LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te din kelimesini içeren 425 kelime bulundu...

a'mal-i mükellefin / a'mâl-i mükellefîn

  • Dini emirleri yerine getirmekle yükümlü olanların amelleri, işleri.

a'mal-i saliha / a'mâl-i sâliha

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun iyi iş ve davranışlar.

adab-ı dindarane / âdâb-ı dindarane

  • Dinî edep ve kurallar.

adab-ı diniye / âdâb-ı diniye

  • Dine ait edep ve kurallar.

adem-i salabet / adem-i salâbet

  • Dinin emirlerini korumada ve uygulamadaki ciddiyetsizlik, gevşeklik.

adüvv-üd din

  • Din düşmanı.

ahkam-ı din / ahkâm-ı din

  • Dinin hükümleri, esasları.

ahkam-ı diniye / ahkâm-ı diniye

  • Dinin hükümleri, esasları.

aj

  • Dinlenme, rahat hâl, istirahat. (Farsça)

akaid-i diniye

  • Dinin inanç esasları, temelleri.
  • Dini akideler. İmâni esaslar.

alat-ı lehv / âlât-ı lehv

  • Dinen yasak olan eğlencelerde kullanılan aletler, yasak eğlencelere mahsus çalgılar.

alim-i salih / âlim-i salih

  • Dinin emirlerine uyan, ilmiyle amel eden, âlim.

amel-i salih / amel-i sâlih

  • Dince makbul olan iyi, güzel ve faydalı iş.

amelisalih / amelisâlih

  • Dine uygun iyi amel, güzel iş.

an'ane-i diniye / an'ane-i dîniye

  • Dinî gelenek.

aram-bahş / ârâm-bahş

  • Dinlendirici, dinlendiren, ârâm veren. (Farsça)

aram-cu / ârâm-cû

  • Dinlenmek isteyen. (Farsça)

aram-cuyane / ârâm-cûyane

  • Dinlenmek isteyene yakışır şekilde. (Farsça)

aram-gah / ârâm-gâh

  • Dinlenilecek yer. (Farsça)

aram-güzin / ârâm-güzin

  • Dinlenmek için oturan, istirahat eden, dinlenen. (Farsça)

arambahş / ârâmbahş / آرام بخش

  • Dinlendiren, huzur veren. (Farsça)

aramgah-ı lezzet / ârâmgâh-ı lezzet

  • Dinlenip lezzet alınan yer.

arami / ârâmî

  • Dinlenme, rahat etme. (Farsça)

arzu-yu diyanet

  • Dinî emirlere uyma isteği.

asar-ı diniye / âsâr-ı diniye

  • Dini eserler.

ashab-ı diyanet

  • Dindar insanlar.

ashab-ı meymene / ashâb-ı meymene

  • Dinen ihtiram mevkiinde bulunan yüksek haysiyet sahibleri. Hayırlı kimseler.

ayin / âyin

  • Dinî tören.

azimet / azîmet

  • Dinî emirlere tam uyma.

azimet-i şer'iye / azîmet-i şer'iye

  • Dinî azimet; dinde takva ile hareket etmek.

bakiye-i din

  • Dinden geriye kalan şeyler.

bid'a

  • Dine zarar verici yenilikler.

bid'akarane / bid'akârâne

  • Dine zarar verecek yeni âdetleri dine maletmeye çalışarak.

bid'at / بِدْعَتْ

  • Dinde yeni îcâd.

bidakarane / bidâkârâne

  • Dinde olmayanı dine sokarcasına.

bidat / bidât / بدعت

  • Dinde olmayıp da dine sonradan giren âdetler.
  • Dine zıt yenilik.

bidin / bîdin / بى دین

  • Dinsiz. (Farsça - Arapça)

birader-i manevi / birader-i manevî

  • Din veya âhiret kardeşi.

cahid / câhid

  • Din için savaşan.

caiz / câiz

  • Dine uygun olan.

caiz olmayan

  • Dinen izin verilmeyen.

cay-ı karar / cây-ı karar

  • Dinlenme, durma yeri.

cemaat-i mükellefin / cemaat-i mükellefîn

  • Dinen sorumlu olanlar topluluğu.

cemaat-i müstemia

  • Dinleyen topluluk.

cemiyet-i diniye

  • Dinî kuruluş.

cereyan-ı zındıka

  • Dinsizlik akımı, hareketi.

cihad / cihâd / جهاد

  • Din uğrunda savaş.
  • Din uğrunda savaş. (Arapça)
  • Cihâd etmek: Din uğrunda savaşmak. (Arapça)

cihad-ı dini / cihad-ı dinî

  • Dinî değerler için mücadele etme, gayret ve çaba harcama.

cihad-ı diniye

  • Dinî cihad, mücadele.

cimrilik

  • Dînin ve vicdânın, mürüvvetin (insanlığın) vermeyi emrettiği yerde vermemek. Vermek kendisine zor gelmek. Bahillik, pintilik.

cömerdlik

  • Dînin, vicdânın ve mürüvvetin (insanlığın) vermeyi emrettiği yerde vermek kendisine zor gelmemek.

daire-i diniye

  • Din dairesi.

daire-i meşihat

  • Din işleri dairesi.

daire-i meşrua

  • Dinin uygun gördüğü helâl daire.

deccaliyet / deccâliyet

  • Din yıkıcı deccalın ilkeleriyle hareket edenlerin oluşturduğu mânevî şahsiyet.

deha-i kudsi / deha-i kudsî

  • Dinin derin hakikatlarını anlamakta yüksek mahareti olan dehâ. Dinî dehâ.

delil-i asli / delîl-i aslî

  • Din bilgilerinin kaynakları olan Kitâb, sünnet, icmâ ve kıyâstan her biri. Aslî delîl.

delil-i şer'i / delîl-i şer'î

  • Dînî bilgilerin elde edildiği delîl, kaynak.

ders-i dini / ders-i dinî

  • Din dersi.

deşt-i kıpçak

  • Dinyester ile İrtiş arasında bulunan geniş step.

devr-i bid'at

  • Dinde olmayıp sonradan dine aykırı ve zarar verici şekilde ortaya çıkan şeylerin çok olduğu zaman.

din ehli

  • Dindarlar; dinin emir ve yasaklarına uyanlar.

din u diyanet / dîn u diyânet

  • Din dindarlık, din ve din duygusu.

dindar

  • Dinî kaidelere hakkıyla riayet eden, dininin emirlerini yerine getiren, mütedeyyin. (Farsça)

dindarane / dindarâne / dindârâne

  • Dindar bir kimseye yakışacak tarzda.
  • Dindarca.
  • Dindarca.

dindari / dindârî / دینداری

  • Dindarlık. (Arapça - Farsça)

dindaş

  • Din kardeşi.

dinen / dînen / دینا

  • Dinî olarak, din açısından.
  • Din bakımından, diyanet noktasından, dince.
  • Dince, din bakımından. (Arapça)

dini / dinî / dînî / دینى

  • Dine ait, dine yönelik.
  • Dinsel. (Arapça)

dini tedrisat / dinî tedrisat

  • Dinî eğitim ve öğretim.

dinperver

  • Dindar, dinini seven.
  • Dini seven.

dinsizdarane / dinsizdârâne

  • Dinsizcesine.
  • Dinsizce.

diyanet / diyânet / دِيَانَتْ

  • Dindarlık.
  • Dindarlık. Dinin hükümlerine riâyet ve muktezasınca amel etmek. Din emirlerinin hüsn-ü ihtiyar ile tatbiki. Din işleri.
  • Dindarlık, din işleri.
  • Dindârlık.

diyanet alemi / diyanet âlemi

  • Dinî konuların ele alındığı alan.

diyaneten / diyâneten

  • Dinî yönden.
  • Dindarlık bakımından.

diyanetsizlik

  • Dinsizlik, dindar olmama.

ebedi mahrem / ebedî mahrem

  • Dinde kendileriyle evlenilmesi ölünceye kadar haram, yasak olan kimseler.

edille-i şer'iyye

  • Din bilgilerinin elde edilmesine esâs olan ve bunlara bağlı bulunan deliller.

edyan / edyân / ادیان

  • Dinler.
  • Dinler.
  • Dinler. (Arapça)

ehl-i bid'a

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışanlar.

ehl-i bid'a ve ilhad / ehl-i bid'a ve ilhâd

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışanlar ve inkârcılar.

ehl-i bid'a ve mülhid

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı şeyleri dine mal etmeye çalışanlar ve dinsizler.

ehl-i bid'ad

  • Dinde olmadığı halde sonradan çıkan şeylere uyanlar.

ehl-i dalalet ve bid'a / ehl-i dalâlet ve bid'a

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışan, doğru ve hak yoldan sapmış olanlar.

ehl-i din

  • Din sahipleri, dindarlar.

ehl-i diyanet / ehl-i diyânet / اَهْلِ دِيَانَتْ

  • Dindar insanlar.
  • Din işlerinden anlayanlar. Dindarlar.
  • Dindarlar.

ehl-i edyan / ehl-i edyân

  • Din sahipleri, dine inananlar.

ehl-i gayret ve hamiyet

  • Din, aile, millet, vatan gibi değerleri koruma duygusu ve gayretinde olanlar.

ehl-i gaza / ehl-i gazâ

  • Din için cihad edenler, savaşanlar.

ehl-i ilhad ve fen

  • Dinsizler ve bilim adamları.

ehl-i rivayet / ehl-i rivâyet

  • Dînî kaynaklardan hüküm çıkarırken Hicâz âlimlerinin yoluna tâbi olanlar. Bunlara; ehl-i hadîs, ehl-i eser de denir.

ehl-i salahat / ehl-i salâhat

  • Dine göre yaşayanlar, salih kimseler.

ehl-i ulum-u diniye / ehl-i ulûm-u diniye

  • Dinî ilimlerle meşgul olanlar, din âlimleri.

ehl-i usulüddin

  • Din usulculeri; dinin usul ve prensiplerini bilen, itikada ait meseleleri ispat eden âlimler.

ehl-i zındıka

  • Dinsizler.

ehlibida / ehlibidâ

  • Dine aykırı olanı dine sokanlar.

eimme-i din

  • Din imamları, müçtehidler, müceddidler.

emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker / emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker

  • Dinin iyi gördüğü şeyleri emretmek ve kötü gördüğünden sakındırmak.

emr-i bi-l-maruf, nehy-i anil-münker

  • Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimi

emr-i din

  • Din işleri.

emr-i ma'ruf / emr-i ma'rûf

  • Dinde emredilen şeyleri öğretmek, yaptırmak.

enva-ı salihin / envâ-ı salihîn

  • Dinin emir ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirenler.

erbab-ı din

  • Din sahipleri, dindarlar.

esas-ı din

  • Dinin esası, temeli.

esasat-ı diniye / esâsât-ı diniye

  • Dinin esasları, temelleri.

esrar-ı din

  • Dinin sırları.

faridat-ı adile / farîdât-ı âdile

  • Dînimizin dört temel kaynağından icmâ' ve kıyâs.

farz-ı kifaye / farz-ı kifâye

  • Dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi.

feraiz-i diniye / ferâiz-i diniye

  • Dinen yapılması kesin olarak emredilen şeyler.

feraiz-i diniyye / ferâiz-i diniyye

  • Dinin farzları.

feraiz-i şer'iye

  • Dinen yapılması kesin olarak emredilen şeyler.

ferd-i mütedeyyin

  • Dindar şahıs.

festemi'

  • Dinle!.

fetret / فَتْرَتْ

  • Dînî teblîğin insanlara ulaşmadığı dönem.

fetva / fetvâ / فَتْوَا

  • Dinî hüküm, karar.
  • Din adamlarının İslami konularda belirttiği görüş.

fitne-i diniye

  • Dine ve dindarların içine sokulan fitne, fesat.

fitne-i diniye narı / fitne-i diniye nârı

  • Dine sokulan fitnenin ateşi.

füruat-ı şeriat

  • Dinin temel meselelerinden ayrılan dalları, alt bölümleri.

gayret-i diniyye

  • Din için gayret etme.

gaza / gazâ

  • Din uğrunda kâfirlere karşı yapılan savaş, cihad.
  • Din vatan ve millet gibi mukaddes değerler uğruna yapılan cihat ve mücadele.
  • Din uğruna savaş.

gaza-yı ekber

  • Din uğrunda kâfirlerle yapılan büyük muhârebe.

gazi

  • Din uğrunda harbeden. Cihadda yaralanmış veya harbetmiş olan kimse. Harpte ordunun başına geçen kumandan. Muzaffer olan ve harpten sağ dönen.

gazve

  • Din düşmanı olan cephenin üzerine taarruz. Muharebe. Cenk. Sefer. Din muharebesi. Gazve, gazivden alınmış olup cenk ve kıtal manasınadır. Düşmanla vuruşmak demektir. Siyer ıstılahında Gaza ve gazve tâbirleri Peygamber Efendimizin bizzat hazır bulunduğu muharebeye denir. Peygamber Efendimizin bizzat

gıyas-üd din

  • Dinin intişar etmesine yardımı dokunan kimse.

gulat / gulât / غلات

  • Dinde aşırıya kaçanlar. (Arapça)

günah / günâh

  • Dince suç olan şey.
  • Dinde yasak olan şeyler.

güruh-u mücahid / güruh-u mücâhid

  • Din için cihad edip çalışan, çaba harcayan kimseler topluluğu.

hacat-ı diniye / hâcât-ı diniye

  • Dinle ilgili ihtiyaçlar.

hacat-ı zaruriye-i diniye / hâcât-ı zaruriye-i diniye

  • Dinen yapılması ve karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlar.

hain-i bidin / hâin-i bîdin

  • Dinsiz hâin.

hain-i din / hâin-i din

  • Din hâini.

hakaik-i diniye

  • Dini esaslar, dini meselelere ait hakikatler, gerçekler.

hakaik-i diniye ve imaniye

  • Din ve iman hakikatleri.

hakikat-i din

  • Dinin hakikati, esası.

hakikat-i din ve dünya ve insan ve iman

  • Dinin, dünyanın, insanın ve imanın gerçeği.

hakikat-i meşrutiyet-i meşrua / hakikat-i meşrutiyet-i meşrûa

  • Dine uygun meşrutiyetin esası.

hamiyet

  • Din ve vatan gibi kutsal değerleri ve kendi yakınlarını koruma duygusu ve gayreti.
  • Din ve millet gibi önemli değerleri koruma ve bunlara hizmet etme duygusu.

hamiyet-i aliye / hamiyet-i âliye

  • Din, millet gibi mukaddes değerleri en üst düzeyde koruma duygusu ve gayreti; millî onur ve haysiyet.

hamiyet-i diniye

  • Dinî hamiyet; dini korumak ve yüceltmek maksadıyla çalışma, dinden gelen yüce duygularla din uğruna fedakârlıkta bulunma.

hamiyet-i diniye-i milli / hamiyet-i diniye-i millî

  • Dinî ve millî esasların harekete geçirdiği hamiyet ve gayret duygusu.

hamiyetçilik

  • Din gibi mukaddes değerleri ve kendi vatan, aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti içinde oluş.

hamiyetli

  • Din gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti olan.

hamiyetperver

  • Din, millet gibi üstün değerleri koruma gayretinde olan.

hamiyyet

  • Din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti.
  • Dîni, milleti himâye etmekte, korumakta, şerefini savunmakta tenbellik etmeyip, bütün kuvveti ile gayret etmektir.

haram / harâm

  • Dince yasak edilmiş şey.

harekat-ı meşrua / harekât-ı meşrua

  • Dinen helâl olan, yapılmasında bir mahsur olmayan hareketler.

harekat-ı nameşrua / harekât-ı nâmeşrua

  • Dinen helal olmayan hareketler.

hasm-ı din

  • Din düşmanı.

hayat-ı din

  • Dinî yaşam.

hayat-ı diniye / hayat-ı dîniye / hayât-ı diniye / حيات دینيه

  • Dinî hayat.
  • Dinsel yaşam.

hazık-ı mütedeyyin / hâzık-ı mütedeyyin

  • Dindar ve iyi mütehassıs. (Dindar ve iyi mütehassıs doktor için söylenir).

helal / helâl

  • Dinin izin verdiği şey.
  • Dinen yapılmasına izin verilmiş şey.

hemkiş / hemkîş / همكيش

  • Dindaş. (Farsça)

hevesat-ı gayr-ı meşrua

  • Dinin izin vermediği arzu ve istekler.

hıfz-ı din

  • Dinin korunması.

hikmet-i diniye

  • Dinin hikmeti, sırrı.

hiss-i dini / hiss-i dinî

  • Dinî his.

hiss-i diyanet

  • Din duygusu.

hiss-i milli ve dini / hiss-i millî ve dinî

  • Dinî ve millî his.

hissiyat-ı diniye

  • Dinî hisler, duygular.

hissiyat-ı ulviye-i diniye

  • Dinden gelen yüksek hisler, yüce duygular.

hitabe / hitâbe

  • Dinleyicilere bilgi vermek ve yol göstermek için yapılan konuşma.

hizmet-i diniye / hizmet-i dîniye

  • Dine ait hizmet.

hizmet-i islamiye ve vataniye / hizmet-i islâmiye ve vataniye

  • Din ve vatana ait hizmet.

hubb-u din

  • Din sevgisi.

hukema / hukemâ

  • Din bilgilerini, fen bilgileri ile isbat eden mü'minler.

hukuk-u şer'iye

  • Dine uygun hukuklar, haklar.

hurafe / hurâfe

  • Dîne, fenne, akla uymayan sözler ve işler.

hürriyet-i diniye

  • Din özgürlüğü.
  • Din hürriyeti. Herhangi bir kimsenin mensub olduğu dinin emirlerini ve icablarını yapmakta asayişe ve başkasının haklarına dokunmamak şartiyle serbest olması.

hürriyet-i şer'iye

  • Din özgürlüğü.

hüsameddin

  • Dinin keskin kılıcı.

hutbe

  • Dinî konuşma.

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

içtihad

  • Dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadisten hüküm çıkarma.

ihtilaf-ı edyan / ihtilaf-ı edyân

  • Dinlerin ayrılıkları, farklı farklı oluşları.

ihtiyat / ihtiyât

  • Dîne uygun olmayan bir işi yapma şüphesinden kurtulmak için, tedbirli hareket etme.

ihya-yı din / ihyâ-yı din / ihyâ-yı dîn / اِحْيَايِ دِينْ

  • Dinin diriltilmesi.
  • Dini canlandırma, kuvetlendirme.

ilhad / ilhâd / الحاد

  • Dinden çıkmak. Dinsizlik. Dinden dönmek. Allahın varlığına, birliğine inanmamak. İmânsızlık.
  • Dinsizlik, inkâr.
  • Dinsizlik.
  • Dinden çıkma.
  • Dinden çıkma, dinsizlik. (Arapça)

ilm-i din

  • Din ilmi.

ilm-i dini / ilm-i dinî

  • Din ilmi.

ilm-i fıkıh

  • Dînimizin emir ve yasaklarını bildiren ilim.

ilm-i usuliddin / ilm-i usûliddin

  • Dinin temel meselelerini ve gayelerini araştıran metod ilmi; metodoloji.

ilm-i usulü'd-din

  • Din metodolojisi, kelâm ilmi.

ilmiyye / علميه

  • Din bilginleri. (Arapça)

imad-üd din

  • Dinin direği.

inkılab-ı azim-i dini / inkılâb-ı azîm-i dinî

  • Dinî sahada meydana gelen büyük çaplı köklü değişim.

intiaş

  • Dinlenip canlanma.

irtida'

  • Dinin yasak ettiği şeyleri yapmama, geri durma.

irtidad / irtidâd / ارتداد

  • Dinden dönme, İslâm dinini terk ederek başka bir dini seçme.
  • Dinden çıkma. Müslüman iken, İslâm dînini terk etme.
  • Dinden dönme.
  • Din değiştirme, dinden çıkma, dinden dönme.
  • Dinden çıkma. (Arapça)

irtidadkar / irtidâdkâr

  • Dininden dönen.

islam alimi / islâm âlimi

  • Dînî ilimleri bütün incelikleri ile zamânın fen bilgilerini de lüzûmu kadar bilen âlim.

istima / istimâ

  • Dinleme.
  • Dinleme.

istima eyleyen / istimâ eyleyen

  • Dinleyen.

istima' / istimâ' / استماع

  • Dinleme, kulak verme. (Arapça)
  • İstimâ' etmek: Kulak vermek, dinlemek. (Arapça)

istirahat / istirâhât / istirâhat / استراحت

  • Dinlenmek. Rahatlamak.
  • Dinlenme.
  • Dinlenme. (Arapça)
  • İstirâhat etmek: Dinlenmek. (Arapça)

istirahat alemi / istirahat âlemi

  • Dinlenme âlemi; berzâh âlemi kasdedilmiştir.

istirahat etmek

  • Dinlenmek, rahatlamak.

istirahatgah / istirahatgâh / istirâhâtgâh

  • Dinlenme yeri.
  • Dinlenme yeri.

istirahathane / istirâhâthâne

  • Dinlenme evi.

ittifak-ı edyan / ittifak-ı edyân

  • Dinlerin ittifakı, aynı hususta birleşmesi.

izn-i şer'i / izn-i şer'î

  • Dinî izin.

izzet-i diniye

  • Dinî izzet, yücelik.

kadı / قاضى

  • Dinî yargıç. (Arapça)

kalb tasdiki / kalb tasdîki

  • Dinden olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylere, kalbin inanması.

kalb-i salih

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden insanın kalbi.

kanun-u şer'i / kanun-u şer'î

  • Dine uygun kanun.

keffaret / keffâret

  • Dini suçun affı ümidiyle dünyada çekilen ceza.

kifah

  • Din için muharebe.

kiş / kîş / كيش

  • Din. (Farsça)

kıvam-ı din

  • Dinin direği.

kıymet-i diniye

  • Dinî değer.

kızıl tehlike

  • Dinsizlik, anarşistlik ve komünistlik tehlikesi.

konferans

  • Dinleyicilere herhangi bir mevzu hakkında bilgi vermek gayesiyle yapılan konuşma. (Fransızca)

kötü huy

  • Dînin ve aklın beğenmediği huy.

kudsi rejim / kudsî rejim

  • Dinî yönetim; İslâmın ve Kur'ân'ın mukaddes hükümlerinin uygulandığı yönetim.

küfr-ü irtidad

  • Dinden çıkma küfrü; dinden çıkarak inkâra gidiş.

küfr-ü mutlak / كُفْرُ مُطْلَقْ

  • Dine âit her şeyi inkâr etme.

kutb-ud din

  • Dinin kutbu.

kuva-i diniye / kuvâ-i diniye

  • Dinî kuvvetler.

la-dini / lâ-dini

  • Din dışı, dinsizlik.

ladini / ladinî / lâdini / lâdinî / lâdînî / لَاد۪ين۪ي

  • Dinle alâkası olmayan. Dinsiz. Din dışı.
  • Dinle alâkası olmayan, din dışı; lâiklik, sekülerlik.
  • Dinî olmayan, dinle bağlantısı bulunmayan.
  • Din dışı, dinsiz.
  • Dinsizliğe aid.
  • Dinsizlik.

laik / lâik

  • Dine istinad etmeyen. Ruhanî olmayan kimse. Dini olmayan şey. Dinî olmayan fikir, dinî olmayan müessese, sistem veya prensip. Devleti dinî esas ve hükümler ile idare etmeyen sistem. Temel esasların ve kanunların menşeini ve teşri'de (kanun yapmakta) hareket noktasını ve değer ölçüsünü dine isnad etm (Fransızca)
  • Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan.
  • Dini olmayan, din dışı.

laik cumhuriyet / lâik cumhuriyet

  • Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı, her türlü inanç sahibine karşı tarafsız olarak din ve vicdan hürriyetinin sağlandığı cumhuriyet.

laiklik / lâiklik

  • Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması.

lazıme-i diyanet / lâzıme-i diyanet

  • Dinin gerektirdiği.

lefaz

  • Dinleyenin anlayamadığı belirsiz sesler.

lehviyat / lehviyât

  • Dinen yasak olan oyun ve eğlenceler.

lehviyat-ı gayr-ı meşrua / lehviyât-ı gayr-ı meşrua

  • Dinin izin vermediği istekler ve eğlenceler.

lezzet-i gayr-ı meşrua

  • Dinen helâl olmayan, yasaklanmış lezzet.

lisan-ı şer'i / lisan-ı şer'î

  • Dinî literatür.

ma'ruf / ma'rûf

  • Dînin ve aklın beğendiği şey.

maddi cihad / maddî cihad

  • Din uğrunda mal ve canla mücadele.

mahzurat / mahzûrât

  • Dinde yasak edilmiş şeyler, haramlar.

makam-ı istima / makam-ı istimâ

  • Dinleme makamı, yeri.

mana-yı dindar / mânâ-yı dindar

  • Dindar anlamda.

mana-yı dindar cumhuriyeti / mânâ-yı dindar cumhuriyeti

  • Dindar Cumhuriyetin özü, gerçek anlamı.

marık / mârık

  • Dinsiz, mürted, hak dinden çıkan.
  • Dinsiz, hak dinden çıkan.
  • Dinsiz.

medaris-i diniye / medâris-i diniye

  • Dinî medreseler, okullar.

medrese

  • Din ilimlerinin ders verildiği eğitim kurumu.

medrese ehli

  • Dinî ilimlerin okutulmasıyla meşgul olan hocalar.

mektubat / mektûbât

  • Din büyüklerinin yakınlarına ve sevdiklerine gönderdiği, nasihat mektublarından meydana gelen kitap.

melahide / melâhide / ملاحده

  • Dinsizler, tanrıtanımazlar. (Arapça)

menabi-i diniye / menâbi-i diniye

  • Dinî kaynaklar.

menba-i dini / menba-i dinî

  • Dine ait kaynak.

mendub

  • Dinen yapılması emredilmese de, güzel görülen davranış.

menhiyat / menhiyât

  • Dinen yasak edilmiş, yasaklanan şeyler.

mesai-i diniye

  • Dinî çalışmalar.

mesail-i diniye / mesâil-i diniye

  • Dinî mes'eleler.
  • Dinî meseleler, konular.

mesele-i diniye

  • Dinî konu.

mesele-i içtihadiye

  • Dinen kesin olarak belirtilmeyen bir konuda Kur'ân ve hadise dayanarak hüküm çıkartmayla ilgili olan mesele.

meşihat / meşîhat

  • Din işleri merkezi.

meslek-i zındıka

  • Dinsizlik mesleği.

meşru / meşrû

  • Dine uygun.

meşruiyet / meşrûiyet

  • Dine uygunluk.

meşruta-i meşrua / meşrûta-i meşrûa

  • Dine uygun meşrutiyet; İslâmın öngördüğü meşrutiyet.
  • Dine uygun meşrutiyet; İslâm'ın öngördüğü meşrutiyet.

meşrutiyet-i meşrua / meşrutiyet-i meşrûâ

  • Dine uygun meşrutiyet; İslâm'ın öngördüğü meşrutiyet.
  • Dine uygun olan meşrutiyet, yönetim şekli.

metanet / metânet

  • Dinin emirlerini korumadaki kararlılık, dayanıklılık.

mev'iza-i diniye

  • Dinî nasihat.

meydan-ı hamiyet

  • Din, vatan, millet gibi değerleri savunma alanı, sahası.

mezhep

  • Dinde tutulan yol.

meziyet-i dindarane / meziyet-i dindarâne

  • Dindarlık fazileti ve üstünlüğü.

mirtaz

  • Dinin yasaklarından sakınan kimse.

muamele-i şer'iye

  • Dinle ilgili davranış.

mubah / mubâh

  • Dînimizde yapılması emr olunmayan ve yasak da edilmeyen şeyler.

mübah

  • Dinen yapılmasında ve yapılmamasında herhangi bir sakınca olmayan, helal olan davranışlar.

mübareze-i hamiyet

  • Din, millet, vatan gibi değerleri korumak için gayretle verilen mücadele.

mübtedi / mübtedî

  • Dinde olmayanı dine sokan.

mücahedat / mücâhedât

  • Din için savaşmalar.

mücahede / mücâhede

  • Din için savaşma.

mücahede-i diniye

  • Dinle ilgili mücadele.

mücahid / mücâhid

  • Din için savaşan, çalışan.

mücahidin / mücâhidîn

  • Din için savaşanlar, çalışanlar.

müctehid-i fiş-şer'

  • Dînî hükümleri, Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden çıkarırken, kendine mahsûs kâide ve usûl koyan mezheb sâhibi müctehid. Buna müctehid-i mutlak da denir.

müctehid-i mutlak

  • Dînî hükümleri, Kur'ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden ve diğer dînî delillerden (kaynaklardan) istinbât ederken, çıkarırken kendine mahsûs kâide ve usûl koyan müctehid. Buna, müctehid fiş-şer' ve müctehid-i müstekıl de denir.

müdara / müdârâ

  • Dîni ve dünyâyı zarardan kurtarmak için, dünyâ menfaatinden vermek veya belâyı dünyâ menfaati ile savmak.

müfti-yi macin / müftî-yi mâcin

  • Din bilgilerini fıkıh kitablarından öğrenmeyip, kendi düşüncelerini din bilgisi olarak söyleyen, müslümanları mezhebsiz yapan câhil din adamı.

muhabbet-i din

  • Din sevgisi.

muhabbet-i gayr-ı meşrua

  • Dine uygun olmayan sevgi.

muharebe-i diniye

  • Din savaşları.

muharremat / muharremât / محرمات

  • Dinî yasaklar. (Arapça)

muhyiddin / muhyiddîn / مُحْيِي الدّ۪ينْ

  • Dini hayatlandıran.

mukaddes rejim

  • Dinî yönetim; İslâmın ve Kur'ân'ın kutsal hükümlerinin uygulandığı yönetim.

mukaddesat-ı diniye / mukaddesât-ı diniye

  • Dine ait kutsal değerler.

mukaddesatçılık

  • Din, vatan, millet gibi mânevî değerlere sahip çıkmak.

mülhid / مُلْحِدْ

  • Dinden çıkan, dinsiz, kâfir, imânsız. Haşir ve âhirete inanmayan.
  • Dinsiz.
  • Dinsiz.
  • Dinsiz.

mülhidane / mülhidâne

  • Dinsizce, imansızca. Mülhid olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. (Farsça)

mümessil-i din

  • Dini temsil eden.

münkerat

  • Dince yapılması yasak olan şeyler.

murdar

  • Dinen yenmesi yasak olan ölü hayvan; leş.

mürşid-i kamil / mürşid-i kâmil

  • Dinî meselelerde olgunluğa ulaşmış mürşid, yol gösterici.

mürted / مُرْتَدْ

  • Din değiştiren, İslâm dinini bırakarak eski dinine veya başka bir dine geçmiş olan.
  • Dinden çıkan.
  • Dinden dönen.

mürtedane / mürtedâne

  • Dinden çıkarcasına.
  • Dinden çıkarak.

müsamere-i ulviye-i diniye

  • Dinle ilgili yüce bir kutlama.

müsellemat / müsellemât

  • Dinin herkesçe kabul edilmiş esasları.

müsellemat-ı diniye / müsellemât-ı diniye

  • Dinin kabul görmüş ve uygulanması zorunlu kaideleri, temelleri.

müşevvik-i imtisal

  • Dinin emirlerine sıkı sıkıya bağlanmaya ve yerine getirmeye teşvik eden unsur.

musibet-i diniye

  • Dine gelen musibet, belâ.

müstemi

  • Dinleyici.
  • Dinleyici.

müstemi olan / müstemî olan

  • Dinleyen.

müstemi'

  • Dinleyici.

mütedeyyin / متدین / مُتَدَيِّنْ

  • Din sahibi; dinin emirlerini yerine getiren, dindar.
  • Dindar, dinine bağlı.
  • Dinli, dindar.
  • Dindar, dinine düşkün. (Arapça)
  • Dindar.

na-sude

  • Dinlenmemiş, istirahat etmemiş. (Farsça)

nameşru / nâmeşrû

  • Dînen uygun ve helâl olmayan.
  • Dine uymayan, yasak.

nasihat / nasîhat

  • Dînin ve aklın beğendiği şeyleri tavsiye, öğüt.

nazariyat-ı diniye / nazariyât-ı diniye

  • Dinin teorik kısımları.

nazariyat-ı şer'iye / nazariyât-ı şer'iye

  • Dinin teori düzeyinde olup kesinleşmemiş hususları.

necaset / necâset

  • Dinen pis sayılan maddî pislik.

necs

  • Dînen temiz olmayan, pis, murdar.

nemrud

  • Dinsiz ve zâlim bir hükümdar, ülkesinin "ulu önder"i.

neşriyat-ı diniye / neşriyât-ı dîniye / نَشْرِيَاتِ د۪ينِيَه

  • Dini yaymak için yapılan yayınlar.
  • Dine ait yayınlar.

nezafet-i şer'iye

  • Dinin emrettiği temizlik.

nisab / nisâb

  • Dinde zenginlik ölçüsü. İslâm dîninde, zenginlik ile fakirlik arasındaki maddî sınır.

nokta-i din

  • Din noktası, meselesi.

osmanlılık

  • Din, dil ve ırk gözetmeksizin bütün Osmanlı vatandaşlarını vatan birliği ortak paydası etrafında toplamayı gaye edinen fikir akımı.

rabıta-i dini / rabıta-i dinî

  • Din bağı.

rabıta-i dini ve sınıfi ve vatani / rabıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî

  • Din, sınıf ve vatan bağı.

rabıta-i dini ve vatani ve sınıfi / rabıta-i dinî ve vatanî ve sınıfî

  • Din, vatan ve sınıf bağı.

rabıta-i diniye / râbıta-i diniye

  • Din bağı.

rabıta-yı dini, vatani, sınıfi / rabıta-yı dinî, vatanî, sınıfî

  • Din, vatan ve sınıf bağı.

rahat

  • Dinlenme, sıkıntısızlık, dinçlik.

rics

  • Dinin haram kıldığı şey. Günah, pislik, murdarlık.

riyazet-i diniye

  • Dinî riyazet, az gıda almak suretiyle nefsi terbiyeye çalışma.

ruhani reisler / ruhanî reisler

  • Din adamları, mânevî liderler.

ruhsat-ı şer'iye

  • Dinin verdiği izin.

sabikun-ı evvelun / sâbikûn-ı evvelûn

  • Dinlerini muhâfaza için yurtlarından ayrılan, Resûlullah sallallahü aleyhi ve selleme son derece bağlılık gösteren muhâcirlerden, iki kıbleye karşı namaz kılmış olanlar veya Bedr gazvesinde (harbinde) bulunanlar veya Hudeybiye'de Bîat-ür-Rıdvân'da bu lunanlar veya hicretten evvel müslüman olanlar yâ

safiyy-üd din

  • Dini temiz. Dini pak.

salabet-i diniye / salâbet-i diniye / salâbet-i dîniye / صَلَابَتِ د۪ينِيَه

  • Dinini ve dinin emirlerini korumak ve tatbik etmekteki ciddiyet ve sağlamlık.
  • Dinin emirlerini korumakta ve uygulamadaki ciddiyet.
  • Dînî yönden sağlamlık.

salabet-idiniyye / salâbet-idîniyye

  • Din sağlamlığı, din gayreti, din kuvveti.

salahat / salâhat

  • Dindarlıkta çok ileri olma hâli, günahsız ve temiz oluş.

salih / sâlih / صالح

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, takva sahibi.
  • Dindar, uygun, iyi hâlli.
  • Dinin kurallarına uyan. (Arapça)

saliha

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden, Allah'ın sevgili kulu mü'mine kadın.

salihat / sâlihat

  • Dine uygun iyi ve yararlı işler.

salihin / salihîn

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket edenler, Allah'ın sevgili kulları.

salihlik / sâlihlik

  • Dinin emir ve yasaklarına uygunluk.

sami / sâmî

  • Dinleyici.

sami' / sâmi' / سامع

  • Dinleyen. (Arapça)

şayan-ı istima'

  • Dinlenilmesi iyi ve münasib olan, dinlenmeğe lâyık.

seciye-i diniye

  • Dine ait karakter, ahlâk.

seciye-i hamiyet

  • Din, vatan, aile gibi değerleri koruma duygusu, karakteri, tabiatı.

sefihane / sefîhâne

  • Dinen yasaklanmış zevk ve eğlencelere düşkün olarak.

şehid

  • Din uğrunda savaşarak ölen müslüman.

selefisalihin / selefisâlihîn

  • Dinin ilk zamanlarındaki rehber âlimler.

semaat

  • Dinlemek, kulak vermek.

şer

  • Dînin ve aklın zararlı gördüğü şey.

şer' / شرع

  • Dinî kanunlar.
  • Din kuralları. (Arapça)

şer'an

  • Dinen, İslâmî açıdan.

şeref-i diniye

  • Dinin şerefi.

şeriat / şerîat

  • Din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.

şeyhülislam / şeyhülislâm / شَيْخُ اْلاِسْلَامْ

  • Din işlerine bakan ilmiye sınıfının başı.

silsile-i diyanet

  • Din zinciri.

silsile-i nübüvvet ve diyanet

  • Din ve peygamberlik zinciri.

sinn-i mükellefiyet

  • Dinî emir ve yasaklarla sorumlu olma yaşı.

sinn-i teklif / sinn-i teklîf / سِنِّ تَكْلِيفْ

  • Dinen yükümlü kılma yaşı.

sinniteklif

  • Dinî mesuliyetin başladığı ergenlik çağı.

sırat-ı müstakim / sırât-ı müstakim

  • Dinin belirlediği dosdoğru yol.

sırat-ı müstakim ehli / sırat-ı müstakîm ehli

  • Dinin belirlediği dosdoğru yolda olanlar.

siyaset-i diniye

  • Dinî siyaset.

sofi

  • Dinin özünden habersiz, şekilci, aşırı katı kimse.

sohbet-i ihvan

  • Din kardeşleri ile faydalı hakikatlar üzerine sohbet etmek.Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm buyurmuştur ki: Üç şey müstesna, dünyada rahat yoktur:1- Tilâvet-i Kur'an2- Münacat-ı Rahman3- Sohbet-i İhvan.

subu'

  • Dinini terk edip başka dine girmek.

sükunetperver / sükûnetperver

  • Dinlendirici, rahatlandırıcı. (Farsça)

suleha / sulehâ

  • Dinin emir ve yasaklarına uygun hareket eden sâlih kimseler.

taassub-u dini / taassub-u dinî

  • Dine şiddetle bağlılık, körükörüne bağlılık.

tahattur-u hükm-ü şer'i / tahattur-u hükm-ü şer'î

  • Dini hükmün hatırlanması.

tansis

  • Dinî temellere dayandırarak hüküm verme.

tasavvuf

  • Dinin ruhsal hayatla ilgili yönünü konu edinen bilim veya meslek.

tecdid ve takviye-i din

  • Dini yenileme ve güçlendirme.

tecdid-i din

  • Dinin yenilenmesi, yeniden yorumlanması.

tehlike-i diniye

  • Dine gelebilecek tehlike.

tekalif-i diniye / tekâlif-i diniye

  • Dinle ilgili sorumluluklar, dini yükümlülükler.

teklif-i dini / teklif-i dinî

  • Dinin yükümlülükleri.

telfik-i mezahib

  • Dinî bir mes'elede, hak mezheblerin aynı o mes'ele hakkındaki zıd görüşleri cem'etmekle bir mezheb yapmak. Bu zıd görüşlerle amel etmeyi caiz görür. Fukaha ise bu tarzı caiz görmemişlerdir.Tevhid-i mezahib ise: Hak mezheblerin mes'eleleri arasında, tercih yoluyla bazı mes'elelerini alıp bir mezheb y

telkin-i dini / telkin-i dinî

  • Dine ait düşünceleri zihinlere aşılama.

telkinat-ı diniye

  • Dinin telkinleri.

temakkuk

  • Dinlene dinlene içmek.

temerrüd-ü irtidadi / temerrüd-ü irtidadî

  • Dinden çıkıp dine karşı direniş göstermek.

teokrat

  • Dinî, İlâhî. Teokrasi taraftarı olan. (Fransızca)

terbiye-i diniye

  • Dinî eğitim, ahlâkî terbiye.

terbiye-i medeniye-i diniye

  • Dinin verdiği medenî terbiye.

teşri' eylemek

  • Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek.

tetkik-i kütüb-ü diniye heyeti

  • Dinî kitapları inceleme kurulu.

uhuvvet-i diniye

  • Din kardeşliği.

ulema-i din / ulemâ-i din

  • Din âlimleri.

ulema-i şeriat

  • Din âlimleri.

ulema-i zahir ve batın / ulema-i zâhir ve bâtın

  • Dinin hem açık hükümlerini hemde sırlarını ve mânâlarını bilen büyük âlimler.

ulum-i nakliyye / ulûm-i nakliyye

  • Din bilgileri; edille-i şer'iyye denilen dînin dört temel kaynağından yâni Kur'ân-ı kerîmden, hadîs-i şerîflerden, icmâ-ı ümmet, kıyâs-ı fukahâdan elde edilen bilgiler, ilimler.

ulum-u aliye / ulum-u âliye

  • Dinden bahseden ilimler. (Tefsir, kıraat, hadis, marifetullah, fıkıh, kelâm, ahlâk bilgileri gibi.)

ulum-u aliye-i ilahiye ve uhreviye / ulûm-u âliye-i ilâhiye ve uhreviye

  • Din ve âhiretle ilgili yüksek ilimler.

ulum-u diniye / ulûm-u diniye

  • Dinî ilimler.

ulum-u diniye ehli / ulûm-u diniye ehli

  • Dinî ilimler konusunda bilgili olanlar.

ulum-u islamiye ve diniye / ulûm-u islâmiye ve diniye

  • Dinî ve İslâmî ilimler.

umur-u diniye / umur-u dîniye / umûr-u diniye

  • Dinin emirleri.
  • Dine ait işler, meseleler.

umur-u diniye ve uhreviye / umûr-u diniye ve uhreviye

  • Dine ve âhirete ait işler.

usul-i din

  • Dinin temel prensipleri.

usul-ü din / usûl-ü dîn / اُصُولُ د۪ينْ

  • Din prensipleri.
  • Dinin düzen ve kaideleri.

usul-ü diniye

  • Dinin esasları.

usul-ü hakaik-i diniye

  • Dine ait gerçeklerin esasları.

usulü'd-din

  • Din metodolojisi, kelâm ilmi.

usulüddin / usûlüddin

  • Din usulü, kelâm ilmi.
  • Dinin temelleri.

va'z

  • Dinî mes'eleler üzerinde konuşup nasihat etmek. Kalbi yumuşatacak sözlerle insanı iyiliğe sevke çalışma.

vaaz

  • Dinî konular üzerinde konuşup nasihat etme.
  • Dini konuşma.

vahdet-aram / vahdet-ârâm

  • Dinlendirici, rahat yer. (Farsça)

vahhabilik / vahhabîlik

  • Dinin bazı konularında aşırılıkları olan bir anlayış.

vazife-i diniye

  • Dini görev.

vazife-i diniye ve ilmiye / vazife-i dîniye ve ilmiye

  • Din ve ilimle ilgili görev.

vazife-i teceddüd-ü din

  • Dini yenileme vazifesi, mücedditlik görevi.

vezaif-i diniye / vezâif-i diniye

  • Dini görev.

yevm-id din

  • Din günü, ceza günü, mâneviyat günü.

yüsr-ü din

  • Dindeki kolaylık.

zaaf-ı din

  • Dini yaşamada zayıflık, gevşeklik.

zaaf-ı dine

  • Dini yaşamada zayıflık, gevşeklik.

zaaf-ı diyanet

  • Dinde zayıflık, gevşeklik gösterme.

zahid / zâhid

  • Din için dünyayı önemsemeyen.

zahidane / zâhidâne

  • Din için dünyayı önemsemeyen kimse gibi.

zahir ulema

  • Dinin sırlarından, gizli mânâlarından çok, açık hükümlerini bilen âlimler.

zahir ve batın hocası / zahir ve bâtın hocası

  • Dinin hem açık hükümlerini hem de sırlarını ve mânâlarını bilen büyük âlim.

zaruriyat / zaruriyât

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen işler.

zaruriyat-ı dini / zaruriyât-ı dinî

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler.

zaruriyat-ı diniye / zaruriyât-ı diniye

  • Dince yapılması zorunlu olan işler, dinî esaslar.

zendeka

  • Dinsizlik.

zeyn-üd din

  • Dinin süsü, dinin zineti.

zındık / زندق / زِنْد۪يقْ

  • Dinsiz.
  • Dinsiz.
  • Dinsiz.
  • Dinsiz.

zındıka / زِنْدِقَه

  • Dinsizlik, inançsızlık.
  • Dinsizlik.
  • Dinsizlik.

zındıka komitesi

  • Dinsizlik, inançsızlık cemiyeti, dinsizlerin komitesi.

zındıklık

  • Dinsizlik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın