LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te cagir ifadesini içeren 131 kelime bulundu...

ac'ac

  • Çağırış.

ac'ace

  • Uzun uzun çağırmak.

andel

  • Yaşı büyük deve.
  • Uzun, tavil.
  • Avazla çağırmak.

at'ata

  • Birbiri ardınca çağırmak.
  • Kavga etmek.

attat

  • Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam.

bahbaha

  • Devenin kükreyip ses çıkarması.
  • Çıtırdama. Mışıldama.
  • Deve çağırmak.

berbere

  • Kızgınlık ânında söylenip çağırmak bağırmak.

cahcaha

  • Gönlünde olan sırrını gizlemek.
  • Çağırmak.
  • Su sesi.

car

  • Faydasız bağırıp çağırmayı ve gevezeliği ifade eder ve ekseriya mükerrer kullanılır.

ce'cee

  • Geri durdurmak.
  • Deveyi suya çağırmak.
  • Eşek boncuğu denilen bir boncuk.

ce'r

  • Tazarru etmek, yalvarmak.
  • Çağırmak.

ceey

  • Su içmesi için deveyi çağırmak.

cehcehe

  • Çağırmak.
  • Irak etmek, uzaklaştırmak.

celb / جلب

  • Kendine çekme. (Arapça)
  • Celb edilmek: (Arapça)
  • Kendine çekilmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırılmak. (Arapça)
  • Celb etmek: (Arapça)
  • Kendine çekmek. (Arapça)
  • Yazı ile çağırmak. (Arapça)

celb-i ervah / celb-i ervâh

  • Ruhları çağırma.

celb-i ervah-ı tayyibe / celb-i ervâh-ı tayyibe

  • İyi ruhları çağırma.

celbname / celbnâme / جلب نامه

  • Mahkemeye çağırma kağıdı, celb kağıdı. (Farsça)
  • Çağırma kağıdı.
  • Çağırı mektubu. (Arapça - Farsça)

da'vat

  • (Tekili: Duâ) Duâlar, niyazlar, çağırışlar.

da'vet

  • Çağırma. Ziyafet. Duâ.
  • Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
  • Hak dîne çağırmak.
  • İkrâm etmek için çağırma çağırılma.

dac

  • Çağırmak.

dacce

  • Bir kere çağırmak ve inlemek.

dacic

  • Çağırış.
  • Sesi yükseltmek.

dacuc

  • Çağıran.
  • İnleyen.
  • Sağarken incinen ve inleyen dişi deve.

dagv

  • Kedi veya tilki çağırmak.

dai / dâî

  • Dua eden, duacı.
  • Sebep.
  • Davet eden. Muktazi. (Meselâ: Yemek yemek, iştihadan gelen bir lezzet, bir iştiyaktır. Onu yemeğe sevk eder. Buna dai denir.) Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi de daidir.
  • Çağıran. Müezzin.
  • Duacı, çağıran.

dai-yi sıdkı / dâî-yi sıdkı

  • Doğruluğun çağırıcısı, gerekçesi (Peygamber Efendimiz'in bir ismi de Dâî'dir).

davet / dâvet

  • Çağırma.

decc

  • Tavuğu çağırmak.

dehaz

  • Feryat, figan. Bağırıp çağırma. Yüksek sadâ ile medet isteme. (Farsça)

dellal-ı vahdaniyet ve saadet / dellâl-ı vahdâniyet ve saadet

  • Allah'ın birliğine ve mutluluğa çağırıp ilân eden.

deman

  • Heyecanlı. Hiddetli, hiddete kapılmış. (Farsça)
  • Vakit, zaman. An. (Farsça)
  • Bağırıp çağırma, feryat, figân. (Farsça)
  • Heybetli, güçlü, kuvvetli, azametli, cesim. (Farsça)
  • Kükremiş. (Farsça)

dua

  • Allah'a (C.C.) karşı rağbet, niyaz, yalvarış, tazarru.
  • Salât, namaz.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek. Allah'ın rızâsını, hidayet ve istikamete muvaffakiyyeti dilemek, yalvarmak.
  • Peygamber'e (A.S.M.) salavat getirmek.
  • Birisini çağırmak.
  • Birisini

efgan

  • Acı ile bağırıp çağırmalar. Feryatlar ve istimdat. (Farsça)

efza'

  • (Tekili: Fezâ) Korku ile bağırıp çağırmalar.

eya

  • Acaba mânasına nidâdır. "Hey, ey" gibi çağırma, nidâ, seslenme edatı olarak da kullanılır. (Farsça)

ezan / ezân

  • Bildirmek. Namaz vakitlerini bildirmek, müslümanları namaza dâvet etmek (çağırmak) için yüksek bir yerde belli olan Arabca kelimeleri sırası ile okumak.

fa'faa

  • Çobanın koyunu çağırması. Çağırıp "fâfâ" demek.

fehha

  • Uyku içinde horlamak.
  • Çağırmak.

feryad / feryâd

  • Bağırıp çağırma. Yüksek sesle medet istemek. Figan. (Farsça)
  • Bağırıp çağırma.

feryad ü figan

  • Bağırıp çağırma, ağlayıp sızlama.

feryad-ı matem

  • Matem hâlinde derin üzüntülerin bağırıp çağırarak dile getirilmesi.

figan / figân

  • Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma. (Farsça)

gargara

  • Suyu, içilen ilâcı veya başka bir sıvıyı, boğazda oynatıp çalkalama.
  • Tavuk ve güvercinin ötmesi.
  • Can boğaza gelip tereddüt etmek.
  • Çömleğin kaynayıp fıkırdaması.
  • Çoban koyuna haykırıp çağırması.

gavs

  • Çağırma. Nida. Medet istemek.
  • Yardım edici. Medet verici.
  • Kurtuluş.

hadd

  • Gürültülü bir sesle çağıran.
  • Denizden gelen gürültülü dalga sesi.
  • Gürültü ile yıkılan.

han

  • Okuyan, okuyucu, çağıran manasına gelir. Meselâ: Duâ-hân : (Niyaz ve tazarrukârane bir tezellül ile) duâ okuyan. (Farsça)

harf-i nida' / harf-i nidâ'

  • Ya, ey, â gibi harflerle çağırılanın ismine eklenen harf. Ünlem.

hatat

  • Bağırma, çağırma, feryâd etme.

hatif

  • Gayıptan haber veren cinnî.
  • Sesi işitilen ve kendisi görülmeyen, seslenici. Ses verici, çağırıcı.

hayyeales-salah-hayyealel-felah / hayyeales-salâh-hayyealel-felâh

  • Ezân ve ikâmet okunurken söylenen "Haydin namaza" ve "Haydin kurtuluşa" mânâsına mü'minleri kurtuluşa, seâdete sebeb olan namaza çağıran iki mübârek söz.

he'he'

  • Deveyi yulafa çağırmak.
  • Gülegen adam.

he'hee

  • Deveyi yulafına çağırıp hey hey demek.

hechece

  • Çağırmak.

herhere

  • Su çağıltısı.
  • Koyunu çağırmak.
  • Aktığında sesi ve çağıltısı işitilecek kadar çok olan su.

heyha

  • Deveyi yulafa çağırmak.

hidayete getirme

  • Doğru ve hak olan İslâma çağırma, İslâmın kurallarını uygulamaya davet etme.

hitafe

  • Çağırmak.

hiyat

  • Çağırmak.

hütaf

  • Çağırma, seslenme.

icdaf

  • Bağırıp çağırma.

iclab

  • Cem'etmek, toplamak.
  • Yoldaşlık etmek.
  • Ardından çağırmak.
  • "Gitsin" diye haykırmak.

ıdcac

  • Çağırmak, çağırtmak.

ihzar / ihzâr / احضار

  • Çağırma, huzura getirme. (Arapça)
  • Hazırlama. (Arapça)
  • Hazırlanma. (Arapça)

irşad / irşâd

  • Yol gösterme, rehberlik etme. İnsanları, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ve Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymaya, her zaman Allahü teâlâyı anmaya, O'nu unutmamaya, kalbde O'ndan başkasının sevgisine yer vermemeye çağırmak, Allahü te âlânın râzı olduğu yolu göstermek.

işade

  • Çağırmak. Sesini yükseltmek.
  • Dünyevi matluba yetişmek.
  • Binayı yükseltmek.

ispirtizma / اِيسْپِيرْتِيزْمَه

  • Ruh çağırma.

istihzar / istihzâr / استحضار

  • Hazırlama. (Arapça)
  • Hazırlanma. (Arapça)
  • Huzura çağırma. (Arapça)

istimdad / istimdâd

  • Yardım isteme, yardıma çağırma.

karkar

  • Kilim veya halı ucu.
  • Hışımla gürleyerek çağır demek.

kaskase

  • Yol göstermek.
  • Köpeği "kuçu kuçu" diye çağırmak.

kerkere

  • Tavuğa çağırmak.
  • Rüzgârın bulutu toplayıp dağıtması.

kırkıs

  • Küçük üvez.
  • Köpeği çağırmak.
  • Yüzük yapılan özlü balçık.

med'uv

  • Davet olunan. Çağırılmış. Davetli.

mübaşir / mübâşir

  • Müjdeleyen.
  • Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi.
  • Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan.
  • Müfettiş. Kontrolör.
  • Müjdeleyen, mahkemede çağırıcı.

mühayata

  • Çağırmak.

muhzır

  • (Huzur. dan) Eskiden şeriat mahkemelerinde mübâşir hizmetini gören kimse. Alâkalı kimseleri mahkemeye çağırmaya memur kişi.

münada

  • (Nidâ. dan) Seslenilmiş, çağırılmış, nidâ edilmiş.

münadi / münâdi

  • Nidâ eden, seslenen, çağıran. Müezzin.
  • Nida eden, seslenen, çağıran.
  • Seslenen, çağıran.

musavvit

  • (Savt. dan) Seslenen, yüksek sesle çağıran.

müşayaa

  • Biriyle dostluk etme.
  • Birine uyma, tâbi olma.
  • Çağırmak.
  • Haykırmak.

musayaha

  • (Sayha. dan) Birbirine haykırıp çağırışma.

müşeyyea

  • Bir şeyin ardından bağırıp çağıran kadın.
  • Koyun sürüsünün ardına uyan koyun.

müşide

  • Çağıran. Yüksek sesle şarkı söyleyen.

mütenadi

  • (Nida. dan) Birbirini çağıran. Birbirine nida eden.

na'k

  • Karga avazı.
  • Çobanın koyuna haykırıp çağırması.

na'r

  • Çağırmak.
  • Haykırmak.
  • Burun içinden çıkan ses.
  • Gitmek.
  • Firar, kaçmak.
  • Galeyan.

na're

  • Nâra. Yüksek sesle uzun uzun bağırma. Çağırma. Haykırma.
  • Burun içinden çıkan ses.

nadi / nâdî / نادی

  • Nidâ eden, haykıran, çağıran.
  • Halkın, meşveret gibi, birşey konuşmak üzere bir yere toplanmaları. Nitekim İslâmdan evvel Mekke'de Kureyş'in toplandığı meclis binasına "Darünnedve" denilirdi. Nâdi; orada ve o gibi yerlerde toplanan heyettir ki; bezm, meclis, mahfil, kongre tâbirleri g
  • Seslenen, çağıran. (Arapça)

nagk

  • (Çoğulu: Nuguk) Karga çağırmak.

nak'

  • (Çoğulu: Nuk'-Enku) Su saklayacak yer.
  • Kuyu içinde olan su.
  • Deve kuşu avazı.
  • Feryâd etmek, bağırıp çağırmak.
  • Susuzluğu teskin etmek, susuzluğu gidermek.
  • Sıcak suda haşlama.
  • İlâç olarak çıkarılan su.
  • Suda ıslanma.
  • Toz.

nebi / nebî

  • Yeni bir din getirmeyen, daha önce gönderilmiş olan bir Resûlün dînine dâvet eden, çağıran peygamber. Resûllere (yeni bir dinle gönderilen peygamberlere) tâbi olan peygamberler.

neht

  • Çağırmak.
  • Ses, avaz.
  • Men'etmek, engel olmak.

neşg

  • Aşk galebe edip haykırıp çağırmak.
  • Tâlim etmek.

nevh

  • Ağıt etmek.
  • Bağırıp çağırarak sesle ağlamak.

nezb

  • Çağırmak.
  • Ses, sadâ, savt.

nida / nidâ

  • Çağırma, seslenme, ses verme.
  • Ünlem.

nida'

  • Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
  • Gr: ünlem (!)

nuak

  • Çobanın koyuna haykırıp çağırması.

nübüvvet

  • (Nebi. den) Peygamberlik, nebi olmak, nebilik. Allah'ın (C.C.) emriyle vazifeli olarak insanları doğru yola çağırmak.

nügak

  • Çobanın koyuna çağırıp haykırması.

re'ree

  • Gözü tez tez döndürmek.
  • Koyun çağırmak.

sa'k

  • Ansızın düşmek.
  • Çağırmak.
  • Helâk olmak.

sa'saa

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

sahl

  • Ses kısıklığı. Ses bozukluğu.
  • Boğazını boğup şiddetle çağırmak.

sala / salâ

  • Namaza davet için çağırmak. Minarede okunan salavat, dua. (Kelimenin aslı "Essalât" veya "Salât" dır.)

sarha

  • Çağırmak, bağırmak, feryad etmek.

sarih

  • Kurtaran, maded veren. İmdad eden.
  • Çağırılan, kendisinden meded beklenen.
  • Meded isteyen.

sarre

  • Kapı, kalem ve semer cızıldaması.
  • Çağırıp söylemek.
  • Sayha, yüksek ses.

sayehan

  • Çağırmak.

sayha

  • (Çoğulu: Siyâh) Çağırış. Çığlık. Feryad. Nâra.
  • Azab, eziyet.

secr

  • Kızdırmak.
  • Doldurmak.
  • İnleyerek çağırmak.

sehab

  • Çağırgan, gürültücü kişi.

selk

  • Bir yerden haber getirmek.
  • Yumurtayı rafadan pişirmek. Bir kimseyi başı üstüne bırakmak.
  • Katı ve sert söylemek.
  • Çağırmak.

sırhak

  • Çağırmak.

taammüm

  • Umumileşme. Umumi olma.
  • (İmame. den) Sarık sarma.
  • (Amm. den) Amca olma. Birisini "amca" diye çağırma.

tadavvür

  • Çağırmak, bağırmak, feryad etmek.
  • İnlemek.
  • Açlık.

tagrid

  • Çağırmak.
  • Kuş ötmek.

tartabe

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

tasarruh

  • Şiddetle çağırmak.

tasayuh

  • Birbirine çağırmak.

tenabüz

  • Birbirine lâkap takıp çağırmak.

tenadi

  • Birbirine nida etmek, çağırmak.
  • Bir araya toplanma.

tescir

  • Tennur yakmak.
  • Denizi kurutmak.
  • Boşaltmak ve doldurmak.
  • Ağlayarak çağırmak.

ul'ul

  • Yaramazlık.
  • Çağırmak.
  • Budak.

za'k

  • Çağırmak, bağırmak.

zakv

  • Çağırıp bağırmak.

ze'r

  • Arslan kükremesi.
  • Çağırmak ve kükremek mânâsına mastar.

zecel

  • Avaz, ses, savt.
  • Mübâlağa ile çağırmak.

zecr

  • Menetme, engel olma. Nehyetme.
  • Zorlama, zorla yaptırma.
  • Önleme. Sıkma.
  • Kovma. Eziyet etme.
  • Angarya olarak çalıştırma.
  • Köpek balığı.
  • Çağırma.
  • Sürme.

zecre

  • Çağırmak, bağırmak, sayha.
  • Men'etmek, engel olmak.

zemcere

  • (Çoğulu: Zemâcir) Şiddetle çağırmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın