LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te degistirme ifadesini içeren 88 kelime bulundu...

arz

  • Bir büyüğe bir şeyi hürmetle vermek. Bir işi büyüğüne hürmetle anlatmak. İzâh etmek. Takdim etmek. Bir kimseye bir şeyi izhar etmek.
  • Kıymetli bir şeyi diğer bir şeyle değiştirmek.
  • Bir şeyin birden, âniden meydana gelmesi.
  • Altın ve paradan gayrı mal, metâ. Bir şeyin uz

aynen

  • Bir şeyin aslı veya kendisi olarak. Tıpkısına, hiç bir şeyi değiştirmeden, aynı olarak.

becayiş

  • Karşılıklı yer değiştirme, değiş-tokuş.

becayiş-i mekani / becayiş-i mekânî / becâyiş-i mekânî

  • Yer değiştirme. Mekân değişikliği. (Farsça)
  • Karşılıklı yer değiştirme.

bedal

  • Değişme, değiştirme, mübadele. Trampa.

bey'

  • Satmak.
  • Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek.

bidal

  • Bir şeyi başka diğer bir şeyle değiştirme, tırampa etme.

dabv

  • Pişirmek.
  • Tağyir etmek, değiştirmek.

galat-ı tahakkümi / galat-ı tahakkümî

  • Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bi

hımre

  • Bir şeyin bozulup şekil değiştirmesi.

ibdal

  • Değiştirmek. Tebdil ve tahvil eylemek. Birinin yerine diğerini getirmek.

ihlal

  • (Mahal. den) Yer değiştirmek. Vermek. Yerleştirmek.
  • Helâl kılmak.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

iltima

  • Sararıp solmak. Renk değiştirmek.

inkılap ettirme / inkılâp ettirme

  • Değiştirme, dönüştürme.

intikal etme

  • Yer veya konum değiştirme, bir halden diğerine geçme.

irtidad / irtidâd

  • Din değiştirmekle mürted olmak. İslâmiyetten çıkarak dinsiz olmak.
  • Geri dönmek.
  • Din değiştirme, dinden çıkma, dinden dönme.

ishab

  • Çok söylemek.
  • Türlü şeylerden renk değiştirmek.
  • Bir şeye fazla tama' etmek.
  • Kuyu kazıp suyu bulamamak.
  • Zehirlenme veya hastalıktan dolayı renk değişmesi.
  • Kuzu, anasını emmek.
  • Duvarı başı boş salıvermek.

ıslah-ı nefis

  • Nefsi düzeltme, hayatını değiştirme.

istibdal / istibdâl

  • (Bidl ve Bedel. den) Değiştirmek, değiştirilmek.
  • Bir vakfı mülk ile mübadele etmek.
  • Birşey verip yerine başka şey istemek.
  • Askerliği biten erlere tezkere verip yenilerini almak.
  • Değiştirmek. Hâkimin harâb olmuş vakıf binâsını satıp, semeni (bedeli) ile başkasını alarak mütevellîye (vakfın idârecisine) teslim etmesi.

istihale / istihâle

  • Bir hâlden başka hâle geçme, biçim değiştirme.

ıtbak

  • Örtünmek.
  • Yürümek.
  • Değiştirmek.
  • (Bak: İtbak)

izafet-i maklub

  • Ters çevrilmiş terkib. Muzaf-un ileyh ile muzafın yer değiştirmesi olup, böylece birleşik isim ve sıfatlar yapılır. Bu terkibler semâidir; işitilmekle öğrenilir, bir kaideye bağlı değildir. Her terkib bu şekle sokulmaz. Meselâ: Tâb-ı meh: Meh-tâb: Ay ışığı. Çeşm-i âhu: Ahu-çeşm: Ceylân gözlü. Nazar-

kalb / قلب

  • Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.
  • Gönül.
  • Herşeyin ortası.
  • Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme.
  • İmanın mahalli.
  • Fuâd, sıkt-ül ilim, tâbut-ül ilim, beyt-ül hikmet, via-i ilim de denilir. (Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb i
  • Değiştirme. (Arapça)
  • Kalb etmek: Dönüştürmek, değiştirmek. (Arapça)

kalp

  • Yürek.
  • Yürek hastalığı.
  • Gönül.
  • Her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme.

karh

  • Yaralama.
  • Hasta olmak.
  • Bedende çıkan yara.
  • Su olmayan yerde kuyu kazmak.
  • Yanlış ve yalanla hakkı değiştirmek ve battal etmek.

kıraet-i şazze / kırâet-i şâzze

  • Arabî gramer şartlarına uyan ve mânâyı değiştirmeyen, fakat bâzı kelimeleri hazret-i Osman'ın çoğalttığı nüshaya benzemeyen Kur'ân-ı kerîm kırâeti (okunuş şekli).

kümdet

  • Renk değiştirme.

mecr

  • Bir nesneyi devenin karnındaki yavrusuna bey'etmek. Devenin karınındaki yavrusunu bir malla değiştirmek.
  • Çokluk asker.
  • Akıl.

muavazaten / muâvazaten

  • Değiş yapma ile. İki tarafın da rızası dâhilinde değiştirme ile.
  • Hileli, dalavereli.

mübadele / mübâdele

  • Değiştirmek.
  • Değiştirme.
  • Bir şeyi diğer bir şeyle değişmek, değiştirmek, satış.

mübadele etmek

  • Değişmek, değiştirmek.

muhafazakar / muhafazakâr

  • Koruyucu. (Farsça)
  • Dinî amel ve işlere muhabbet eden. Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan. (Farsça)

muhafız

  • Muhafaza eden. Değiştirmeyen. Saklayan. Koruyan. Bekçi.

münaseha

  • Bir şeyi diğerine nakletmek.
  • Döndürmek.
  • Tebdil etmek, değiştirmek.
  • Huk: Bir vârisin, kendine bırakılan mirası alamadan ölmesi.

nakl

  • Bir yerden bir yere götürme. Taşıma.
  • Ev ya da yer değiştirme. Taşınma.
  • Duyduğu bir şeyi başkasına anlatmak, rivayet etmek.
  • Bir dilden başka dile çevirmek.
  • Bir şeyi başka bir yere götürmek, taşımak, yer değiştirmek.
  • Anlatmak, duyduğu bir şeyi başkasına hikâye etmek, rivâyet etmek.
  • Bir dilden başka dile çevirmek, terceme etmek.
  • Eski mest ve çizme.
  • Yırtık elbiseyi yamamak.

nakl-i mekan / nakl-i mekân

  • Yer değiştirmek.

nesh

  • Ist: Şer'i bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırmaktır. (İtikada ait olan ve zamanla değişmeyen hükümlerde nesih olmaz, bunlar sabit birer hakikattırlar.)
  • Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
  • İbtal etmek, hükümsüz bırakmak, değiştirmek.
  • Nakletmek, kaldırma

nesi / nesî

  • Yer değiştirmek, geri bırakmak; Eşhur-ül-hurum (haram aylar) denilen ayları değiştirmek, geri almak.

piyango

  • Bir kumar çeşidi. Mülk sâhiblerinin haklarının miktarlarını değiştirmek veya ortaklardan birinin hakkını yok etmek, yâhut hakkı olmayana pay vermek için yapılan kur'a.

riba

  • Tartısı ve ölçüsü belli olan bir malı aynı cinsten daha fazla olan bir mal ile, bir karşılığı olmaksızın, peşin olarak veya veresiye değiştirmektir.
  • Faiz.
  • Muamelede meşru miktardan tecavüz.
  • Bir şeyin artması, çoğalması.
  • Verilen borç para veya mal karşılığında

riba-i fazl

  • Tartılan veya ölçülen bir cins eşyanın kendi cinsi karşılığında fazlasıyla satılması. Meselâ: Bir kilo buğdayı aynı cins bir kilo yüz gramla değiştirmek gibi.

rücu'

  • Geri dönme, cayma, fikrini değiştirme.

ta'dil / ta'dîl / تعدیل

  • (Adl. den) Aslına zarar vermeden değiştirmek. Tebdil etmek.
  • Hafifletmek.
  • Doğrulaştırmak. Vasat hale koymak.
  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.
  • Değiştirme. (Arapça)
  • Doğrulama. (Arapça)

ta'dilat / ta'dîlat / تعدیلات

  • Değişiklikler, doğrultmalar, değiştirmeler, tebdil etmeler.
  • Değiştirmeler, değişiklik. (Arapça)
  • Ta'dilât yapmak: Değişiklik yapmak. (Arapça)

ta'viz / ta'vîz / تعویض

  • Bedel, bir şey vermek. Karşılık, bedel göstermek.
  • Değiştirmek.
  • Ödün. (Arapça)
  • Değiştirme. (Arapça)

tadilat

  • Değişiklikler, doğrultmalar, değiştirmeler, tebdil etmeler.

tagavvül

  • Renkten renge girmek. Rengini değiştirmek.

tagayyür

  • Değişmek. Başkalaşmak.
  • Bozulmak. Renk değiştirmek.
  • Kokmak.

tagyir

  • Başkalaştırma. Değiştirme. Bozma.
  • İyiden kötüye değiştirme.

tağyir / tağyîr / تغيير

  • Değişme, değiştirme.
  • Başkalaştırma, değiştirme, bozma.
  • Değiştirme, başkalaştırma. (Arapça)
  • Tağyîr edilmek: Değiştirilmek. (Arapça)
  • Tağyîr etmek: Değiştirmek. (Arapça)

tağyir etme

  • Değiştirme.

tağyir etmek

  • Değiştirmek.

tagyirat / tagyirât

  • (Tekili: Tagyir) Değiştirmeler, başkalaştırmalar; bozmalar.

tahavvül / تحول

  • Hal değiştirme.

tahkim

  • Hakem tayin etmek. Hâkim nasbeylemek.
  • Kuvvetlendirme. Sağlamlaştırmak, kavileştirmek.
  • Birisini fesattan men'eylemek.
  • Mahkemede hasmın dâvalarının açıkça belli olması için hâkimi değiştirmek.

tahliye

  • (Haly. den) Süslemek. Donatmak. Donatılmak.
  • Tatlılandırmak.
  • Kim: Bir madde içine hassasını veya kokusunu değiştirmek için şeker, baharat ve benzeri gibi şeyleri katmak.

tahrif / tahrîf

  • (Harf. den) Harflerin yerini değiştirmek. Bozmak. Kalem karıştırmak.
  • Kendi menfaati veya başkasının zararı için bir ibârenin mânasını değiştirmek.
  • Başka tarafa meylettirmek.
  • Bir yazıdaki cümlenin anlamını değiştirme.
  • Bir yazıdaki adın veya cümlenin yerini değiştirme, bozma.
  • Bozma, harflerle oynayarak aslını değiştirme.
  • Bozma, değiştirme.

tahrifat

  • Değiştirmeler, bozmalar.
  • Bir yazıdaki cümlelerin anlamlarını karıştırma, değiştirmeler.

tahvil / تحویل

  • Bir halden başka bir hale getirmek. Değiştirmek.
  • Döndürmek.
  • Faizli borç senedi.
  • Değiştirme.
  • Bir halden başka bir hale getirmek. Değiştirmek.
  • Borç senedi.
  • Değiştirme. (Arapça)
  • Borç senedi. (Arapça)
  • Tahvil edilmek: (Arapça)
  • Değiştirilmek, dönüştürülmek. (Arapça)
  • Teslim edilmek. (Arapça)
  • Tahvil etmek: (Arapça)
  • Değiştirmek. (Arapça)
  • Teslim etmek. (Arapça)

tahvil-i mekan / tahvil-i mekân / tahvîl-i mekân / تَحْوِيلِ مَكَانْ

  • Yer değiştirme.
  • Yer değiştirme.

tahvilat / tahvilât

  • Değiştirmeler.

taklib

  • (Çoğulu: Taklibât) (Kalb. dan) Döndürme, çevirme.
  • Bir şeyin kalıp ve şeklini değiştirme.

tasfih

  • (Safh. dan) (Çoğulu: Tasfihât) Alkışlama, el çırpma.
  • Yaprak yapma.
  • Tağyir etme, değiştirme.

tashif

  • (Çoğulu: Tashifât) Yanılarak yanlış kelime yazma. Yazı yazarken kelimeyi yanlış yazma.
  • Hatâ yapma.
  • Tağyir etme, değiştirme.
  • Yanlış yazma, hem anlamı, hem de kelimeyi değiştirme. Yanılıp yanlış kelime yazma.

te'sin

  • Tağyir etmek, değiştirmek.

te'sir

  • Bir şeyde eser ve nişane bırakma.
  • Vasıfları ve halleri değiştirme.
  • İşleme, dokuma, iz bırakma.
  • İçe işleme.
  • Kederlenme.

tebadül / tebâdül

  • Birbirinin yerine geçme, yer değiştirme.

tebdil / tebdîl / تبديل / تبدیل / تَبْد۪يلْ

  • Değiştirme.
  • Değiştirmek. Tağyir etmek. Bir şeyi başka bir hâle veya şeye değiştirmek.
  • Değiştirme.
  • Değiştirme. Başka kılığa koyma.
  • Değiştirme.
  • Değiştirme, dönüştürme, değişiklik. (Arapça)
  • Tebdîl edilmek: Değiştirilmek, dönüştürülmek. (Arapça)
  • Tebdîl etmek: Değiştirmek, dönüştürmek. (Arapça)
  • Tebdîl olmak: Dönüşmek. (Arapça)
  • Değiştirme.

tebdil etme

  • Değiştirme.

tebdil ve tahvil

  • Değiştirme ve başka hale dönüştürme.

tebdil-i beden

  • Beden değiştirme.

tebdil-i came / tebdil-i câme

  • Elbise değiştirme.

tebdil-i diyar

  • Yer değiştirmek.

tebdil-i mekan / tebdil-i mekân / tebdîl-i mekân / تَبْد۪يلِ مَكَانْ

  • Yer değiştirme.
  • Yer değiştirme.
  • Yer değiştirme.

tebdil-i memleket

  • Memleket değiştirmek.

tebdilat / tebdilât

  • (Tekili: Tebdil) Tebdiller, değiştirmeler.

tebeddü'

  • Ehl-i Sünnetten iken başka mezhebe girme.
  • Dinini değiştirme. İrtidad.
  • İyi olan ahlâkını bozup değiştirme.

tedvir

  • Devrettirmek, döndürmek. Çevirmek.
  • İdare etmek, yönetmek.
  • Daire şekline sokmak.
  • Edb: Bir mısradaki kelimelerin yerini değiştirmekle veznin ve mânanın bozulmamasıdır.
  • Kur'an-ı Kerim kıraatında: Tahkik ile hadr ortasında bir okuma usulüdür. Her iki yönde meşru m

tegavvül

  • Renk değiştirme. Renkten renge girme.

televvün

  • (Levn. den) (Çoğulu: Televvünât) Renkten renge girme. Renk değiştirme.
  • Döneklik, kararsızlık.

telhin

  • (Çoğulu: Telhinât) Okurken kelime veya harf değiştirme.
  • Yanlışını çıkarma.

telvih

  • Açıklamak.
  • Zâhir ve aşikâre kılmak.
  • Susuzluktan insanın çehresi bozulmak.
  • Bir şeyi ateşle kızdırmak. Güneş veya ateşin sıcaklığı bir nesnenin rengini değiştirmek.
  • Posa hâline getirmek.
  • Kocamak. Saç ağarması.
  • Almak.
  • İşaret etmek.

temessuh

  • Şekil değiştirme.

temessüh

  • Temessüh etmek: Şekil değiştirmek.

teşbih-i ma'kus / teşbîh-i ma'kûs

  • Tersine dönmüş benzetme, benzeyenle benzetilenin yer değiştirmesi.

vuslat

  • Erişmek, kavuşmak, gönlün devâmlı olarak ve kıl kadar istikâmet değiştirmeyerek Allahü teâlâya bağlı kalması.

zındık

  • Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın