LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dehşet ifadesini içeren 56 kelime bulundu...

akar

  • Köşk, yüksek bina.
  • Bâbil vilayetinde bir yer adı.
  • Dehşetli olmak. Yaralamak. Boğazlamak.
  • Korku ve dehşetten kişinin ayakları titreyip dövüşememesi.

ayn-ı dehşet

  • Tam bir dehşet.

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

betar

  • Çok fazla sevinmek.
  • Hayret.
  • Dehşet.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

darbe-i müthişe ve mühlike

  • Dehşet veren ve helâk eden darbe.

dehhaşe

  • Çok fazla derecede korkunç, dehşet verici.

dehşet-efşan

  • Korkunç, korku ve dehşet saçan, ürkütücü. (Farsça)

dehşet-engiz

  • Çok dehşet verici. Çok korkutucu. (Farsça)
  • Dehşet verici.

dehşet-i hücum

  • Dehşetli saldırı.

dehşet-i mutlaka

  • Sınırsız bir dehşet hali.

dehşetaver / dehşetâver / دهشت آور

  • Dehşet verici. (Arapça - Farsça)

dehşetengiz / dehşetengîz / دهشت انگيز

  • Ürkünç, dehşet verici. (Arapça - Farsça)

dev-i acib-i cehennem / dev-i acîb-i cehennem

  • Acayip ve dehşet veren cehennem devi.

ehval-i muhavvifane / ehvâl-i muhavvifane

  • Dehşetli korkular.
  • Dehşetli korkular.

endaz

  • Atan, atmış, atıcı mânasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dehşet-endaz : Dehşet verici, korkutucu. (Farsça)

engizisyon

  • XVI. ve XVII. asırlarda Hristiyan Katolik Mezhebine âit kiliselerden alâkayı kesen veya Papa'ya karşı gelenlere yapılan -insanları arslanlara parçalatmak, fırında yakmak gibi- dehşetli işkenceler veya onları bu azaba mahkûm eden mahkemelere verilen isim. (Fransızca)
  • Çok ağır ve çok zâlimce cezây (Fransızca)

eşhas-ı müthişe / eşhâs-ı müthişe

  • Dehşet verici icraatlar yapacak olan şahıslar.

hadisat-ı müthişe / hâdisât-ı müthişe

  • Dehşet veren olaylar.

hadise-i müthişe / hâdise-i müthişe

  • İnsanı hayrete ve dehşete düşüren olay.

hail

  • Korku ve dehşet veren.

halet-i müthişe / hâlet-i müthişe

  • Dehşet verici durum.

harak

  • Korkudan veya utanmaktan dolayı dehşet içinde kalmak.

haşyet

  • Korku ve dehşet.

hayal-i hail / hayal-i hâil

  • Korku ve dehşet veren hayal.

hevl

  • Korku. Korku verici.
  • Ürkmek. Dehşet. Yılgınlık. İhtilâl-ı dimağ (beyindeki bozukluk) sebebi ile bâzı hayâli suretler tevehhüm ederek ondan korkmak.

hurk

  • Akılsız, bilmezlik.
  • Dehşet, şiddet.

idhaş

  • Korkutma, dehşet verme, dehşetlendirme.

indihaş

  • Çok korkma, dehşete düşme.

medhuş / medhûş / مدهوش

  • Dehşete uğramış. Şaşırmış. Korkmuş.
  • Dehşete kapılmış. (Arapça)

mehab

  • Dehşetli ve heybetli yer.

müdhiş / مدهش

  • (Müthiş) Dehşet veren, korkutan.
  • Dehşet veren.
  • Dehşet verici. (Arapça)

müdhişe / مدهشه

  • Dehşet verici. (Arapça)

muhavvifane / muhavvifâne

  • Dehşetlice. Korkutucu bir vaziyette. Korkutmak suretiyle. (Farsça)

muhiş / mûhiş

  • Korkutucu, dehşet verici.

mündehiş

  • Dehşet içinde kalmış olan. İndihâş etmiş.

müthiş

  • Dehşetli, korkunç.

muzlim

  • Karanlık. Zulmetli. Dehşetli. Siyahlık. Siyah.
  • Bilinmeyen. Meçhul.

nehib

  • (Nehb. den) Korku, dehşet, ürküntü.
  • Yağmacı, çapulcu.

netice-i müthiş

  • Müthiş ve insanı dehşete düşüren sonuç.

nokta-i istinad

  • Dayanma ve güvenme noktası. Kâinatta cereyan eden ve insana dehşet verip âciz bırakan hâdiseler karşısında insanın çok kuvvetli bir yere dayanmaya ve güvenmeye olan fıtri ihtiyacı.

ra'şet

  • Titreme, titreyiş.
  • Korkmak, havf ve dehşete giriftar olmak.

şefa'at-ı kübra / şefâ'at-ı kübrâ

  • Kıyâmette, o günün dayanılmaz dehşeti ve şiddetli sıkıntıları sebebiyle, insanların mürâcaatları üzerine Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem), onların muhâkeme ve hesâblarının bir an evvel görülmesi için Allahü teâlâya yalvarması ve bu dileğinin kabûl olması. O gün herkes kendi başını

sehm

  • Ok.
  • Hisse. nasib
  • Kısım.
  • Hazine geliri.
  • Korku, dehşet.
  • Hazz.
  • Yay.
  • Dehşet, korku. (Farsça)
  • Ok, hisse, pay, nasib, kısım, hazine geliri, korku, dehşet.

süfyan

  • Âhir zamanda geleceği ve ümmetin karanlık günler yaşamasına vesile olacağı sahih hadislerle bildirilen dehşetli dinsiz ve münâfık bir şahıs.
  • Âhirzamanda gelen ve kendisi gibi münafıklara "ulu önder"lik ederek dini yıkmaya çalışan dehşetli bir dinsiz, islâm deccalı.

taun

  • Vebâ denen dehşetli bir bulaşıcı hastalık. Bu hastalıkta lenf bezlerinde hâsıl olan yumruların herbiri.

tavsifat-ı müthişe / tavsifât-ı müthişe

  • Dehşetli vasıflar, nitelikler.

tedehhüş / تَدَهُّشْ

  • Dehşete düşme. Korkma. Yılma. Ürperme.
  • Dehşete düşme.
  • Dehşete düşme.

tedhiş / tedhîş / تدهيش

  • Korkutma. Dehşete düşürme. Ürkütme.
  • Dehşet salma, dehşete düşürme. (Arapça)

tedliye

  • Sarkıtmak. Yukarıdan aşağıya bırakma.
  • Şaşırma, dehşete düşme.
  • Delil ve vesika hazırlama.
  • (Akıl) gitmek.
  • Ahmak etmek, salaklaştırmak.

tehvil

  • Dehşet göstermek. Korkutma.
  • Dehşetli göstermek, korkutmak.

trajedi

  • yun. Fâcia. Mevzuunu efsanelerden veya tarihî hâdiselerden alan, seyirciler üzerinde merhamet veya dehşet hissi uyandıran sahne eseri.

vahim

  • Korku ve dehşet verici.

vahşet-engiz

  • Dehşet veren, ürkütücü.

vaziyet-i müthişe

  • Dehşet verici durum.

zaman-ı müthişe

  • Dehşet veren zaman dilimi.

zema'

  • Tenbel olmak.
  • Dehşetli olmak.
  • Acele etmek.
  • Yırtmak.
  • Alçak insan, kötü insan.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR