LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bulmak ifadesini içeren 72 kelime bulundu...

afiyet / âfiyet / عافيت

  • Esenlik. (Arapça)
  • Âfiyet bulmak: Sağlığına kavuşmak. (Arapça)

batıniyye

  • Kur'an-ı Kerim'deki âyetlerin ve hadis-i şeriflerin zâhir ve âşikâr mânalarından ayrılarak, usûlsüz ve yanlış te'viller ile âyet ve hadislerin gizli ve sırlı mânalarını bulmak iddiasında olan sapık bir tarikat ve buna bağlı olanlar.Esasen âyet ve hadislerin ince, derin ve küllî mânalarını tefsir ve

çaresaz / çâresâz / چاره ساز

  • Çare bulan. (Farsça)
  • Çâresâz olmak: Çare bulmak. (Farsça)

cedel

  • Konuşmada kavga etme. Niza. Hakkı bulmak için olmayıp, galib görünmek için çekişme. (Diyalektik)
  • Man: Meşhur veya müsellem mukaddemelerden terekküb eden kıyastır.

cibr

  • Az-çok, zorla olgunlaşmak, kemal bulmak.

cühud

  • Bilerek inkâr etmek. Bildiği hâlde yanlış söylemek.
  • Peygamberimiz Resul-i Ekremi (A.S.M.) bildikleri ve mukaddes kitablarında O'nun evsâfını okudukları hâlde inkâr eden Yahudiler. (Türkçedeki "cıfıt" kelimesi bundan gelir.)
  • Bir kimseyi bahil bulmak.

delalet

  • Delil olmak. Yol göstermek. Kılavuzluk. Doğru yolu bulmakta insanlara yardım etmek.
  • İşaret.

halas / halâs / خلاص

  • Kurtuluş, kurtulma. (Arapça)
  • Halâs bulmak: Kurtulmak. (Arapça)
  • Halâs olmak: Kurtulmak. (Arapça)

hile-i şer'iye

  • Müşkül bir mes'eleyi, şer'i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer'an muahaze ve mes'uliyeti mucib olmayacak surette te'vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer'î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumu

hitam / hitâm / ختام

  • Son. (Arapça)
  • Son bulma. (Arapça)
  • Hitam bulmak: Son bulmak, bitmek. (Arapça)
  • Hitâma erdirmek: Bitirmek, sona erdirmek. (Arapça)
  • Hitâma ermek: Sona ermek. (Arapça)

hulul

  • Girme. Dâhil olma. İçine gizlice giriş.
  • Birinin veya birkaç kimsenin sevgi veya itimadını kazanmak, içlerine onlardan görünüp girmek.
  • Halletmek.
  • Vuku' bulmak. Zuhur etmek.
  • Gelip çatmak.
  • Bir menzile inmek.
  • Kim: Bazı akıcı cisimlerin vücud mesâmâ

hüsna

  • (Ahsen'in müennesidir) İyi zan. En güzel. Amel-i sâlih. Pek güzel.
  • Cennet.
  • İyi amel ve haslet. Cenab-ı Hakk'ı görmek ve Ona iman ve ubudiyetle şereflenmek.
  • Düşman üzerine fevz ve zafer bulmak, şehidlik.

ictisar / ictisâr / اجتسار

  • Yüreklenme, cesaret bulma. (Arapça)
  • İctisâr etmek: Cesaretlenmek, cesaret bulmak. (Arapça)

ictiza'

  • İktifa etmek, yeter bulmak.

ifakat / ifâkat / افاقت

  • İyileşme. (Arapça)
  • İfâkat bulmak: İyileşmek. (Arapça)

ihsas

  • Hissetmek. Hissettirmek. Açık anlatmadan kapalıca bahsetmek.
  • Bulmak. Görmek. Bilmek. Zannetmek. İdrak etmek. Duyurmak.

iktifa

  • Fazla istemeyiş. Yeter bulmak. Kâfi görmek. Var olanı yeter saymak.

ilm-ül-yakin / ilm-ül-yakîn

  • Eserden müessire yol bulmak. İşi görüp yapanı tanımak, bilmek. Dumanı görüp, orada ateşin olduğunu anlamak böyledir.

imraz

  • İllet sahibi olmak. Hasta etmek. Bir kimseyi hasta bulmak.

inkıraz / inkırâz

  • İnkırâz bulmak: Tükenmek, çökmek.

inkişaf / inkişâf / انكشاف

  • Ortaya çıkma. (Arapça)
  • Gelişim, gelişme. (Arapça)
  • İnkişaf bulmak: Gelişmek. (Arapça)
  • İnkişaf etmek: Gelişmek. (Arapça)

ıs'ab

  • Güç. Çetin bulmak. Güçleştirmek. Zorlaştırmak.

isti'zab

  • Birşeyi tatlı bulmak, tatlı saymak. Tatlı su istemek.

istigna

  • Cenab-ı Hak'tan başka kimsenin minneti altına girmemek.
  • Gönül tokluğu. Elindekini kâfi bulmak. Zenginlik istememek. Muhtaç olmayıp zengin olmak.
  • Nazlanmak.
  • Azamet ve tekebbür etmek.

istigrab

  • Şaşırmak, garib bulmak, taaccüb etmek, tahayyür.

istihsan

  • Beğenmek, güzel bulmak. Bir şeyin iyi olduğu kanaatında bulunmak. Beğenilmek.
  • Fık: Kıyası terkedip, nassa, yani, âyet ve hadis-i şeriflerin hükümlerine en uygun olanı almak. Şeriatta; zorlaştırmayan hükümle, râcih delil ile amel etmektir.

istihsan etmek

  • Beğenmek, güzel bulmak.

istilane

  • Bir şeyi mülâyim görmek, mülâyim bulmak.

keşf

  • Açmak, gizli bir şeyi bulmak, ortaya çıkarmak. Bir şeyin üzerindeki kapalılığı kaldırmak.
  • Evliyânın, his ve akılla anlaşılmayan şeyleri, kalbine gelen ilhâm yoluyla bilmesi.

lüzum / لزوم

  • Gereklilik, lazım olma. (Arapça)
  • Lüzum görmek: Gerekli bulmak. (Arapça)

mahzur / محذور

  • Sakınca. (Arapça)
  • Mahzur görmek: Sakıncalı bulmak. (Arapça)

makes / معكس

  • Yansıma yeri. (Arapça)
  • Makes bulmak: Yansımak, yansıyacak yer bulmak. (Arapça)
  • Makes olmak: Yansıtmak, yansıma yeri olmak. (Arapça)

merhemsaz / merhemsâz

  • Merhemsâz olmak: Çare bulmak.

meyd

  • Deprenmek. Sallanmak.
  • Ziyaret etmek.
  • Hareket etmek.
  • Kırağı çalmak.
  • Meyletmek.
  • Neşv ü nemâ bulmak.
  • Başı dönüp midesi bulanmak.

müncer

  • Nihâyet bulmak.
  • Bir tarafa çekilmek.
  • Sürüklenme.
  • Sona eren, neticelenen.

müntehi

  • Müntehi olmak: Sona ermek, son bulmak.

musadefe

  • Bulmak.
  • Yetişmek.

müteannit

  • Yanlış arayan. Başkalarının yanlışını bulmak için uğraşan.

müteselli / متسلى

  • Teselli bulan, avunan. (Arapça)
  • Müteselli olmak: Teselli bulmak, avunmak. (Arapça)

müteselli olmak

  • Teselli bulmak.

müteselliyane

  • Avunarak, teselli bulmak suretiyle. (Farsça)

necah

  • Zafer bulmak, murâda ermek, ihtiyaçlarını te'mine muvaffak olmak.

neşv ü nema / neşv ü nemâ / نشو و نما

  • Serpilme, gelişme, büyüme. (Arapça)
  • Neşv ü nemâ bulmak: Gelişmek, yayılmak. (Arapça)

nihayet / نهایت

  • Son. (Arapça)
  • Nihayet bulmak: Sona ermek. (Arapça)

nizam / nizâm / نظام

  • Düzen. (Arapça)
  • Nizâm bulmak: Düzene girmek. (Arapça)

nüch

  • Zafer bulmak. Hâlâs olmak. Kurtulmak. İhtiyaçlarını giderip zafer bulmak.

rabt

  • Bağlamak, bitiştirmek, bir şeye bağlamak.
  • Nizam vermek, intizam bulmak.
  • Gr: Cümleleri lüzumlu edatlarla birbirine bağlamak.

şabaş

  • Alkış etme, alkışlama. Aferin deme. Bir hareketi güzel bulmaktan dolayı alkışlamak veya hediye vermek. (Farsça)

sehv

  • Keşfetmek, bulmak.
  • İzâle etmek.
  • Kabuk soymak.

sekf

  • Bulmak.

şifa

  • Bk.şifâ'
  • Şifa bahşetmek: Şifa vermek, iyileştirmek.
  • Şifa bulmak: İyileşmek.

şifayab / şifâyâb / شفایاب

  • Şifa bulan. (Arapça - Farsça)
  • Şifâyâb olmak: Şifa bulmak, iyileşmek. (Arapça - Farsça)

şikest / شكست

  • Kırık. (Farsça)
  • Yenilgi. (Farsça)
  • Kırma. (Farsça)
  • Kırılma. (Farsça)
  • Şikest bulmak: Kırılmak. (Farsça)
  • Şikest olmak: Kırılmak. (Farsça)

sübut / sübût / ثبوت

  • Sabitleşme. (Arapça)
  • Gerçekleşme. (Arapça)
  • Kanıtlanma. (Arapça)
  • Sübût bulmak: Gerçekleşmek, olmak. (Arapça)

sükunet / sükûnet / سكونت

  • Sakinlik, hareketsizlik. (Arapça)
  • Rahatlık. (Arapça)
  • Sükûnet bulmak: Yatışmak, sakinleşmek. (Arapça)

taganni

  • (Gınâ. dan) Muhtaç olmamak.
  • Kâfi bulmak.
  • Zengin olmak.
  • Şarkı söylemek. Bir ibareyi makamla okumak.
  • Bir şâirin birisini medih veya hicvetmesi.

tahsin

  • Beğenmek ve alkışlamak.
  • Tezyin eylemek, güzelleştirmek.
  • İyi ve güzel bulmak.

tahsin etmek

  • Güzel bulmak.

takbih / takbîh

  • Çirkin görmek. Beğenmemek.
  • Kabahatli bulmak.
  • Kötü gördüğünü bildiren söz söylemek.
  • Çirkin görmek, beğenmemek, kabahatli bulmak, kötü gördüğünü bildirmek.

tasaddi

  • Bir işe başlamak.
  • Taarruz etmek.
  • Yüz döndürmek.
  • Tesadüf etmek.
  • Vuku bulmak.

tasvib

  • Münasib görmek. Uygun ve doğru bulmak.
  • Aşağı indirmek.

tebayün

  • İki şey arasındaki uyuşmazlık. Birbirinden ayrı ve başka olmak. İhtilâf vuku bulmak. Zıtlık.

tedarük

  • (Tedârik) Ele geçirmek. Edinmek. Hazırlamak.
  • Araştırıp bulmak.
  • Ardı ardına erişip katılmak ve tevâli etmek.

tefessüh

  • Açılmak. Genişlemek. İnbisat bulmak.
  • Mecliste çekilip bir adama oturacak yer açmak.

tenvim

  • Uyutmak. Hipnotize etmek. Birisini uyur bulmak.

tesakkuf

  • Zafer bulmak.

teşeffi

  • Rahatlamak. Şifâ bulmak.
  • Öc almak. Öc veya intikam almakla yüreği soğumak.

ukubet / ukûbet / عقوبت

  • Ceza. (Arapça)
  • Ukûbet bulmak: Cezalandırılmak. (Arapça)

vücud / vücûd / وجود

  • Varlık. (Arapça)
  • Beden. (Arapça)
  • Var oluş. (Arapça)
  • Vücûd bulmak: Meydana gelmek, oluşmak. (Arapça)

vuku / vukû

  • Bk. vukû'
  • Vukû bulmak: Meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek.

yab

  • "Yaften: Bulmak" mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab : Şifa bulan, iyileşen. (Farsça)

zeka / zekâ

  • Sebeb ile netîce arasındaki bağlılıkları bulmak, benzeyiş ve ayrılışları anlamak, yeni îcab ve vaziyetlere zihnin en iyi şekilde uyması.