LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te can kelimesini içeren 177 kelime bulundu...

aded-i enfas / aded-i enfâs

  • Canlıların hayatları boyunca aldıkları nefeslerin sayısı.

adüvv-i can / adüvv-i cân

  • Can düşmanı.

alef

  • Cana yakın.

alem-i mevalid / âlem-i mevâlid

  • Canlılar âlemi, dünyası.

alu-gürde

  • Caneriği. (Farsça)

an-samim-il kalb

  • Can ve yürekten, kalbden.

anasır-ı camide / anâsır-ı câmide

  • Cansız elementler.

anatomi

  • Canlıların yapısını ve bu yapıyı meydana getiren uzuvları inceleyen ilim dalı. Tıbtaki önemi çok büyüktür.

aned

  • Cânib ve nâhiyeler.

anise

  • Cana yakın kız veya kadın.

azrail / azrâil

  • Can almakla görevli melek.

beden-i zihayat / beden-i zîhayat

  • Canlı bedeni.

bezl-i can

  • Canını esirgemeden vermek.

bican / bîcan / بى جان

  • Cansız. (Farsça)

bihayat / bîhayat / بى حيات

  • Cansız, yaşamayan. (Farsça - Arapça)

bim-i can / bim-i cân

  • Can korkusu, ölüm korkusu.

biyoelektrik

  • Canlı varlıkların vücutlarında yaratılmış olan elektrik. (Bu elektriğin varlığı, hususi âletlerle anlaşılır)

biyofizik

  • Canlıların bünyelerindeki hâdiselerin fizikî cephesini inceleyen ilim kolu.

biyokimya

  • Canlıların kimya ile ilgili yapılarını, tepkilerini, belirtilerini inceleyen bilim dalıdır. 19. Asırda başlatılan bu çalışmalarla proteinler, vitaminler, hormonlar anlaşılır duruma gelindi.

biyonik

  • Canlıların, yaşadıkları muhit içinde değişen şartlara uygun nasıl hareket ettiklerini inceleyerek canlıları model almak suretiyle benzer hareketleri yapabilecek makinelerin yapılması işiyle uğraşan ilim ve fen.

camid / câmid

  • Cansız.
  • Cansız, donuk.

camidat / câmidât

  • Cansızlar.

camidiyet / câmidiyet

  • Cansızlık.
  • Cansızlık.

can ü dilden

  • Can ve gönül ile; içten gelerek, gönülden.

can ü gönülden

  • Candan, gönülden, kalbin bütün samimiyetiyle.

can-azar

  • Can yakan, can inciten, eziyet veren. Acı çektiren. (Farsça)

can-fersa

  • Can dayanamıyacak derecede. (Farsça)

can-gir / can-gîr

  • Can sıkıcı, ruh sıkıcı. (Farsça)

can-güzar

  • Cana dokunan, candan geçer olan. (Farsça)

can-nisar

  • Canını harcayan, canını fedâ eden. (Farsça)

can-sitan

  • Can çıkarıcı, ruh alıcı. İnsana bela olan. Güzel. (Farsça)

canavar

  • Can alıcı.

canavarvari / canavarvarî

  • Canavar gibi.

canbahş

  • Can veren, hayat bağışlayan.

canefşan / canefşân / جان افشان

  • Canını hiçe sayan, fedai. (Farsça)

canefza / cânefzâ / جان افزا

  • Cana can katan. (Farsça)

canfeşan / cânfeşân / جان فشان

  • Canını hiçe sayan, fedai. (Farsça)

canfeza / cânfezâ / جان فزا

  • Cana can katan. (Farsça)

cani / canî

  • Candan sevilen. (Farsça)

caniyane / câniyâne

  • Canicesine.
  • Câni gibi, cânice.

caniye

  • Cani; acımasız ve gaddar; cinayet işlemiş olan.

cannisar / cânnisâr / جان نثار

  • Canını feda eden. (Farsça - Arapça)

canşikaf / canşikâf

  • Can yaralayıcı, can yırtıcı. (Farsça)

cansipar / cânsipâr / جان سپار

  • Canını feda eden. (Farsça)

cansiperane / cansiperâne / cânsiperâne / جان سپرانه

  • Canını feda edercesine. (Farsça)
  • Canını fedâ edercesine, canını siper ederek.
  • Canını verircesine.
  • Canını feda edercesine. (Farsça)

cansitan / cânsitân / جان ستان

  • Can alan. (Farsça)

cansuz

  • Can yakıcı, yürek tutuşturan. (Farsça)

cemad / cemâd / جماد

  • Cansız cisim.
  • Cansız varlık. (Arapça)

cemadat / cemâdât / جمادات

  • Cansız varlıklar.
  • Cansızlar.
  • Cansız cisimler.
  • Cansız varlıklar. (Arapça)

cemadat alemi / cemâdat âlemi

  • Cansız varlıklar âlemi.

cemadiyet / cemâdiyet

  • Cansızlık, donukluk.
  • Cansızlık, donukluk.

cennet-i canan / cennet-i cânan

  • Canların, sevgililerin buluştuğu Cennet.

cesed-i hayvani / cesed-i hayvânî

  • Canlı beden, cesed, vücut.

cevamid / cevâmid / جوامد

  • Cansızlar.
  • Cansız varlıklar. (Arapça)

cevher-i ruh

  • Canlı, şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık.

cihazat-ı hayvaniye / cihâzât-ı hayvaniye

  • Canlılarda bulunan organlar.

cinayetkar / cinayetkâr / جنایتكار

  • Câni, cinayet işleyen. (Arapça - Farsça)

cins-i hayvan

  • Canlı türleri.

cism-i hayvani / cism-i hayvanî

  • Canlı bedeni.

cism-i zihayat / cism-i zîhayat

  • Canlı bedeni.

cumud

  • Cansızlık.

cümud / cümûd

  • Cansız, donuk.

cümudet / cümûdet

  • Cansızlık, donukluk.

cümudiye

  • Cansızlık; buzdağı gibi olma.

cumudiyet

  • Cansızlık.

dar-baz

  • Canbaz. (Farsça)

delil-i zihayat / delil-i zîhayat

  • Canlı delil.

dera

  • Çan, çıngırak. (Farsça)

dercan / dercân

  • Can içinde. (Farsça)
  • Canına sokma, içine alma.

dercan etmek

  • Can içine almak, hayatını ona vermek.

dil-şiken

  • Can sıkıcı, kalb kırıcı. (Farsça)

dilteşne / دل تشنه

  • Can atan. (Farsça)

dürr-i can / dürr-i cân

  • Canın incisi. Çok sevgili. (Farsça)

ecram / ecrâm / اجرام

  • Cansız varlıklar.
  • Cansız varlıklar. (Arapça)

ecram u ecsam / ecrâm u ecsâm

  • Cansız varlıklar ve cisimler.

efrad-ı zihayatiye / efrad-ı zîhayatiye

  • Canlı varlıklar, canlı ferdler.

elsine-i enam / elsine-i enâm

  • Canlı varlıkların dilleri.

enva-ı zihayat / envâ-ı zîhayat

  • Canlı çeşitleri, nevileri.

esbab-ı camide / esbab-ı câmide

  • Cansız tabiî sebepler.

fahhari / fahharî

  • Çanak, çömlek, testi ve bardak yapan kimse.

feda-yı can / fedâ-yı cân

  • Canını feda etme, yolunda canını verme.
  • Canını verme, canını fedâ etme, kendini kurban etme.

feda-yı nefis ve can / fedâ-yı nefis ve can

  • Can ve nefsi feda etme.

fedakarane / fedakârane

  • Canını ve herşeyini feda eder derecesinde. Her türlü eziyet ve zahmetlere göğüs gererek, dâvası uğruna sebat edene yakışacak surette. (Farsça)

ferd-i zihayat / ferd-i zîhayat

  • Canlı varlık.

fidye

  • Can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire.

fışkı

  • Canlıların dışkısı.

gamze-i cellad / gamze-i cellâd

  • Cana kıyan yan bakış.

garam / garâm

  • Canlı duygu, arzu.

gayr-ı uzvi / gayr-ı uzvî

  • Cansız. Uzvî olmayan. (İnorganik)

giran-cani / giran-canî

  • Can sıkıcılık. (Farsça)

giran-hatır

  • Canı sıkılmış, gücenmiş. (Farsça)

guş-i can

  • Can kulağı.

guş-i kabul-i can

  • Candan kabul ile dinlemek.

guş-i kabul-i cane / gûş-i kabul-i câne

  • Canın kabul kulağı; birşeyi can kulağıyla dinleme.

hal-i ihtizar / hâl-i ihtizar

  • Can çekişme, ölüm ânı.

halet-i ihtizar

  • Can çekişme hali, sakınılacak hal.

haletinezi / hâletinezi

  • Can çekişme.

hareket-i mezbuhane / hareket-i mezbuhâne / hareket-i mezbûhâne

  • Can çekişme hâli.
  • Can çekişme hareketi.

hayatiyet

  • Canlılık.
  • Canlılık. Hayat işaretinin, alâmetinin görünür olması.

hayatkarane / hayatkârâne

  • Canlı gibi.

hayattar

  • Canlı.

hayattarane / hayattârâne

  • Canlı bir şekilde.

hayattarlık

  • Canlılık.

hayevan / hayevân

  • Canlı.

hayevi / hayevî

  • Canlı.

hayeviye

  • Canlılık, canlı olma durumu.

hayvan

  • Canlı.

hayy-ı meyyit

  • Canlı cenaze.

hazef-pare

  • Çanak çömlek parçası, kırığı. (Farsça)

hazef-rize / hazef-rîze

  • Çanak çömlek parçası. (Farsça)

hazefi / hazefî

  • Çanak çömlek ile alâkalı.

hazefiyye

  • Çanak çömlek gibi topraktan yapılan şeyler ve bunları yapma san'atı.

hazzaf

  • Çanak çömlek yapan veya satan.

hem-dem

  • Canciğer arkadaş. (Farsça)

hıllet

  • Candan arkadaşlık.

hırz-ı can / hırz-ı cân / حِرْزِ جَانْ

  • Can güvenliği için sığınılan yer.

hırzıcan / hırzıcân

  • Canı gibi koruma.

ihtizar / ihtizâr / احتضار

  • Can çekişme. (Arapça)

ihya / ihyâ

  • Canlandırma.

ihya etmek / ihyâ etmek

  • Canlandırmak, kuvvetlendirmek.

jengdan

  • Çan. Çıngırak. (Farsça)

kase / kâse / كاسه

  • Çanak, kâse. (Farsça)

kaselis / kâselis / kâselîs / كاسه ليس

  • Çanak yalayıcı, dalkavuk.
  • Çanak yalayıcı.
  • Çanak yalayıcı. (Farsça)

katil-i ma'fuv

  • Can ve ırzını korumak için, tecavüze kalkanı öldüren kimse.

kelime-i zihayat / kelime-i zîhayat

  • Canlı kelime.

keyfemayeşa / keyfemâyeşâ

  • Canı nasıl isterse.

kitle-i mevat

  • Cansızlar, ölüler yığını.

makine-i zihayat / makine-i zîhayat

  • Canlı makine.

mal-i natık / mal-i nâtık

  • Canlı mal. (At, deve, koyun gibi)

me'nus

  • Cana yakın, sevimli.

melal / melâl

  • Can sıkıntısı. Usanç. Gamlılık. Zaaf ve fütur.
  • Can sıkıntısı.

mevadd-ı camide / mevadd-ı câmide

  • Cansız maddeler.

mevcudat-ı zihayat / mevcudat-ı zîhayat

  • Canlı varlıklar.

mevhat

  • Cansızlar.

muhtazır

  • Can çekişen.

muhtazırane

  • Can çekişiyormuşcasına.

munis / mûnis / مونس

  • Canayakın, dost.
  • Canayakın, sevimli.
  • Cana yakın, alışılmış. (Arapça)

nakus / nâkus / ناقوس

  • Çan. (Arapça)

nar-ı hayat

  • Canlıya lüzumlu bulunan sıcaklık. Vücudun harareti.

nefis

  • Can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.

nefs

  • Can, kendi, istek duygusu, nefis.

nez

  • Can çekişme.

reg-i can / reg-i cân

  • Can damarı, şah damarı.

revan-bahş

  • Canlandırıcı, can bağışlayıcı. (Farsça)

rücbe

  • Canavar avlamak için yapılan yer. (İçine iple et bağlarlar ki canavar gelip yapıştığı gibi üzerine düşer.)

ruh / rûh / روح

  • Can, his, öz.
  • Can, ruh. (Arapça)

ruh-efza

  • Cana can katan. Canlılık veren. (Ruhfeza da denir) (Farsça)

ruhefza / rûhefza / روح افزا

  • Cana can katan. (Arapça - Farsça)

samimi / samimî

  • Candan, içten.

şecere-i zihayat / şecere-i zîhayat

  • Canlı ağaç.

sekerat / sekerât

  • Can çekişme anı.

sekerat vakti

  • Can çekişme anı.

selale

  • Çanak içinde yalanan nesne.

sempati

  • Cana yakınlık.

serd

  • Çanak içine ekmek doğrayıp ıslatmak.

serhan

  • Canavar. Kurt.

şey-i zihayat / şey-i zîhayat

  • Canlı varlık.

sifal / sifâl / سفال

  • Çanak çömlek. (Farsça)

sımah-ı can / sımah-ı cân

  • Can kulağı.

ta'zib-i ruh

  • Can sıkma.

tabi'iyyeciler / tabî'iyyeciler

  • Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmaya nlar).

tadcir

  • Can sıkma, yürek daraltma.

tahiyyat-ı mübareke / tahiyyât-ı mübareke

  • Canlıların bereket ve tebrik sebebi olan hal dilleriyle ve yaşayışlarıyla dile getirdikleri dualar.

tahlisiyye

  • Can kurtaran.

tasvir

  • Canlandırarak anlatma, ifade etme.

tasvir etmek

  • Canlandırarak anlatmak, ifade etmek.

tefdiye

  • Canını başkası uğruna feda etme.

tehalük / tehâlük / تهالك

  • Can atış, can atma, atılma, çok arzu etme. (Arapça)

telefat / telefât / تلفات

  • Can kaybı, ölümler. (Arapça)

tenasan / tenâsân / تن آسان

  • Canının kıymetini bilen, rahatına düşkün. (Farsça)

teşekkül-ü enva / teşekkül-ü envâ

  • Canlı türlerinin oluşumu.

ukad-ı hayatiye

  • Can alıcı noktalar, hayat düğümleri. Bir şeyi meydana getiren aslî rükünler.

ukde-i hayat

  • Can damarı.

ünsiyetli

  • Canayakın, dost.

uzv

  • Canlıyı meydana getiren parçaların her biri, organ.

uzviyye / عضویه

  • Canlı, organik. (Arapça)

uzviyyet / عضویت

  • Canlı. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR