LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dert ifadesini içeren 77 kelime bulundu...

ahdas / ahdâs / احداث

  • (Tekili: Hades) Yeni hâdiseler, fena şeyler. Dertler, musibetler.
  • Gençler.
  • Yeni olaylar. (Arapça)
  • Dertler. (Arapça)
  • Gençler. (Arapça)

alem-i mihnet / âlem-i mihnet

  • Dert ve zahmet dünyası.

areng

  • Dirsek. (Farsça)
  • Dert, keder. (Farsça)
  • Hile, dubârâ. (Farsça)
  • Tarz, tavır, üslüb. (Farsça)
  • Vali, hakim. (Farsça)
  • Zannolunur ki, galiba, öyledir, benzer gibi bir yakınlık ve benzerlik ifâde eder. (Farsça)

ayn-ı dert

  • Tam bir dert.

bakıa

  • Dert, belâ, musibet.

belv

  • (Belvâ) Dert, çile. Musibet. Zahmet.
  • İmtihan, tecrübe.

berzah / برزخ

  • Cehennem. (Arapça)
  • Dil, kara uzantısı. (Arapça)
  • Sorun, dert. (Arapça)

bess

  • İçindekini açığa vurmak.
  • Neşretmek, yaymak.
  • Ayırmak.
  • Dert, keder.
  • Merak.

betyab

  • Mihnet, keder, dert, gam, kaygı, elem. (Farsça)

bevas

  • Sıkıntı, keder, mihnet, elem, dert, kaygı, gam. (Farsça)
  • Yokluk. (Farsça)

bilabil

  • Elem, keder, tasa, dert, gam.
  • Telâş.

çilekeş

  • Çile çekmiş. Çile dolduran, dert çeken.

da' / dâ'

  • Hastalık, dert.

derd / درد

  • Dert, hastalık, üzüntü, dilek, mesele.
  • Dert. (Farsça)
  • Acı. (Farsça)
  • Ağrı. (Farsça)

derd-aşina

  • Dert görmüş, mihnet görmüş kişi. (Farsça)

derdmend / دردمند

  • Tasalı, kaygılı, dertli. (Farsça)
  • Dertli. (Farsça)

derdnak

  • Dertli, kederli, kaygılı, tasalı. (Farsça)

dert-mend

  • Dertli.

dertmend

  • Dertli.

dil-riş

  • Dertli, kalbi yaralı, gönlü yaralı. (Farsça)

elem

  • Ağrı. Acı. Keder. Sancı. Dert. Gam. Kaygı.
  • Keder, dert, üzüntü, sıkıntı, acı.

elem-i elim / elem-i elîm

  • Çok acı veren sıkıntı, dert.

elem-zede

  • Acılı. Kederli. Dertli. (Farsça)

elemzede-gan / elemzede-gân

  • (Tekili: Elemzede) Elemliler, kederliler, dertliler. (Farsça)

eskam

  • (Tekili: Sakam) İlletler, hastalıklar, dertler.

gaile

  • Dert, sıkıntı, baş belâsı. Tasa, zor iş.
  • Düşünce.

gamm

  • Keder, tasa, dert, elem, kaygı.

gamm-güsar

  • Teselli veren, gam ve kederi defeden dert ortağı. Arkadaş. (Farsça)

gavail

  • (Tekili: Gaile) Musibetler, belâlar.
  • Dertler, sıkıntılar, kederler, hüzünler.
  • Felâketler, âfetler.

gumum

  • (Tekili: Gamm) Tasalar, kederler, dertler, kaygılar, hüzünler.

güsar

  • Yiyen, yiyici. İçen, içici manalarına birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Gam-güsar : Dert ortağı, arkadaş. (Farsça)

hal / hâl

  • Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
  • Cezbe.
  • Dert, keder, elem.
  • Mecâl. Kuvvet.
  • Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken

hali / halî

  • Gamsız, kedersiz, gailesiz, dertsiz.
  • Evlenmemiş erkek, bekâr adam.

hasbihal / حسب حال

  • Halleşme, dertleşme. (Arapça - Farsça)
  • Hasbihal etmek: Halleşmek, dertleşmek. (Arapça - Farsça)

havb

  • (Hub - Havbet) Günah, ma'siyet.
  • Fakirlik.
  • Meşakkat.
  • Maraz, ağrı, dert.
  • Ana, baba.

hem-derd

  • Dert yoldaşı, dert arkadaşı. Aynı dert ve kedere düçar olanların beheri. (Farsça)

hemahim

  • (Tekili: Hemheme) Üzüntüler, kederler, dertler, tasalar.

hemderd / هم درد

  • Dert ortağı. (Farsça)

iflah / iflâh / افلاح

  • Rahata erme, kurtulma. (Arapça)
  • İflâh etmek: Ondurmak, dertten kurtarmak. (Arapça)
  • İflâh olmak: İyileşmek, kurtulmak. (Arapça)

ille

  • (İllet) Esas sebeb. Vesile.
  • Hastalık, maraz, dert, sakatlık. Mûcib, maksad, gaye.

iltiya'

  • Heyecanlanmak, iç alevlenmesi.
  • İç sıkıntısı çekme, dertlenme.

kemend-i mahbub-i ilahi / kemend-i mahbûb-i ilâhî

  • Allahü teâlânın sevdiklerini kendisine çekmek için gönderdiği sebebler, dert, belâ ve sıkıntılar.

küllü dain

  • Bütün hastalıklar. Bütün dertler.

maraz

  • Hastalık, illet, dert. Belâ.

mariz

  • (Maraz. dan) Hasta. İlletli. Dertli.

mearre

  • Keffaret, diyet.
  • Elem, meşakkat, dert, günah.

mekarih / mekârih

  • (Tekili: Mekrehe) İnsana tiksinti veren şeyler.
  • Sıkıntılar, dertler.

menkub

  • (Nekbet. den) Dert ve meşakkatlere mâruz kalmış olan.
  • Rütbe ve haysiyyetten düşmüş olan.

mihnet / محنت

  • Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ.
  • Mc: Tecrübe, sınamak.
  • Sıkıntı, acı, dert. (Arapça)

mübtela / mübtelâ

  • Dertli. Hasta. Başı sıkıntılı. Rahatsız. Belâlı. Düşkün. Tutkun. Tutulmuş.

müfecci'

  • Acıtan, üzen, keder veren, dertli eden.

mükedder

  • Dertli, üzüntü duyan.

musibet / musîbet

  • Âfet, belâ, felâket, hastalık, dert.
  • Afet. Belâ. Felâket. Hastalık. Dert.

mütefecci'

  • Acınan, dertli olan.

mütevecci'

  • Dertli, sıkıntılı.
  • Ağrı duyan.

mütevecciane / mütevecciâne

  • Sıkıntı ile. Dertli olarak. (Farsça)
  • Ağrı duyarak. (Farsça)

nasab

  • Dert.
  • Zahmet, meşakkat.

necis

  • Pis, necasetli, murdar.
  • Şifa bulmaz dert.

neked

  • Sıkıntı, dert, keder. Belâ, musibet.

pay-der-gil

  • Ayağı çamurda. (Farsça)
  • Sıkıntıda, dertte. (Farsça)
  • Mc: Davranamaz. (Farsça)

rehide

  • Sıkıntı ve dertten kaçmış olan. (Farsça)

rencidegi / rencidegî

  • İncinip hatırı kırılmış olma. (Farsça)
  • Dertlilik, kederlilik. (Farsça)

rencur

  • İncinmiş. Sıkıntılı, rahatsız, dertli, hasta. (Farsça)

rencuri / rencurî

  • Dertlilik, rahatsızlık, hastalık. İncinmiş olma. (Farsça)

sakam

  • (Sekam) İllet, hastalık, dert.
  • Hata ve yanlış.
  • Zillet.

sakamet

  • Bozukluk, ziyan, noksan, zarar, eksiklik.
  • Keyifsizlik.
  • Dert.

secde-i şükr

  • Bir nîmete kavuşan veya bir dertten kurtulan kimsenin Allahü teâlâ için yaptığı secde.

ser-azad

  • Hür, serbest. Başı boş. (Farsça)
  • Dertsiz, rahat. (Farsça)

suhne

  • Kızgınlık.
  • Gözü yaşlı, dertli olmak.

şükr secdesi

  • Kendisine nîmet gelen veya bir dertten ve sıkıntıdan kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için yaptığı secde.

tefci'

  • (Çoğulu: Tefciât) Canını yakma, acıtıp ağrıtma. Dertli kılma.

tefeccu'

  • Canı yanma, acıma. Kaygılı olma, dertli olma.
  • Belâ ânında hüzünlü olma.

telh-kam / telh-kâm

  • "Damağı acı": Kederli, dertli. (Farsça)

telvi'

  • (Çoğulu: Telviât) İçini yakıp dertlendirme.

teşaki

  • (Şekvâ. dan) Birbirinden şikâyet etme.
  • Dertleşme.

ukde

  • Düğüm, bağ.
  • Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat.
  • Ağaçlık yer.
  • Pelteklik, kekemelik.
  • Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.

üsvet

  • Beraberlik.
  • Halka reis olmak.
  • Dert ortağı. Sâdık arkadaş. Manevî tabib.
  • Nümune ve örnek tutulacak olan insan.