REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te cogalt ifadesini içeren 75 kelime bulundu...

ahilik

  • Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı. Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı. Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerin

bil'istinsah

  • Elle yazıp çoğaltarak.

efza

  • (Sonlarına eklenen kelimelere) Artıran, çoğaltan mânasını verir. Meselâ: Hayret-efzâ : Hayret verici, hayret artıran. (Farsça)

feza

  • (Efzâ) Artıran, ziyadeleştiren, çoğaltan (mânâlarına gelip, kelime sonlarına getirilerek birleşik kelime yapılır.) Meselâ: Can-feza : Can verici. Hayret-feza : Çok hayret verici. Ruh-feza : Ruh verici. (Farsça)
  • Artıran, çoğaltan.

füzud

  • Çoğaltan, ziyadeleştiren, artıran. Muhabbet-füzud : Muhabbet artıran, sevgi artıran. (Farsça)

gamm-feza

  • Kederi artıran, hüznü çoğaltan. (Farsça)

hafender

  • Malını güzel tedbirlerle çoğaltan mal sahibi.

hazhaz

  • Sütü çoğaltır nesne.
  • Bir nevi katran.

herc

  • İnsanların arasında meydana gelen fitne, fesad.
  • Söze dalıp çoğaltmak. Haltetmek. Sözü karıştırmak.
  • Kapıyı açık bırakmak.
  • İnsanların işlerinin karışması.
  • Seğirtmek.
  • Katletmek.

heyg

  • Çoğaltmak.

hüsn-aver

  • Güzelliği çoğaltan. Güzellik veren. (Farsça)

i'fa'

  • Çoğaltmak.
  • Terketmek.

ictihar

  • Askeri çoğaltma.
  • Meydanda ve gözükür olma. Aşikâr olma.

iksar

  • (Kesret. den) Çoğaltma, fazlalaştırma, arttırma.

insal

  • (Nesl. den) Nesil çoğaltma. Döl peyda etme, döllenme.

irba'

  • (Ribâ. dan) Çoğaltma, artırma, fazlalaştırma.
  • Faize verip artırma. (Haramdır)

irtibal

  • Bir malı çoğaltma. Bereketlendirme.

istifzal

  • Artırma, çoğaltma, ziyadeleştirme.

istihsal / istihsâl

  • Üretmek, hâsıl etmek, çoğaltmak.

istinsah / istinsâh / اِسْتِنْسَاخْ

  • (Nesh. den) Sahifeyi çoğaltmak, nüshasını yazmak. Kopya etmek.
  • Silinmesini ve iptalini istemek.
  • Yazarak çoğaltma.
  • Sayfaları yazarak çoğaltma.
  • Nüsha çoğaltma.

istinsah edilen

  • Yazarak çoğaltılan.

istinsah etmek

  • Yazarak çoğaltmak.

istisar

  • Bir şeyden fazla miktarda alma, çoğaltmağa çalışma.

istizade

  • (Ziyade. den) Arttırılmasını arzulama, çoğaltılmasını isteme.

kessare

  • Çoğaltan. Artıran.

kessaretü'z-zünub / kessâretü'z-zünub

  • Günahları çoğaltan.

kıraet-i şazze / kırâet-i şâzze

  • Arabî gramer şartlarına uyan ve mânâyı değiştirmeyen, fakat bâzı kelimeleri hazret-i Osman'ın çoğalttığı nüshaya benzemeyen Kur'ân-ı kerîm kırâeti (okunuş şekli).

kültür

  • Her türlü fikir, san'at ve âdet varlıklarının hepsi. (Fransızca)
  • Bir kimsenin umumi bilgi seviyesi. (Fransızca)
  • Terbiye. (Fransızca)
  • Ziraat. (Fransızca)
  • Tıb: Tecrübe veya ilâç yapmak için mikrop besleme ve çoğaltma. (Fransızca)

med

  • Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme.
  • Çoğaltmak.
  • Bir şeye dikkatlice bakmak.
  • Nihayet, son.
  • Sönmek. Bir şeyi söndürmek.
  • Yardım etmek, mühlet vermek.
  • Yâr ve yâver olmak.
  • Tarlaya fışkı ve gübre dökmek.
  • Sel suyu.

meksur

  • Çoğaltılan, çoğaltılmış.

melace

  • Husumeti uzatmak, düşmanlığı çoğaltmak.

mevfur

  • (Vefir. den) Tam olan şey. Çoğaltılmış. Çok. Kesir. Bisyâr. Evfer.
  • Edb: Aruz kalıblarından biri.

mezid / mezîd

  • Mezîd etmek: Arttırmak, çoğaltmak. (Arapça)

miksar

  • Çok konuşan, sözü uzatan, geveze.
  • Çoğaltan, teksir eden.

mübevvil

  • (Bevl. den) Sidiği çoğaltan, idrarı artıran.

müczil

  • Çok çok veren. Çoğaltan. Bollaştıran. Bereket ihsan eden.
  • Çoğaltan, bollaştıran.

müczil-el ataya / müczil-el atâyâ

  • Hediye ve ihsanlarını çok çok veren. İhsanlarını çoğaltan.

mükesser

  • (Kesr. den) Çoğaltılmış, teksir edilmiş.
  • Çoğaltılmış.

mükessir

  • Teksir eden, çoğaltan.

müksir

  • (Kesret. den) Çoğaltan, iksâr eden.
  • Çok mala sahib olan.

müstensih / مُسْتَنْسِخْ

  • İstinsah eden. Yazıyı çoğaltan, kopya çıkaran.
  • Teksir makinesi. Çoğaltma makinesi.
  • İstinsah eden, yazarak çoğaltan.
  • Yazarak çoğaltan.
  • Bir yazıdan örnek çoğaltan.

müveffer

  • Çoğaltılmış.

muza'af

  • Bir kat daha artmış. Bir o kadar daha çoğaltılmış.

müzad

  • Arttırılmış, çoğaltılmış, ziyade edilmiş.

müzdad

  • Çoğaltılmış. Ziyâdeleştirilmiş.
  • Arttırılmış, çoğaltılmış.
  • Artırılmış, çoğaltılmış.

nema / nemâ

  • Gelişme, büyüme, çoğaltma.

nesh

  • Ist: Şer'i bir hükmü yine şer'i bir emirle kaldırmaktır. (İtikada ait olan ve zamanla değişmeyen hükümlerde nesih olmaz, bunlar sabit birer hakikattırlar.)
  • Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.
  • İbtal etmek, hükümsüz bırakmak, değiştirmek.
  • Nakletmek, kaldırma
  • Şer'î bir hükmü yine şer'î bir emirle kaldırma.
  • Bir şeyin aynını kopya etmek, aynını çoğaltmak.

nesr

  • (Nesir) Çoğaltmak, saçmak, yaymak.
  • Manzum olmayan söz veya yazı.

nesren

  • Nesir olarak, manzum olmadan yazılan yazı.
  • Çoğaltmak suretiyle.

sarraf

  • Sarfeden. Para işleri ile uğraşan.
  • Cevherci, kuyumcu. Cevherin kıymetini san'atı ile azaltan veya çoğaltan.

taamı teksir

  • Yemeği çoğaltma, yiyeceği bereketlendirme.

tad'if

  • İki kat yapmak.
  • Çoğaltmak.
  • Zayıflatmak.

taz'if

  • İki kat, kat kat etmek. Ziyade etmek. Bir kat daha artırmak. Çoğaltmak.
  • Zayıf addetmek.

te'rib

  • Kuvvet verme, sağlamlaştırma.
  • Çoğaltma.

teakub

  • Birbiri ardınca olmak, peşinde olmak.
  • Bir nesneyi sonradan çoğaltmak.

teksir / teksîr / تكثير / تَكْث۪يرْ

  • Çoğaltma.
  • (Çoğulu: Teksirât) Çoğaltmak, artırmak, çoğaltılmak.
  • Çoğaltma.
  • Çoğaltma. (Arapça)
  • Teksîr edilmek: Çoğaltılmak. (Arapça)
  • Teksîr etmek: Çoğaltmak. (Arapça)
  • Çoğaltma.

teksir edilmek

  • Çoğaltılmak.

teksir etme

  • Çoğaltma.

teksir etmek

  • Çoğaltmak.

teksir makinası

  • Yazıları çoğaltmak için kullanılan makine.

teksir makinesi

  • Çoğaltma makinesi.

teksir-i efrad

  • Fertlerin çoğaltılması.

temacüd

  • (Mecd. den) Büyüklüğünü ve şerefini çoğaltma.

tenfil

  • Ziyade etmek, çoğaltmak.
  • Kandırmak.

tenmiye / تَنْمِيَه

  • Çoğaltma, büyütme.

tergis

  • Mal çoğaltmak.

terhik

  • Misafiri çoğaltmak.

teşdid / teşdîd / تشدید

  • Şiddetlendirme, arttırma, çoğaltma. (Arapça)
  • Teşdîd etmek: Şiddetlendirmek. (Arapça)

tevfir

  • Artırma, çoğaltma.
  • Bir kimsenin hakkını tam olarak verme.

tezayüd

  • (Ziyadet. den) Ziyadeleşme, artma, çoğalma.
  • Söz ve sair şeyleri tekellüfle çoğaltma.

tezrif

  • Çoğaltmak.

tezyid

  • Artırma, çoğaltma, fazlalaştırma.

tezyidat / tezyidât

  • (Tekili: Tezyid) Artırmalar, çoğaltmalar, ziyadeleştirmeler.

vecd-efza / vecd-efzâ

  • Vecdi artıran, heyecanı çoğaltan. (Farsça)

zer'

  • Çoğaltma.
  • Halketme, yaratma.
  • Tohum ekme.
  • Ağzından dişlerin dökülmesi.
  • Saç ağarması.
  • Perde, hâil.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın