LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te coban ifadesini içeren 52 kelime bulundu...

bahil

  • Avâre, başıboş, serseri.
  • Yularsız deve. Deyneği olmayan çoban.

bakır

  • Çobanları ile beraber olan sığır sürüsü.
  • Geniş.
  • Aslan.
  • Göz damarı.
  • Hz. Hüseyn'in (R.A.) torunu İmâm-ı Bâkır'ın bir lâkabı.

bakkar

  • Sığır çobanı, sığırtmaç.

büz-ban

  • Keçi çobanı. (Farsça)

cahşe

  • Eşek sıpasının dişisi.
  • Çobanın eline dolayıp eğerdiği ip.

camil

  • Çobanla olan deve sürüsü.

çuban / çûbân / چوبان

  • Çoban, sığırtmaç. (Farsça)
  • Çoban. (Farsça)

dest-var

  • Çoban değneği. Baston. (Farsça)
  • El bileziği. (Farsça)
  • Ele benzer, el gibi, el kadar. (Farsça)

ebbal

  • Deve çobanı.

fa'fa'

  • Kasap.
  • Çoban. Hafif kimse.

fa'faa

  • Çobanın koyunu çağırması. Çağırıp "fâfâ" demek.

fa'fai / fa'faî

  • Koyun çobanı.

feddad

  • şiddetli ses. Ekinci.
  • Çoban.

ferengis / ferengîs

  • Zühre yıldızı, Venüs gezegeni, çoban yıldızı. (Farsça)

feyyal

  • Fil çobanı. File bakan kimse.

galiyun

  • Çoban mayası.

gargara

  • Suyu, içilen ilâcı veya başka bir sıvıyı, boğazda oynatıp çalkalama.
  • Tavuk ve güvercinin ötmesi.
  • Can boğaza gelip tereddüt etmek.
  • Çömleğin kaynayıp fıkırdaması.
  • Çoban koyuna haykırıp çağırması.

gav-ban / gâv-ban

  • Sığır çobanı, sığırtmaç. (Farsça)

geleban

  • Sığırtmaç, çoban. (Farsça)

hadda

  • Deve çobanı.

hebhebi / hebhebî

  • Çoban.
  • Hizmete koşan yiğit.

hemel

  • Çobanı olmayan deve.

heyban

  • Korkunç, korku getiren.
  • Çok utangaç çekingen.
  • Korkak.
  • Çoban.

heyrea

  • Çoban düdüğü.
  • Meyyitin kabrine toprak dökmek.

huk-ban

  • Domuz çobanı. (Farsça)

kal'a

  • Kale. Eskiden yapılan büyük merkezlerin ve şehirlerin bulunduğu etrafı duvarlarla çevrili ve düşmanın hücumundan muhafaza edilen yüksek yerlerde inşa edilmiş yapı.
  • Çobanın çantası.
  • Hurma ağacının dibinden kesilen taze fidan.

kebe

  • Çobanların ve köylülerin giydikleri yünden bir nevi aba.

kepenek

  • Çobanların giydiği kolsuz ve dikişsiz, keçeden dövülerek yapılan giyecek. (Farsça)

kerraz

  • Çobanın torbasını veya dağarcığını taşıyan kuvvetli boynuzsuz koç.

kilab-ı ehliye / kilâb-ı ehliye

  • Ehlî köpekler. Ev, çoban ve av köpekleri.

kinf

  • Zenbil.
  • Çoban dağarcığı.

mikraa

  • (Çoğulu: Mekâri) Davul çomağı.
  • Çoban değneği.

minkar-ı meşkuk

  • Kırlangıç ve çobanaldatan gibi gagaları kısa ve çok yarık olan kuşlar.

na'k

  • Karga avazı.
  • Çobanın koyuna haykırıp çağırması.

naik

  • Karga ötüşü veya horoz sesi.
  • Çobanın koyuna bağırması.

nefş

  • Açmak.
  • Yapmak.
  • Yün ve pamuk atmak.
  • Davarların, geceleyin yayılıp çobansız otlaması.

nişe

  • Çoban düdüğü. Kaval. (Farsça)

nuak

  • Çobanın koyuna haykırıp çağırması.

nüfuş

  • Yabana yayılmak.
  • Davarların geceleyin yayılıp çobansız otlamaları.

nügak

  • Çobanın koyuna çağırıp haykırması.

pade

  • Eşek ve sığır sürüsü. (Farsça)
  • Çoban sopası. (Farsça)
  • Yayla. (Farsça)

rai

  • Çoban.
  • Gözetleyici ve koruyan kimse.
  • Vâli.
  • Güvercin kuşundan bir kısım.

raiyane

  • Çobanca. Çobanlığa ait. (Farsça)

ria

  • (Tekili: Râî) Çobanlar.

ruat

  • (Tekili: Râî) Çobanlar.

sa'd yıldızı

  • Jüpiter veya Çoban yıldızı da denilen Venüs gezegeni.

şiya'

  • Zahir olmak, görünmek.
  • Çobanın kavalından çıkan ses.
  • Odun takıltısı.

şuban

  • Çoban. (Farsça)

şüban

  • Çoban.

süda

  • Kendi kendine çobansız gezen hayvan.
  • Bir şeyi kendi kolayına bırakmak.

sufn

  • Çobanların dağarcığı.

şütürban / şütürbân

  • Deveci. Deve çobanı. (Farsça)