dizilmiş olan şey, sıralanmış.
  • İcaba göre yapılan kanun. Bir kaideye binaen tertib olunmak ve ona binaen tertib olundukları kaide.
  • Bir işin sebat ve kıyamına medar, sebep olan şey ve hâlet.

nizam-ı esbab / nizâm-ı esbâb

  • Sebeplerin düzeni, bir netice için uyulması gereken sebepler dizisi.

pervin

  • Ülker denilen yedi yıldızın tamamı. (Farsça)

rabbü'ş-şi'ra / rabbü'ş-şi'râ

  • Şi'râ yıldızının, Sirius yıldızının Rabbi.

rahmaniyyet

  • Cenab-ı Hakk'ın Rahman oluşu. (Yâni: Gözümüzle görüyoruz, birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleri ile doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve Rahmâniyetin yüz binlerle ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş ve zemin içini rahimiyyet ve hakîmiyetin binlerle kıym

rekb

  • Atlılar alayı, süvari takımı.
  • Diz ile vurmak. Dizi vurmak.

sa'd yıldızı

  • Jüpiter veya Çoban yıldızı da denilen Venüs gezegeni.

saf

  • Dizi, sıra. Namazda cemâatin sırası.

safbeste

  • Saf bağlamış, sıra sıra dizilmiş.

saff / صف

  • Bir sıra dizilmiş şey, bir şeyi sıra ile uzun uzadıya dizmek.
  • Câmide cemâatın sırası.
  • Sıra, dizi.
  • Sıra, dizi, saf. (Arapça)

saff-saff

  • Dizi dizi. Sıra sıra.

sekub

  • (Sekabe) Ateşin alevlenmesi.
  • Yıldızın parlaması.
  • Işıklı, ışık veren.
  • Parlamak.

sels

  • Beyaz boncuk dizilen iplik.

şemsü'ş-şümus

  • Güneşlerin güneşi; Vega yıldızı.

seradan süreyya'ya kadar / serâdan süreyya'ya kadar

  • Yerden Ülker yıldızına kadar (Birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

seradan süreyyaya / serâdan süreyyaya

  • Yerden Ülker yıldızına kadar; birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenen bir ifadedir.

seradan süreyyaya kadar / serâdan süreyyaya kadar

  • Yerden Ülker yıldızına kadar (Birbirine zıt ve uzak şeyler için söylenir).

şi'ra / şi'râ

  • Koz: İki yıldızın adı.
  • Şi'râ yıldızı, Sirius yıldızı.

şi'ra-ül yemani / şi'ra-ül yemanî

  • Semanın güney yarım küresinde bulunan "Kelb-i Ekber" denilen burcun ve bütün semanın görünen en parlak yıldızı. (Sirius)

şi'ra-üş şami / şi'ra-üş şamî

  • "Kelb-i Asgar" denilen burcun en parlak yıldızı.

silk / سلك

  • Dizi, sıra.
  • Yol, tarik.
  • İplik, hayt.
  • Dizi. (Arapça)
  • İplik. (Arapça)
  • Meslek. (Arapça)

silsile / سلسله

  • Birbirine bağlanan, bir sıra meydana getiren şey. Zincir. Zincir gibi birbirine ekli ve bitişik olan.
  • Soy, sop.
  • Sıradağ.
  • Seri. Dizi.
  • Ard arda gelen şeylerin meydana getirdiği sıra.
  • Zincir. (Arapça)
  • Hanedan. (Arapça)
  • Sıradağ. (Arapça)
  • Dizi. (Arapça)

silsile-i acibe

  • Hayret verici haller ve durumlar zinciri, dizisi.

sımt

  • (Çoğulu: Sümut) Dizi. Dizilmiş şey.

simt

  • (Çoğulu: Sümut) Boncuk veya inci dizilmiş iplik.

sımt / سمط

  • Dizi. (Arapça)

süha / sühâ

  • Pek küçük görünen bir yıldızın ismi.

süheyl

  • Kolay, uygun ve yumuşak.
  • Semânın güney tarafında ve Yemenden daha iyi görülen bir yıldız adı. (Bunun için buna Süheyl-i Yemâni denir. Kuzey kutup yıldızının naziri, benzeridir.)

süluk / sülûk

  • Bir yola girme, bir sıraya dizilme.
  • Tasavvuf yoluna girme.

sümut

  • (Tekili: Simt) Taburlar, saflar.
  • Diziler, sıralar.

suret-i terkip

  • Diziliş tarzı, şekli.

suret-i tertib

  • Tertip, diziliş şekli, biçimi.

süreyya / süreyyâ / ثُرَيَّا

  • Ülker (Pervin) yıldızı. Yedi (veya altı) yıldızlardır ki; ikişer ikişer karşılıklı dururlar ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünürler. Gerdanlığa benzemesinden Felekiyâtta "Ikd-ı Süreyya" tabir edilir.
  • Ülker yıldızı, bir yıldız topluluğu.
  • Ülker yıldızı.
  • Ülker takımyıldızı; yedi (veya altı) yıldızdan meydana gelen ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünen bir takımyıldızı.
  • Ülker takım yıldızı.

sutur / sutûr

  • (Tekili: Satır) Satırlar, yazı dizileri.
  • Satırlar, yazı dizileri.

tarık / târık

  • Gece gelen kimse.
  • Zulmette hâsıl olan belâ ve musibetler.
  • Parlak yıldız.
  • Sabah yıldızı. (Zühre)

tefrika

  • Ayrılık, dizi yazı.

tenasuk

  • Nizam üzere dizilme.

tertib-i maani / tertib-i maâni

  • Mânâların tertip, diziliş ve düzeni.

tevafukat-ı gaybiye

  • Göze görünmeyen ve bizim için gaybi olan tevafuklar. Kur'an veya kıymetli dinî eserlerde, bir kısım kudsi kelimelerin, yazılışlarında İlâhî bir takdir ile, altalta ve yanyana dizilişleri.

vech-i intizam

  • Tertip, düzen, diziliş yönü.

veçh-i nazm

  • Tertip, diziliş yönü.

veçh-i nazmı

  • Tertip ve diziliş yönü.

yıldız-ı hakikat

  • Hakikat yıldızı.

zanu-be-zemin / zânû-be-zemin

  • Diz çökerek, dizini yere koyarak. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR