LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te dalan ifadesini içeren 96 kelime bulundu...

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

arazi-i uşriyye / arâzi-i uşriyye

  • Mahsûlünden (ürününden) uşur denilen zekatın alındığı topraklar. Müslüman devletlerde harb ile alınıp gâzîlere (askerlere) taksim edilen veya isteyerek İslâm'ı kabûl edenlerin ellerinde bırakılan yâhut devlet reisinin (başkanının) izni ile müslümanlar tarafından işlenip faydalanılır hâle getirilen m

ariye

  • (Ariyet) Geri verilmek üzere alınan, iğreti. Bir kimsenin geri almak üzere, karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal. Kullanılmak üzere alınan emanet mal.

ashab-ı fil / ashâb-ı fil

  • İslâmiyetten önce Kâbe-i Muazzamayı tahrib için Mekke'ye hücum eden Habeş ordusunun ismi ( Önlerinde fil bulunduğundan, zırhlı vasıtalar gibi ondan faydalandıklarından bu isim verilmiş olduğu nakledilir.

ayc

  • Razı olmamak.
  • Tasdik edip inanmamak.
  • Menfaatlenmemek, faydalanmamak.

barikat

  • Bir yolu kapamak üzere, ele geçirilen her türlü eşyadan faydalanılarak meydana getirilen engel. (Fransızca)

behredar

  • Hisseli. Nimetlenmiş. Faydalanmış.

biyoterapi

  • Tıb: Bazı hastalıkların tedavisinde canlı varlıklardan faydalanma usûlü.

cihet-i istifade

  • İstifade ciheti, faydalanma yönü.

dar-ül-gurur / dâr-ül-gurûr

  • İnsanın gönlünü cezbeden, çeken fakat ele geçtiğinde faydalanamadan kaybolup giden yer. Dünyâ.

ehl-i gaflet ve tuğyan

  • Gaflete dalanlar ve zulüm ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehlisefahet / ehlisefâhet

  • Günahlara dalanlar.

endüstri

  • Sanayi, imalât, sanatlar. Hammaddeyi mâmul eşya hâline getirme. Bu da ikiye ayrılır. 1- Küçük sanayi: Ev ve atölyelerde basit âlet ve makinelerle eşya imalâtıdır. 2- Büyük sanayi: Su buharı, akaryakıt, elektrik, atom enerjisi gibi büyük çapta enerji kaynaklarından faydalanılarak fabrikalarda seri hâ (Fransızca)

erak ağacı

  • Arabistan'da yetişen, dallarından, diş temizliğinde faydalanılan, bir karış uzunluğunda, misvâk denilen parçaların yapıldığı ağaç.

errezzak

  • Bütün rızıkları ve faydalanacak şeyleri yaratan ve ihsan eden Allah (C.C.)

etnoloji

  • yun. Kavimleri, ayrı dil ve ırktan toplumların hayat ve özelliklerini inceleyen ilim. Önce hristiyan misyonerleri dinlerini yaymak için kavimlerin özelliklerini öğrenme ihtiyacını duymuşlar ve onların zayıf damarlarından faydalanmayı düşünmüşlerdir. 19.yy.dan itibaren ilmî gaye ile araştırmalar yapı

faide-mend / fâide-mend

  • Kârlı, faydalanan, menfaat elde eden. (Farsça)

fenn-i hikmet-ül eşya

  • Tabiat bilgisi. Eşyadaki intizam, mükemmellik ve insanlara olan faydaları ve onlardan faydalanmak hakkında bilgi veren ilim kolu.

gafil

  • Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan. (Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber. (Niyazi-i Mısrî)

gamir

  • Ekilmemiş, terkedilmiş ıssız yer.
  • Faydalanılmamış şey.
  • Mamur olmayan harap yer.

gavta-har

  • Dalan, batan. (Farsça)

gavvas

  • Çok gayretli. Çalışkan.
  • Suya dalan.
  • İnci arayan dalgıç.

gayr-ı zahid / gayr-ı zâhid

  • Dünyanın zevk ve süslerine dalan ve kulluk görevini ihmal eden.

gute-har / gute-hâr

  • (Gute-hor) Suya dalan. (Farsça)

hisseyab

  • Hisselenen. Faydalanan. Hisse alan. (Farsça)

icalet

  • El kitabı. Lüzum etttiği zaman müracaat olunup faydalanılan, cepte ve elde taşınabilir küçük kitap.
  • Acele ile ve derhal yapılan iş.

igtiyar

  • Faydalanma, istifâde etme.
  • Azık edinme.

igtiza

  • (Gızâ. dan) Beslenme, gıdalanma.

ihya-ı mevat / ihyâ-ı mevât

  • Faydalanılmayan ölü toprakları işlemek, faydalanılır hâle getirmek.

iktibasen

  • İktibas suretiyle. Faydalanma yoluyla alarak. Parça alarak.

iktitaf

  • Edb: Sözün özünü almak.
  • Ağaçtan meyve toplamak. Toplanma. Toplama.
  • Bir uğraşma sonucunda faydalanma.

intifa / intifâ

  • Faydalanma.

intifa' / اِنْتِفَاعْ

  • Faydalanma.
  • Faydalanma.

isti'mal

  • (Amel. den) Kullanmak. Faydalanmak.

istifade / istifâde / استفاده / اِسْتِفَادَه

  • Faydalanmak. Faydalanmağa çalışmak.
  • Anlayıp öğrenmek.
  • Tahsil etmek.
  • Faydalanma, yararlanma.
  • Faydalanma.
  • Faydalanma.
  • Faydalanma.

istifade etme

  • Faydalanma.

istifade etmek

  • Faydalanmak, yararlanmak.

istifade-i beşer

  • İnsanlığın faydalanması, yararlanması.

istifadeten / istifâdeten

  • Faydalanarak.
  • Faydalanma bakımında.

istifaza / istifâza

  • Feyizlenme, manen gıdalanma.

istimta'

  • (Temettü. den) Faydalanma, menfaati olma.

kammas

  • Suya dalan.

kira / kirâ

  • Bir malın, menfaatine yâni kullanılmasına karşılık olarak verilen ücret. Bir evin, bir iş yerinin veya herhangi bir mülkün, taşıt veya binek hayvanının, sâhibi tarafından faydalanılmak ve kullanılmak üzere belli bir ücret karşılığında bir müddet için başkasına verilmesi.

mal-ı mütekavvim / mâl-ı mütekavvim

  • Kıymetli mal. İslâm'a göre yenilmesi, içilmesi, kullanılması ve faydalanılması mümkün olan mal.

mal-i zımar

  • Bir kimsenin mâlik olduğu halde, onlardan faydalanması kabil olmayan; başka tabir ile, elinden çıkıp galib-i hale nazaran bir daha eline girmeleri umulmayan mallar.

maun / mâun

  • Malın zekatı.
  • Kendisinden faydalanılacak şey, eve gerekli olan şeyler.

medar-ı istifade

  • Faydalanma vesilesi.

medeniyet-i sefihe / medeniyet-i sefîhe / مَدَنِيَتِ سَفِيهَه

  • Beyinsizce haramlara dalan medeniyet.

meta' / metâ'

  • Faydalanılan şey.

mugtedi / mugtedî

  • (Gıda. dan) Gıda alan, gıdalanan. Beslenen.

muhrez

  • Kazanılmış, elde edilmiş.
  • Sudaki balık, av hayvanları v.s. gibi, kimsenin malı olmayıp herkesçe faydalanılan bir şeyin ele geçirilmesi.

muktebesat

  • (Tekili: Muktebes) (Kabs. dan) Muktebes olan şeyler. İktibas edilmiş ve faydalanmak üzere alınmış olan şeyler.

muktebis

  • (Çoğulu: Muktebisîn) (Kabs. dan) İktibas eden. Faydalanmak üzere aktaran. Birinin bilgisinden faydalanan.

muktebisin / muktebisîn

  • (Tekili: Muktebis) (Kabs. dan) Aktaranlar, iktibas edenler. Faydalanmak için alanlar.

mürcif

  • Fitne ve fesada dalan, bozguncu haber yayan.

mürtefid

  • Kazanan, faydalanan, edinen.

müstefid / müstefîd

  • (Çoğulu: Müstefidân) İstifade eden, fayda gören, faydalanan.
  • Faydalanan.
  • Faydalanan, yararlanan.

müstefidan

  • (Tekili: Müstefid) Faydalananlar, müstefidler, istifade edenler. (Farsça)

müstefidane

  • Faydalanarak, istifade ederek. (Farsça)

müstemti'

  • Temettü' eden, faydalanan, menfaatlenen.

müşterek-ül menfaa

  • Beraberce ve ortaklaşa faydalanma.

mut'a

  • İntifa, faydalanma.

müt'a

  • Muvakkat kazanç.
  • Gayr-ı şer'i olan bir nikâh.
  • İntifa', faydalanma.

mütebahhir

  • (Bahir. den) İlmi deniz gibi derin olan, büyük âlim olan. Allâme. Herhangi bir ilme çok dalan.

mütefayid

  • Birbirinden istifade edip faydalanan.

mütefeyyiz

  • Feyizlenen, manen gıdalanan.

mütegaddi

  • Gıdalanan, gıda alan. Beslenen.

mütegavvir

  • Derine dalan, tegavvür eden.

mütegazzi

  • Gıdalanan, tagaddi eden.

mütemetti'

  • (Mütu'. dan) Menfaatlenmiş, faydalanmış.
  • Umre ile hacc için ihram bağlanmış.
  • Kazanan, kâr eden.

müterezzik

  • Rızıklanan, gıdalanmakla ihtiyacını gideren.

mütevağğıl

  • Bir şeyle aşırı meşgul olan, derinlemesine dalan.

nimetlenmek

  • Allah'ın rızık olarak verdiklerinden faydalanmak.

razık / râzık

  • Rızk veren. Yiyecek, içecek gibi kendisi ile faydalanılan şeyi veren.

rejim

  • Bir devletin sevk ve idare usulü, yolu. (Fransızca)
  • Tıb: Hastanın tedavisinde tatbik edilen gıdalandırma yolu. Perhiz. (Fransızca)

rezzak / rezzâk

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her yarattığı ve rızık vereceği mahlûkunun rızkını yaratıcı ve ulaştırıcı ve o rızık ile faydalanma sebeblerini hazırlayan ve rızık gönderen Allahü teâlâ.

rızk-ı amm / rızk-ı âmm

  • Genel rızık; herkesin faydalandığı rızık.

sayd

  • Av hayvanı yâni eti yenen hayvanların etleri için, eti yenmeyenlerin ise (domuz hâriç) deri ve diş gibi yerlerinden faydalanmak veya zararlarından emin olmak için avlanan hayvan.

sefih / sefîh / سَف۪يهْ

  • Beyinsizce haramlara dalan.

tagaddi

  • (Gıda. dan) Gıdalanmak, beslenmek.
  • Sabah yemeği.
  • Gıdalanma, beslenme.

tagaddiyat / tagaddiyât

  • (Tekili: Tagaddi) Gıdalanmalar, beslenmeler.

tagazzi

  • (Çoğulu: Tagazziyât) Gıdalanma, beslenme.

tagdiye

  • Sabah yemeği yedirmek.
  • Gıdalandırmak, beslemek. Beslenmek.

tamimen lilfaide / tâmimen lilfâide

  • Faydalanmayı genelleştirme.

teberrük

  • Bereketlenme, mânen istifâde etme, faydalanma.

tefavüd

  • Birbirinden faydalanma, yararlanma.

tefekkür

  • İbret alacak ve faydalanacak şekilde derin düşünme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve nîmetlerini düşünme.

tefeyyüz etme

  • Feyizlenme, faydalanma, bereketlenme.

tegaddi

  • Gıdalanma, beslenme.

tegaddi eden

  • Gıdalanan, beslenen.

tegaddi etmek / tegaddî etmek

  • Gıdalanmak, beslenmek.

temti'

  • Faydalandırma, kâr ettirme.

teneffu'

  • (Çoğulu: Teneffuât) Faydalanma, menfaatlenme.

ücret

  • Bir iş, hizmet, bir şeyden faydalanma veya satılan bir şey karşılığında verilen para veya mal, karşılık.

vakt

  • (Çoğulu: Vikat) İçinde yağmur suyu biriken çukur.
  • Su ile faydalanacak mekân.
  • (Horoz) tavuğa binmek.

yed-i istifade

  • İstifade eli, faydalanma eli.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın