LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dikkat ifadesini içeren 214 kelime bulundu...

adem-i dikkat

  • Dikkatsizlik.

adem-i mübalat / adem-i mübâlât

  • Dikkatsizlik.

asfiya-i müdekkikin / asfiya-i müdekkikîn

  • İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri.

ba'seret

  • Dikkatle teftiş etme.
  • Keşif ve istihrac etme.
  • Perâkende edip dağıtma.
  • İnkılâb. Karıştırma. Bulandırma.
  • Meydana çıkma.
  • Kirli leke.

barik-bin / barik-bîn

  • İnce gören, dikkatle inceleyen, bir şeyi iyice gözden geçiren. (Farsça)

basır / bâsır

  • Gören. Dikkatli ve göz kuvveti ile gören.

basiret

  • Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat.
  • İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet.
  • Bir evin iki tarafının arası.
  • Yer üstündeki kan.

berşem

  • Kederin belli oluşu. (Farsça)
  • Dikkatli nazar. (Farsça)

besaret

  • Göz açıklığı. Dikkatle bakış.

bi-dari / bî-darî

  • Uyanıklık. Dikkatlilik.

bila-teemmül / bilâ-teemmül

  • Düşünmeden. Düşünmeksizin. Dikkatli olmadan.

ca-yı dikkat / câ-yı dikkat

  • Dikkat çekici, ilginç.

calib-i dikkat / câlib-i dikkat / جالب دقت

  • Dikkat çeken.
  • Dikkat çekici.
  • Dikkati çekici.
  • Dikkat çekici.

calib-i nazar-ı dikkat / câlib-i nazar-ı dikkat

  • Dikkatleri üzerine çeken.

cay-ı dikkat / cây-ı dikkat

  • Dikkat edilecek nokta.
  • Dikkat çekici.
  • Dikkat edilecek nokta. Dikkat edilecek yer veya şey.

cazib

  • Çekici, cazibeli.
  • Hoş görünüşlü olup dikkati çeken.

cehir

  • (Cehr. den) (Çoğulu: Cüherâ) Yüksek sesle, bağırarak ve açık olarak söylenen.
  • Güzel, dikkate değer.

celb-i dikkat / جَلْبِ دِقَّتْ

  • Dikkat çekme.
  • Dikkat çekme.

çeşm-i im'an / çeşm-i im'ân

  • Dikkatli bakan göz.

çü

  • (Teşbih ve tâlil edatı) Gibi. (Farsça)
  • Dikkat. (Farsça)
  • Ahenk. (Farsça)

dakaik

  • (Tekili: Dakayık) (Dakik) İncelikler. Anlaşılması çok dikkat isteyen incelikler. Çok ince. Anlaşılması dikkat isteyen keyfiyetler.

dakaik-i umur

  • Üzerinde gayet dikkatle durulması lâzım gelen işlerin ince ve mühim noktaları. (Farsça)

dakik / dakîk

  • İnce, ufak, nâzik.
  • Toz haline getirilmiş şey, un.
  • Dikkatli ölçülü davranan titiz kimse.
  • Dikkatli.

derrak

  • (Derk. den) Çok dikkatli olan, çabuk anlayan, anlayışlı, müdrik.

dikkat / دقت

  • Dakiklik. (Arapça)
  • İncelik. (Arapça)
  • Dikkat. (Arapça)

dikkat-i muvazenet

  • Dikkatli bir denge.

dikkat-i nazar

  • Dikkatle bakmak.

dikkati calip / dikkati câlip

  • Dikkat çeken.

ebda'

  • (Bedi'. den) En bedi. Ziyade bedi' ve güzel. Daha çok dikkati çeken.

ebsar

  • (Tekili: Basar) Gözler. Dikkat sahipleri. Görücüler.

ehemmiyet

  • Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme.

ehl-i dikkat

  • Dikkat sahipleri.
  • Dikkatliler, dikkat sahipleri.

ehl-i fikir ve nazar

  • Fikir ve dikkat sahipleri.

ehl-i insaf ve dikkat

  • İnsaf sahibi ve dikkatli kimseler.

ehl-i tetkik

  • Dikkatle ve titizlikle araştıran kimseler.

el-müheymin

  • Her şeye dikkat edip koruyan ve emin eden (Allah C.C.)

ela / elâ

  • Arapça'da başlama ve tenbih edatı, "öyle değil mi?", "dikkat ediniz" gibi anlamlara gelir.

enteresan

  • Alâka çekici, dikkate lâyık, nazarı celbedici. Câlib-i dikkat. (Fransızca)

enzar / enzâr

  • Bakışlar, dikkatler.

enzar-ı cihan / enzâr-ı cihan

  • Dünyanın dikkati.

enzar-ı dikkat / enzâr-ı dikkat

  • Dikkatli bakışlar, dikkatli görüşler.
  • Dikkatli bakışlar.

enzar-ı halk / enzâr-ı halk

  • Halkın dikkati, bakışı.

ey

  • (Arabçada) "Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki" mânalarına gelir. Bir ibareyi tefsir için kulanılır. Türkçede: Yakın nidâ içindir.

gafil

  • Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan. (Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber. (Niyazi-i Mısrî)

gaflet / غفلت

  • Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.
  • Habersizlik, dikkatsizlik, dalgınlık. (Arapça)

gayret

  • Dikkatle ve sebatla çalışmak.
  • Kıskanmak, çekememek.
  • Hareketli ve temiz hislerle çalışmak.
  • Dine, imana, namus gibi kıymetlere tecavüz edenlere karşı müdafaa için harekete gelmek.

guful

  • Dikkatsizlikten veya şaşırmaktan dolayı bir işte hata yapma.

habike / habîke

  • (Çoğulu: Habâik) Kehkeşan, samanyolu.
  • Çizgi.
  • (Çoğulu: Hubük) Dikkat ve itina ile, sağlam ve san'atlı dokunmuş, yol yol hâreli güzel kumaş.

hacc-ı mebrur / hacc-ı mebrûr

  • Şartlarına dikkat edilerek hiç günâh işlemeden yapılan ve kabûl olan hac.

hakim-i müdakkik / hakîm-i müdakkik

  • Konuları gaye, fayda ve san'at yönünden dikkatli bir şekilde araştıran hikmetli kişi.

hasr-ı nazar / حَصْرِ نَظَرْ

  • Dikkati sadece bir yere yöneltme.
  • Sadece bir şeye bakıp dikkat etmek.
  • Yalnız bir mevzu veya meslek üzerinde çalışıp onda mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak.
  • Dikkatini toplama.

hassasiyet

  • Hassaslık. Duygulu olmak. İhtimamlılık. Dikkatlilik.

hazer et

  • Dikkatli ol.

hazur

  • (Hazer. den) Çok dikkatli, çok çekingen.

het'

  • Dikkatle bakmak. Acele etmek.

himye

  • Perhiz. Yiyecek ve içecekte sıhhat için gösterilen ihtimam ve dikkat.

hodgeşte

  • Kendine dikkat etmeyen. (Farsça)

hurdedani / hurdedanî

  • Nükte ve inceliği anlıyan, dikkatli kimse. (Farsça)

hurdeşinas

  • Dikkatli. İncelikleri ve nükteleri anlayan. (Farsça)

i'lem eyyühe'l-aziz" notekey

  • 'Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!' mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir ifade.

i'tina / i'tinâ

  • (İtinâ) Çok dikkat etmek. Özenmek.
  • Çok dikkat etme, özenme.

ibsar

  • Dikkatle bakmak, tetkik etmek.

iftihas

  • Gerçeği ve hakikatını dikkatle araştırma. İçyüzünü iyice tetkik etme.
  • İmtihan etme, deneme.

igfal

  • (Çoğulu: İgfalât) Dikkatsizlikle terkettirmek.
  • Gaflette bırakmak.
  • Kandırmak. Aldatmak.

ihmal

  • Ehemmiyet vermemek. Yapılması lâzım bir işi sonraya bırakma. Dikkatsizlik. Başlayıp bırakmak. Terk etmek.

ihmalci

  • Dikkat etmeyen, dikkatsiz, müsamahacı. (Türkçe)

ihmalkar / ihmalkâr

  • İhmalci, işine dikkat etmeyen. (Farsça)

ihtar

  • Hatırlatmak. Dikkati çekmek. Tenbih. Uyarma. Kalbe gelen doğuş, ilham.

ihtarat

  • (Tekili: İhtar) İhtarlar, hatırlatmalar.
  • Dikkati çekmeler, tenbihler.

ihtimam

  • Özenmek, fazla dikkat etmek. Gayret ve dikkat etmek.

ihtimamkarane / ihtimamkârâne

  • Dikkatlice ve özenle çalışarak.

ihtimamkarlık / ihtimamkârlık

  • Dikkatle çalışma, özenle iş görme.

ikazkar / ikazkâr

  • Uyarıcı, dikkat çeken.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

im'an

  • Fazla dikkat ve ihtimam. Bir şeyde çok ileri gitmek.
  • Bir adamın hakkını ikrar eylemek.
  • Pek uzağa koşmak ve bir hususta hakkı mütecaviz olmak üzere, mübalâğa ve içtihad etmek.

im'an-ı nazar / im'ân-ı nazar

  • Bir işi dikkatle düşünmek; inceden inceye bakmak ve tedkik etmek.
  • Bir işi dikkatle düşünmek; bir şeye inceden inceye bakmak.

iman / imân

  • Çok dikkatli olma.

imtihan

  • Deneme, Tecrübe etmek.
  • Bir şeyin hakikatına ıttılâ peyda etmek için çok dikkatle düşünmek.
  • Salâhiyet veya salâhiyetsizliğini anlamak için yapılan teftiş ve tecrübe.

inayet / inâyet

  • Dikkat, gayret, özenme.
  • Lütuf, ihsan, iyilik.

istibsar

  • Basiretli olmak. Düşünceli, hesaplı ve dikkatli iş yapmak ve hareket etmek.

istifham

  • Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak.
  • Edb: Cevap istemek için değil, daha çok dikkati çekmek, hisleri kuvvetlerdirmek maksadıyla soru şeklinde söylemek san'atıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların te'siri altında vuku bulur.

istikra'

  • Gezmek, dolaşmak, etraflı bilgi edinmek. Ayrı ayrı hâdiselerdeki müşterek vasıflara dikkat ederek umumi bir netice çıkarmak. Umumi araştırmak. Fertten umuma âit hüküm sâhibi olmak.

istinfaz

  • Bir yerin bütün her tarafını iyice öğrenebilmek için dikkatle bakma, inceleme.

itar

  • Bir şeyin peşini bırakmayıp tâkib etme.
  • Dikkat ve hiddetle bakma.

itibar / itibâr / اعتبار

  • Saygınlık. (Arapça)
  • İtibar etmek: Değerlendirmek, dikkate almak. (Arapça)

itina

  • Bir işi yaparken gösterilen özel dikkat.

jerfbin / jerfbîn / ژرف بين

  • Dikkat sâhibi, dikkatli. (Farsça)
  • Ayrıntılı düşünen, dikkatli. (Farsça)

kalender

  • İbâdetlerin görünmesine önem vermeyen, herkese tatlı söyleyerek kalb kazanmağa çalışan, farzları yapmaya dikkat eden ve dünyâya düşkün olmayan kimse.

kemal-i dikkat / kemâl-i dikkat

  • Tam ve eksiksiz dikkat.

kemal-i dikkat ve intizam / kemâl-i dikkat ve intizam

  • Tam bir dikkat ve düzen.

kemal-i dikkatle

  • Büyük bir dikkatle. (Arapça - Farsça - Türkçe)

kemal-i ihtimam / kemâl-i ihtimam

  • Son derece dikkat ve ihtimâm.
  • Son derece dikkat, özen ve titizlikle.

kemal-i itina ve ihtimam / kemâl-i itinâ ve ihtimam

  • Son derece dikkat ve özen.

kemal-i merak ve dikkatle / kemâl-i merak ve dikkatle

  • Oldukça meraklı ve dikkatli bir şekilde.

kıraat

  • Okuma. Düzgün ve çabuk okuma.
  • Okuma kitabı.
  • Fık: Namazda Kur'an-ı Kerim'den bir miktar okumak.İnsan bir yazıyı ya kendi kendine yahut başkasına dinletmek üzere okur. Hususi mütâlaa nasıl olsa olur. Fakat dinletmekten maksad, anlatmak olduğu için o yolda okumanın dikkat edilec

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

laubali / lâubali

  • Alâkasız, kayıtsız, hürmetsiz, dikkatsiz. Senli benli. ("Lâ" harfi ile" Ubâli" muzari fiilinden müteşekkildir.)

laubaliyane / lâubaliyane

  • Lâubalilikle. Kayıtsız, alâkasız, saygısız ve dikkatsiz bir şekilde. Senli benli olarak. (Farsça)

lehaza

  • Gözucu ile bir şeye dikkatlice bakmak.

mantıki kıraet / mantıkî kırâet

  • Acele etmeyerek fakat imlâ kaidelerine dikkat ederek, yâni virgüllerde biraz, noktalı virgüllerde biraz daha durmak, teâcüb ve istifhamları anlatmak, muhaverelerde konuşanların sözlerini ayırmak suretiyle okumaktır.

manzur / منظور

  • Bakılan. (Arapça)
  • Dikkat çeken. (Arapça)
  • Manzur olmak: Görülmek, göze çarpmak. (Arapça)

matmah-ı nazar

  • Hırsla, dikkati dağıtmadan bakılan, bakma.

med

  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

medar-ı dikkat

  • Dikkat edilmesi gereken yer.

medar-ı ibret ve dikkat / medâr-ı ibret ve dikkat

  • İbret ve dikkat sebebi, vesilesi.

medar-ı nazar / medâr-ı nazar / مَدَارِ نَظَرْ

  • Dikkatle bakmaya sebeb.

medeniyetperver

  • Medeniyeti seven; toplu yaşamanın gerektirdiği şartları dikkate alarak hareket eden.

mesele-i şeriat

  • Dikkat; şeriat ile alâkalı mesele.

mu'tena

  • İhtimam edilmiş. Özenilmiş. Dikkat ve itinâ olunur hâlde olan.

mu'teni

  • İtina eden. Özenen. Dikkat ve ehemmiyet veren.

muanat

  • Bir şeyin zahmetini çekme.
  • Bir nesneyi dikkatle göz altında bulundurma. Ona göz kulak olma.

mübalat / mübâlât

  • Kayırmak.
  • Dikkat etmek. İtina göstermek.
  • Dikkat, itina.

mübalat-kar / mübalat-kâr

  • Dikkat, itina ve düşünce ile kaygılanan. (Farsça)

mubemu

  • Tel tel, kıl kıl. Birer birer. İnceden inceye, çok dikkatle. (Farsça)

mucib-i merak / mûcib-i merak

  • Dikkati çeken, merak sebebi.

müdakkik / مُدَقِّقْ

  • Dikkatli.
  • Dikkatle inceleyen.

müdakkikane / müdakkikâne

  • Dikkatlice, araştırıp inceleyerek.

müdebbirane / müdebbirâne

  • Müdebbir olana yakışır şekilde. Tedbirlice. Her işi önceden ayarlayarak, dikkatlice geleceği düşünerek. (Farsça)

müdekkik

  • Dikkatle araştıran. İnceden inceye tetkik eden. En ufak gizli şeyleri bilmeğe, görmeğe çalışan. (Konuşurken ekseriyetle müdakkik denir.)

mukdimane / mukdimâne

  • Gayret ve dikkatle. (Farsça)

mülahaza / mülâhaza

  • Mütâlaa. Dikkatle bakmak. İyice düşünüp bir işin hakikatını tetkik etmek. Tefekkür, düşünce.
  • Dikkatle bakma,
  • İyice düşünme, düşünce.
  • Dikkatle bakma, iyice düşünme.

mülahaza etme / mülâhaza etme

  • Dikkatle bakma etraflıca düşünme.

müraat-ı efham / müraât-ı efhâm

  • Zihinlere, anlayışlara uygun davranma; anlayış seviyelerini dikkate alma.

murasade

  • (Rasad. dan) Rasad etme, gözetleme.
  • Dikkatle bakma.

müsamaha

  • (Çoğulu: Müsamahât) Hoş görürlük, dikkat etmemek, aldırış etmemek. Kusurlara göz yummak.

müstaksi / müstaksî

  • (Kusv. dan) Dikkatle araştıran.
  • Sonuna, nihâyetine varmak isteyen.

mütalaa / mütâlaa / مُطَالَعَه

  • Dikkatle okuma, inceleme.
  • Dikkatle okuma.

mütalaa eden / mütalâa eden

  • Dikkatli okuyan, inceleyen.

mütalaagah / mütalâagâh

  • Dikkatlice okuma ve inceleme yeri.

mütali / mütâli

  • Dikkatlice okuyup inceleyen.

mütebassır

  • (Basar. dan) Dikkatle bakan, ilerisini gören, iyice düşünen. Basiretli.

mütefahhıs

  • (Fahs. dan) Dikkatle araştıran, sorup tetkik eden, inceliyen.

mütefekkirane / mütefekkirâne

  • Derin ve dikkatli düşünerek, mütefekkire yakışır surette. (Farsça)

mütehaddi

  • Çekişen, çekişip kavga eden. Tahaddi eden.
  • Dikkatle bakan.

mütehassis

  • İnsan sözüne kulak verip dinleyen.
  • Hayırlı işlere dair haberlere dikkat edip araştıran.
  • Çok duygulu, duygulanmış, hisli.

mütehazzir

  • (Hazer. den) Sakınan, çekinen, dikkatli davranan.

mütehazzirane / mütehazzirâne

  • Çekinerek, sakınarak, dikkatli davranarak. (Farsça)

mütekassi

  • Dikkatle araştıran.

mütekayyid

  • (Çoğulu: Mütekayyidîn) (Kayd. dan) Dikkatli davranan.

mütekayyidane / mütekayyidâne

  • Dikkatli davranarak, kayıtlı bulunarak. (Farsça)

mütekayyidin / mütekayyidîn

  • (Tekili: Mütekayyid) (Kayd. dan) Dikkatli davrananlar, kayıtlı bulunanlar.

mütenazzır

  • Dikkatle bakarak düşünen. Düşünerek dikkatle bakan.

mütenazzirane / mütenazzirâne

  • Dikkatle bakıp düşünerek. (Farsça)

müterassıdin / müterassıdîn

  • (Tekili: Müterassıd) Dikkatle gözetenler, rasad edenler, kollıyanlar, bekliyenler.

mütetebbi'

  • Dikkatle araştıran. Tetebbu eden.

müteyakkızane / müteyakkızâne

  • Uyanık ve dikkatlice, göz açıklığı ile. (Farsça)

nazar / نَظَرْ

  • Dikkat.
  • Dikkate alma.

nazar-ı beşer

  • İnsanın dikkati.

nazar-ı dikkat / نَظَرِ دِقَّتْ

  • Dikkatle bakış.
  • Dikkatli bakış.

nazar-ı dikkat-i ammeyi celb etme / nazar-ı dikkat-i âmmeyi celb etme

  • Bütün kamuoyunun dikkatini çekme.

nazar-ı dikkate almak

  • Dikkate almak, göz önünde bulundurmak.

nazar-ı dikkati celb etme

  • Dikkat çekme.

nazar-ı dikkati celb etmek

  • Dikkat çekmek.

nazar-ı ehemmiyet / نَظَرِاَهَمِّيَت

  • Önemle dikkate alma.

nazar-ı ehl-i dikkat

  • Dikkatli olan kimselerin gözü, bakışı, ilgisi.

nazar-ı inayet / nazar-ı inâyet

  • Önem ve özen ihtiva eden dikkatli bakış,.

nazar-ı insan

  • İnsanın dikkati, bakışı.

nazar-ı itibar

  • Dikkate alma.

nazar-ı itibara alınma

  • Dikkate alınma, göz önüne alınma.

nazar-ı itibara alınmadı

  • Dikkate alınmadı.

nazar-ı itibara almak

  • Dikkate almak.

nazar-ı mütalaa / nazar-ı mütalâa / nazar-ı mütâlaa / نَظَرِ مُطَالَعَه

  • Dikkatlice bakıp anlamaya çalışmak.
  • Dikkatli okuma gayeli bakış.

nazar-ı teemmül

  • İnceden inceye araştırma, inceden inceye düşünme, dikkate alınma.

nazara alınma

  • Dikkate alınma.

nazara alınmama

  • Dikkate alınmama.

nazara alma

  • Dikkate alma.

nazara almak

  • Dikkate almak.

nazarı cazip

  • Dikkat çeken.

nazarından

  • Gözünden, dikkatinden.

nazır-ı binazir / nâzır-ı bînazîr

  • Benzersiz bakıcı, dikkatle bakan.

ned'

  • Dikkat etmek.

nükte

  • Dikkat edilince anlaşılabilen ince mânâ.
  • İnce mânalı söz, idraki ve anlaşılması nezâket ve zarifliğe dayanan nazik husus. İbarenin asıl mânasından başka olan nazik ve lâtif mânâ, dikkatle anlaşılabilen ince mânâ.
  • Yere ağaçla vurup eser bırakmak.

rasıd

  • (Çoğulu: Râsıdân) (Rasad. dan) Gözleyen, gözeten, rasad eden. Dikkatle bakan.

rasıdan / rasıdân

  • (Tekili: Râsıd) Dikkatle bakıp gözliyenler, rasad edenler.

rassad

  • (Rasad. dan) Rasad eden. Dikkatle gözleyen.

saal

  • Dikkat.

saf

  • Katışıksız, berrâk, temiz.
  • Zeki olmayan, derin düşünmeyen, dikkatsiz.

sagat

  • Aslı "sagavet" olup, bir cihete meyil demek olan "sagav" masdarından fiil-i mâzi müfred müennesdir. Muzarisi : "tasgi" gelir. " Velitasgi ileyh"; söz dinlemek veya dikkat edip kulak vermek, imâle-i guş etmek demek olan ısga da, bundan müştaktır.

şayan-ı dikkat / şâyân-ı dikkat

  • Dikkate değer, ilginç.

şisı'

  • Büyük ve çok mal.
  • Dar yer. Bir yerin uç tarafı.
  • Nalın kayışı.
  • Bir malı dikkatle bekleyip koruyan.

tabassur

  • (Basar. dan) Dikkatle bakıp, esasını kavrama. Dikkatle gözetiş.

tabir-i hakimane / tâbir-i hakîmâne

  • Hikmetli ifade; sorulan bir suale, soranın hâlini dikkate alarak cevap verme.

tadilierkan / tâdilierkân

  • Namazı dikkat ederek ve hakkını vererek kılmak.

tahammüc

  • Dikkatle bakmak.

tahdic

  • Dikkatle bakmak.
  • Atmak.

tahdik

  • (Hadeka. dan) Gözünü dikip, ayırmadan ve dikkatle bakma.

takayyüd

  • Bağlanma. Bağlı olmak. Kayıtlı bulunmak.
  • Çalışmak. Çabalamak. Uğraşmak.
  • Dikkatli davranmak.

tarassud

  • Bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme. İntizar üzere olma. Gözetleme.
  • Bir şeyi çok dikkat ederek gözetleme.

teb'an

  • Bir şeye bağlı olarak; bir şeye bağlı olduğu şeyi dikkate alarak ikinci derecede bakmak.

tebassur

  • Göz açıklığı, dikkat-i nazar. İleri görüş.

tedennük

  • Dikkatle bakmak.
  • Ayırtmak.
  • Su dökülmek.

teemmel / تَأَمَّلْ

  • "Derin ve dikkatlice düşün!".
  • Düşün, dikkat et, incele (mânasına emirdir).
  • Etraflıca düşün! Dikkat et!.

teenni / teennî / تأنى

  • Acele etmeden düşünerek iş görme, dikkatli davranma.
  • Yavaşlama, duraksama. (Arapça)
  • Dikkat gösterme. (Arapça)

teennuk

  • Nazarında ve fikrinde dikkatli olmak. İttikan. Eşyanın hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yapılışı.

tefahhus

  • Bir şeyin, bir mes'elenin iç yüzünü dikkatle araştırma.

tefe'ül

  • Fal açmak.
  • Bazı hâdiseleri, tevafukları uğurlu saymak. Meselâ: Bir kitabı rast gele açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ona dikkat ederek onu uğurlu ve esas bir ders sayma gibi.
  • Olacak şeyi tahmin etmek. (Zıddı: Teşe'üm)

teferrüs

  • Ferasetle bir şeyi kestirmek. Bir şeyi dikkat ve teemmül ederek isabetli olarak idrak etmek, anlamak.
  • Zannetmek.

tekahül / tekâhül

  • Dikkatsizlik, ihmal.

temayüz / temâyüz / تمایز

  • Seçkinlik, üstünlük, ayrıcalık. (Arapça)
  • Temayüz etmek: Seçkinlik kazanmak, ayrıcalık kazanmak, dikkat çekmek. (Arapça)

tenattus

  • Dikkatle tecessüs etmek, araştırmak.
  • Ayırmak.

tenazzur

  • Dikkatle bakarak düşünme. Düşünerek dikkatle bakma.

tenkih

  • Araştırıp, dikkat edip bir şeyin sonuna hakikatına ermek.
  • Bir şeyin fazla ve gereksiz kısımlarını çıkarıp kısaltarak düzeltmek.
  • Temizlemek.
  • Bütçe tanzimi için maaşları azaltmak.

tesamuhat

  • (Tekili: Tesâmuh) Hoş görmeler, müsâmahalar.
  • Dikkatsiz ve kayıtsız davranmalar.

tetbin

  • Fikrinde ve görüşünde dikkat etmek.

tevehhüs

  • Bir işe dikkat ve itina ile koyulma.

tevennuk

  • Dikkatle bakmak.

teyakkuz-u tam

  • Tam bir uyanıklılık; bütün yönleriyle uyanık ve dikkatli olma hâli.

vakf-ı nazar

  • Dikkatin bir konu üzerinde yoğunlaşması.

vazifeşinas / vazifeşinâs

  • Vazifesini, işini dikkatli yapan, işine bağlı kimse.
  • İşini dikkatle yapan. Vazifesini özenerek, severek yapan. (Farsça)

vazifeşinaslık

  • Vazifesini, işini dikkatli yapma.

vech-i dikkat

  • Dikkat ve ferasetle.

yakaza

  • Uyanıklık, dikkatli olma, uyku ile uyanıklık arasındaki hal.

yakza

  • Uyanıklık. Dikkatte olma.

yakzaten

  • Uyanık olarak. Şuurlu ve dikkatli surette.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın