LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te düzeltme ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

akl-ı mead / akl-ı meâd

  • Ebedî rahata kavuşmak, Cennet'te ebedî kalmak ve Cehennem azâbından kurtulmak için hâlini ıslâh etmeyi, düzeltmeyi düşünen, uzak görüşlü, dünyâya değil, âhirete değer veren akıl.

ayan / âyan

  • Parlamentonun aldığı kararları düzeltmek için üyelerinin bir kısmı devlete mensup, bir kısmı da halktan seçilmiş olan meclis ve bu meclis üyelerinin her biri ("âyan meclisi", "âyandan falan zat" şeklinde kullanılır).

bera-yı tashih / berâ-yı tashih

  • Tashih için, düzeltmek için.

berdaht

  • Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. (Farsça)
  • Cilâlama, parlatma. (Farsça)
  • Düzleme, düzeltme. (Farsça)

cebir

  • Zabtetmek. Zor. Kuvvet.
  • Bir şeyi ıslah ve tamir etmek, düzeltmek.
  • Bâtıl bir fırka.
  • Mat: Harflerle yapılan hesab.
  • Tıb: Fevkalâde ameliyat, kırık kemiği sarıp bütünlemek. Kırık veya çıkık uzva sarılan tahtalar.

cerh ve ta'dil / cerh ve ta'dîl

  • Hadîs ilmine âit iki ıstılah (terim). Cerh, yaralamak. Bir hadîs âliminin, bâzı sebeplerle râvînin (hadîs rivâyet eden kimsenin) rivâyetini (naklini) reddetmesi. Ta'dîl, düzeltmek. Bir hadîs âliminin, bir râvinin rivâyetinin kabûl edilebileceğini açı klaması.

fütüvvet

  • Cömertlik. Başkasını, kendisine tercih etmek. Başkalarının işlerini düzeltmeye çalışmak ve faydasına koşmak. Fütüvvetin başka değişik târifleri de yapılmıştır. Bunlardan bâzıları şöyledir: Kendi nefsinde başkasının üzerine bir meziyet, üstünlük görme mek. Hatâlarını îtirâf edenleri affetmek, hiç kim

ibre-i hayyat

  • Kendi işlerini bırakıp başkasının işlerini halledip düzeltmeye çalışan adam.
  • Terzi iğnesi.

ihlas / ihlâs

  • Hâlis, temiz etmek, niyyeti düzeltmek, temizlemek, dünyâ menfaatini düşünmeden bütün işlerini, ibâdetlerini yalnız Allah için yapmak.

ıslah / ıslâh / اصلاح

  • İyileştirmek. Düzeltmek. Kusurları gidermek.
  • Düzeltme ve imâr etme.
  • Terbiye etmek, iyi hâle getirmek.
  • Bozulan bir şeyi eski hâline getirme.
  • İnsanların aralarını düzeltmek, barıştırmak.
  • Düzeltme, iyileştirme, reform. (Arapça)
  • Islâh etmek: Düzeltmek, iyileştirmek. (Arapça)

ıslah etme

  • İyileştirme, düzeltme.

ıslah etmek

  • İyileştirmek, düzeltmek.

ıslah-ı hal / ıslah-ı hâl

  • Kendi halini ıslah etme, düzeltme.

ıslah-ı nefis

  • Nefsi düzeltme, hayatını değiştirme.

ıslahat / ıslâhât / اصلاحات

  • İyileştirme, düzeltme.
  • Düzeltmeler, tashihler, iyi hale getirme, mükemmelleştirme.
  • Kusurları ve eksiklikleri gidermek için yapılan işler ve düzeltmeler.
  • Düzeltmeler, iyileştirmeler, reformlar. (Arapça)

ıslahat-ı mülkiye

  • İdarede yapılan düzeltmeler, yenilikler.

ıslahhane

  • Islah evi, iyileştirme, düzeltme yeri.

ıslahi / ıslahî

  • (Islahiyye) Islah etmeye ve düzeltmeğe dair. Düzeltme ile alâkalı.

ıslahpezir

  • Islah edilebilir olan. Düzeltme ve tâmir kabul eden, ıslaha kabiliyeti olan.

istiva / istivâ

  • Düzeltme, düzgün yapma.

kebs

  • Çukur bir yeri doldurup düzeltme.
  • Bir cins hurma.
  • Misk hokkası.

lazımü't-tashih / lâzımü't-tashih

  • Düzeltmesi gerekli.

mel'eme

  • Cem'etmek, toplamak.
  • Terbiye etmek, düzeltmek, ıslâh etmek.
  • Yara yırtığını bağlamak.

mellase

  • Yeri düzeltmede kullanılan âlet, sürgü.

muhlis

  • İhlâs sâhibi. Niyetini ve ihlâsını düzeltmeye uğraşan kimse.

nemk

  • Yazmak.
  • Düzeltmek.

re'b

  • Mantar.
  • Toplamak, cem'etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

reform

  • Düzeltme, tanzim. Asıl şeklini verme. Islah etme. Avrupa'da başlayan dinde reform hareketini, İslâm dinine tatbik etmenin yeri yoktur. Çünkü İslâm dini, bütün zaman ve mekânların insanlarına her cihetle cevap verecek câmiiyette olduğundan ve ilmi esaslara dayanmış olarak asliyetini muhafaza ettiğind (Fransızca)
  • Düzeltme, ıslah.

refv

  • Sabretmek.
  • Korkudan emin etmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

remm

  • Islah etmek, düzeltmek.
  • Yemek, ekletmek.

rems

  • Sürtme odunu.
  • El ile meshetmek.
  • Islah etmek, düzeltmek.

rende

  • Düzeltme aleti.

retk

  • Yırtığı onarmak, yarığı düzeltmek, bitiştirmek.

rims

  • Devenin yediği otlardan ekşi cins bir ot.
  • Islah etmek, düzeltmek.

şa'b

  • Ayrılmak. Dağılmak.
  • Islah etmek, düzeltmek.
  • Helâk etmek.
  • Kırmak.

sefare

  • Süprüntü.
  • Islah etmek, düzeltmek.

sefr

  • Ev süpürmek.
  • Yüzünü açmak.
  • Yazı yazmak.
  • Islâh etmek, düzeltmek.

self

  • Yeri düzeltmek.
  • Büyük dağarcık.

sifar

  • Deveye burunduruk yapılan demir.
  • Sefer. Islâh, düzeltme.
  • Misafirlik.

simm

  • (Çoğulu: Simâm-Sümum) Küçük dar delik.
  • İğne deliği.
  • Ağu, zehir.
  • Kast.
  • Düzeltme, ıslah.
  • Set.

süluk-ü tarikat / sülûk-ü tarikat

  • Tarikat yoluna girme; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma.

ta'dil / ta'dîl / تَعْد۪يلْ

  • Düzeltme.

ta'mir

  • Bozuk şeyi düzeltmek. Eski şeyi düzeltip yeni hâline getirmek.

ta'mirat / ta'mirât

  • (Tekili: Tamir) Noksanları gidermek. Eksik ve bozukları düzeltmeler ve tamamlamalar. Ta'mirler.

tadil / tâdil

  • Düzeltme.
  • Yumuşatma, düzeltme, ılımanlaştırma.

tadil etme / tâdil etme

  • Düzeltme.

tadil etmek / tâdil etmek

  • Düzeltmek, dengelemek.

tadilat / tâdilât

  • Düzeltmeler.

tahnik

  • (Oğlan) damağını ovmak.
  • Fikrini düzeltmek.

takvim

  • Düzeltme. Doğrultma. Kıvamına koyma. Eğriyi doğru tutma.
  • Ta'dil etme.
  • Bir şeye kıymet tâyin eylemek.
  • Her gün güneşin doğuşu, batışı, ay ahkâmı ve süresi kaydedilmiş olan defter.
  • Günlük olaylardan bahseden gazete.
  • Düzeltme, şekillendirme.

tamirat

  • Tamirler, düzeltmeler.

tarih-i telif ve istinsah

  • Yazılış ve düzeltme tarihi.

tashih / tashîh / تصحيح / تَصْح۪يحْ

  • Düzeltme.
  • Daha iyi ve daha doğru hale getirmek. Düzeltmek.
  • Hastanın ağrı ve acısını ilâçla gidermek.
  • Düzeltme.
  • Düzeltme.
  • Düzelti. (Arapça)
  • Tashih edilmek: Düzeltilmek. (Arapça)
  • Tashih etmek: Düzeltmek. (Arapça)
  • Düzeltme.

tashih etme

  • Düzeltme.

tashih layihası / tashih lâyihası

  • Düzeltme yazısı, kararnamesi.

tashihat / tashihât

  • Düzeltmeler.
  • (Tekili: Tashih) Düzeltmeler, tashihler.
  • Tashihler, düzeltmeler.

tedsir

  • Kuşun yuvasını düzenlemesi veya düzeltmesi.

tehzib

  • Terbiye etme, ıslâh etme, düzeltme; temizleme.
  • Temizleme, düzeltme.

tehzib-i ahlak / tehzib-i ahlâk

  • Temiz ahlâk sâhibi olmağa çalışmak. Ahlâkını düzeltmek.

tehzip

  • Düzeltme, ıslâh ve terbiye etme.

temhid

  • (Mehd. den) Döşeme, yayma, düzeltme.
  • İskân etme.
  • Bir maddede özür, bahane beyan eylemek.
  • Özür sahibinin özrünü kabul ile tasdik eylemek.
  • Serd etme, izah etme, arz etme.
  • Mukaddeme yapma. Hazırlama.
  • Döşeyip düzeltme.

tenkih

  • Araştırıp, dikkat edip bir şeyin sonuna hakikatına ermek.
  • Bir şeyin fazla ve gereksiz kısımlarını çıkarıp kısaltarak düzeltmek.
  • Temizlemek.
  • Bütçe tanzimi için maaşları azaltmak.

tercil

  • Arıtmak.
  • Saçını tarayıp düzeltmek.

tertib / tertîb

  • Düzeltme. Dizme, sıralama, düzene koyma.
  • Hile ile aldatmak.

tesevvi

  • Düzeltme, tesviye etme, düzleme.

tesmih

  • Yab yab gitmek.
  • Süngü ağacını yontup düzeltmek.

tesviye

  • Düzleme, düzeltme.

vez'

  • (Çoğulu: Evzâ) Hapsetmek.
  • Engel olmak, men'etmek.
  • Islah etmek, yerli yerince etmek, düzeltmek.
  • Topluluk, cemaat.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR