LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te diken ifadesini içeren 94 kelime bulundu...

abey-seran

  • Fesliğen.
  • Şiddetli emir.
  • Şer ve mekruh nesne.
  • Bir dikenli ağaç.

af'af

  • Devedikeni ağacının yemişi.

akkub

  • Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot.

ar'ar / عرعر

  • Dikenli ardıç ağacı, dağ selvisi.
  • Mc: Güzelin boyu bosu.
  • Anırma. (Arapça)
  • Dikenli ardıç. (Arapça)

bahire / bâhire

  • Dikenli ağaç.
  • Çok koşan cins bir deve.
  • Çok koşan cins deve.
  • Dikenli ağaç.

bahye-zen

  • Terzi, dikiş diken, dikişçi. (Farsça)

belemun

  • Çakır dikeni.

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

bi-har / bî-har

  • Dikensiz. (Farsça)

bühma / bühmâ

  • Dikenli ağaç.

came-duz

  • Terzi, elbise diken.

dari / darî

  • Acı ve dikenli bir ağaç.

dari'

  • Hurma dikeni. Acı ve dikenli bir ağaç.

dicac

  • Ummanda yetişen büyük bir dikenli ağacın suyudur ve sabun gibi kiri izâle eder.

dunehu hart-ül katat

  • "Elini dikenli ağaç üzerine çekmek, ondan daha kolay." meâlinde bir tabirdir.

duz

  • Dikici, diken, dikmiş. (Farsça)

esl

  • Dikenli ağaç.
  • Süngü.
  • Hasır otu.

eşvak

  • Dikenler. (Nebat)
  • Tıb: Kemiklerin uzaması.

gada

  • (Tekili: Gazâ) (Gadat) Dağ armudu ağaçları. Dikenli ağaçlar.
  • Ateşi uzun müddet devam eden seksek ağacı.

garkad

  • Bir dikenli ağaç.
  • Medine-i Münevvere'de olan kabristana "Baki-ul Garkad" denir.

gazat

  • (Çoğulu: Guzâ) Dağ armudunun ağacı.
  • Dikenli ağaç.
  • Seksek ağacı.

geven

  • Dikenli bir tür çalı.
  • Çalı. Dikenli ve bir karış kadar boyunda bir nebat. Aslı Gevân'dır. (Türkçe)
  • Dikenli bir bitki.

gül

  • Küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhurdur. Şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok cinsi vardır. (Farsça)

gussa

  • Keder. Tasa.
  • Gam.
  • Boğaza takılan yemek.
  • Ağaç, diken.

hac

  • (Tekili: Hâcet) İhtiyaçlar.
  • Devedikenleri.

hacce / hâcce

  • (Çoğulu: Havâcc) Hacca giden, usulüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ederek hac vazifesini yerine getiren kadın veya kız.
  • (Çoğulu: Hâcc) Bir cins diken.

har / hâr / خار

  • Diken.
  • Diken. (Farsça)
  • Diken. (Farsça)

har-püşt

  • Diken sırtlı. (Farsça)
  • Mc: Kirpi. (Farsça)

har-zar

  • Çalılık, dikenlik. (Farsça)

haristan / hâristan / خارستان

  • Çalılık, dikenlik. (Farsça)
  • Dikenlik. (Farsça)

harzar / hârzâr / خارزار

  • Dikenlik. (Farsça)

haşef

  • Hurmanın yaramazı.
  • Eski elbise diken.
  • Devenin sütünün çok olması.

hasek

  • Kin, adavet, hased.
  • Savaş âletlerinden, üç köşeli diken şeklinde bir silâh.

haseke

  • (Çoğulu: Husek) Kin tutmak, adavet etmek.
  • Demir dikeni denilen üç köşeli diken.
  • Demirden yapılan üç köşeli "bıtırak" denilen harp âletleri.

hayyat

  • Terzi. Dikiş diken sanatkâr.

hazad

  • Yaş ağaçtan kesilmiş budak ve diken.

hazd

  • Ağaçtan diken koparmak.
  • Ağacın kabuğunu soymak.
  • Çok hızlı ve şiddetle yemek yemek.

heras

  • Dikenli ağaç.

hil'at-duz

  • Kaftan diken, terzi. (Farsça)

hızad

  • Dikensiz ağaç.

hüma

  • Bir çeşit diken.

idris

  • İlk elbiseyi diken peygamber.

ikşi'rar

  • Ürperme. Ürkmeden dolayı tüylerin diken diken kalkması ve derinin iğne iğne kabarması.

ız

  • (Çoğulu: Uzuz-A'zâz) Çok zekâlı kötü adam.
  • Dikenli ağaçların küçüğü.

ızahet

  • (Çoğulu: Izât) Dikenli büyük ağaç.
  • Yalan, sihir, bühtan.

ızat

  • Yalan. Sihir. Bühtan.
  • Dikenli büyük ağaç.

kallas

  • Takke dikici, takke diken.

kasime / kasîme

  • (Çoğulu: Kasim) Dikenden başka ot bitmeyen kumlu yer.

katade

  • (Çoğulu: Kutad) Dikenli ot. Mugaylan dikeni.

kebbah

  • Gönden bardak ve matara diken kimse.

ketib

  • Dikici, diken.

kıtade

  • Geven, dikenli ot.

küseyra

  • Bir dikenli ağacın zamkı.

mahdud

  • Dikeni kesilmiş ağaç.

mıtla

  • (Çoğulu: Metâli) Dikenli otlar biten yumuşak yer.

mugaylan

  • Çölde yetişen bir nevi dikenli çalı. Deve dikeni.

mugaylanzar

  • Dünya. (Farsça)
  • Deve dikeni biten yer, dikenlik. (Farsça)

mugilan / mugîlân / مغيلان

  • Deve dikeni. (Arapça > Farsça)

muk

  • Diken. (Farsça)

mukanfez

  • Üzeri yumuşak dikenlerle örtülü olan hayvan. Kirpi.

müşevvek

  • (şevk. den) Dikenli. Diken şeklinde sivri olan.

müşvike

  • Dikenli ağaç.

nakş

  • Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak.
  • Resim.
  • Tezyin etmek.
  • Bedene batmış dikeni çıkarmak.
  • Bir şeyin esasını araştırmak.
  • Yaymak.
  • Suda ıslanmış hurma.
  • İpekle, sırma ile işleme.
  • Mc: Hile.

nasib

  • Nasbeden, bir şeyi bir şeye diken.
  • Gr: Harfi (e) diye üstün okutan.

nek'a

  • Kalkan dikeni üstündeki kızıl kap.
  • Her kırmızı olan şey.

neşb

  • (İğne ve diken) batma, girme.

niş

  • (Arı, akrep gibi böceklerde olan) İğne. (Farsça)
  • Diken. (Farsça)
  • Ağu, zehir. (Farsça)

nişhar

  • Diken batmış, iğnelenmiş. (Farsça)

palan-duz

  • Semerci, palancı. Semer diken. (Farsça)

postinduz

  • Kürk diken. (Farsça)

sa'dane

  • (Çoğulu: Sâdân) Develerin yediği dikenli ot.
  • Devenin göğsü.
  • Tırnak dibinin siniri.
  • Terâzi kefesinin iplerinin altındaki düğme.
  • Kadın memesinin etrafı.

şa'ra

  • (Çoğulu: Şüâr) Çok miktar ağaç.
  • Bir nevi zerdali.
  • Kuyruğunda dikeni olan bir cins sinek.

şaik

  • Dikenli.

semure

  • Dikenli bir ağaç.
  • Sakız ağacı.

şevk

  • Diken.
  • Birinin hiddet ve şevketi görünmek.
  • Ekin.

şevket

  • Kudret ve kuvvetten doğma haşmet. Padişaha mahsus heybet ve saltanat.
  • Diken. Diken batmak.

şevkistan

  • Dikenlik. (Farsça)

sif'

  • Toprak.
  • Buhmâ otunun dikeninin az olması.

siyac

  • Dikenli duvar.

sülae

  • Hurma yaprağının, başında olan dikeni.

şütürhar / şütürhâr / شترخوار

  • Deve dikeni. (Farsça)

şüzam

  • Tuz.
  • Akrep ve arı dikeni.

takıyye-duz / tâkıyye-duz

  • Takkeci, takke diken. (Farsça)

tammah

  • Her şeye göz diken pek hırslı kimse.

teşvik

  • Diken bitmek.
  • Ağacın dikenli olması.

tursus

  • (Çoğulu: Tarâsis) Kalkan denilen dikenli ot.

uşere

  • (Çoğulu: Uşur-Uşerat) Sütleğen cinsinden dikenli, yassı yapraklı ağaç.

üskuf

  • (Çoğulu: Esâkife) Pabuç diken, kunduracı.

üştürhar / üştürhâr / اشترخار

  • Deve dikeni. (Farsça)

vahir

  • İğne.
  • Diken.

veşi'

  • (Çoğulu: Veşâyi) Bezlerde olan yol yol alaca.
  • Sümâme otundan yapılan hasır.
  • Ağaçlardan kuruyup düşen nesne.
  • Girilmemesi için bahçe ve bostanların çevresine dikilen ağaç veya konan diken.
  • Az nesne.

yenbub

  • Dikenli bir ağaç.

yez

  • Bağ, bahçe, tarla vs. gibi arazilerin etrafına çekilen dikenli çalı. Çit. (Farsça)

zari'

  • Hurma ağacının dikeni.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR