LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te coş ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

cezbe / جذبه / جَذْبَه

  • Coşku. (Arapça)
  • Kendinden geçiş. (Arapça)
  • Coşup kendinden geçme.

cezbe-i rahman / cezbe-i rahmân

  • Allah'ın hayır ve rahmet için verdiği ve duygulara yerleştirdiği mânâ ve coşku hâli.

civcive

  • Kuşların coşkulu ötüşleri, şakımaları.

cuş / cûş / جوش

  • Coşmak, kaynamak. Taşmak. Deprenmek. (Farsça)
  • Coşma, kaynama.
  • Coşku. (Farsça)
  • Kaynama. (Farsça)
  • Cûş eylemek: Coşmak, coşup taşmak. (Farsça)

cuş eden / cûş eden

  • Coşan, taşan.

cuş u huruş / cûş u hurûş

  • Kaynayıp taşma. Neş'e ve âhenk. Coşup taşma. (Farsça)
  • Coşup taşma; neşe ve âhenk.

cuş-aver / cûş-aver

  • Coşturucu, coşmaya sebep olucu. (Farsça)

cuşacuş / cûşâcûş / جوشاجوش

  • Çok coşkun, taşkın. Pek coşkun ve taşkın bir sûrette. (Farsça)
  • Coşkun, coşkulu. (Farsça)

cuşan / cûşân / جوشان

  • Coşup kaynayan. (Farsça)
  • Coşan. (Farsça)
  • Kaynayan. (Farsça)

cuşide

  • Coşmuş, kaynamış. (Farsça)

cuşiş / cûşiş / جوشش

  • Kaynama, coşma. (Farsça)
  • Coşku. (Farsça)

cuşuhuruş / cûşuhurûş

  • Coşup taşma.

demdeme-i nebat / demdeme-i nebât / دَمْدَمَۀِ نَبَاتْ

  • Bitkinin coşkun sesi.

demdeme-i tesbih

  • Allah'ı tesbih etmenin coşkulu sesleri.

ehl-i cezbe / اَهْلِ جَذْبَه

  • Coşup kendinden geçenler.

ehl-i hal

  • İlâhî aşka bağlanmış, çoşkunluk ve vecd sahibi.

ehl-i istiğrak

  • Mânevî bir coşku ve heyecan ile kendinden geçmiş hâle gelen zâtlar.
  • Manevi bir coşkunlukla kendinden geçmiş hâle giren zatlar.

feveran / feverân

  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.

feveran eden

  • Coşan, köpüren.

feveran ve galeyana getirme

  • Kaynatıp coşturma, çoşturup çağlatma.

feverana getirme

  • Coşturma, galeyana getirme.

feverana getirmek

  • Kaynatıp fokurdatmak; coşturmak.

feveranlı

  • Coşkulu, aktif, faal.

feyezan

  • Suyun çok olup taşması, çoşması. (Farsça)
  • Bolluk, fazlalık, feyiz. (Farsça)
  • Coşup taşma.

feyezan eden

  • Coşan, artan.

feyezan-ı hikmet / feyezân-ı hikmet

  • Hikmetin feyizli coşkunluğu, taşkınlığı.

galeyan / galeyân / غَلَيَانْ

  • Kaynayış. Çoşup taşmak. Yerinde duramamak.
  • Tuğyan ve azgınlık.
  • Kaynama, coşma.
  • Coşup taşma.
  • Kaynama, coşma.

galeyan eden

  • Coşup taşan.

galeyan-ı efkar / galeyan-ı efkâr

  • Fikirlerin galeyanı. Fikirlerin coşması.

gulat / gulât

  • Coşmalar, taşkınlıklar.

haic

  • (Hâyic) Coşkun, heyecanlı.

heyecan / heyecân / هيجان

  • Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme.
  • Coşkunluk. Coşmak.
  • Coşkunluk, şiddetli hislenme.
  • Coşku. (Arapça)
  • Heyecan. (Arapça)

heyecanat / heyecânât

  • Coşkunluklar.

hiz / hîz

  • Yükselme. (Farsça)
  • Hislenerek coşma. (Farsça)
  • Dalga. (Farsça)

huruş / hurûş / خروش

  • Coşma. Gürültü. şamata. Telâş. (Farsça)
  • Coşma, bağırma.
  • Coşku, coşma. (Farsça)

huruşan / hurûşân

  • Çağlıyarak, coşarak, (Farsça)
  • Coşan, çağlayan. (Farsça)
  • Coşmalar, şamatalar.

ifrat-ı neşat

  • Sevinç coşkunluğu, sevinçten dolayı çoşma.

ihtizaza getiren

  • Coşturan, sevindiren.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

istiğrak / istiğrâk

  • İlâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme, esrime.

istişat

  • (Şatt. dan) Çok kızma, öfkelenme, gazaba gelme.
  • Coşma, taşma.
  • (Kuş) hızla uçma.

iştiyak-ı uhreviye

  • Âhiret sevgisi, arzusu, coşkusu.

mahv ve sekir

  • Fenafillâh makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu mânevi hâlin zevk ve te'sirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hâli.

meczub / meczûb / مَجْذُوبْ

  • Coşarak kendinden geçen.

mevacid / mevâcid

  • Kalbe gelen zevkler, vecdler (mânevî coşkunluk halleri).

mutatarrib

  • (Çoğulu: Mutatarribin) Coşan, şevke gelen, sevinen.

mutatarribane

  • Coşarak, sevinerek, şevke gelerek. (Farsça)

mutatarribin / mutatarribîn

  • (Tekili: Mutatarrib) Şevke gelip sevinenler. Coşup sıçrayanlar.

müteheyyic

  • Heyecana gelen, coşan, coşkun, heyecanlı.

müteheyyicane / müteheyyicâne

  • Coşkunlukla, heyecana gelerek. (Farsça)

naşiz

  • Karısına karşı çok zâlim olan koca.
  • (Kalb) heyecanla coşma.
  • Kalkmış, kabarmış, atan (damar).

nevruz-u sultani / nevrûz-u sultânî

  • Sultan nevruzu; Osmanlı Devletinde bizzat sarayın organize edip sultanın da katıldığı ve coşkuyla kutlanan bahar bayramı; 21 Mart.

rüya / rüyâ

  • Düş. İnsanın kalbinin ve duyu organlarının dünyâ işleriyle olan meşgûliyetinin kısmen kesildiği, uyku, bayılma ve istiğrak (mânevî coşkunlukla kendinden geçme) gibi hallerde gördüğü şeyler.

şevk ve cezbe

  • İlâhî hakikat ve tecellîler karşısında duyulan sevinç ve coşku.

şevk-i mutlak

  • Her durumda şevk içinde, coşkulu ve istekli olmak.

şeyda / şeydâ

  • Aşk ile kendinden geçen, coşan.

seyl-i huruşan-ı zaman / seyl-i huruşân-ı zaman

  • Zamanın gürültü ve coşkunluklarının seli.

seylhiz

  • Taşkın ve coşkun su. (Farsça)

şiddet-i galeyan

  • Şiddetli coşkunluk, coşup taşma.

şur / şûr / شور

  • Heyecan, coşku. (Farsça)
  • Tuzlu. (Farsça)
  • Gürültü. (Farsça)

tarab-gah / tarab-gâh

  • Coşkunluk ve sevinç yeri. (Farsça)

tarab-nak / tarab-nâk

  • Sevinçli, neşeli, coşkun. (Farsça)

tatarrub

  • Şevke gelme, coşma, neşelenme, keyiflenme.

teheyyüc

  • Heyecanlanma. Coşma. Deprenme. Harekete gelme.
  • Coşma.

teheyyücat / teheyyücât

  • (Tekili: Teheyyüc) Coşup heyecanlanmalar.

tehyic

  • Heyecanlandırma. Coşturma.
  • Ayağa kaldırma.
  • Coşturma, heyecanlandırma.

tehyiç etme

  • Heyecanlandırma, heyecana getirme, çoşkunluk verme.

tehyicat / tehyicât

  • (Tekili: Tehyic) Coşturmalar, heyecanlandırmalar.

teveccüd

  • (Vecd. den) Coşma, vecde gelme.

ubab

  • Her nesnenin muazzamı, her şeyin büyüğü.
  • Cemaat, topluluk.
  • Taşkın sel suyu.
  • Pek taşkın, coşkun.

vecd / وجد

  • Coşku.
  • Tasavvuf yolunda bulunan bir kimsenin çok zikretmesi (Allahü teâlâyı anması) veya bir başka sebeb netîcesinde hâsıl olan mânevî lezzetleri tadarak rûhunun coşması, kalbinin gayr-i ihtiyârî (elinde olmadan) kendinden geçmesi, taşması hâli.
  • Coşku. (Arapça)

vecd-alud / vecd-âlud

  • Vecd veren haller. Manevî coşkunlukla beraber olan hal. (Farsça)

vecdaver / vecdâver / وجدآور

  • Coşkulu, heyecanlandıran. (Arapça - Farsça)

velvele

  • Coşku, haykırış.

velvele-i naz ü niyaz / velvele-i nâz ü niyaz

  • Allah'a yalvarıp yakarmanın heyecanlı, coşkun sesi.

zahir

  • Engin denizler.
  • Taşkın, coşkun.
  • Semiz, tavlı ve bol olan.

zemzeme-i tevhid

  • Allah'ı birleyen ve her şeyin Ona ait olduğunu ilân eden coşkulu sesler.

zevahir

  • Dolu, taşkın, coşkun denizler.
  • Mc: Yüksek şan ve şerefler.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR