LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ciddi ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

adem-i salabet / adem-i salâbet

  • Dinin emirlerini korumada ve uygulamadaki ciddiyetsizlik, gevşeklik.

amug

  • Uzun boylu adam. (Farsça)
  • Ciddiyet, vakar. (Farsça)

asa

  • Esneme. (Farsça)
  • Vakar, ciddilik. (Farsça)
  • Süs, zinet. (Farsça)

azm-i kat'i / azm-i kat'î

  • Kesin azim ve ciddî gayret.

ba-vekar

  • Ciddi, vakarlı, ağırbaşlı.

becidd

  • Ciddi, gerçek, hakikat. (Farsça)
  • Cidden, gerçekten. (Farsça)

cadd

  • (Câdde) Ciddi, çalışkan, azimli.

cidd

  • Bir işi gerçekten çalışıp işleme.
  • Ciddilik.
  • Çalışmak. Ciddiyetle yapmak.

cidden / جدا

  • Şaka olmayarak. Gerçekten. Ciddi olarak.
  • Ciddi olarak. (Arapça)

ciddiyat

  • Hakiki sözler. Ciddiyetler.

ciddiyet

  • Ciddîlik.
  • Ağırbaşlılık, sakin hâllilik.
  • Ehemmiyet.
  • Ciddilik, hafife almaktan ve sunîlikten uzaklık.

ciddiyyet / جدیت

  • Ciddilik. (Arapça)
  • Ağırbaşlılık. (Arapça)

dayib

  • İtaat eden, vakarlı ve ciddi kişi.

evn

  • Yab yab yürümek.
  • Vakarlı, sessiz ve ciddi olmak.
  • Heybenin bir gözü.
  • Denk.

giran-rikab

  • Ciddi ve vakur kimse. (Farsça)
  • Harpte düşmana saldıran, azimli kişi. (Farsça)

giran-seng

  • Ağır başlı kişi. Ciddi ve vakar sahibi kimse. (Farsça)
  • Sabırlı, kanaatkâr. (Farsça)

grev

  • İşçilerin isteklerini işverene kabul ettirmek için, işlerini hep birlikte bırakmaları.İslâmiyette işçi hakları çok ciddi korunmakla beraber, grev ve benzeri hareketlere başvurulması istenmez. Çünki grev, millî gelire zarar verdiği gibi, sosyal grupları doğurmakla boğuşmalarına ve dolayısıyla da mill (Fransızca)

hak-perest

  • Doğruluktan ayrılmayan, doğruluğu ciddi ve samimi seven. Hakka iman eden ve hak üzere âmil olan. (Farsça)

hedn

  • Vakar, ciddiyet.

hevai / hevaî

  • Ciddi şeylerle alâkasız. Nefsine düşkün. Nefsine ve şehvetine mağlub. Hevâ ve hevese âit ve müteallik. (Farsça)

hez

  • Eğlence. Ciddi olmayan söz.

hezeliyat / hezeliyât

  • Ciddi olmayan sözler, saçmalamalar.
  • (Tekili: Hezl) Ciddi olmayan sözler. Saçma sapan konuşmalar. Deli saçması.
  • Ciddi olmayan sözler.

hezl

  • Ciddi olmayan söz. Saçma, uydurma, yalan konuşmak.
  • Edb: Meşhur bir manzumeye lâtife tarzından nazım yapmak. Bu tarzda yapılan nazım.

himmet / هِمَّتْ

  • Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret.
  • Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi.
  • Tabiî şevk ve meyil ve heves.
  • Lütuf, yardım.
  • Ciddî gayret, ma'nevî yardım.

himmetli

  • Ciddî gayret gösteren, çalışan.

himmetperver / هِمَّتْپَرْوَرْ

  • Ciddî gayret, ma'nevî yardımı seven.

hiyne

  • Vakar, ciddiyet.

hizb-ül kur'an

  • Kur'an Cemaatı. Kur'an'a ciddi ve samimi olarak bağlanıp, ona hizmet için mücahidane bir surette çalışan ve fenâlıklardan korunan müslümanların topluluğu ve cereyanı.
  • Kur'an'ın bir cüz'ünün dörtte biri.
  • Zikir ve dua için Kur'an'dan alınmış bir kısım âyetler.

hizbullah

  • Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)

inhimal

  • İhmal etme, önem vermeme.
  • Mühlet alma.
  • Göz yaşı dökme.
  • Ciddi bir şekilde çalışma, uğraşma.

kemal-i ciddiyet / kemâl-i ciddiyet / كَمَالِ جِدِّيَتْ

  • Tam bir ciddiyet.
  • Tam bir ciddiyet.

kemal-i ciddiyet ve emniyet / kemâl-i ciddiyet ve emniyet

  • Tam bir ciddiyet ve güven.

kemal-i ciddiyetle / kemâl-i ciddiyetle

  • Çok ciddî olarak.

latife

  • Hoş söz. Şaka. Mizah. Söz ile iltifat. İnsanın çok ince ve hassas olup kalbe bağlı bir duygusu. (Mukabili ciddiyettir)

laübalicesine / lâübâlicesine

  • Ciddiyetsizcesine.

mekinet / mekînet

  • Onur, vakar, ciddiyet, ağırbaşlılık.

mekis / mekîs

  • Vakarlı. Onur sahibi. Ciddi ve ağırbaşlı kimse.

men talebe ve cedde, vecede

  • Kim birşeyi ister ve elde etmek için ciddî çalışırsa istediği şeye ulaşır.

mizah

  • Şaka, lâtife.
  • Edb: Bâzı düşünceleri nükte, şaka veya takılmalarla süsleyip anlatan bir yazı çeşidi. Hoş, nükteli söz. (Zıddı ciddiyettir)

muvakkar

  • (Vekar. dan) Ağırlanmış, saygı gösterilmiş olan.
  • Ağırbaşlı, vakarlı, ciddi.

muvakkaran

  • Vakarla, ciddiyetle, ağırbaşlılıkla.
  • Ağırlanmış, saygı gösterilmiş olarak.

netice-i himmet

  • Ciddî bir gayret ve çalışmayla elde edilen netice, sonuç.

nüşbe

  • Sırnaşık. Ciddi olmayan adam.

rekin

  • Yüce, yüksek, âli.
  • Ağırbaşlı, ciddi, vakarlı.

resmi / resmî

  • Devlet adına veya devlet tarafından.
  • Ciddi. Çok sert.
  • Resme, yazıya, çizgiye ait. Resme dair.

rezan

  • Ağır, ciddi, vakarlı, ağırbaşlı ve temkinli kimse.

rezanet

  • Ağırbaşlılık, vakarlılık, temkinlilik, ciddilik.

risl

  • Vakar, ciddiyet, sekinet.
  • Sabır.

salabet-i diniye / salâbet-i diniye

  • Dinini ve dinin emirlerini korumak ve tatbik etmekteki ciddiyet ve sağlamlık.
  • Dinin emirlerini korumakta ve uygulamadaki ciddiyet.

salabet-i imaniye / salâbet-i imaniye

  • İman sağlamlığı; dinin emirlerini korumada ve uygulamada ciddiyet ve sağlamlık.

sarf-ı himmet

  • Ciddî gayret gösterme.

şedd-i nitak-ı himmet

  • Himmet kuşağını kuşanma. İşe ciddi, gayretle sarılma.

sükunet / sükûnet

  • Vakarlılık, ciddiyet.
  • Durgunluk. Rahatlık.
  • Hareketsizlik.

suret-i ciddiye / sûret-i ciddiye

  • Ciddî şekilde.

suri / surî

  • Surete ait, görünüşe ait ve müteallik. Hakiki, ciddi ve samimi olmayan. Zâhirî.
  • Surete ait, görünüşe ait. gerçek dışı, ciddi ve samimi olmayan.

ta'kib

  • Gözlemek.
  • Yolunda gitmek.
  • Peşinden yürümek.
  • Suçlunun suçunu araştırmak.
  • Bir kimsenin aynı senede yine gazaya gitmesi.
  • Bir şeyi ciddiyetle istemek.

tehekküm

  • İstihza.
  • Tevbih. Şiddetle azarlama. Görünüşte ciddi, hakikatta alaydan ibaret olan eğlenme.
  • Edb: Tarizin tesirli olan kısmı.
  • "Hekeme"den:
  • Alay etme, eğlenme.
  • Görünüşte ciddi, hakikatte alaydan ibaret olan eğlenme.

tehekkümat / tehekkümât

  • (Tekili: Tehekküm) Ciddi tavır takınarak eğlenmeler.

ulü'l-azm

  • Azamet, ciddiyet, sabır ve sebat sahibi büyük peygamberler; Hz. Mûsâ, Hz. İsa, Hz. Nuh, Hz. İbrahim ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

ulü-l azm

  • Kat'i azim sahibi, ciddiyet, sabır, sebat sahibi büyük zâtlar, hususan peygamberler (Aleyhimüsselâm). Başta Hz. Muhammed (A.S.M.), İsa, Musa, İbrahim, Nuh (A.S.).

ulülazm peygamberler

  • Azimet, gayret, ciddiyet, sabır ve sebat sahibi büyük peygamberler; Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ, Hz. İsa, ve peygamberimiz Hz. Muhammed'e verilen sıfat.

vakar

  • Ağırbaşlılık, ciddiyet.

veraset-i nebeviye / verâset-i nebeviye / وَرَاثَتِ نَبَوِيَه

  • Peygamberimizin mîrâsına vâris olma (sünnete ciddî uyarak ilim ehli olma).

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın