LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dileme ifadesini içeren 123 kelime bulundu...

adalet-i mahz

  • Tam ve mükemmel adalet; "ferdin hukuku asla fedâ edilemez" görüşündeki adalet.

adalet-i mahza / adâlet-i mahzâ

  • Tam adâlet; "ferdin hukuku hiçbirşey için fedâ edilemez" görüşünde olan adalet anlayışı.

aman

  • Yardım dileme sözü.

and dileme

  • Yemin etme, ahit dileme.

asayiş

  • Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayi (Farsça)

ayastafanos muahedesi

  • 3 Mart 1878 Rusya ile Osmanlılar arasında ilk olarak yapılan bir anlaşmadır. (28 Safer 1295) Tarihte buna "Ayastafanos Mukaddemat-ı Sulhiyesi" denir. Anlaşma maddeleri tatbik edilememiştir.

aziz / azîz

  • Pek izzetli, hep galip olan ve asla galebe edilemeyen.

da'va / da'vâ

  • Takib edilen fikir, iddia.
  • Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye müracaat etmesi.
  • Hakkı olanın iddia etmesi. Kendini haklı görüp veya zannedip üstün fikirlilik iddia etmek.
  • Mes'ele.
  • İnat. Ayak diremek.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek.

daire-i irade ve meşiet

  • İrade ve dileme dairesi, alanı.

dehalet

  • Sığınmak, aman dilemek, medet, yardım isteyiş.

dest-i ihtiyar

  • İrade ve dileme eli.

dik-ul elfaz / dîk-ul elfaz

  • İfade zorluğu. Gayet ince ve derin ve ruhen hissedilen bazı mânaların ifade edilemeyişi.

dua / duâ

  • Allah'a (C.C.) karşı rağbet, niyaz, yalvarış, tazarru.
  • Salât, namaz.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek. Allah'ın rızâsını, hidayet ve istikamete muvaffakiyyeti dilemek, yalvarmak.
  • Peygamber'e (A.S.M.) salavat getirmek.
  • Birisini çağırmak.
  • Birisini
  • Allaha yalvarma, yakarış, isteme, dileme.

el-eman / el-emân / اَلْاَمَانْ

  • Güven, af ve aman dileme ta'bîri.

elaman / الامان

  • Aman dileme, imdat, yardım (Arapça)

eman / emân / امان / اَمَانْ

  • Korkusuzluk.
  • Af ve yardım dileme. Eminlik.
  • Eminlik, korkusuzluk.
  • Aman dileme.
  • Şikayet.
  • Rica.
  • Aman dileme. (Arapça)
  • Güven, af ve yardım dileme.

emir ve irade

  • Allah'ın yaratılışa dair emir ve dilemeleri.

estağfirullah

  • Allah'tan af dilemek.

fidye

  • Herhangi bir farzından birini yerine getirmeye gücü olmayan bir kimsenin Cenâb-ı Hak'tan özür dilemek kasdı ile, verdiği para veya sadaka.
  • Esir veya kölelikten kurtulmak için verilen para.
  • Fık: Fakirin sabahlı akşamlı bir günlük yiyeceği.

gayr-ı kabil-i inkar / gayr-ı kabil-i inkâr

  • İnkâr edilemez.

gayr-i kabil-i izale / gayr-i kâbil-i izâle / غير قابل ازاله

  • Yok edilemez, giderilemez.

gılab

  • Birbirine galip olmasını dilemek.

halil-ür rahman

  • Allah'tan başkasından hiçbir zaman yardım dilemeyip, O'nun dostluğunu ihtiyar eden Hz. İbrahim'in (A.S.) lâkabıdır.

hayrhahlık

  • Başkasının iyiliğini istemek. Allahü teâlânın nîmetinin bir kimsenin elinde devamlı kalmasını veya onun böyle bir nîmete kavuşmasını dilemek. Hasedin, kıskançlık ve çekememezliğin zıddı.

hetma'

  • Dişsiz olup kurban edilemeyen hayvan.

hüsran

  • Ümit edilenin elde edilememesinden duyulan elem. Mahrumiyet acısı.
  • Zarar, ziyan, kayıp.
  • Zarar, ziyan.
  • Beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.

i'tifa'

  • Bağış dileme, afvedilmesini isteme.

i'tizar / i'tizâr / اعتذار

  • Kusurunu bilerek özür dilemek. Kusurunu beyan edip ve anlayıp af dilemek. (Takdire şayan güzel bir haslettir.)
  • Özür dileme.
  • Özür dileme. (Arapça)

ihtiyar ve irade-i ilahiye / ihtiyar ve irade-i ilâhiye

  • Allah'ın dilemesi, istemesi ve iradesi.

ihtiyar-ı cüz'i / ihtiyar-ı cüz'î

  • Cüz'î irade, insana ait sınırlı seçme ve dileme özgürlüğü.

ihtiyar-ı rabbaniye / ihtiyar-ı rabbâniye

  • Rab olan Allah'ın iradesi, dilemesi.

imdat / imdât

  • Yardım dileme.

imkanatından evleviyet olmayan / imkânâtından evleviyet olmayan

  • İhtimallerindeki öncelikleri ayırt edilemeyen; oluşma ihtimallerinde öncelik olmayan.

inkılab-ı ilahi / inkılâb-ı ilâhî

  • Allah'ın dilemesiyle olan değişim, dönüşüm.

inşaallah / inşâallah

  • Her zaman Allahü teâlânın adını anmağa alışmak ve Allahü teâlâ dilerse olur mânâsına bütün işlerini Allahü teâlânın dilemesine havâle etmek için söylenen söz.

irade / irâde / اِرَادَه

  • İstek, arzu. Dilemek. Emir. Ferman.
  • Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç. (İrade, ihtiyardan daha geniştir, umumidir. İhtiyar, taraflardan birini diğerine tafdil ile beraber tercihtir. İrade; yalnız tercihtir. Mütekellimler bazan iradeyi ihtiyar mânasında kullanmışlar
  • Dileme, istek, tercih.
  • Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından. Allahü teâlânın dilemesi.
  • İstemek, seçmek, dilemek tercih etmek.
  • Tasavvuf yoluna yeni girenlerin başlangıç halleri. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmaya azmedenler, karar verenler için ilk konak.
  • Dileme.

irade etme / irâde etme

  • Dileme, isteme.

irade etmek

  • Dilemek, tercih etmek.

irade ve ihtiyar

  • Dileme ve seçme.

irade-i cüz'iyye / irâde-i cüz'iyye

  • Allahü teâlânın, bir işi yapmak ve yapmamak husûsunda insanlara ihsân ettiği dileme ve seçme kuvveti.

irade-i gaybi / irade-i gaybî

  • Gaybî irade; Cenâb-ı Hakkın dilemesi.

irade-i gaybiye tahtında

  • Gaybî irade altında; Allah'ın dilemesi ile.

irade-i ilahi / irade-i ilâhî

  • Allah'ın iradesi, dilemesi.

irade-i ilahiye / irâde-i ilâhiye

  • Allah'ın iradesi, dilemesi.

irade-i rabbani / irade-i rabbânî

  • Bütün varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın iradesi, dilemesi.

irade-i rabbaniye / irâde-i rabbâniye

  • Her şeyi yaratılış gayelerine göre terbiye ve idare edip, egemenliği altında tutan Allah'ın iradesi, dilemesi.

irade-i şefkat

  • Şefkat göstermeyi dileme, isteme.

irade-i şeyh

  • Şeyhin dilemesi.

iradesiz

  • Tercih ve dileme özelliği olmayan.

iradet

  • İstek, dileme, tercih.
  • İrade, istek, dileme.
  • Gönül isteği.

irtizah

  • Biraz bahşiş alma.
  • Özür dileme.

isti'fa-yı kusur

  • Özür dileme.

isti'zar

  • Özür ve afv dileme.

istianat / istiânât

  • Yardım dilemeler.

istiane / istiâne

  • Yardım dileme.

istiane etmek / istiâne etmek

  • Yardım dilemek.

istigase / istigâse

  • Yardım dileme.
  • Şefâat dileme, yardım isteme; Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliyâyı, sevdiği kullarını vesîle ederek (araya koyarak) isteme, yalvarma, duâ etme.

istiğase

  • Yardım dileme.

istiğfar / istiğfâr

  • Af dileme, tevbe.
  • (Gufran. dan) Afv dilemek. Cenab-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemek. Tevbe etmek. Yalvarmak. " Estağfirullâh" demek.
  • Allahtan af dileme.
  • Mağfiret (bağışlanmak) istemek. Allahü teâlâdan kusurlarının ve günâhlarının affedilmesini bağışlanmasını dilemek. Tövbe etmek.

istiğfar etme

  • Af dileme, tevbe etme.

istiğfar etmek

  • Af dilemek.

istiman

  • Aman dilemek, himaye istemek.
  • Teslim olmak.

istimdat etmek

  • Yardım dilemek.

istimdatgah / istimdatgâh

  • Medet isteme, yardım dileme yeri.

istimtar

  • Yağmur dileme.

istirca

  • (Recâ. dan) Yalvarma, dileme, rica etme.

istirham

  • Merhamet dileme.

istişfa / istişfâ

  • Şifa dileme, şifa talep etme.

istişfa'

  • Birisinin yardımını istemek, şefâat dilemek.
  • Şefaat dileme.

itizar / itizâr

  • Kusurunu bilerek özür beyan etme, kusurunu beyan edip af dileme.

kanun-u meşiet

  • İrade, dileme kanunu.

kavanin-i meşiet / kavânin-i meşiet

  • Allah'ın irade ve dilemesinin tecellisi olan kanunlar.

külli irade / küllî irâde

  • Allahü teâlânın başlangıcı ve sonu olmayan irâde (dileme) sıfatı.

lafz-ı salavat / lâfz-ı salâvat

  • Salâvat kelimesi; Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme sözü.

ma'na

  • (Mânâ) İç, içyüz. Bir sözden veya birşeyden anlaşılan. Lâfzın delâlet ettiği şey.
  • Rüya, düş.
  • Dilemek, irade.

ma'nat

  • Dilemek, iradet.
  • Kasdolunmuş nesne.

ma'zeret

  • Elde olmadan suç, kabahat işleme.
  • Mücbir sebeblerini söyleyerek yardım dileme. Özür dileme.

meşaet

  • Taleb etme, isteme, dileme, arzulama.

meşiet / meşîet

  • Meşiyyet. Dilemek. İrade. Arzu. Matlub. Murad. İstek.
  • İrade, dileme.
  • Dileme.

meşiet ve irade-i ilahiye / meşiet ve irade-i ilâhiye

  • Allah'ın iradesi ve dilemesi.

meşiet ve takdir-i ilahi / meşiet ve takdir-i ilâhi

  • Allah'ın dilemesi ve takdiri.

meşiet-i ezeliye / meşîet-i ezeliye

  • Cenâb-ı Hakkın ezelî iradesi, dilemesi.

meşiet-i hassa

  • Sadece Allah'a ait olan dileme.

meşiet-i ilahiye / meşîet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın irade ve dilemesi.

meşiet-i insaniye

  • İnsanın dilemesi, iradesi.

meşiet-i rabbani / meşiet-i rabbânî

  • Allah'ın dilemesi, iradesi.

meşiet-i rahman / meşiet-i rahmân

  • Allah'ın iradesi, dilemesi.

meşiet-i sübhaniye / meşiet-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksandan uzak olan Cenâb-ı Hakkın zâtına has muradı ve dilemesi.

meşiyyet

  • İrâde, dileme, isteme.

mi'yar / mi'yâr

  • Ölçü âleti.
  • Kendisinde yalnız bir vâcibin (farzın) edâ edildiği, başka bir vâcibin edâ edilemediği vakit.

muazere

  • Ma'zeret, özür dileme.

mukaddes alem / mukaddes âlem

  • Görülemeyen ve hissedilemeyen mânâ âlemi.

murad / murâd

  • İstenilen; arzû edilen şey.
  • Tasavvuf yolunda bulunanlardan çalışmadan Allahü teâlânın yardım ve dilemesi ile yüksek makâmlara kavuşanlar. İctibâ (çekilenler, istenenler) yolunun sâlikleri, yolcuları.

muragabet

  • Arzu etme, dileme.

mürid / mürîd

  • Her şeyi istediği gibi, istediği zamanda ve keyfiyette yapan ve bir anda sonsuz şeyleri dilemekten âciz olmayan Allah.

müşkil-üt tahsil

  • Elde edilmesi, tahsili zor olan. Kolay tahsil edilemeyen.

reca

  • Umma, dileme, isteme, arzu.
  • Rica. Umma, dileme.

reşahat-ı ihtiyar / reşahât-ı ihtiyar

  • İşin en iyi seçimle yapıldığını gösteren sızıntılar.
  • İrade ve dileme sızıntıları.

rica

  • Umma, dileme.

şefaat

  • Bağışlanmasını dileme, birine arka olma.
  • Peygamberlerin ve velilerin kıyamette günah-kâr müminlerin bağışlanması için Allah katında dilekte bulunmaları.

şey'

  • Nesne, şey.
  • İstemek, dilemek.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin; ilminin, bilgisinin ve kendi ihtiyârı (dilemesi, istemesi) olmaksızın dış âlemde ilerlemesi.

ta'ziye / تعزیه / تَعْزِيَه

  • Ölen kimsenin yakınlarına sabır, ölene rahmet dileme.
  • Yeni ölen birisinin yakınlarının acısını paylaşır söz söylemek, teselli etmek. Baş sağlığı dilemek. "Allah sabr-ı cemil ihsan etsin" diye söylemek.
  • Başsağlığı dileme. (Arapça)
  • Şiîlikte yas töreni. (Arapça)
  • Baş sağlığı dileme.

ta'ziyet / تعزیت

  • Başsağlığı dileme. (Arapça)

takdir-i hüda / takdir-i hüdâ

  • Allah'ın takdiri, dilemesi.

taleb

  • İsteme. İstenme. Dileme. İstek.

tarziye

  • Pişmanlık duyduğunu anlatarak özür dilemek.
  • Râzı etmek.
  • "Radıyallahü-anh" diyerek duâ etmek.
  • Özür dilemek.
  • Özür dileme.

tavsiye

  • Vasiyet bırakma.
  • Ismarlama, sipariş etme.
  • Birini iyi tanıtma, işinin olmasını dileme.

taziye / tâziye

  • Yakını ölen kimseye baş sağlığı dileme.

taziyet / tâziyet

  • Baş sağlığı dileme.

tebrik

  • Bereket dileme, kutlama.

tel'in

  • Lânetleme, lânet etme. Bir kimsenin Allahü teâlânın rahmetinden uzak olmasını dileme.

temenni / temennî

  • Sebebe yapışmadan, gerekli çalışmayı yapmadan, Allahü teâlâdan bir şeyin olmasını dileme.
  • Dileme, arzu etme.
  • Dileme, isteme.

temenni etmek

  • Dilemek, istemek.

tesbi'

  • (Seb'. den) Yediye çıkarma, yedileme.
  • Bir şeyi yedi parça yapma.

teşyie

  • Dilemek, istemek.

tevbe

  • (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. Allah'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. Estağfirullah deyip, pişmanlık duymak.

tevbe etmek

  • Pişmanlık duyup bağışlanma dilemek.

tevbe-i istigfar / tevbe-i istigfâr

  • Kendini kusurlu görerek, günâhlara tövbe etmek, Allahü teâlâdan af dilemek.

teyemmün

  • Saadet ve huzur vesilesi sayma, bereket dileme.

vücud-u hissi olmayan / vücud-u hissî olmayan

  • Beş duyuyla hissedilemeyen; görülüp işitilemeyen.

zaman-ı istimdad

  • Yardım dileme zamanı.

zaruri / zarurî

  • İnkâr edilemeyen, zorunlu olan.