LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te düşmek ifadesini içeren 61 kelime bulundu...

bitab / bîtâb / بيتاب

  • Yorgun, takatsiz. (Farsça - Arapça)
  • Bîtâb kalmak: Bitkin düşmek. (Farsça - Arapça)

bügur

  • Düşmek, sukut.

caka

  • (Argo) Gösteriş, çalım. Caka, mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmekte, israfa sürüklenmektedir. İşledikleri günahın cezasını bu dünyada da çeki

ce'f

  • Düşmek.

cela' / celâ'

  • Gurbete düşmek, memleketinden ayrı olmak. Şehrinden ve meskeninden çıkmak.
  • Başkalarını çıkarmak.
  • Açık haber.
  • Ruşen olmak, parlamak.

cüda / cüdâ / جدا

  • Ayrı. (Farsça)
  • Cüda kalmak: Ayrı düşmek, uzak kalmak. (Farsça)

eys

  • Varlık. Vücud. Mevcud.
  • Kahir. Zulüm.
  • Zarar, ziyan.
  • Ümidsiz olmak. Ye'se düşmek.

fütun

  • İmtihan ve tecrübe etmek.
  • Birbiri ardınca mihnete ve şiddete düşmek.

garik-ı beht ve hayret / garîk-ı beht ve hayret

  • Hayret ve şaşkınlığa düşmek.

garr

  • Aldatmak.
  • Hırsa düşmek.
  • Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.

halel

  • Halel gelmek: Bozulmak, lekelenmek, gölge düşmek.

harra

  • (Hurur) Yüksekten aşağı düşmek.

harur

  • Yüksekten düşmek.
  • Akla gelmedik cihetten hücum etmek.

hasaret

  • Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.

hatır-ı şeytani / hatır-ı şeytanî

  • Tas: Nefsin zevklerine muhabbet yüzünden, ma'siyet ve günahlara düşmek.

hava'

  • Hâli olmak, boş olmak.
  • Düşmek, sâkıt olmak.

hızlan

  • Rezil olma. Rüsvaylık.
  • Aşağı düşmek.
  • Muâvenetini, yardımını terk etmek.

hülk

  • Yok olmak. Fâsid olmak.
  • Düşmek.

hurur

  • Düşmek, sukut.

ibram

  • Israrla rica etmek. Usandırıncaya kadar üzerine düşmek.
  • Usandırmak, yıldırmak.
  • İpi sağlam bükmek.
  • Muhkem kılmak.

ibtila / ibtilâ

  • Belâya uğramak. Musibete düşmek. İyi veya kötü şeye düşkünlük, tiryakilik.
  • İnsanın iyiliğini, kötülüğünü ve kemâl derecesini meydana çıkaran imtihan, tecrübe.
  • Belaya uğramak, musibete düşmek, kötü şeye düşkünlük.

iftinan

  • Türlü türlü ve birbirini tutmayan düzensiz söz söyleme.
  • Fitneye düşmek.
  • Âşık olmak.

ilhah

  • Zorlamak. Israr etmek. Bir şeyin kabulü için son derece üstüne düşmek.

imlak

  • Çok fakir düşmek.

irtisam

  • İrtisam etmek: Resmedilmek, izi düşmek.

kavz

  • (Çoğulu: Akvâz-Akâviz-Kızân) Küçük kum tepesi.
  • Düşmek.
  • Bağlamak.

kays

  • Düşmek, sukut.

lebc

  • Güreşmek.
  • Sar'a tutup düşmek.

lebs

  • Giyecek şey.
  • Giyme. Giyinme.
  • Bir mânayı diğer bir mânâ ile karıştırmak. Sözün karışık ve şüpheli olması. Sözü karıştırıp şüpheye düşmek.

müfarakat

  • Ayrılık. Bir yere bırakıp gitmek. Dostlarından ayrı düşmek.
  • Fık: Karı-kocanın talâk veya fesh ile birbirlerinden ayrılmaları.

muvakaa

  • Düşmek, sukut.

rezilürüsva

  • Ayıpları meydana çıkmakla alçalıp kötü hâle düşmek.

sa'k

  • Ansızın düşmek.
  • Çağırmak.
  • Helâk olmak.

sakıt / sâkıt / ساقط

  • Düşük, düşük cenin. (Arapça)
  • Düşen. (Arapça)
  • Sâkıt olmak: Düşmek. (Arapça)

sakta

  • Kapmak.
  • Düşmek.

sar'

  • Düşmek.
  • Yıkıp yere çalmak.
  • Edb: Şiirin beytini iki mısra' veya iki kafiyeli yapmak.
  • Tıb: Bir hastalık ki, teneffüs cihâzını his ve hareketten meneder.

şekavet

  • Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak.
  • Haydutluk, eşkiyalık.

sukut etmek

  • Düşmek, alçalmak.

tahavvüf

  • Korkuya düşmek. Korkmak.
  • Bir şeyi eksiltmek.

tahv

  • Düşmek.
  • Çekip uzatmak.

tarr

  • Kesmek.
  • Keskinletmek.
  • Yapmak.
  • (Bıyık) gelmek.
  • Çolak olmak.
  • Düşmek.

tatamün

  • Aşağı düşmek.
  • Meyelân etmek, eğilmek.

teannüt

  • Meşakkate düşmek.
  • Hasmın kötülüğünü ve zilletini istemek.

teas

  • Sürçüp yüzü üstüne düşmek.

teca'cu

  • Yere düşmek.

tefahhuş

  • Fuhşa düşmek, fâhişe olmak. Ahlâksız olmak.
  • Çirkin sözler söylemek.

tefessüh

  • Alçaklaşmak. Bozulmak.
  • Çürümek. Kokup dağılmak.
  • Tâkattan düşmek.

tehafüt

  • Düşürmek, düşmek.
  • Birbirinin üstüne atılmak. Birbirinin ardınca olmak.

tenasi

  • Birbirinin nâsıyesine yapışmak.
  • Birbiri karşısına düşmek.

tereddi

  • Gerilemek. Soysuzlaşmak. Aşağı düşmek.
  • Şal ve örtü örtünmek.

terettüb / ترتب

  • Gerekme. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)
  • Terettüb etmek: (Arapça)
  • Gerekmek. (Arapça)
  • Üzerine görev düşmek. (Arapça)

tesakut

  • Birbiri ardınca düşmek. Birbirini düşürmek. Düşüşmek.

tesvis

  • Buğdaya bit düşmek.

tetabuk / tetâbuk / تطابق

  • Birbirine uygun ve muvafık olmak. Uymak. Birşeye uygun düşmek.
  • Uyma, uygun düşme. (Arapça)
  • Tetâbuk etmek: Uymak, uygun düşmek. (Arapça)

teveccüh / توجه

  • Yönelme, dönme. (Arapça)
  • İlgi gösterme. (Arapça)
  • Teveccüh etmek: (Arapça)
  • Yönelmek, dönmek. (Arapça)
  • İlgi göstermek. (Arapça)
  • Düşmek. (Arapça)

tevehhüm

  • Evhamlanmak. Az tehlike ihtimâli olsa çok korkmak. Yok olanı var zannetmekle ye'se ve korkuya düşmek.

tevehhümüyle

  • Kuruntusuna düşmekle.

tilavet

  • Okumak. Takib etmek, arkasına düşmek.
  • Okumak.
  • Takip etmek, arkasına düşmek izlemek.

vak'

  • Yüksek mekân.
  • Etki, tesir.
  • Düşmek.

vaveyla / vâveylâ / واویلا

  • Yazık, eyvahlar olsun. (Arapça)
  • Çığlık. (Arapça)
  • Vâveylâ düşmek: Çığlıklar atılmak. (Arapça)

vekte

  • (Çoğulu: Vikat) Gözün karasına ak düşmek.
  • Nokta.
  • Eser.