LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te bitki ifadesini içeren 123 kelime bulundu...

ab-ı abisteni / âb-ı âbistenî / آب آبستنى

  • Meni.
  • Bitkilerin yetişmesine neden olan su.

abraş

  • Alaca benekli at.
  • Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.

açalya

  • yun. Fundagillerden, güzel çiçekli bir bitki ve çiçeği.

akonitin

  • Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde. (Fransızca)

akvaryum

  • Lat. Su hayvanlarını veya bitkilerini besleyebilecek tarzda yapılmış camdan su kabı.

alizarin

  • Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken, şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi. (Fransızca)

aras

  • Yorgunluk, bitkinlik.
  • Hayranlık.

asalak

  • Başka hayvan veya bitkilerin üstünde yaşayan ve onlara zarar veren hayvan veya bitki. Parazit.
  • Mc: Başkalarının sırtından geçinen kimse.

aşşab

  • (Aşşeb. den) Nebatları, bitkileri toplayarak ve misallerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan âlim.

ayyan

  • Yorgun. Bitkin.
  • Ne yapacağını bilmeyen.

bahar haşri

  • Bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

bakla'

  • Bakla.
  • şahtere dedikleri ota " baklat-ül melik" derler.
  • Semizotu denilen bitki.

banbu

  • (Malezya dilinden) Sıcak ve yağışlı bölgelerde yaşıyan bir bitki cinsi. Buğday ailesinden olup ikiyüzden fazla çeşiti vardır.

begonya

  • Etli ve güzel renkli yaprakları olan bir süs bitkisi. (Fransızca)

beng

  • Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar. (Farsça)
  • Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş. (Farsça)
  • Küçük çitlenbik. (Farsça)

bitab / bîtâb / بيتاب

  • Yorgun, takatsiz. (Farsça - Arapça)
  • Bîtâb kalmak: Bitkin düşmek. (Farsça - Arapça)

bitabane / bîtâbane / بيتابانه

  • Bitkince. (Farsça)

biyoloji

  • yun. Canlı varlıkları inceliyen ilim. Hayvanları inceleyen bölümüne zooloji; bitkileri inceleyen bölümüne botanik denir. Biyoloji, incelediği konulara göre çeşitli isimler alır. Canlının dış yapısını inceleyen: Morfoloji; dokuları inceleyen; histoloji canlıların büyüyüp gelişmelerini: embriyoloji; h

botanik

  • Bitkileri inceleyen biyoloji ilmi.

bozkır

  • Yağışlı mevsimler de yeşeren ot cinsinden bitkilerin ve bazı bodur ağaçların yetişebildiği yarı kurak yer.

büluh

  • Beceriksiz, âciz.
  • İşe yaramama, yorgun ve bitkin olma.

celbub / celbûb

  • Sarmaşık (bitkisi.) (Farsça)

cismaniye-i nebatiye

  • Bitkisel olan cismî yapı, cisimsel bünye.

cürd

  • Tüysüz, kılsız.
  • Cilt hastası (deve).
  • Tüyleri kısa olan (at).
  • Bitki örtüsü olmayan (arazi).
  • Piyâdesiz (süvâri).

dari / dâri

  • Acı bir bitki.

demdeme-i nebat / demdeme-i nebât / دَمْدَمَۀِ نَبَاتْ

  • Bitkinin coşkun sesi.

demdeme-i nebat ve hava

  • Bitki ve havanın sesleri.

div-çe

  • Sülük. (Farsça)
  • Kadın tuzluğu adı verilen bir bitki çeşiti. (Farsça)
  • Ağaç kurdu, güve. (Farsça)
  • Arka kaşağısı. (Farsça)

dünyevi haşir / dünyevî haşir

  • Büyük haşre örnek olarak bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

ecnas-ı nebatat / ecnâs-ı nebâtat

  • Bitki cinsleri.

efatih

  • Mantar ve ona benzer bitkiler.

esans

  • Çeşitli yollarla bitkilerden elde edilen veya suni olarak yapılan, kokulu ve uçucu sıvı.

esbab-ı süfliye

  • Aşağı sebepler; yani müsebbebin yanında olan ve onunla beraber görünen sebepler (su ile bitkiler gibi; su sebeptir, onunla bitkilerin yeşermesi ise müsebbebdir.).

etene

  • Hayvanlarda ana ile cenin arasındaki kan alış-verişini temin eden organ.
  • Bitkilerde yumurtacıkların yumurtalığa yapışık bulundukları doku.

fagıre

  • Hind nilüferi denilen bitkinin kökü.

fahm-i nebati / fahm-i nebatî

  • Bitkisel kömür.

fasile / fasîle

  • (Çoğulu: Fesâil) Anababa, ebeveyn, âile.
  • Familya, bir cinsten olan bitkilerin hepsi.

fenn-i nebatat

  • Botanik ilmi; bitkileri inceleyen ve onlar hakkında bilgi veren ilim dalı.

fosil

  • Eski jeolojik devirlerde toprağa gömülerek kalmış bitki, hayvan; bunların parçaları veya izleri. (Fransızca)

füru-mande

  • Yorgun. bitkin. (Farsça)
  • Şaşkın, şaşırmış. (Farsça)
  • Âciz, beceriksiz. (Farsça)
  • Aşağıda, geride kalmış olan. (Farsça)

füru-mandegi / füru-mandegî

  • Yorgunluk, bitkinlik. Beceriksizlik. (Farsça)

gadiri / gadirî

  • (Gadiriyye) Gölde yaşayan hayvan veya bitki.

geven

  • Dikenli bir bitki.

giyah / giyâh / گياه

  • Nebat, bitki. (Farsça)
  • Bitki. (Farsça)

habl-ül mesakin / habl-ül mesakîn

  • Sarmaşık bitkisi.

hamze

  • Baklaya benzer bir bitki.

hanzale

  • Meyvesi acı bir bitki.

haraşif

  • (Tekili: Harşef) Balık pulları. Pul pul olan şeyler.
  • Yaprakları balık puluna benzeyen bitkiler.

hardal

  • Tohumları küçük bir bitki.
  • Çok küçük tohumları olan bir bitki.

hardale

  • Çok küçük tohumları olan bir bitki.

harşef

  • (Çoğulu: Harâşif) Kalkan balığı.
  • Balık pulu.
  • Enginar bitkisi.

harşuf

  • Enginar bitkisi.

haşhaş

  • Kapsüllerinden uyuşturucu bir madde olan afyon; tohumlarından da yağı çıkarılan bir bitki.
  • Hazırlıklı.
  • Silâhlı ve zırhlı topluluk.
  • Bir bitki türü.

haşr-i bahar

  • Bahar mevsiminde bitkilerden hayvanlara kadar bütün bedenlerin inşa edilmesi ve diriltilmesi.

haşr-i bahari / haşr-i baharî

  • Bahardaki diriliş, bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

haşr-i nebati / haşr-i nebatî

  • Bitkilerin öldükten sonra her baharda yeniden yaratılması.

hayat-ı nebat

  • Bitki hayatı.

hayat-ı nebatiye

  • Bitkilerin hayatı.

helile / helîle

  • Tıb: Tohumları tıbda müshil olarak kullanılan bir bitki.

hezil / hezîl

  • Zayıf, arık. Bitkin.

hilb

  • Asma yaprağı.
  • Ciğer.
  • Tırnak.
  • Tarp bitkisi
  • Zampara genç.

hububat / hububât / حُبُوبَاتْ

  • Tohumlar, taneli bitkiler.
  • Buğday mısır gibi taneli bitkiler.

humaz

  • Kırmızı çiçeği olan bir bitki çeşidi.
  • Kuzu kulağı.

hunsa

  • Hem erkek, hem de dişi olan.
  • Erkeklik ve dişilik alâmetlerini birlikte taşıyan bitki.

hüzal

  • Zayıflık, bitkinlik.

hüzul

  • Arıklık, bitkinlik, zayıflık.

ibşas

  • Bazı bitkilerin veya çiçeklerin birbirine sarılıp karışması.

ıhrit

  • İsmi işitilmeyen bitki.

ihriz

  • Bitkin, dermansız. Kımıldanmağa ve bir şey yapmağa hâli ve mecâli olmayan.

inbat

  • Bitki vs. bitirme, yeşertme; büyütme.

isas

  • Çok sık ve uzun saç veya bitki.

ışka

  • Sarmaşık adı verilen bir bitki.

istikak

  • Bitkilerin sık ve çok olmalarından dolayı birbirine dolaşık olmaları.

ıtr

  • Hoş ve güzel koku. Güzel kokulu şey.
  • Yaprakları güzel kokulu bir bitki.

jar

  • Zaif, takatsiz, bitkin.

kàfile-i nebatat / kàfile-i nebâtât

  • Bitkiler topluluğu.

kelal / kelâl

  • Yorgunluk. Bitkinlik. Usanç.
  • Göz nuru zayıf olmak, yorgun olmak.
  • Bitkinlik.

kelalet / kelâlet

  • Yorgunluk. Bitkinlik. Usançlık.
  • Bıçak ve kılıç gibi şeylerin kesmez olması.
  • Akrabalığı uzak olanlar. (Amcazâdeler topluluğu gibi).
  • Kör ve kesmez olan.

kinin

  • Ateşli hastalıkların ve özellikle sıtmanın tedavisinde kullanılan bir tür bitki.

küdu'

  • Soğuğun bitkilere zarar vermesi.

kunnebit

  • (Çoğulu: Kannâbit) Lahana cinsinden bir bitki.

kuvve-i inbatiye

  • Bitkilerin filiz verip yetişme yeteneği, kabiliyeti.

kuvve-i münbite

  • (Ağaç ve bitkileri) Bitirip yeşillendirme ve büyütme gücü.

lavanta

  • Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı.

leblab

  • Sarmaşık denen bir bitki.

makhuriyet

  • Kahrolmuşluk, ezilmişlik, bitkinlik. Allah'ın kahr ve gazabına uğrama.

marhuk

  • Kuşkonmaz bitkisi.

mefturane

  • Bitkin bir halde, bezmişcesine. (Farsça)

mefturiyet

  • Bıkkınlık, bitkinlik, bezginlik.

meskenet

  • Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.

met'ub

  • (Ta'b. dan) Bitkin, yorgun.

mevalid-i selase / mevâlid-i selâse

  • Üç çocuk; dört unsurun (su, hava, toprak, güneş) birleşiminden meydana gelen madenler, bitkiler ve hayvanlar.

mide-i hayvaniye ve nebatiye

  • Hayvanî ve bitkisel mide.

muhcen

  • Kısa boylu ve suyu az olan bir bitki çeşidi.

nebat / nebât / نبات / نَبَاتْ

  • (Çoğulu: Nebatât) Topraktan yetişen, biten her çeşit şey. Bitki.
  • Yemen diyarında bir kabile adı.
  • Bitki.
  • Bitki.
  • Bitki. (Arapça)
  • Bitki.

nebatat / nebatât / nebâtât / نباتات / نَبَاتَاتْ

  • Bitkiler.
  • (Tekili: Nebât) Nebâtlar, bitkiler.
  • Bitkiler.
  • Bitkiler. (Arapça)
  • Botanik. (Arapça)
  • Bitkiler.

nebati / nebatî / nebâtî / نباتى / نَبَات۪ي

  • Bitki ile ilgili, bitki cinsinden.
  • Bitkisel, bitki ile ilgili.
  • Bitkisel. (Arapça)
  • Bitkiye âit, bitki kökenli.

nebati haşir / nebatî haşir

  • Bitkilerin öldükten sonra bahar mevsiminde yeniden diriltilmeleri.

nebati ve hayvani kuvveler / nebâtî ve hayvânî kuvveler

  • İnsandaki bitkisel ve hayvanî duygular.

nebatiyet

  • Bitkilere âit, bitkisel.
  • Bitki olma hâli.

nevabit / nevâbit

  • (Tekili: Nabite) Nebatlar. Bitkiler.
  • İmar ve ihdas.
  • Dünya ahvâlinden habersiz.
  • Taze, genç kimse.
  • Bitkiler.

nilüfer

  • Beyaz, mavi ve sarı çiçekler açan bir cins su bitkisi. (Farsça)
  • Bursa yakınlarında akan bir akarsu. (Farsça)

nizar

  • Zayıf, arık, düşkün, bitkin.

peçe

  • (Çoğulu: Peçegân) İnsan veya hayvan yavrusu.
  • Oğlan, çocuk.
  • Sarmaşık bitkisi.

reyhan

  • Güzel bir koku, hoş kokulu bir bitki.

rüste

  • "Çıkmış, bitmiş, yetişmiş" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Nev-rüste : Yeni yetişmiş bitki. (Farsça)

ruya

  • Yerden biten (bitki). (Farsça)

savtal

  • Havuç cinsinden çöğender adı verilen bir bitki.

sebete

  • (Çoğulu: Sebât) Ot, nebat, bitki.
  • Otu çok olan yer.

sebzevat / sebzevât

  • Yeşil bitkiler, yeşil nebatlar. (Farsça)
  • Yeşil bitkiler.

semum

  • Zehirli şey.
  • Sam yeli.
  • Gündüz vakti sıcak çölde esen pek sıcak rüzgar olup, bitki ve hayvanları mahveder.

serhas

  • Sivri uçlu bitki.

tabaka-i nebatiye

  • İnsanın bitkisel yönü.

taife-i nebatat / taife-i nebâtât

  • Bitkiler taifesi, topluluğu.

tecemmüm

  • (Bitki) büyüme, çoğalma.

tefarik

  • Büyük yapraklı ve beyaz çiçekli bir bitki; bir koku ismi.

tenebbüt

  • Bitmek, bitki gibi gelişmek.

ünbuş

  • (Ünbûşe) Bitki kökü. Kökü yerden takımıyla birlikte çıkarılan fidan.

vehf

  • Bitkinin yapraklanması. Uzama. Çoğalma, artma.

verak

  • Bitkilerle yer yüzünün yeşil olması.

vücud-u nebati / vücud-u nebâtî / vücûd-u nebâtî / وُجُودُ نَبَاتِي

  • Bitkisel varlık.
  • Bitki varlığı.

zahir

  • Yüksek şeref.
  • Neşv ü nemâ bulup, gelişip, etrafa sarılıp sarmaşmış bitki.

zakkum

  • Cehennem'de bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği.
  • Gösterişi güzel, çiçekli ve zehirli meyvesi olan yâsemine benzeyen bir bitki ismi.
  • Bir bitki türü, cehennem ağacı.