LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te cilve ifadesini içeren 36 kelime bulundu...

beşg

  • Dolu; kar; çiy, şebnem. (Farsça)
  • Naz, cilve, işve. (Farsça)

celevat / celevât

  • (Tekili: Cilve) Cilveler. Hüsn-ü zuhûrlar.
  • Cilveler, yansımalar.
  • Cilveler, görünümler.

cilve-i hitab-ı rabbani / cilve-i hitab-ı rabbânî

  • Herşeyi yaratıp terbiye eden Allah'ın hitabının cilvesi, yansıması.

cilve-i inayet / cilve-i inâyet

  • İlâhî şefkat ve yardımın cilvesi, görünmesi.

cilve-i kayyumiyet / cilve-i kayyûmiyet

  • Allah'ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının cilvesi.

cilve-i kübra / cilve-i kübrâ

  • En büyük cilve, yansıma.

cilve-i kudret-i fatır / cilve-i kudret-i fâtır

  • Benzersiz şeyler yaratan Allah'ın kudretinin cilvesi, yansıması.

cilve-i merhamet

  • Merhamet cilvesi, görüntüsü.

cilve-i nakş

  • Nakşın cilvesi, görüntüsü.

cilve-i rahmet

  • Rahmetin cilvesi, görüntüsü.

cilve-i sırr-ı i'caz / cilve-i sırr-ı i'câz

  • Mu'cizelik sırrının cilvesi, yansıma ve görüntüsü.

cilve-i tevhid

  • Tevhid cilvesi, görüntüsü.

cilvegah / cilvegâh / جلوه گاه

  • (Cilve-geh) Cilve edilecek yer, cilve yeri. (Farsça)
  • Görünme yeri. (Arapça - Farsça)
  • Cilvegâh olmak: Yatak teşkil etmek, yurt olmak. (Arapça - Farsça)

cilveger

  • Cilve ve naz eden. Cilveli. (Farsça)
  • Tecelli eden. (Farsça)
  • Cilve ve naz eden, cilveli; görünen.
  • Cilve eden.

cilvekar / cilvekâr

  • Cilveli. Nâzenin. (Farsça)

cilvekünan / cilvekünân

  • Cilve yaparak. (Farsça)

cilvenüma / cilvenümâ

  • Cilve yapan, cilve gösteren, cilve eden. (Farsça)

cilvesaz / cilvesâz / جلوه ساز

  • Cilveli. Nazlı. Gönül alan. (Farsça)
  • Kırıtan, cilve yapan. (Arapça - Farsça)

delal

  • Cilve, naz, işve. İnsana güzel ve sevimli görünecek hâl, durum.

fettan / فتان

  • İşveli, oynak, cilveli. (Arapça)
  • Fitne koparan. (Arapça)

girişme

  • İşve, naz, cilve. Gözle kaşla işaret. (Farsça)

gunc

  • Eda, naz, kırıtma, cilve.

hannan / hannân

  • Rahmetlerin en lâtif cilvesini gösteren, Rahman ve Rahîm olan ve çok merhametli olan Allah (C.C.)
  • Rahmetin en hoş cilvelerini gösteren ve çok merhametli olan Allah.

hannan-ı mennan / hannân-ı mennân

  • Rahmetlerin en hoş cilvesini kullarına bağışlayan ve sonsuz minnete lâyık olduğunu gösterecek şekilde kullarını nimetlendiren Allah.

hasbelkader

  • Kaderin sevkiyle, kaderin bir cilvesi olarak.

işve / عشوه

  • Cilve, naz, eda. (Arapça)

işvebaz

  • Naz edici, edâ yapan, cilveli. (Farsça)
  • Meşhur bir cins lâle. (Farsça)

lenc

  • Edâ, naz ve cilve ile salınma. (Farsça)

mübaale

  • Cilveleşme, oynaşma (karı-koca arasında).

naz / ناز

  • İşve, cilve. (Farsça)
  • Kapris. (Farsça)
  • Naz. (Farsça)
  • Naza çekmek: Nazlanmak. (Farsça)

perviz

  • Üstün, galib, muzaffer. (Farsça)
  • Elek. Süzgeç. (Farsça)
  • Güzellik. (Farsça)
  • Balık. (Farsça)
  • Cilve. (Farsça)
  • Tar: İran Hükümdarı Husrev'in lâkabı. (Farsça)

şems-i ehadiyet

  • Herbir varlıkta birlik cilveleri görünen Güneş, Allah.

şen

  • Naz, eda, cilve. (Farsça)
  • Göze ve gönüle hoş görünen hal. (Farsça)
  • Bayındır, ma'mur. (Farsça)
  • Sevinçli, ferahlı. (Farsça)

şivebaz / şivebâz

  • Cilveli, şive ve naz eden. (Farsça)

şivekar / şivekâr / şîvekâr / شيوه كار

  • İşveli, şiveli, cilveli. (Farsça)
  • İşveli, cilveli. (Farsça)

tayyibat / tayyibât

  • (Tekili: Tayyibe) Bütün güzel sözler, güzel mânalar, harika güzel cemaller.
  • Bütün kâinat yüzünde cemalleri görünen ezelî Esma-i Hüsnâ'nın cilveleri.