LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te coc kelimesini içeren 86 kelime bulundu...

acv

  • Çocuğa süt içirmek.

akika / akîka

  • Çocuk nîmetine karşılık, Allahü teâlâya şükr niyeti ile kesilen hayvan.

alem-i sabavet / âlem-i sabavet

  • Çocukluk dünyası.

becbece

  • Çocuk avutmak için yapılan tuhaf hareketler, gürültü.

bengere

  • Çocukları uyutmak için, çocuğu uyutan kişi tarafından söylenen ninni. (Farsça)

beste-rahim

  • Çocuk doğuramayan, kısır kadın. (Farsça)

daye

  • Çocuk hizmetçisi. Çocuğa süt veren. Dadı. Mürebbi.

devdat

  • Çocukların oyun oynadığı yer.

devr-i sabavet

  • Çocukluk çağı.

düvvame

  • Çocukların çevirerek oynadığı bir fırıldak.

esterven

  • Çocuk doğurmayan, kısır kadın. (Farsça)

etfal / etfâl / اطفال

  • Çocuklar, yavrular.
  • Çocuklar.
  • Çocuklar. (Arapça)

etfaliyet

  • Çocukluklar. Çocukluk halleri.

evlad / evlâd

  • Çocuk.

evlat / evlât

  • Çocuklar.

evrek

  • Çocukların ağaca ip takmak suretiyle yaptıkları salıncak. (Farsça)

fazu'

  • Çocukları korkutmak için yapılan çok korkunç suret.

fial

  • Çocuk oyunudur. (Bir şeyi toprak içinde gizleyip sonra taksim edip "hangimizin hissesinde çıkar" diye ararlar.)

fıtam

  • Çocuğu veya yavruyu sütten kesme.

fitam

  • Çocuğu sütten kesmek.

gaze

  • Çocuk salıncağı. (Farsça)

gudek

  • Çocuk, tıfl. (Farsça)

gudekane / gudekâne

  • Çocukçasına.

gulam / gulâm

  • Çocuk.

gulgule-i etfal

  • Çocukların gürültüsü, çocukların bağrışıp çağrışmaları.

hadane

  • Çocuk beslemek.

hal-i sabavet

  • Çocukluk hâli.

hengam-ı sabavet / hengâm-ı sabavet

  • Çocukluk zamanı.

hıdane / hıdâne

  • Çocuğu kucağa almak, besleyip büyütmek üzere yanında bulundurmak. İslâm nikâhının bozulmasından sonra (ayrılıkta), çocuğu, selâhiyetli (yetkili) olan kimsenin yâni başkası ile evli olmayan annenin belirli bir yaşa gelinceye (oğlan çocuğu yedi, kız ye tişkin oluncaya) kadar yanında alıkoyması ve terb

himaye-i etfal cemiyeti

  • Çocuk Esirgeme Kurumu.

hin-i sabavet / hîn-i sabâvet

  • Çocukluk dönemi.

hubu'

  • Çocuğun ağlamaktan dolayı sesinin kesilmesi.

hurs

  • Çocuk doğuşunda yapılan yemek.

huvela'

  • Çocuk anasından doğduğunda beraber çıkan ince nâzik deri. (Onda yeşil ve kızıl hatlar olur.)

ifa'

  • Çocuğun büyümesi.

ıkka

  • Çocukların doğduklarında mevcut olan saçı.

iname-i etfal

  • Çocukların uyutulması.

irtiza-i sabi

  • Çocuğun süt emmesi.

ırza-i etfal / ırzâ-i etfal

  • Çocukların emzirilmesi.

ırza-i gayr-i maderi / ırzâ-i gayr-i mâderî

  • Çocuğu hayvan sütüyle besleme.

ırza-i maderi / ırzâ-i mâderî

  • Çocuğu ana sütüyle besleme.

is'ar

  • Çocuğun diş çıkarması.

iskat-ı cenin

  • Çocuk düşürme.

iştek

  • Çocuk kundağı. (Farsça)

istirda'

  • Çocuk emzirtme.

kaza'

  • Çocukların başını traş edip, bazı yerlerinde kısım kısım saç bırakmak.

ker'a

  • Çocuk seven kadın.

kesir-ül evlad / kesir-ül evlâd

  • Çocukları çok olan. Evlâdı kesir olan.

kudegi / kudegî

  • Çocukluk. (Farsça)

kudek / kûdek / كودک

  • Çocuk. (Farsça)

kudek-meniş

  • Çocuk tabiatlı. Çocuk mizaclı. (Farsça)

maakka

  • Çocuğun, anababaya isyan etmesi. Veledin valideyne itaatsizliği.

mahcur / mahcûr

  • Çocukluk, sefîhlik, delilik, kölelik, bunaklık vs. gibi çeşitli sebebler yüzünden malını tasarruf hakkından, kullanmaktan men edilen kimse.

mel'abe-i sıbyan / mel'abe-i sıbyân

  • Çocuk oyuncağı.

mevludün leh

  • Çocuk kendisinin olduğu tebeyyün eden, bilinen baba.

muhazane

  • Çocuklara şaşırtıp sevindirecek şeyler söylemek.

münagat

  • Çocukları sevindirecek ve güldürecek söz söylemek.

murdia / مُرْضِعَه

  • Çocuk emziren.

mürebbib

  • Çocuğu büluğa erene kadar besleyen.

mürebbiye

  • Çocuk terbiyesiyle meşgul olan kadın.

musbiyye

  • Çocuklu kadın.

mütesabbi

  • Çocuklaşan, çocuk tavırları takınan.

mütesabbiyane / mütesabbiyâne

  • Çocuklaşarak. Çocuk tavırları takınarak. (Farsça)

nefuz

  • Çocuk düşüren kadın.

nifaz

  • Çocuğa sarılan bez. Çocuk bezi.

nuht

  • Çocukla birlikte karından çıkan su.

sabavet / sabâvet / صباوت

  • Çocukluk, sabilik.
  • Çocukluk.
  • Çocukluk.
  • Çocukluk. (Arapça)

sekla

  • Çocuğunu kaybeden kadın.

sıbyan / sıbyân / صبيان

  • Çocuklar.
  • Çocuklar, sabiler.
  • Çocuklar. (Arapça)

sıgar

  • Çocukluk hali. Küçüklük. Zelli oluş.

sinn-i sabavet

  • Çocukluk yaşı.

sükte

  • Çocukları avutup susturmada kullanılan şey.

sünnet olmak

  • Çocuğun sünnet derisinin çepeçevre kesilmesi. Hitân.

tıfıl / طِفِلْ

  • Çocuk.

tıfl

  • Çocuk.

tıflane / tıflâne / طفلانه

  • Çocukçasına, çocuk gibi. Çocuğa yakışır surette. (Farsça)
  • Çocukça, çocuksu. (Arapça - Farsça)

tıfliyyet

  • Çocukluk. Çocuk hâli.

tufulane / tufulâne

  • Çocukçasına. (Farsça)

tufuliyet / tufûliyet

  • Çocukluk, küçüklük.

tufuliyyet / tufûliyyet / طفوليت

  • Çocukluk.
  • Çocukluk. (Arapça)

ülhiyye

  • Çocuk oyuncağı, oyuncak.

ünbuse

  • Çocukların oyunu.

vasi / vasî

  • Çocuk, yetim, hasta, deli gibi zayıf kimselerin mal ve işlerini idare eden görevli.

veled / وَلَدْ

  • Çocuk, evlad.
  • Çocuk.

veledperverlik

  • Çocuk sevme ve yetiştirme.

zakzaka

  • Çocukların oynayıp sıçramaları.