LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te buku ifadesini içeren 78 kelime bulundu...

ahzad

  • Eğrilip bükülen, esnek.

akves

  • Sıkıntılı an.
  • İhtiyarlıktan beli bükülmüş kimse. Kamburu çıkmış ihtiyar kişi.

amyant

  • Kolayca bükülebilen, ateşe dayanıklı liflerden yapılmış bir çeşit asbest.

asan / âsân

  • Kolay. Suhuletli. Yesir. (Farsça)
  • Bükülmüş ipin her katı. (Farsça)

atiye

  • Azgın.
  • Büküp büküp atan.

azürde-püşt

  • Beli bükülmüş ihtiyar. (Farsça)
  • Yükten sırtı berelenmiş olan hayvan. (Farsça)

bakar

  • (Çoğulu: Bukur-Bikar) Öküz. Dana. Sığır.

bakl

  • (Çoğulu: Bükûl) Tere ve sebzevatın her birisi.
  • Sakal bitmek ve diş çıkmak mânâsına mastardır.

cahh

  • Ayakları uzun, yeşil çekirge.
  • Adamın beli bükülüp eğilmek.

çam

  • Eğrilme, bükülme. (Farsça)
  • Salınma. (Farsça)

debh

  • Belini büküp eğildiğinde, başını öne doğru fazlaca eğmek.

defa

  • Boynuz ve kanat uzunluğu.
  • Bir şeyin eğilip ikiye bükülmesi.

denen

  • Bir kişinin belinin bükülüp eğri olması.
  • Kolları çok kısa olmak.
  • Hayvanların ayakları kısa ve göğüsleri yere yakın olması.

ebrişüm / ابریشم

  • İpek, bükülü ipek. (Farsça)

edfa

  • (Edfâk) Beli kamburlaşıp bükülmüş kimse.
  • Uzun boynuzlu keçi.
  • Kanadı uzun kuş.

fetiyle

  • Yanmış fitil ucu.
  • Bükülmüş ince sicim.
  • İki parmak arasındaki kir.

forma

  • Cüz. Kısım. Parça. (Fransızca)
  • Şekil. Biçim. Askeri nişan. Rütbe işareti. (Fransızca)
  • Bükülünce 8, 16, 32 sayfa olan kitap dizgisi. (Fransızca)

güle

  • Zülüf. Bükülmüş ve kıvrılmış saç. (Farsça)

guş-hurde

  • Kulağı bükülmüş, terbiye edilmiş. (Farsça)

ham / خم

  • Bükülmüş, kıvrılmış, eğrilmiş. (Farsça)
  • Eğri, bükülmüş.
  • Eğik, eğri, bükük. (Farsça)

hamşüde

  • Bükülmüş, eğrilmiş. (Farsça)

hanya'

  • Beli bükülmüş kadın.

hett

  • Yırtmak.
  • İkiye büküp kırmak.
  • Dökmek.

hıbve

  • (Çoğulu: Hubâ) Gökyüzüne yayılmış büyük bulut.
  • Dizlerini büküp, mak'adı üzerine oturup, elleri dizleri altından bağlamak.
  • Bele takılan şey.

huslet

  • Kıldan bükülmüş nesne.

i'tikal

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına alma.
  • Devenin dizini büküp bağlama.
  • Güreş yaparken rakibini sarmaya getirip yıkma.

i'tiva

  • Bükme veya bükülme.

ibrişim

  • İpek ipliği, bükülmüş ipek.
  • İbrişimden yapılmış.
  • Bükülmüş ipek, ipekten yapılmış iplik.

iftilal

  • Bükülme.
  • (Asker) muharebeden yılma.

ıhtinas

  • Kırılmak.
  • İkiye bükülmek, iki kat olmak.

iltiva

  • Burulmak.
  • Kıvrılmak, bükülmek.
  • Sarılıp birbirine dolaşmak.
  • Dalgalanma.
  • Eğri durma.
  • Nehrin dolaşıklı bir yatağı olma.

in'itaf / in'itâf / انعطاف

  • İki kat olma, bükülme, katlanma.
  • Bir tarafa dönme, temâyül. Meyletme.
  • Bükülme. (Arapça)
  • Dönme. (Arapça)
  • İn'itâf etmek: Çevrilmek, dönmek. (Arapça)

inhina / inhinâ / انحنا

  • Bükülme, eğrilme.
  • Eğri, yay. (Arapça)
  • Kıvrılma, bükülme, yay şeklini alma. (Arapça)

insat

  • (İnsiyat) Susup dinleme, susma.
  • Gizlenerek gitme.
  • İnfial vezninde, nidâ eden kimseye icabet etme.
  • Beli bükülenin beli doğrulması.
  • Meşhur olma.

insina

  • Bükülme, burkulma, burulma.

intıva

  • Dürülmek ve cem' olmak. Bükülmek ve katlanıp sarılmak.

kaj / kâj

  • Eğri, bükülmüş. (Farsça)
  • Şaşı. (Farsça)

kazz

  • Bükülmüş ibrişim. Ham ipek.
  • Sıçramak.
  • Irak olmak, uzak olmak.

kürizi / kürizî

  • Beli bükük ve sefil ihtiyar. (Farsça)

mahzud

  • (Mahdud) Silinmiş, tesviye edilmiş.
  • Düzgün.
  • Meyvesinin çokluğundan dalları basıp bükülmüş.

maklud

  • Fitil gibi bükülmüş olan.

matavi

  • (Tekili: Matvi) Kıvrımlar. Bükülmüş şeyler.

matvi / matvî

  • Bükülü, dürülmüş, kıvrılmış şey.

matviyyat / matviyyât

  • Dürülmüş ve bükülmüş olanlar. Kitap sahifeleri gibi toplanmış olanlar.

mecdul

  • Sağlam ve muhkem şey.
  • Sağlam yapılı ve kemikli kimse.
  • Bükülmüş.

meftul

  • (Fetl. den) Bükülmüş, kıvrılmış. Fitil hâline getirilmiş.

merere

  • (Çoğulu: Merirât) Sert bükülmüş kıvrık ip.
  • Arsa.

mergul

  • (Mergule) Kıvrılmış veya bükülmüş saç. Kıvırcık saç.
  • Ahenkli ses.
  • Kuş sesi.

mu'tekil

  • Sağmak için koyunun ayaklarını iki bacağı arasına çekip alan.
  • Devenin dizini büküp bağlıyan.
  • Güreşte rakibini sarmaya getirip yıkan.

müfettel

  • (Fetl. den) Fitilleştirilmiş. Fitil gibi bükülmüş.

müfettil

  • (Fetil. den) Büken, bükücü.

muhanna

  • Çarpık, bükük, eğri.
  • Kınalanmış.

muhazreb

  • Katı bükülmüş ip.

mukavves / مُقَوَّسْ

  • (Kavs. den) Yay gibi bükülmüş ve eğri olan.
  • Kavis teşkil etmiş, bükülü.
  • Bükülen, kavis şekline gelen.

mültevi

  • (Leviy. den) Eğilmiş, bükülmüş, eğrilmiş. Sarılan, eğilen.

münhani / münhanî

  • Eğri, kamburlu, eğilen, eğrilen. Beli bükülmüş yaşlı kişi.

münhaniye

  • Eğilmiş, eğri ve çarpık olan. Bükülmüş.
  • Geo: Eğri çizgi. Hatt-ı münhani.

muntavi / muntavî

  • (Tayy. dan) Dürülmüş, dürülüp bükülmüş, devşirilmiş.

müsennah

  • İki kat olmuş, ikiye bükülmüş.

mütekavvis

  • (Kavs. dan) Yay gibi eğri. Yay şekline giren, kavislenen. Eğrilmiş, bükülmüş.

mutva

  • Dürülmüş, bükülmüş.
  • Örülmüş.
  • Yapılmış.

nerbdan

  • Merdiven. (Neverdi bâm'dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.) (Farsça)

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

piçide

  • Karışmış, bükülmüş, kıvrılmış. (Farsça)

pür-çin

  • Çok buruşuk, çok bükülmüş ve karışık. (Farsça)

rubuz

  • Koyun, sığır, at, katır ve köpeğin ayaklarını büküp yatması. (Yattıkları yere "merbaz" derler)

sehil

  • Bükülmemiş iplik.
  • Bir kat bükülmüş iplik.
  • İpliği bir kat olan bez.
  • Eşeğin göğsünden gelen hırıltı.

şeten

  • (Çoğulu: Eştân) Sağlam bükülmüş uzun urgan.
  • Uzak olmak.
  • Sağlam yapmak.

şezre

  • Bir kimseye yüz yüze bakmayıp şiddet ve öfke ile yandan bakış. Hasmâne bakış. Dargın bakışı gibi bakma. Göz değdirme.
  • İpi soluna bükme.
  • Tersine bükülmüş ip, urgan.
  • El değirmenini sola doğru çevirme.
  • Şiddet, suubet, zorluk.

şiken

  • (Şikesten mastarından) Kıvrım, büküm. (Farsça)
  • Koparan, parçalayan mânâsında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Haysiyet-şiken : f. Haysiyet kıran. (Farsça)

tabdih

  • Işık veren. (Farsça)
  • İplik bükücü. (Farsça)

tahannüs

  • Kırılmak.
  • Eğilmek.
  • Kırılıp bükülür olmak.

teattuf

  • Esirgemek. Merhamet etmek. Şefkat göstermek.
  • Ulaşmak. İttisal etmek.
  • Eğilip bükülmek.

teevvüd

  • Eğrilme, bükülme. İki kat olma.

tekavvüs

  • Kavislenme. Bükülme. Eğilme. Kavis şekline girme.
  • Eğilme, bükülme.
  • Eğilme, bükülme.

tesenni

  • İki kat olma, eğilip bükülme.

tılk

  • Helâl nesne.
  • Bükülmüş ip.

unsut

  • Kıldan bükülme ip.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR