LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te boynu ifadesini içeren 135 kelime bulundu...

mu'anaka / mu'ânaka

  • İki kişinin birbirinin boynuna sarılması.

a'deb

  • Erkeklerden arkadaşı ve yardımcısı olmayan.
  • Bir boynuzu kırık hayvan.

a'kas

  • Boynuzu kulağı ardında bitmiş veya boynuzu kulağı ardına gelmiş nesne.

a'nak

  • (E'nak) Boynu uzun.

a'ref

  • Pek ma'ruf, çok bilen. Arif.
  • Çok anlayışlı, fazla bilgili.
  • Yelesi ve boynu uzun olan at.

a'taf

  • (Atf. dan ) En âtifetli. Pek müşfik, çok merhametli adam.
  • Boynuzları birbirine eğilmiş koyun. (Müe: Atfâ')

adya'

  • Boynuzu ufak koyun.
  • Nebiyyi Zişân Aleyhisselam Efendimizin devesinin adı.

afsa

  • Boynuzu ardına kayık koyun.

ahdel

  • Boynu önüne eğilmiş olan.
  • Çok eğik olan şey.

aks

  • Boynuzu eğri ve kayık olmak.
  • Bağlamak.
  • Dövmek.
  • Saçlarının ucunu başının etrafına kadınlar gibi lif etmek.
  • Saçını kıvırcık göstermek.
  • Bahillik etmek.

aksa'

  • Boynuzu arka tarafına kaymış olan koyun.

aksam

  • Dişi yarısından ufanmış.
  • Boynuzsuz davar.

anik

  • Ense, boynun arkası.

aranik

  • Su kuşlarından boynu uzun bir kuş.

aselan

  • Süngü titrediğinden acı çekmek.
  • Boynunu uzatıp sür'atle gitmek.

asid

  • Başında bir zahmet olup boynunu döndüremeyen ve eğilemeyen, burnundan sümüğü akan deve.

baliğ / bâliğ

  • Boynuzdan yapılan kadeh. (Farsça)

berail

  • Horozun, güvercinin ve diğer kuşların boynunda çarpık bitmiş olan yelek.

bet'

  • Boynu uzun olmak.
  • Aşikâre ve zâhir olmak. Açık ve görünür olmak.

cedil

  • Devenin boynuna taktıkları ip.

celca'

  • Boynuzsuz koyun.

cemma

  • Boynuzsuz koyun.

ceres

  • Çan.
  • Zindan, hapis yeri.
  • Hayvanın boynuna asılan çıngırak.

cerir

  • (Çoğulu: Cürür) Devenin boynuna taktıkları ip.

ciran

  • (Çoğulu: Cürün) Devenin boynunun önünde boğazlanacak yerinden boğazı çukuruna kadar olan yer.

defa

  • Boynuz ve kanat uzunluğu.
  • Bir şeyin eğilip ikiye bükülmesi.

defva

  • Boyu uzun ağaç. Uzun boyunlu keçi.
  • Boynu uzun olan kadın.

dirvas

  • Büyük deve.
  • Boynu kalın olan adam.
  • Arslan.
  • Köpek ve devenin sütü.

dü-şah

  • Çatal ağaç. (Farsça)
  • Tomruk. (Farsça)
  • Eskiden suçlunun boynuna takılan çatal ağaç. (Farsça)

ecemm

  • Mızraksız adam.
  • Boynuzsuz koyun.
  • Etli kemik.
  • Bacasız ev.

edfa

  • (Edfâk) Beli kamburlaşıp bükülmüş kimse.
  • Uzun boynuzlu keçi.
  • Kanadı uzun kuş.

elass

  • Sık dişli.
  • Çenesi kulaklarına yakın olup boynu kısa olan.

elga

  • Dolaşık.
  • Boynuzluluk.

embel

  • Kılıcı ve silahı olmayan.
  • Eyer üstünde doğru oturamayan.
  • Boynu eğri olan.

ensab

  • Doğru boynuzlu.

erkab

  • Boynu kalın olan adam veya arslan.

erume

  • (Çoğulu: Erum) Kök, anakök. Asıl, menba.
  • Ağacın ve boynuzun kökleri.

esta'

  • (Satı. dan) Uzun boyunlu. Boynu uzun olan insan veya hayvan.

evkas

  • Boynu kısa olan.

ezver

  • Boynu eğri olan kimse.

fariza-i zimmet / farîza-i zimmet

  • Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife.

ferse

  • İnsanın boynunda ve arkasında olan ve gittikçe zaaf verip boynunu ve belini eğip, helâk eden yel.

feşş

  • Eritmek.
  • Süt sağmak.
  • Çıkarmak.
  • Yabani olan keçiboynuzu ağacının yemişi.

firnas

  • (Çoğulu: Ferânis) Boynu kalın arslan.
  • Köylü reisi.

gall

  • Girmek, sokmak, akmak.
  • Boynunu, elini zincir ile bağlamak.
  • Hâinlik yapmak. Hıyanet etmek.
  • Ganimet malından hırsızlık etmek.

garib

  • (A, uzun okunur) Batan. Gurub eden.
  • İki omuz arası.
  • Devenin hörgücüyle boynu arası.

gerden-beste

  • Boynu bağlı. İtâatli. Boyun eğmiş. (Farsça)

gergedan

  • Burnu üzerinde boynuzu bulunan ve file benzeyen vahşi bir hayvan.

gırnevk

  • (Çoğulu: Garânik-Garânika) Su kuşlarından boynu uzun bir kuş. Telli turna. Kuğu kuşu.

gull

  • Kelepçe. Suçlunun boynuna veya ayaklarına takılan zincir, pranga.

harnub / خرنوب

  • Keçiboynuzu adı verilen bir cins yemiş.
  • Keçi boynuzu. (Arapça)

harrub

  • "Keçiboynuzu" adı verilen bir yemiş cinsi.

hen'a

  • Devenin boynunun altına konan işaret.
  • Menazil-i Kamer'den bir menzil.

hübu'

  • Uyumak.
  • Eşek gibi yürümek.
  • Boynunu uzatmak.
  • (Çoğulu: Hebât) Doğum vaktinin sonunda doğmuş deve yavrusu.
  • Devenin boynunu uzatarak yürümesi.

hunzul

  • Uzun boynuz.
  • Uzun zeker.

hurnub

  • Keçiboynuzu dedikleri yemiş.

hurub

  • Keçiboynuzu adı verilen yemiş.

iczal

  • Semerin, devenin boynunu yara etmesi.

ılat

  • (Çoğulu: Alât) Devenin boynuna takılan ip.

inak

  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

ısli' / ıslî'

  • Boynu ince ve başı fındık gibi yumruca olan yılan.

ittiza'

  • Alçak gönüllülük, tevazu, mütevazilik.
  • Devenin, boynuna basarak üstüne binebilmek için, başını aşağı eğme.

kaas

  • Boynu göğüse girmek.

kallidna / kallidnâ

  • Boynumuza geçir, tak (manâsındadır).

karn / قرن

  • Zaman, devre.
  • Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene.
  • Yüz yıllık zaman. Asır.
  • Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç. (Karn, iki mânaya gelir. Birisi, zamandan bir müddete mukterin olan ümmet, bir zaman ahalisi olan hey'et-i içtimaiye ki
  • Boynuz.
  • Yüz yıllık zaman.
  • Vakit, zaman.
  • Yaşıt, bir yaşta olan.
  • Boynuz. (Arapça)
  • Yüzyıl. (Arapça)

karn-ı zaby

  • Geyiğin başındaki çatal boynuz.

karneyn

  • İki boynuz.

kasir / kasîr

  • (Kasr. dan) Kısa, boynuz, ufak boylu.

kasma

  • Ufak boynuzlu dişi koyun.

kerraz

  • Çobanın torbasını veya dağarcığını taşıyan kuvvetli boynuzsuz koç.

kısved

  • Kuvvetli, boynu kalın olan kişi.

kuas

  • Boynun içine geçik olması.

küfale

  • Zammetmek, artırmak.
  • Boynuna almak.

lale

  • Lâle denen meşhur çiçek.
  • Vaktiyle suçluların ve delilerin boynuna takılan halka.
  • İncir koparmak için ucu çatallı değnek.

larki / larkî

  • Keçiboynuzu.

lu'ta

  • Koyunun boynunda olan karalık.
  • Siyah hat.

mantuh

  • Boynuzlu hayvan tarafından yaralanan veya öldürülen.

mezbuhane / mezbuhâne

  • Boğazlanır gibi. Boynundan kesilircesine. (Farsça)
  • Çırpınarak, son ümid ve son kuvvetle. (Farsça)

midra

  • Boynuzdan veya demirden çuvaldız gibi bir nesne. (Kadınlar onunla saçlarını düzeltip islâh ederler ve tarakla da tararlar.)

midrebe

  • Demir yerine ucuna boynuz takılan süngü.

mu'tenik

  • Birinin boynuna sarılan.

muanaka / muânaka

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.
  • Birbirinin boynuna sarılma, kucaklaşma.

muanık

  • Birbirinin boynuna sarılan. Kucaklaşan.

muanik

  • (Unk. dan) Birbirinin boynuna sarılan, kucaklaşan.

muharrece

  • Boynunda tasması olan köpek.

mukalled

  • (Kald. dan) Boynuna gerdanlık takılmış.
  • Padişah tarafından nişan takılan kimse.
  • (Taklid. den) Taklid edilen. Örnek tutulan. Misal alınan.

mukallid

  • Benzemeye veya benzetmeğe çalışan. Taklid eden.
  • Bir şeyi boynuna takan, asan.
  • Kuşatan.

münataha

  • Boynuzlu hayvanların birbiriyle vuruşması. Süsüşme.

musafaa

  • Birbirinin boynuna sarılma.

mutavvak

  • (Tavk. dan) Boynu halkalı, zincirli.
  • Boynuna gerdanlık vs. takılmış. Boynuna halka olan.

mutavvaka

  • Halka biçimi boynunda tüyler olan güvercin kuşu.

müteanik

  • Birbirinin boynuna sarılmış durumda olan.
  • Birinin boynuna sarılan.

müteanika

  • Birbirinin boynuna sarılmış.

nasba

  • Doğru boynuzlu koyun ve keçi.

natıh

  • (Çoğulu: Nevâtıh) Boynuzuyla vuran, süsen hayvan.
  • Keder, sıkıntı, elem, mihnet.

natiha

  • (Çoğulu: Netâyıh) Başka davar tarafından boynuzlanıp öldürülmüş olan davar.

nefir / nefîr / نفير

  • Boynuzdan yapılmış boru. (Arapça)

nevşah

  • Yeni dal. (Farsça)
  • Yeni bitmiş geyik boynuzu. (Farsça)

nitah

  • Tos vurma, toslaşma. Boynuzla vurma.
  • Vuruşup kavga etme.

nüşka

  • Davarın boynuna takılan ip.

nutuh

  • Boynuzuyla vuran davar.

palaheng

  • Yular, dizgin. (Farsça)
  • Av veya suçlu bağlanacak kement. (Farsça)
  • Kemer. (Farsça)
  • Tazı boynuna geçirilen ağaç halka. (Farsça)

revk

  • (Çoğulu: Ervâk) Perde, hicâb.
  • Boynuz.
  • Ev önü.
  • Saf, hâlis, katıksız.

sacur

  • Köpeğin boynuna takılan tasma.

şah / şâh / شاخ

  • Ağaç dalı. Budak. (Farsça)
  • Boynuz. Karın. (Farsça)
  • Su arkı. (Farsça)
  • Alın. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)
  • Dal. (Farsça)
  • Boynuz. (Farsça)

şahdar

  • Dallı, budaklı ağaç. (Farsça)
  • Dallı boynuzlu hayvan. (Farsça)

salif

  • Boynun genişliği, kalınlığı.

şekahteb

  • İki boynuzlu koç.

semik

  • (Çoğulu: Esmika-Sümuk) Zelve. (Öküzün boynuna takılır.)

şerayin-i sübatiyye

  • Boynun iki tarafında olup kalbden gelen ve kafaya çıkan iki kalın atar damar.

seru

  • Boynuz. (Farsça)
  • şarap kadehi. (Farsça)

sisa

  • (Çoğulu: Sıyas-Sıyasâ) Köşk.
  • Kale.
  • Sığınacak yer.
  • Çulha mekiği.
  • Horoz mahmuzu.
  • Sığır boynuzu.

sita'

  • Deve boynunda uzunluğuna olan alâmet.
  • Ev direği.

sivcar

  • Tazı ve köpeğin boynuna halka geçirmek. Tasma takmak.

sur

  • (Tekili: Suret) Kıyamet günü İsrafil Aleyhisselâm'ın çalacağı boru. Buna Sur-u İsrafil de denir.
  • Boynuzdan yapılan düdük.

suver

  • Boynuz.
  • (Tekili: Suret) Suretler.

ta'lit

  • Devenin yularını başından indirmek.
  • Deve boynuna nişan etmek.

tatvik

  • Boynuna gerdanlık takınmak.

teanuk

  • Birbirinin boynuna sarılma. Kucaklaşma.

teattul

  • Kadının elinde ve ayağında kınası, saçında boyası, kolunda ve boynunda mücevherleri olmaması.

tekallüd

  • Bir şeyi üzerine alma. İltizam edip boynuna alma.

tekeffül

  • Boynuna almak.
  • Birine kefil olmak. Kefâlet etmek veya vermek.

tekfil

  • Kefil etme. Kefil edilme. Kefil gösterme.
  • Boynuna aldırmak.

tetallu'

  • Boynunu uzatarak başını kaldırma.

tetellu'

  • Kalkmak için boynunu uzatmak.

tevehhuk

  • Boynuna kement bağlamak.

tıbale

  • Deve boynuna asılan büyük çan.
  • Davulculuk.

tula

  • Boynun ön tarafı.

vakas

  • Boynun kısa olması. Ateşe attıkları ufacık değnekler.
  • İki nisap zekâtın arasındaki zekâtı olmayan hayvanlar.

vaks

  • Boynu vurup kırmak.

vişah

  • (Vüşâh) Eskiden kadınların mücevherlerle süsleyip boynundan ve koltukları altından bağladıkları enlice bez veya meşin parçası.

yale

  • Sığır boynuzu. (Farsça)

yamur

  • Başının ortasında bir sürü boynuzları olan bir cins geyiğin erkeği.

za'bel

  • (Çoğulu: Zeâbil) Karnı büyük, boynu ince olan çocuk.

zerafe

  • (Çoğulu: Zürâfât) Deveye benzer, boynu uzun ve art ayakları kısa bir hayvan. Zürafa.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın