LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dallar ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

agsan

  • (Tekili: Gusn) Dallar, ağacın dalları.
  • Mc: Mânanın kısımları.

ağsan / ağsân / اغصان

  • Dallar.
  • Dallar.
  • Dallar. (Arapça)

akrüb

  • (Tekili: Karib) Sandallar.

beşam

  • Hicaz'da yetişen bir cins ağaçtır ki, hoş kokuludur ve dallarından misvak yapılır.

biraste

  • Budanmış ağaç. Fazla dalları kesilmiş ağaç. (Farsça)

efanin

  • (Tekili: Üfnûn) Değişiklikler.
  • İşler, şartlar, hâller.
  • Sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dalları.

efnan

  • (Tekili: Fen) Neviler, çeşitler.
  • (Fenen. den) İnce dallar.
  • Üslublar, şubeler.

ehl-i suffa

  • Medîne-i münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamber efendimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan eshâb-ı kirâm.

erak ağacı

  • Arabistan'da yetişen, dallarından, diş temizliğinde faydalanılan, bir karış uzunluğunda, misvâk denilen parçaların yapıldığı ağaç.

fer'i hüküm / fer'î hüküm

  • Temele ait olmayan hüküm, dallara ait hüküm.

fünun-u tabiiye

  • Tabiatın dış görünüşüyle ilgilenen ilim dalları.

füru / fürû

  • Dallar, kollar.
  • Dallar, kollar, çocuklar, torunlar.

füru' / fürû' / فروع

  • (Tekili: Feri') Bir kökten ayrılmış kısımlar. Dallar. Budaklar.
  • Bir sülâleden gelmiş torunlar. Çocuklar.
  • Fık: Cüz'î hüküm ve kaideler. Ahkâm-ı cüz'iyye.
  • Dallar, budaklar, ayrıntılar.
  • Yan dallar, şubeler. (Arapça)

füruat-ı islamiye / füruat-ı islâmiye

  • İslâmî konuların dalları, detayları.

füruat-ı şer'iye

  • İslâm şeriatınn dalları, detayları.

füruat-ı şeriat

  • Dinin temel meselelerinden ayrılan dalları, alt bölümleri.

gusun

  • (Tekili: Gusn) Filizler, ağaç dalları.
  • Dallar, budaklar.

igta'

  • Ağacın dalları uzayarak yerlere sürünme.
  • (Asma) yeşerme.

ilm-i meani / ilm-i meânî

  • Sözün hâle uygunluğundan bahseden edebî ilim dallarından biri.

ıskarmoz

  • Kayık ve sandallarda kürek takılmak üzere yan kenarlara dikine sokulmuş tahta çiviler.
  • Bir cins küçük balık.

kızban

  • (Tekili: Kadib) İnce düz fidanlar, çubuklar, dallar.

küfe

  • Taze dallardan veya kamıştan örülmüş, derin ve çeşitli boyda kaba sepet. (Farsça)

lütin / lütîn

  • Adam boyu miktarı bir ağacın adı. (Bakla yaprağı gibi yaprağı olur, hurnup gibi dalları olur, içinde küçük taneleri olur.)

mahdud

  • Tesviye edilmiş. Silinmiş, düzgün.
  • Meyvesi çok olup da dalları eğilmiş.

mahzud

  • (Mahdud) Silinmiş, tesviye edilmiş.
  • Düzgün.
  • Meyvesinin çokluğundan dalları basıp bükülmüş.

misvak

  • Kullanılması pek çok faydalı olan ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ehemmiyetle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini de gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça.

mukır / mûkır

  • Yemişinin çokluğundan dolayı dalları sarkmış olan ağaç.

mürefref

  • İnce, nazik kumaştan yapılmış.
  • Dalları sallanan nâzik lâtif ağaç.
  • Sürü sürü, grup grup.
  • Yeşil elbise.
  • Dalları sallanan nazik, lâtif ağaç gibi.

müyul-ü müteşaibe

  • Birçok dallara ayrılmış meyiller, arzular.

müyul-ü müteşaibeye / müyûl-ü müteşâibeye

  • Çeşitli dallara ayrılmış arzular, çeşitli meyiller.

refref

  • Kuşu çok olan çimenlik, kır.
  • Mânevi bir binek.
  • Dalları salkım salkım olan ağaç.
  • Kenar saçağı.
  • Yeşil elbise.
  • İnce yumuşak kumaş.
  • Döşek.
  • Cennet.
  • İnce, yumuşak kumaş.
  • Kemer saçağı.
  • Döşek, döşeme.
  • Kuşu çok çimenlik.
  • Dalları salkım salkım ağaç.

şecere-i nariye / şecere-i nâriye

  • Bir ağacın dalları gibi kâinatın her yerine yayılmış olan ateş.

şecere-i tubaa / şecere-i tubaâ

  • Cennet'teki saadet ağacı, dalları aşağıda ve kökü yukarıda olan Tuba ağacı.

şekakıl

  • Bir Hind ağacının dalları.

serv-i naz / serv-i nâz

  • Dalları yana sarkan selvi.

sınv

  • Dal, budak. Bir kökten çatallanan dallar.
  • İki kardeş.
  • Misil. Şebih, benzer.
  • Amca.
  • Oğul.

şuabat

  • (Tekili: Şu'be) Şubeler, kısımlar, takımlar, bölükler. Dallar.

şücun

  • Ağaç dalları.
  • Füruât, teferruat.
  • Dallar.

şuubat-ı heyet-i içtimaiye / şuubât-ı heyet-i içtimâiye

  • Sosyal yapının dalları, toplumsal yapıyı oluşturan kesimler.

tefennün etmiş

  • İhtisaslaşmış, ayrı ayrı uzmanlık dallarına ayrılmış.

terakkiyat-ı sanayi / terakkiyât-ı sanayi

  • Sanayi dallarında meydana gelen gelişme ve ilerlemeler—uçak sanayii, gemi sanayii gibi.

tercib

  • (Çoğulu: Tercibât) Ululama, tazim.
  • Meyvesi çok olan ağacın dalları altına destek koyma.

teşaubat / teşaubât

  • Birbirinden ayrılmış dallar, kollar.

teşettüt

  • Dağınık olma. Dallara ayrılma. Çatallaşma. Dağılma. Perişan olma.

tuba / tûbâ

  • Ne hoş. Ne iyi. Her şeyin iyisi ve efdali.
  • İyilik, güzellik. Baht.
  • Cennette bulunan ve kökü göklerde dalları aşağıda olan ağaç ismi.
  • Çok berrak ve saf olan.
  • Saâdet. Hayır. Devlet.
  • Kökü göklerde ve dalları aşağıda olan Cennet ağacı.

yaktin / yaktîn

  • Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın