LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te cen kelimesini içeren 319 kelime bulundu...

a'la-yı illiyyin / a'lâ-yı illiyyîn

  • Cennette en yüksek derece, olgun kişilerin Allah katındaki dereceleri.
  • Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakkın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesi.

a'raf / a'râf

  • Cennet ile Cehennem arasında yer alan ve birinin te'sirinin diğerine geçmesine mâni olan sûrun (engelin) yüksek kısımları.
  • Cennetle cehennem arasında bulunan bir yer.

ab-ı kevser / âb-ı kevser

  • Cennetteki Kevser Irmağının suyu.

abd-i hüdabin / abd-i hüdâbin

  • Cenab-ı Hakkı tanıyan kul.

adn / عدن

  • Cennette bir bölüm.
  • Cennet. (Arapça)

ahval-i cennet / ahvâl-i cennet

  • Cennet halleri.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Cenâb-ı Hakkın emirlerinin âlemi; İlâhî kanunlar âlemi.

araf / ârâf

  • Cennet ile cehennem arasındaki yer.

arş-ı azim-i muhit / arş-ı azîm-i muhit

  • Cenab-ı Allah'ın her şeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecelli ettiği yer.

arş-ı ilahi / arş-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (kâinatın egemenlik ve yönetim merkezi).

arusan-ı huld

  • Cennet hurileri.

arz-ı cenubi / arz-ı cenubî

  • Cenub arzı. (Güney enlemi).

asakir-i muvahhidin / asâkir-i muvahhidîn

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inanan askerler.

aşereimübeşşere

  • Cennetle müjdelenmiş on sahabe.

ashab-ı cennet / ashâb-ı cennet / اَصْحَابِ جَنَّتْ

  • Cennet ehli insanlar.
  • Cennet ehli. Cennetlik olanlar, Cennetlik oldukları ümid edilenler veya cennete gidecekleri müjdelenmiş olanlar.
  • Cennet ehli.

ashab-ı rıdvan / ashâb-ı rıdvân

  • Cenab-ı Hakkın rızâsıyla müjdelenen sahâbeler. (R.A.)

ashab-ı uhdud / ashâb-ı uhdûd

  • Cenab-ı Hakka imân ve itâat edenleri çukurlara doldurup yakan veya sopa ile döven, fir'avn gibi zâlim kimseler.

aşk-ı lahuti / aşk-ı lâhutî / aşk-ı lâhûtî

  • Cenâb-ı Hakka olan sevgi ve aşk.
  • Cenâb-ı Hakkın Zâtına mahsus kutsal aşkı.
  • Cenab-ı Hakk'a olan sevgi ve muhabbet. Aşk-ı İlâhî, aşk-ı hakikî, aşk-ı mânevî gibi tâbirler Cenab-ı Vacib-ül Vücud'a dâir şiddetli muhabbet ve sevgiyi ifâde eder.

aşk-ı mukaddes-i ilahiye / aşk-ı mukaddes-i ilâhîye

  • Cenâb-ı Hakkın zâtına mahsus mukaddes sevgisi.

avn-ı ilahi / avn-ı ilâhî

  • Cenab-ı Hakk'ın yardımı.

ayine-i mahluk / âyine-i mahlûk

  • Cenâb-ı Allah'ın isimlerine aynalık yapan yaratıklar.

bab-ı hıfz ve hafiziyet / bâb-ı hıfz ve hafîziyet

  • Cenab-ı Hakk'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi.

bab-ı hikmet / bâb-ı hikmet

  • Cenab-ı Hakk'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.

bağıstan-ı cinan / bağıstan-ı cinân

  • Cennet bahçeleri.

barigah-ı kibriya / bârigâh-ı kibriyâ

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz büyüklüğünün tecellî ettiği yüceler yücesi makam.

behişt / بهشت

  • Cennet. Ahirette iyi kulların gideceği mükâfat yeri. Adn. Firdevs. (Farsça)
  • Cennet.
  • Cennet. (Farsça)

behişt-hıram / behişt-hırâm

  • Cennete gitmiş. (Farsça)

behişt-i gına / behişt-i gınâ

  • Cenab-ı Hak'tan başka hiç kimseye minnet etmeden hâsıl olan saadet, cennet. Gına ve istiğnânın cenneti.

behişt-nişin

  • Cennette oturan. (Farsça)

behişt-zar / behişt-zâr

  • Cennet gibi yer. (Farsça)

behişti / behiştî / بهشتى

  • Cennetlik. (Farsça)

besatin-i cinan

  • Cennet bostanları. Cennet bahçeleri.

bezm-i elest

  • Cenab-ı Hak ruhları yarattığında "Ben Rabbiniz değil miyim? meâlinde soru sorduğunda, ruhlar, "Evet Rabbimizsin" diye cevap vermeleri ânına "Elest meclisi" veya "Bezm-i elest" tabir edilir.

bezm-i ezel-i elestü

  • Cenâb-ı Hak ezelde ruhları yarattığında, "Ben Rabbiniz değil miyim?" şeklindeki soruya bütün ruhların, "Evet Sen Rabbimizsin" diye söz vermeleri ânı; "Elest meclisi" veya "Bezm-i elest" şeklinde de ifade edilir.

bihişt / بهشت

  • Cennet. (Farsça)

birak

  • Cennet merkeplerinden bir bineğin adı.

bostan-ı cinan / bostan-ı cinân

  • Cennet bahçeleri.

burhan-ı zat / burhan-ı zât

  • Cenab-ı Allah'ın varlığının delili.

ca-yi behişti / câ-yi behiştî

  • Cennet gibi yer.

çağatay

  • Cengiz Han'ın oğlu Çağatay Han'ın ismine nisbetle Mâvera-ün Nehr taraflarında oturan Doğu Türklerine ve edebî lisan olarak kullandıkları Doğu Türkçesine verilen isimdir.

çane / çâne / چانه

  • Çene. (Farsça)
  • Çene. (Farsça)

cemaat-ı muvahhidin ve musallin / cemaat-ı muvahhidîn ve musallîn

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inanıp dua ve niyazda bulunan ve namaz kılan topluluk.

cemal-i kudsi / cemâl-i kudsî

  • Cenâb-ı Allah'ın her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh güzelliği.

cenan / cenân

  • Cennetler.

cengiziyan

  • Cengiz soyundan gelenler, bunlara tâbi olan kimseler. (Farsça)

cennat / cennât

  • Cennetler.

cennet-abad / cennet-âbâd

  • Cennet inşa eden, cennet gibi.

cennet-asa / cennet-âsâ

  • Cennet gibi.
  • Cennet gibi.

cennet-i a'la / cennet-i a'lâ / جنت اعلى

  • Cennet.

cennet-i ala / cennet-i âlâ

  • Cennet katlarının en yükseği.

cennet-misal / cennet-misâl

  • Cennet gibi.

cennetasa / cennetâsâ

  • Cennet gibi.

cennetmisal / cennetmisâl

  • Cennet gibi.

cennetü'l-me'va / cennetü'l-me'vâ

  • Cennetin üçüncü katının ismi.

cenubi / cenubî

  • Cenuba âit, güney tarafında, cenûba dair ve müteallik.

cilve-i irade

  • Cenâb-ı Hakkın iradesinin bir yansıması, izi.

cilve-i rahmet-i alem / cilve-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin yansıması.

cilve-i vahdaniyet / cilve-i vahdâniyet

  • Cenab-ı Allah'ın birlik görüntüsü.

cinan / cinân / جنان

  • Cennetler, bahçeler (üniversiteler, mektepler, zikirhaneler vs.).
  • Cennetler.
  • Cennetler.

cinan-ı cennet / cinân-ı cennet

  • Cennet bahçeleri.

dad-ı hak ra kabiliyyet şart nist / dâd-ı hak râ kabiliyyet şart nist

  • Cenab-ı Hakk'ın lütf u ihsanında kabiliyyet şart değildir.

daire-i esma / daire-i esmâ

  • Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecelli ettiği daire.
  • Cenab-ı Hakk'ın isimlerinin sahası ve dairesi.

daire-i esma-i ilahiyeye / daire-i esmâ-i ilâhiyeye

  • Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecellî ettiği daire.

dar-ı cennet / dâr-ı cennet

  • Cennet diyarı.

dar-ı cinan / dâr-ı cinan / dâr-ı cinân

  • Cennet yurtları. Cennetler. (Farsça)
  • Cennet yurdu.

defn

  • Cenâzenin yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra kabre konularak üzerinin toprakla örtülmesi.

delil-i ihtira'

  • Cenab-ı Hakk'ın yeniden icad ederek yarattığı şeylerden meydana gelen, kendi zâtına mahsus delil.

dellal-ı saltanat-ı ilahiye / dellâl-ı saltanat-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın saltanatının, sınırsız egemenliğinin ilâncısı.

dergah-ı ilahi / dergâh-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Allah'ın rahmet kapısı.

eazım-ı esma-i ilahiye / eâzım-ı esmâ-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın büyük isimleri.

ednik

  • Çengel.

ef'al-i acibe-i ilahiye / ef'âl-i acîbe-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın şaşırtıcı ve hayret uyandırıcı harika fiilleri.

ehadiyet-i ilahiye / ehadiyet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın herbir şeyde birliğinin görünmesi.

ehl-i cennet

  • Cennetlikler.

ehl-i cennet ve cehennem

  • Cennet ve cehennemde olanlar.

ehl-i irfan

  • Cenab-ı Hakkı tanıyıp bilen, hak ve hakikatin özüne ve esasına ulaşan, bilgi ve marifet sahibi kimseler.

ehl-i tevhid

  • Cenab-ı Hakk'ın birliğini bilip inanan ve sadece bir Allah'a bağlanıp ibadet eden kimse.

el-ala / el-âlâ

  • Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsanları. Ni'metler.

el-cennetü hakkun

  • Cennet haktır, gerçektir.

el-kasibü habibullah / el-kâsibü habibullah

  • Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) ma'rifetini ve rızâsını kazanan onun habibidir, sevgili kuludur. (Hadis meâli)

elhan-ı şita

  • Cenab Şahâbeddin'in şöhret bulmuş olan bir kış şiiri. Kış nağmeleri.

emri kanun / emrî kanun

  • Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu.

en-nur

  • Cenab-ı Hakk'ın her çeşit nurun Halik'ı olması ve onlara nur vermesi dolayısıyla bir ismi.

envar-ı hakaik-i kibriya / envâr-ı hakaik-i kibriyâ

  • Cenâb-ı Hakka ait nurlar.

envar-ı ilahi / envâr-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği nurlar.

enyab

  • Çenenin yan tarafındaki kesici veya azı dişleri.

eshab-ı yemin / eshâb-ı yemîn

  • Cennet ehli. Âhirette amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan mü'minler.

esma ve kemalat-ı ilahiye / esmâ ve kemâlât-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın isimleri ve Ona ait mükemmellikler.

esma ve sıfat-ı ilahiye / esmâ ve sıfât-ı ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın isim ve sıfatları.

esma-i fiiliye / esmâ-i fiiliye

  • Cenâb-ı Hakkın fiillerine ait isimler.

esma-i ilahiye / esmâ-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın isimleri.

esma-i meşhure / esmâ-i meşhure

  • Cenâb-ı Allah'ın meşhur isimleri, Allah, Rahmân, Rahîm, Rab ve Hüve isimleri.

esma-i zatiye / esmâ-i zâtiye

  • Cenâb-ı Hakka ait zâtî, özel isimler.

estağfirullah

  • Cenâb-ı Hak'tan kusurumun örtülmesini dilerim. Allah (C.C.) kusurumu efvetsin (mealinde, kusurunu anlayan bir müslümanın duâsı. Hürmet veya ikramlara karşı tevâzu maksadı ile de söylenmektedir.)

evamir-i ilahi / evâmir-i ilâhî

  • Cenab-ı Allah'ın emirleri.

evamir-i tekviniye / evâmir-i tekvîniye

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklar âlemini dilediği şekil ve tarz ile yaratmaya yönelik emirleri.

evsaf ve şuunat-ı rabbaniye / evsâf ve şuûnât-ı rabbâniye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatları ve terbiye edicilikle ilgili nitelikleri.

evsaf-ı celaliye / evsâf-ı celâliye

  • Cenâb-ı Allah'ın haşmetine ait vasıfları.

evsaf-ı celaliye ve cemaliye / evsâf-ı celâliye ve cemâliye

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz güzellik ve haşmetini bildiren sıfatları.

evsaf-ı cemal / evsâf-ı cemâl

  • Cenâb-ı Allah'ın güzelliğine ait sıfatları.

evsaf-ı cemaliye / evsâf-ı cemâliye

  • Cenab-ı Allah'ın güzelliğine ait vasıfları.

evsaf-ı cemaliye ve kemaliye / evsaf-ı cemâliye ve kemâliye

  • Cenab-ı Allah'ın güzelliğine ve mükemmelliğine ait vasıfları, nitelikleri.

evsaf-ı ilahiye / evsâf-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın Zâtını niteleyen yüce vasıflar.

evsaf-ı kemaliye ve cemaliye ve celaliye / evsâf-ı kemâliye ve cemâliye ve celâliye

  • Cenâb-ı Allah'ın mükemmel, güzel ve haşmetli vasıfları, sıfatları.

fakihet-ül cennet

  • Cennet meyvesi.

fehm-i uluhiyet / fehm-i ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın ilahlığını anlama; İlâhlık anlayışı.

ferdiyet

  • Cenâb-ı Hakk'ın birliği. Vahdetle bütün kâinata birden tasarruf eden Allah'ın (C.C.) sıfatı.Ferdiyet mânası insanlara isnad edilirse: Sadece bir olup, benzeri dünyada bulunmayan kimsenin sıfatı olur. Sadece Kur'andan ders alarak irşadda bulunabilen büyük velilik. Hiçbir şahsı merci yapmadan doğrudan

ferman-ı celil / ferman-ı celîl

  • Cenab-ı Allah'ın yücelerden gelen fermanı.

fiil-i rububiyet

  • Cenab-ı Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili.

firdevs / فِرْدَوْسْ

  • Cennette bir tabaka.
  • Cennetin yüksek bir katı.

firdevsi / firdevsî

  • Cennet bahçesi gibi.
  • Cennet gibi.

gamze

  • Çene veya yanak çukuru.

gılman

  • Cennet genci.
  • Cennette hizmet eden delikanlılar.

gufran

  • Cenab-ı Hakk'ın günahları affedip örtmesi, rahmeti.

gülistan-ı bağ-ı cinan / gülistan-ı bâğ-ı cinan

  • Cennetlerdeki bağların gül bahçeleri.

gülistan-ı cinan / gülistan-ı cinân

  • Cennetlerin gül bahçesi.

güşta

  • Cennet, firdevs. (Farsça)

habib-i yezdan / habib-i yezdân

  • Cenâb-ı Hakkın sevgilisi, Peygamber Efendimiz.

hakikat-i akrebiyet-i ilahiye / hakikat-i akrebiyet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın insana yakın oluşunun hakikati.

hamd ü sena

  • Cenab-ı Hakk'a hamd ve O'nu isimleriyle medhetmek.

hamd ü senahan / hamd ü senâhan

  • Cenâb-ı Hakka şükür ve övgüde bulunan.

haremgah-ı ilahi / haremgâh-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın mübarek kıldığı ve özel kimselerden başkasına açmadığı kutsal mekân.

hayat-ı akdes

  • Cenâb-ı Hakkın Zâtına mahsus, her türlü noksanlıktan mukaddes hayatı.

hayvanat-ı ilahi / hayvanat-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın yarattığı hayvanlar.

hazin-i cennet / hâzin-i cennet

  • Cennet bekçisi.

haziret-ül kuds / hazîret-ül kuds

  • Cennet bahçesi. Peygamber ve evliyanın ruhlarının toplandığı yer.

hedy

  • Cenab-ı Hakk'ın rızası için veya ihramda iken yapılması yasak olan herhangi bir fiili işlemekten dolayı kusurunu affettirmek ricasiyle, keffaret olarak Harem-i Şerif'e götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurban.

heyca

  • Cenk, cidal, vuruşma, birbirini öldürme, kıtal.

hırka-i saadet

  • Cenab-ı Peygamber'in (A.S.M.) İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda gümüş sandık içinde muhafaza edilen hırkasıdır. Mısır'ın fethi üzerine Mekke Şerifi tarafından diğer emanat-ı mübareke ile beraber Yavuz Sultan Selim Han'a hediye edilmiştir. Hırka-i Şerif de denir.

hitab-ı izzet / hitâb-ı izzet / خِطَابِ عِزَّتْ

  • Cenab-ı Hakk'ın kuluna hitâbı.

hüdabin / hüdâbin

  • Cenab-ı Hakkı tanıyan.

hükm-i yezdani / hükm-i yezdanî

  • Cenab-ı Hakk'ın hükmü. Allah'a mahsus kanun.

huld / خلد

  • Cennet. (Arapça)

huldzar

  • Cennet. (Farsça)

hur-i in / hur-i în

  • Cennet'te âhu gözlü çok güzel kızlar.

hur-u cennet / hûr-u cennet

  • Cennet güneşi; cennet hûrileri.

hurfet-ül cennet

  • Cennet bahçesi.

huri / hûrî

  • Cennet kızı.
  • Cennet kızı.

ibad-ı müsebbih / ibâd-ı müsebbih

  • Cenâb-ı Hakkı tesbih eden kullar.

ikbal-i hak

  • Cenâb-ı Hakkın teveccühü, yönelmesi.

iksir-i ism-i azam / iksir-i ism-i âzam

  • Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan isminin güçlü tesiri.

ilham-ı fıtri / ilham-ı fıtrî

  • Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını karşılamaları için varlıklara yaratılışta vermiş olduğu duygu.

illiyyin / illiyyîn

  • Cennetin en yüksek yeri.

ilm-i kelam / ilm-i kelâm

  • Cenab-ı Hakk'ın zât ve sıfatlarından ve nübüvvet ve itikada ait mes'elelerinden İslâmî esaslar dairesinde bahseden ilim. Usul-üd din de denir. Bu hususlara çalışan İslâm allâmelerine "Mütekellimîn" denir.

ilm-i külli / ilm-i küllî

  • Cenab-ı Hakkın her şeyi kuşatan sonsuz ilmi.

inkar-ı uluhiyet / inkâr-ı ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ı inkâr fikri.

inkar-ı uluhiyet mefkuresi / inkâr-ı ulûhiyet mefkûresi

  • Cenâb-ı Allah'ı inkâr fikri.

intak-ı bil-hak

  • Cenâb-ı Hakkın konuşturması, bir şeyi dile getirmesi.

intak-ı bilhak / intâk-ı bilhak

  • Cenâb-ı Hakkın konuşturması, bir şeyi dile getirtmesi.

inzal-i kütüb

  • Cenab-ı Hakk'ın vahiy ile peygamberlere kitab göndermesi.

irsal-i rüsül

  • Cenab-ı Hakk'ın insanlara her hususta ve hususen Allah'a itaatte rehber olacak peygamberler göndermesi.

isbat-ı sani-i vahid / isbat-ı sâni-i vahid

  • Cenâb-ı Hakkın varlığının ve birliğinin ispatlanması.

ism-i azam / ism-i âzam

  • Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı.

istikdar

  • Cenab-ı Allah'dan (C.C.) hayırlı şeylerin olmasını isteme.

izzet-i ilahiye / izzet-i ilâhiye

  • Cenab-ı Hakkın nihâyetsiz izzeti, şeref ve yüceliği.

kab-ı kavseyn

  • Cenab-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miracda Cenâb-ı Hakla bu makamda bizzat görüşmüştür.

kàb-ı kavseyn

  • Cenâb-ı Hakka en yakın olan makam; Peygamberimiz Miraçta bu makamda bizzat Allah'la görüşmüştür.

kabul-ü rabbani / kabul-ü rabbânî

  • Cenâb-ı Allah'ın kabul ve rızâsı.

kabul-ü rabbaniye / kabul-ü rabbâniye

  • Cenâb-ı Allah'ın kabul ve rızâsı.

kabza-i rububiyet / kabza-i rubûbiyet

  • Cenâb-ı Hakkın bütün varlıklara hükmetme ve terbiye etme eli.

kader

  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta mevcut her şeyin bütün özelliklerini ezelden bilip takdir etmesidir.

kalem-i sun-u ilahi / kalem-i sun-u ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın san'at kalemi.

kalu bela / kalû belâ

  • Cenab-ı Hak ruhları yaratıp, onlara Rabbiniz değil miyim, meâlinde: "Elestü Bi-Rabbiküm" buyurduğunda, ruhlar: "Evet Rabbimizsin" meâlindeki Kalu Belâ diye cevap verdiklerini bildiren Kur'andaki bir tâbirdir.

kasr-ı cennet

  • Cennet köşkü.

kastal

  • Cenk ederken olan toz, dövüşürken çıkan toz.

kavanin-i emriye / kavânîn-i emriye

  • Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunları.

kavanin-i ilm-i ezeli / kavânin-i ilm-i ezelî

  • Cenâb-ı Allah'ın ezelî ilminin kanunları.

kaza ve kader kalemi

  • Cenâb-ı Hakkın plân ve takdirlerini ve zamanı gelen takdirlerin yaratılma kaidelerini yazan kalem.

kelam-ı nefsi / kelâm-ı nefsî

  • Cenab-ı Hakk'ın lâfz, harf ve ses olmayan zâtî kelâmı. İçten konuşma.

kelimat-ı ilahiye / kelimât-ı ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'a ait kelimeler; vahiyle indirilen kitaplar.

kelime-i kudsiye-yi tevhidiye

  • Cenâb-ı Hakkın birliğini ifade eden kutsal kelime.

kemalat-ı kibriya / kemâlât-ı kibriyâ

  • Cenab-ı Allah'ın büyüklüğünün mükemmelliği.

kemerbeste-i ubudiyet

  • Cenab-ı Hakkın huzuruna çıkıp, kollarını önden bağlar şekilde, emre hazır vaziyette bekleyip, kulluğunu ifâde ve ilân etmek. (Namazdaki gibi)

kevser

  • Cenâb-ı Allah'ın Hz. Peygambere (a.s.m.) ihsan ettiği Cennet nehri; pek çok hayır ve ilim.
  • Cennette bir havuz.

kudret ve hikmet-i ilahiye / kudret ve hikmet-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın kudret ve hikmeti.

kudret-i külliye

  • Cenab-ı Hakk'ın küllî ve mutlak olan kudreti.

küfran-ı ni'met

  • Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği ni'metleri bilmemek ve hürmetsizlikte bulunmak.

kusur-i cinan

  • Cennet'teki köşkler.

kuvve-i musavvire

  • Cenâb-ı Hakkın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti

letaif-i cennet / letâif-i cennet

  • Cennetin güzellikleri.

lezaiz-i cennet / lezâiz-i cennet

  • Cennet lezzetleri.

lisan-ı ehl-i cennet

  • Cennet ehlinin dili.

lügd

  • Çene ile boyun arasında olan et.

lütf-u yezdan

  • Cenab-ı Allah'ın lütfu, ihsanı.

lütf-ü yezdan

  • Cenâb-ı Hakkın lütfu, ihsanı.

ma-i tesnim

  • Cennet ırmaklarından biri.

mahall-i taalluk-u kudret / mahall-i taallûk-u kudret

  • Cenâb-ı Hakkın kudret sıfatının tecellî ettiği yer, mahal.
  • Cenâb-ı Hakkın kudret sıfatının tecellî ettiği yer, mahal.

makam-ı illiyyin / makâm-ı illiyyîn

  • Cennet.

marzi-i ilahi / marzî-i ilâhî

  • Cenab-ı Hakk'ın rızasına uygun işler.

masiva-yı ilahiye / mâsivâ-yı ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın yaratıkları Varlıklar.

masivaullah / mâsivâullah

  • Cenâb-ı Hakkın dışındaki her şey.

masnu-u vahid / masnu-u vâhid

  • Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) (bir tek olan) san'at eseri.

masnuat-ı sayfiyye

  • Cenab-ı Hakk'ın yaz mevsiminde yarattığı san'atlı güzel eserler.

matbaha-i kudret

  • Cenab-ı Hakk'ın âşikâr kuvvet ve kudreti ile bahçe, bağ, tarla ve bostan gibi yerlerde pişmiş gibi hazır gıda maddelerinin yetiştiği yer. Kudret mutbahı.

medeniyet-i muhammediye

  • Cenâb-ı Hakkın vahyi ile Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirmiş olduğu İslâm medeniyeti.

mehasin-i rububiyet / mehâsin-i rubûbiyet

  • Cenâb-ı Hakkın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi ve onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının güzellikleri.

mekerr

  • Cenk edecek yer, savaş meydanı.

mele-i a'la / mele-i a'lâ

  • Cenab-ı Hakkın yüce katı, melekler alemi.

melit / melît

  • Cenin.

menba-ı kevser

  • Cenneteki Kevser nehrinin kaynağı.

meratib-i kibriya / meratib-i kibriyâ

  • Cenab-ı Allah'ın büyüklüğünün mertebeleri.

meşher-i asar-ı sübhaniye / meşher-i âsâr-ı sübhâniye

  • Cenab-ı Hakkın eserlerinin teşhir yeri.

meşher-i rabbani / meşher-i rabbânî

  • Cenâb-ı Hakkın sergisi.

meşher-i san'at-ı ilahiye / meşher-i san'at-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın san'at eserlerinin sergilendiği yer.

meşiet-i ezeliye / meşîet-i ezeliye

  • Cenâb-ı Hakkın ezelî iradesi, dilemesi.

meşiet-i ilahiye / meşîet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın irade ve dilemesi.

mevahib-i kudret

  • Cenab-ı Hakkın verdiği nimetler.

mevcudiyet-i ilahiye / mevcudiyet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın varlığı.

mevhibe-i ilahiye / mevhibe-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın ihsan ve hediyesi.
  • Cenab-ı Hakk'ın ihsan ve hediyesi.

meyve-i cennet

  • Cennet meyvesi.

micr

  • Çenber.

mirkat-ı cennet

  • Cenneti kazanmaya ve yükselmeye vesile olan anlamında Cennet merdiveni.

mıtri / mıtrî

  • Cendereci.

mu'terek

  • Cenk ve kıtal yeri. Savaş meydanı.

mübareze

  • Cenk, kavga, uğraşma.

muhabbetullah

  • Cenab-ı Hakk'a karşı beslenen ihlâslı sevgi.

muhalefet-ün li-l havadis

  • Cenab-ı Hakk'ın ne zâtında ne sıfâtında (mevcud olsun, mevhum olsun, muhayyel olsun), hiç bir şeye hiç bir cihette benzememesi.

münacat-ı esmaiye / münâcât-ı esmâiye

  • Cenab-ı Hakkın isimleriyle yapılan dualar.

murad-ı ilahi / murad-ı ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın isteği, arzusu.

musaf

  • Cenk, harp.

müşehadetullah

  • Cenâb-ı Hakkı mânen, kalp gözüyle görmek.

muvahhid

  • Cenâb-ı Allah'ın varlığına ve birliğine inanan.

muvahhid-i ekber

  • Cenâb-ı Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren en büyük varlık; kâinat.

muvahhidin / muvahhidîn

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inananlar; tevhid ehli.

naim / naîm

  • Cennet, bolluk.

nasil

  • Çenelerin altından boyun ile başın kavuştuğu yerde olan mafsal.

neş'e-i şit-i hüviyet / neş'e-i şît-i hüviyet

  • Cenâb-ı Hakkın Hz. Adem'e, ölen oğlu Hâbil'e mukabil "Allah'ın vergisi, ihsanı" anlamına gelen Şit'i (a.s.) vermesi sevinci.

nevamis-i ilahi / nevâmîs-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın koymuş olduğu kanunlar.

nezahet-i istiğna / nezâhet-i istiğna

  • Cenâb-ı Haktan başkasına ihtiyacını arz etmemekten gelen paklık.

niam-ı aliye-i ilahiye / niam-ı âliye-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce nimetleri.

niam-ı cennet

  • Cennet nimetleri.

nizam-ı hikmet-i ilahiye / nizam-ı hikmet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın hikmetle bu âleme yerleştirdiği düzen.

nümune-i rahmet-i alem / nümune-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin nümunesi, örneği.

nur-u çırağ-ı yezdan / nur-u çırâğ-ı yezdan

  • Cenâb-ı Hakkın nurunun çırası, Allah'ın nuruyla tutuşmuş, aydınlatan bir çıra.

nur-u mevla / nur-u mevlâ

  • Cenâb-ı Hakkın nuru.

nur-u yezdan

  • Cenâb-ı Allah'ın nuru.

nusret

  • Cenâb-ı Hakkın yardımı, zafer, fetih.

nüvne

  • Çene çukuru.

pa-kub

  • Çengi. (Farsça)

rahmaniyyet

  • Cenab-ı Hakk'ın Rahman oluşu. (Yâni: Gözümüzle görüyoruz, birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleri ile doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış ve Rahmâniyetin yüz binlerle ayrı ayrı lezzetli taamları içinde dizilmiş bir sofra etmiş ve zemin içini rahimiyyet ve hakîmiyetin binlerle kıym

ravza-i cennet

  • Cennet bahçesi.

ravza-i cinan / ravza-i cinân

  • Cennet bahçeleri.
  • Cennet bahçeleri. Cennetlere giden yol.

ravza-i rıdvan / ravza-i rıdvân

  • Cennet.

rezm

  • Cenk, muharebe, çarpışma, savaş. (Farsça)

riyaz-ı cennet

  • Cennet bahçeleri.

rü'yetullah

  • Cennet'te mü'minlerin Allah'ı görmeleri.

ruh-u behişti

  • Cennete ehil ve ona lâyık ruh.

sahib-i kevser / sâhib-i kevser

  • Cenâb-ı Allah'ın ihsan ettiği Cennet nehrinin sahibi Hz. Peygamber (a.s.m.).

şarab-ı cennet / şarâb-ı cennet

  • Cennet içeceği.

şarab-ı kevser / şarâb-ı kevser

  • Cennetteki Kevser nehrinin sarhoş etmeyen leziz şarabı.

şe'n-i rububiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın rububiyetinin gereği.

şecere-i tuba / şecere-i tûbâ

  • Cennetteki tûba ağacı.
  • Cennetteki tûba ağacı.

şecere-i tuba-i cennet / şecere-i tûbâ-i cennet

  • Cennetteki tûbâ ağacı.

şecere-i tuba-i kur'aniye / şecere-i tuba-i kur'âniye

  • Cennetteki tuba ağacına benzeyen Kur'ân.

şecere-i tuba-i nur / şecere-i tûbâ-i nur

  • Cennetteki nurlu Tuba ağacı.

şecere-i tubaa / şecere-i tubaâ

  • Cennet'teki saadet ağacı, dalları aşağıda ve kökü yukarıda olan Tuba ağacı.

şefaat etmek

  • Cenâb-ı Haktan yakınlarının affını talep edip kurtuluşlarına vesile olmak.

şehrayin-i rahman / şehrâyin-i rahmân

  • Cenâb-ı Hakkın sonsuz rahmetiyle bir şenlik haline getirdiği yeryüzü.

selsebil / selsebîl

  • Cennetteki bir çeşme veya ırmak.
  • Cennette bir pınar.

semavi ayetler / semavî ayetler

  • Cenab-ı Hakkın varlığına ve birliğine işaret eden gökyüzündeki deliller.

şer-i tekvini / şer-i tekvînî

  • Cenâb-ı Hakkın kâinata koyduğu kanun.

şeriat-ı fıtriye

  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta vaz'ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar.

şerik-i saltanat-ı rububiyet

  • Cenab-ı Hakkın Rablık saltanatına ortak.

seyf-i rahmet-i alem / seyf-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın kâinatı kuşatan rahmet kılıcı.

sıfat-ı cemaliye / sıfât-ı cemâliye

  • Cenâb-ı Hakkın güzellik sıfatları.

sıfat-ı ef'al alemi / sıfât-ı ef'al âlemi

  • Cenâb-ı Hakkın fiillerinin sıfatları âlemi.

sıfat-ı fiiliye / sıfât-ı fiiliye

  • Cenab-ı Hakka mahsus fiili sıfatlar.
  • Cenab-ı Hakk'a (C.C.) mahsus fiilî sıfatlar. (İhyâ, icad, in'âm, tasvir, tezyin, terzik... gibi)

sıfat-ı irade / sıfat-ı irâde

  • Cenâb-ı Hakkın irade sıfatı.

sıfat-ı selbiye / sıfât-ı selbiye

  • Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyet, kıdem, beka, kıyam-ı binefsihi, muhalefetün-lilhavâdis gibi sıfatlarıdır. Mânalarında nefiy olduğu için "Selbî" denir. Meselâ: Vahdaniyet, çokluğun; kıdem, fâniliğin nefyi olduğu gibi.

sıfat-ı sübutiye / sıfât-ı sübutiye

  • Cenab-ı Hakk'ın sıfatları: Hayat, İlim, Sem', Basar, İrade, Kudret, Kelâm, Tekvin sıfatları. Bunlara "Sıfât-ı semaniye" de denir.

sırat köprüsü / sırât köprüsü

  • Cennet'e gidebilmek için herkesin üzerinden geçmeğe mecbur olduğu ve Cehennem üzerine kurulmuş olan köprü.
  • Cennet'e geçilmek üzere, Cehennem üzerine kurulmuş, mâhiyeti kesin bilinmeyen köprü. Buna, yalnız sırât da denir.

sırr-ı akrebiyet

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklara olan yakınlığının özü, esprisi.

sırr-ı tesbihat

  • Cenâb-ı Hakkın bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözlerin sırrı.

sofra-i rahmani / sofra-i rahmânî

  • Cenâb-ı Hakkın rahmet sofrası.

sübhanallah

  • Cenab-ı Hakk'ın mahlukatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve taaccübü ifade etmek için söylenir. Cenab-ı Hakkın zâtında, sıfâtında ve ef'alinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder.

şümul-ü rahmet

  • Cenâb-ı Hakkın rahmetinin herşeyi içine alması, kuşatması.

sun'-i ilahi / sun'-i ilâhî

  • Cenab-ı Hakk'ın san'atı, eseri.

suret-i rahman / suret-i rahmân

  • Cenab-ı Allah'ın sureti, görünüşü.

şuun

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler.

şuun-u mukaddese / şuûn-u mukaddese

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.

şuun-u münezzehe / şuûn-u münezzehe

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait münezzeh özellikler.

şuun-u zatiye-i rabbaniye / şuûn-u zâtiye-i rabbâniye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.

şuunat-ı ilahiye / şuûnât-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın işleri ve icraatları.

şuunat-ı zatiye / şuûnât-ı zâtiye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler.

taarrüf-ü rabbani / taarrüf-ü rabbânî

  • Cenâb-ı Hakkın kendini bildirmesi, tanıttırması.

tahaddi mu'cizesi

  • Cenab-ı Hakk'ın, Resülüne inzal ettiği Kur'anın şeksiz, şüphesiz bir mu'cize-i ebediye olduğunu sarahaten göstermek için, şüphesi olanlara karşı "Kur'an'ın mislini ve nazirini yapın" diye meydan okuması.

tahdis-i nimet

  • Cenab-ı Hakk'a karşı şükrünü edâ etmek ve teşekkür etmek maksadiyle nâil olduğu nimeti anlatmak, onunla sevincini ve şükrünü bildirmek.

tarik-i aczmendi / tarik-i aczmendî

  • Cenâb-ı Hakka karşı âcizliğini ve fakirliğini hissetme ve bunu bildirme yolu.

tasarrufat-ı ilahiye / tasarrufât-ı ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın tasarrufları, icraatları.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tedbir-i uluhiyet / tedbir-i ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın ilâhlığıyla bütün varlık âlemini tedbiri, idaresi.

tehdid-i ilahi / tehdid-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın kullarını Cehennem azabı ve dünyevî belâlarla tehdit etmesi.

tekellüm-i ilahi / tekellüm-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın konuşması.

tekellümat-ı tesbihiye / tekellümât-ı tesbihiye

  • Cenab-ı Hakk'ı tesbih eden kelâmlar, konuşmalar.

tenezzülat-ı ilahiye / tenezzülât-ı ilâhiye

  • Cenab-ı Hakk kelâmiyle, kullarının anlayış seviyelerine göre konuşması ve derin hakikatları, anlıyabilecekleri ifadelerle beyan etmesi.

tenzih-i hakiki / tenzih-i hakikî

  • Cenâb-ı Hakkı, her çeşit kusur ve noksan sıfatlardan uzak tutmak.

terbiye-i ilahiye / terbiye-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın terbiyesi.

teşebbüh-ü bi'l-vacib / teşebbüh-ü bi'l-vâcib

  • Cenâb-ı Hakka benzemek mânâsında felsefi ifade.

teşyici / teşyîci

  • Cenazeyi kabre getiren.

tevaggun

  • Cenk içinde ikdam etmek. Savaşta sebat edip ilerlemek.

tevfik / tevfîk

  • Cenâb-ı Hakkın kuluna yardım etmesi.

tevfik-i ilahi / tevfik-i ilâhî

  • Cenab-ı Hakk'ın insanı doğru yola lütfu ile sevketmesi.

tuba / tubâ

  • Cennet, cennette nimetlerle dolu olan ağaç.

tuba-i cennet / tûbâ-i cennet

  • Cennetteki tûbâ ağacı.

tulu-u hak / tulû-u hak

  • Cenâb-ı Hakkın görünmesi.

udhiye

  • Cenab-ı Hakk'ın rızası için kurban niyetiyle kesilen hayvan.

uhud-u ilahiye / uhûd-u ilâhiye

  • Cenâb-ı Hak ile yapılan ahidler, Ona verilen sözler.

umumiyet-i rububiyet

  • Cenab-ı Hakkın idare ve terbiye ediciliğinin ve egemenliğinin her şeyi kuşatması.

üstad-ı ezeli / üstad-ı ezelî

  • Cenab-ı Hak. Bütün ilim ve bilgilerin, marifetlerin öğreticisi. Alîm-i Mutlak ve Hakîm-i Ezelî.

va'ke

  • Cenk yeri, dövüş alanı.

vaad ve vaid-i ilahi / vaad ve vaîd-i ilâhî

  • Cenab-ı Allah'ın mükafat için söz vermesi ve azapla korkutması.

vahidiyyet / vâhidiyyet

  • Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) umum eşyada birden birlik tecellisi.

yaver-i ekrem / yâver-i ekrem

  • Cenab-ı Hakk'ın emrinde çalışan en makbul yâver, en kerim olan Hazret-i Muhammed. (A.S.M.)

yedullah

  • Cenab-ı Hakk'ın kudreti, yardımı.

zacc

  • Cenk arasında medet istemek. Savaşta yardım istemek.

zat ve sıfat ve esma-i ilahiye / zât ve sıfât ve esmâ-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın Zâtı, sıfatı ve isimleri.

zekan / زقن

  • Çene. (Arapça)

zenehdan / zenehdân / زنخدان

  • Çene. (Farsça)

zıllullah

  • Cenab-ı Hakk'ın namına yeryüzünde tasarrufta bulunan insan, halife. İlâhî kanunu tatbike çalışan halife ve pâdişahın nâmı.