LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te caka ifadesini içeren 27 kelime bulundu...

acaiz

  • (Tekili: Acuze) Kocakarılar. İhtiyar kadınlar.

acuz / acûz / عجوز

  • Çok yaşlı kadın. Kocakarı.
  • Kılıç.
  • Şarap.
  • Sırtlan.
  • Kocakarı. (Arapça)
  • Cadı. (Arapça)

acuze / acûze / عجوزه

  • Güçsüz kocakarı.
  • Kocakarı. (Arapça)
  • Cadı. (Arapça)

acuze-i şemta

  • Saçı ağarmış kocakarı.

arras

  • Gürleyen, şimşek çakan.
  • şimşekli.

berd-ül acuz / berd-ül acûz

  • Kocakarı soğuğu. (Rûmi şubatın 26'sında başlar ve 7 gün şiddetle devâm eder.)

berdülacuz / بردالعجوز

  • Kocakarı soğuğu. (Arapça)

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

cadu

  • Büyücü, cadı. (Farsça)
  • Hortlak, gulyabani. (Farsça)
  • Acuze, çirkin kocakarı. (Farsça)
  • Çok güzel söz. (Farsça)

caka

  • (Argo) Gösteriş, çalım. Caka, mal mülk, giyim, kuşam, yahut hareket davranış yoluyla olabilir. İslâm'da gösterişin her şekli haram ve günahtır. Bugün bazı kimseler ve aileler gösteriş belâsı yüzünden maddî sıkıntılara düşmekte, israfa sürüklenmektedir. İşledikleri günahın cezasını bu dünyada da çeki

ebu kays

  • Çakal.

er'es

  • Başı büyük, kocakafa.

kelil

  • Körleşmiş.
  • Az gören, donuk gören göz. Uzağı veya yakını iyi göremiyen göz. Miyop veya hipermetrop göz.
  • Kesmez olan âlet.
  • Çakal.
  • Yorulmuş kişi, yorgun kimse.

kelile / kelîle

  • Az gören, çakal.

levh-i mahv ve isbat

  • Bir tabirdir. Levh: Görünen ve ibret verici bir vaziyeti ifade eder. Mahv ise; o vaziyetin birden ortadan kalkması, mahvolmasını ifade eder. Gökyüzü bulutlarla kaplı, şimşek çakar, yağmur yağar bir levha halinde iken birden hava açılır, hiç bir şey yokmuş gibi, eski manzarayı mahvolmuş hâlde görürüz

mütelali

  • (Mütelal) Parlayan, parıldayan, ışıldayan. Şimşek gibi çakan.

müzennid

  • Çakmakla ateş çakan.

padav

  • Kocakarı. (Farsça)

parav

  • Kocakarı, acûze. (Farsça)

paru

  • (Pârub) Kocakarı, acûze. (Farsça)

pirezen

  • Kocakarı, acuze. (Farsça)

pirzen

  • Kocakarı, acuze. Yaşlı kadın. (Farsça)

şegal / شغال

  • Çakal. (Farsça)
  • Çakal. (Farsça)

şemta

  • Saçı ağarmış kadın. Kocakarı, acuze.
  • Akı karasına karışmış saç.
  • Kocakarı.

tava'vu'

  • Tilki, çakal, kurt ve köpeğin ürümeleri.

va'

  • Çakal.

vebr

  • Kocakarı soğuğundan bir gün.
  • Ada tavşanı, ak tavşan.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın