LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te birligi ifadesini içeren 228 kelime bulundu...

alamet-i tevhid / alâmet-i tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren işaret.

amentü billahi'l-vahidi'l-ehad / âmentü billâhi'l-vâhidi'l-ehad

  • Allah'ın birliğine ve tekliğine iman ettim.

arş-ı ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin en azami mertebede göründüğü makam.

asa-yı musa / asâ-yı musâ

  • Hz. Mûsânın (A.S.) Asâsı.
  • Kafir sihirbâzları Cenab-ı Hakkın izniyle mağlub eden ve taşa vurduğunda hemen Cenab-ı Hakkın izni ile su çıkaran Hz. Mûsânın (A.S.) mucizeli değneği. Bu mucizeye teşbih olarak, her bir zerrede ve her şeyde Allahın (C.C.) varlığını, birliğini ve kudsi sıfatl

asakir-i muvahhidin / asâkir-i muvahhidîn

  • Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.
  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inanan askerler.

ayat-ı kevniye / âyât-ı kevniye

  • Kâinatta yaratılan varlıkların Cenâb-ı Hakkın varlık ve birliğine olan işaretleri, delil oluşları.

ayat-ı tekviniye / âyât-ı tekvîniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar.

ayet / âyet

  • Alâmet, işâret, mûcize, ibret.
  • Kur'ân-ı kerîmdeki sûreleri meydana getiren cümle veya cümleciklerden her biri. Çoğulu âyâttır.
  • Allahü teâlânın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren alâmet, ibret, işâret.
  • Mûcize.

ayet-i tevhidiye-i katıa / âyet-i tevhidiye-i katıa

  • Allah'ın birliğini gösteren kesin âyet, delil.

ayet-i tevhidiye-i kàtıa / âyet-i tevhidiye-i kàtıa

  • Allah'ın birliğini bildiren kesin âyet.

ayetü'l-kübra-yı tevhid / âyetü'l-kübra-yı tevhid

  • Allah'ın birliğinin büyük delili.

ayine-i cemal-i zat-ı ehadiye / âyine-i cemâl-i zât-ı ehadiye

  • Herbir varlıkta birliğiyle tecellî eden zâtın güzelliğini gösteren ayna.

ayine-i ehadiyet / âyine-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğini yansıtan ayna.

ayn-ı ehadiyet

  • Ehadiyetin, birliğin ta kendisi, Allah'ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi.

barigah-ı ehadiyyet / bârigâh-ı ehadiyyet

  • Birliği herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî eden Allah'ın yüce katı.

bayrak-ı tevhid-i ilahi / bayrak-ı tevhid-i ilâhî

  • Allah'ın birliğinin bayrağı.

berahin-i tevhidiye / berâhin-i tevhidiye

  • Allah'ın birliğini gösteren kesin deliller.

bi'l-icma / bi'l-icmâ

  • İttifakla, fikir birliğiyle.

bil'icma / bil'icmâ

  • İttifakla, fikir birliğiyle.

bil'icma' / bil'icmâ' / بِالْاِجْمَاعْ

  • Fikir birliğiyle.

bil'ittifak

  • İttifakla, söz birliğiyle.

bilittifak

  • İttifakla, beraberce, el birliğiyle.
  • İttifak ile. Beraberce, birlikte, elbirliğiyle.

Bolşevik

  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.
  • Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça "çoğunluk" anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği’ni kuracaklardır. Lenin ve Martov yandaşları kongredeki durumlarına göre Rusça “bolshinstvo” (çoğunluk) ve “menshinstvo” (azınlık) olarak adlandırılırlar. Kongredeki delegeler sürekli olarak saf değiştirdikleri için birleşim başarısız olacak ve parti fiilen ikiye bölünecektir.

bolşeviklik

  • Bolşevik, çoğunluktan yana anlamına gelen Rusça kelime, 1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin İkinci Kongresi'nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup. Kongrede Lenin yanlıları çoğunlukta olduğu için Rusça çoğunluk anlamına gelen Bolşevik olarak, azınlıktaki Martov yanlıları da Menşevik olarak adlandırılacaktır.

    Kongreden sonra iki taraf arasında birleşme girişimleri olsa da birleşme gerçekleşmeyecek ve 1912 yılında kesin ayrım yaşanacaktır. Bolşevikler Ekim Devrimi ile iktidarı alacaklar ve Sovyetler Birliği'ni kuracaklardır.


burhan-ı bahir-i vahdaniyet / burhan-ı bâhir-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğini gösteren açık ve kesin delil.

burhan-ı temanü / burhân-ı temânü

  • Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve birliğini isbâtta kullanılan delîl.

burhan-ı vahdaniyet / burhan-ı vahdâniyet / burhân-ı vahdâniyet / بُرْهَانِ وَحْدَانِيَتْ

  • Allah'ın birliğine ait delil.
  • Allahın birliğinin delili.

cem-i kuvvet

  • Gücü toplayıp bir araya getirme, güç birliği.

cemaat-ı muvahhidin ve musallin / cemaat-ı muvahhidîn ve musallîn

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inanıp dua ve niyazda bulunan ve namaz kılan topluluk.

cemal-i vahdet / cemâl-i vahdet

  • Birliğin güzelliği, Cenâb-ı Allah'ın eşi, benzeri ve ortağı olmamasının güzelliği.

cihet-i ittifaki / cihet-i ittifakî

  • Görüş birliğiyle kabul edilen yön, taraf.

cihetü'l-vahdet-i ittihad

  • Birliğin birlik yönü; birliği bir araya getiren yön.

cilve-i ehadiyet / جِلْوَۀِ اَحَدِيَتْ

  • Allah'ın birliğinin her bir şeyde görünmesi.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi.

cilve-i vahdet / جِلْوَۀِ وَحْدَتْ

  • Allah'ın birliğinin görüntüsü.
  • Birliğin görünmesi.

cümle-i tevhidiye ve esmaiye ve uhreviye / cümle-i tevhidiye ve esmâiye ve uhreviye

  • Allah'ın birliği ve esmâsı ve âhiretle ilgili cümle.

damga-i vahdet

  • Birlik damgası. Cenab-ı Hakkın birliğini gösteren delil. (Farsça)

delail-i tevhid / delâil-i tevhid

  • Allah'ın birliğinin delilleri.

delail-i vahdaniyet / delâil-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğinin delilleri.

delil-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesinin delili.

delil-i vahdaniyet / delil-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğini ilan eden delil.

dellal-ı vahdaniyet ve saadet / dellâl-ı vahdâniyet ve saadet

  • Allah'ın birliğine ve mutluluğa çağırıp ilân eden.

dergah-ı vahid-i ehad / dergâh-ı vâhid-i ehad

  • Bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah'ın huzuru.

ders-i tevhid

  • Allah'ın varlık ve birliğinden bahseden ders.

ehad

  • Bir olan ve her bir varlıkta birliği tecellî eden Allah.

ehadiyet / اَحَدِيَتْ

  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, herbir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi.

ehadiyet-i ilahiye / ehadiyet-i ilâhiye

  • Cenâb-ı Allah'ın herbir şeyde birliğinin görünmesi.

ehadiyet-i zat-ı ilahiye / ehadiyet-i zât-ı ilâhiye

  • Allah'ın Zâtının birliği.

ehadiyyet / احدیت

  • Birlik. Allah'ın her bir şeyde kendilerine ait sıfatı. Her şeyde birliğinin tecellisi.
  • Birlik. (Arapça)
  • Tanrı'nın birliği. (Arapça)

ehl-i ittihad-ı islam / ehl-i ittihad-ı islâm

  • İslâm birliğinde olanlar.

ehl-i tevhid

  • Allah'ın birliğine ve herşeyin Ondan geldiğine iman edenler.
  • Cenab-ı Hakk'ın birliğini bilip inanan ve sadece bir Allah'a bağlanıp ibadet eden kimse.

ehlitevhid

  • Allahın birliğine inananlar.

envar-ı tevhid / envâr-ı tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren nurlar, ışıklar.

eşhedü billah ila ahiri'd-devran / eşhedü billâh ilâ âhiri'd-devran

  • "Son nefese kadar Allah'ın varlığına ve birliğine şehadet ederim".

ferdiyet

  • Cenâb-ı Hakk'ın birliği. Vahdetle bütün kâinata birden tasarruf eden Allah'ın (C.C.) sıfatı.Ferdiyet mânası insanlara isnad edilirse: Sadece bir olup, benzeri dünyada bulunmayan kimsenin sıfatı olur. Sadece Kur'andan ders alarak irşadda bulunabilen büyük velilik. Hiçbir şahsı merci yapmadan doğrudan

fezleke-i tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren öz, cümle.

hanif

  • İslâmiyetten evvel Allah'ın birliğine inanan ve Hz. İbrahim'in (A.S.) dininden olanların vasfı.
  • İslâmiyete kuvvetle bağlı olan ve ilmiyle âmil olan kimse.
  • Eğri.
  • Eski kötü hallerinden vazgeçip hakka ve doğruluğa yönelen.
  • İslâmiyetten önce Allah'ın birliğine inanan ve Hz. İbrahim dinine bağlı olan kimse.

hatem-i vahidiyet / hâtem-i vâhidiyet

  • Varlık dünyası üzerinde genel olarak Allah'ın birliğini gösteren mühür.

hazine-i ilm-i tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren ilim hazinesi.

hem-dest-i vifak

  • Bir meselede anlaşarak elele verme, elbirliği.

heyamola

  • Eskiden ramazanlarda para toplamak gayesiyle mahalle çocukları tarafından teşkil edilen bir nevi dilenci alaylarında söylenen bir tâbirdir.
  • Eskiden gemiciler gemi demirini çekerken veyahut bir amele inşaatta ağır bir şey kaldırırken yahut da şahmerdanı yukarı çekerken kuvvetbirliğini

hüccet-i tevhid

  • Allah'ın birliğinin delili.

hüccet-i vahdaniyet / hüccet-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğinin delili.

hunefa

  • (Tekili: Hanîf) Allahın birliğine inananlar.

hunefa'

  • "Hanif"in çoğulu. Allah'ın birliğine inananlar, Hz. İbrahim dininden olanlar.

hutut-u cevher

  • Kılıcın çelik kısmındaki dalgalı çizgiler, meneviş, hare, dalgır (Buradaki maksat; kalemle kılıcın güç birliğidir.).

hüve'z-zahir / hüve'z-zâhir

  • O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah'tır.

icma / icmâ / اجماع

  • Fikir birliği.
  • Fikir birliği.

icma' / icmâ' / اِجْمَاعْ

  • Toplanma. Dağınık şeyleri toplamak.
  • Hazırlamak.
  • Azm ve kasdeylemek.
  • Topluluk. Fikir birliği. Bir mes'eleden âlimlerin ittihad etmesi.
  • Fık: Sahabe-i Güzin Hazretlerinin (R.A.) ittifakları üzere akaid hükmüne geçmiş umur-u diniyenin tamamı.
  • Toplama, fikir birliği yapma.

icma-ı azim / icmâ-ı azîm

  • Büyük fikir birliği.

icma-ı manevi / icmâ-ı mânevî

  • Mânevi olarak görüş birliğine varma; uzmanların aynı konuyu faklı tarzlarda belirtmeleriyle veya susmak sûretiyle onu tasdik etmeleriyle görüş birliğine varmaları.

icma-ı millet

  • Milletin görüş birliğine varması.

icma-ı ümmet / icmâ-ı ümmet

  • Aynı asırda yaşamış olan İslâm âlimlerinden müçtehit olanların, şeriatın bir meselesi hakkında verilen hükümde birleşmeleri, dinî bir konuda söz birliği etmeleri.
  • Büyük fakihlerin dinle ilgili bir konuda görüş birliğinde olmaları.

icmakarane / icmâkârâne

  • Fikir birliği ederek, topluca.

ihtilafi yerler / ihtilâfî yerler

  • Üzerinde görüş birliğine varılmayan yerler.

ilhad / ilhâd

  • Dinden çıkmak. Dinsizlik. Dinden dönmek. Allahın varlığına, birliğine inanmamak. İmânsızlık.
  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

ilm-i tevhid

  • Allah'ın varlığı ve birliğini isbat ve izah etme ilmi.
  • Akaide müteallik hadis-i şeriflere ehl-i hadis ıstılahında İlm-i Tevhid tabir edilir.

imece

  • Köyün umumi işlerinde veya köylünün kendi işlerinde köy halkının müştereken çalışması. Beraberce birçok kimsenin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin işini halletmesi ve herkesin işinin sıra ile bitirilmesi.

inşikak-ı asa / inşikak-ı asâ / inşikak-ı âsâ

  • Değneğin kırılması.
  • Mc: İhtilaf, karışıklık, ikilik. Birliğin bozulması.
  • Değneğin bölünmesi, âsânın ikiye ayrılması; 'ihtilaf ve ayrılıklarla, birliğin bozularak kuvvetin dağılması' mânâsında bir deyim.

inzimam-ı rey

  • Görüş birliği, aynı görüşü paylaşma.

isbat-ı sani-i vahid / isbat-ı sâni-i vahid

  • Cenâb-ı Hakkın varlığının ve birliğinin ispatlanması.

isbat-ı sani-i vahid ve nübüvvet ve haşir ve adalet / isbat-ı sâni-i vahid ve nübüvvet ve haşir ve adalet

  • Herşeyi en mükemmel san'atla yaratan Allah'ın birliğinin, peygamberliğin, âhiret ve Mahkeme-i Kübrânın, adalet ve kulluğun ispatı.

ism-i ferd

  • Allah'ın tek, eşi ve benzeri bulunmayan ve birliği herbir varlıkta görüldüğünü ifade eden ismi.

itfaiyye

  • Yangın söndürme birliği, teşkilâtı.

itilaf / itilâf / ائتلاف

  • Uzlaşma, görüş birliğine varma. (Arapça)
  • Alışma. (Arapça)

ittifak

  • Beraber hareket için sözleşmek. İttihad ve muvafakat etmek. Söz birliği etmek. Anlaşmak.(İttifak hüdâdadır, hevâda ve heveste değil.)
  • Birleşme, oy birliği.

ittifak-ı sükut / ittifak-ı sükût

  • Sükût ederek fikir birliğinde bulunma.

ittifaki noktalar / ittifakî noktalar

  • Üzerinde görüş birliğine varılan noktalar.

ittifakla

  • Birleşerek, fikir birliği ederek.

ittihad-ı ara / ittihad-ı ârâ

  • Rey ve fikir birliği.

ittihad-ı ehl-i iman

  • İnananların birliği.

ittihad-ı islam / ittihad-ı islâm / ittihâd-ı islâm

  • İslâm birliği. İttihad-ı İslâmın varlığı ve devamı için: 1-İslâm milliyetini esas alıp, menfi unsuriyet fikrini bırakmak. 2-İslâm dünyasındaki dini cemaatler, gayede ve dinî esaslarda ittifak edip teferruat meseleleri medar-ı niza etmemek. 3-İslâm devletleri arasında meşveret-i şer'iyeyi yapmak.Bunl
  • İslâm birliği.

ittihad-ı islam cemiyet-i kudsiyesi / ittihad-ı islâm cemiyet-i kudsiyesi

  • Bütün Müslümanların birliğini sağlama gibi mukaddes bir hedef için faaliyet gösteren bir topluluk.

ittihad-ı islamiye / ittihad-ı islâmiye

  • İslâm birliği.

ittihad-ı kulub / ittihad-ı kulûb

  • Kalplerin birleşmesi, kalp birliği.
  • Kalplerin birleşmesi, kalp birliği.

ittihad-ı menafi'

  • Menfaatlerin bir ve ortak oluşu. İş birliği.

ittihad-ı millet / ittihâd-ı millet

  • Milletin birliği; aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aralarında din, dil, duygu, ortak tarih, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğunun birlik ve beraberliği.

ittihad-ı münevver-i islam / ittihad-ı münevver-i islâm

  • İslâmın nurlu birliği; tüm dünyayı aydınlatan İslâm birliği.

ittihad-ı sikke / ittihâd-ı sikke / اِتِّحَادِ سِكَّه

  • Mühür birliği.
  • Mührün birliği.

japon

  • 1911 yılında İstanbul'da bulunan ve İslâm âlimlerine Allah'ın birliği ve Peygamber Efendimizin nübüvvetiyle ilgili sorular yönelten Japon Başkumandanı Mareşal Nogi.

kafir / kâfir

  • Hakk'ı tanımayan, bilmeyen,
  • Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan.
  • Küfreden, küfredici.
  • İyilik bilmeyen, nankör.

kalb tasdiki / kalb tasdîki

  • Dinden olduğu sözbirliği ile bildirilmiş olan şeylere, kalbin inanması.

kavm

  • (Kavim) Bir peygambere tâbi ve bağlı insan topluluğu. Aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan cemâat, topluluk. Millet. Bir işe başlamak.
  • Pazar kurmak.
  • Müşteri ile anlaşmak.

kelam / kelâm

  • Söz. Bir mânayı ifâde eden, bir maksadı anlatan ifâde.
  • Allah'a mahsus bir sıfat.
  • Fık: Allah (C.C.) Kelâm sıfatını da hâizdir. Onun kelâmı harften ve savttan (sesden) münezzehtir, ezelidir, ebedidir.
  • Ist: Hikmet ve mantık esaslarıyla Allah'ın (C.C.) varlığı, birliği, İ

kelam-ı tevhid / kelâm-ı tevhid

  • Allah'ın birliğini ifade eden söz.

kelam-ı tevhidi / kelâm-ı tevhidî

  • Allah'ın birliğini ifade eden söz.

kelime-i kudsiye-yi tevhidiye

  • Cenâb-ı Hakkın birliğini ifade eden kutsal kelime.

kemal-i vahdaniyet / kemâl-i vahdâniyet

  • Allah'ın sonsuz birliği.

kibriya-i vahdet / kibriyâ-i vahdet

  • Allah'ın birliğinin büyüklük ve azameti.

kitab-ı isbat-ı vahdaniyet

  • Allah'ın birliğini, ortağının ve benzerinin olmayışının ispat eden kitap.

kudret-i vahid-i ehad / kudret-i vâhid-i ehad

  • Bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah'ın güç ve iktidarı.

lemeat-ı tevhidiye / lemeât-ı tevhidiye

  • Allah'ın birliğini gösteren parıltılar.

lisan-ı zakir-i tevhid / lisân-ı zâkir-i tevhid

  • Allah'ın birliğini zikreden, anan dil.

makam-ı tevhid

  • Tevhid makamı, kalben Allah'ın birliğinin hissedildiği hal.

malzeme-i cihadiye-i vahdaniye / malzeme-i cihadiye-i vahdâniye

  • Allah'ın birliği yolunda mücadele için gerekli malzeme, donanım.

mebde-i vahdet

  • Başlangıçtaki birlik; Allah'ın birliğini gösteren asıl kaynak.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

meyve-i tevhid

  • Allah'ın birliğinin neticesi.

milliyet

  • Ümmet. Aralarında din, dil ve tarih birliği olan topluluktaki hâl. Millet olma. Aralarında maddi mânevi birlik ve beraberlik râbıtaları bulunan topluluktaki vasıf.

milliyetçilik

  • Aynı vatanda aynı toprakta doğup yetişenlerin din, örf-âdet ve menfeat birliği.

mü'minin-i muvahhidin / mü'minîn-i muvahhidîn

  • Allah'ın varlığına ve birliğine inanan mü'minler.

müfavaza

  • Ortaklık, işbirliği.
  • Eşitlik, müsavilik.

müfavazaten

  • Ortaklıkla, işbirliği yaparak.
  • Eşitlikle, müsavilikle.

mühr-ü ehadiyet

  • Her bir varlık üzerinde Allah'ın birliğini gösteren mühür.

muhtelefun fiha / muhtelefun fîhâ

  • Hakkında görüş birliği olmayan, ihtilâflı.

münker

  • Yapılması uygun olmayan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle ve müctehidlerin (dinde söz sâhibi âlimlerin) söz birliği ile yasak edilen şey; günah.

müşakelet

  • Şekilde bir olma ve uygunluk, benzeyiş.
  • Cinsiyet birliği.
  • Edb: Birinin söylediği bir sözü diğerinin az çok evvelki mânaya zıd olarak kullanması.

müsemma-i vahid-i ehad / müsemmâ-i vâhid-i ehad

  • Zât ve sıfatlarıyla bir olan ve birliği her bir şeyde tecelli eden şeklinde isimlendirilen Cenâb-ı Hak.

müşterek

  • Birlikte, ortak kullanılan.
  • Elbirliğiyle yapılan, birlik.

müteellih

  • (Çoğulu: Müteellihîn) Allah'ın birliğine inanan.

müttefik-ul kavl

  • Söz birliği.

müttefikan

  • Birleşerek, fikir birliğiyle.

muvahhid / مُوَحِّدْ

  • Allah'ın birliğine inanan. Tevhid eden.
  • Birleştirici olan.
  • Cenâb-ı Allah'ın varlığına ve birliğine inanan.
  • Allah'ın birliğine inanan.
  • Allahü teâlânın birliğine inanan.
  • Tasavvufta, Allahü teâlâdan başka bir şey görmeyen, kendini ve başkalarını unutan.
  • Allahın birliğine inanan.
  • Allahın birliğine inanan.

muvahhid-i ekber

  • Cenâb-ı Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren en büyük varlık; kâinat.

muvahhidin / muvahhidîn / مُوَحِّد۪ينْ

  • Cenâb-ı Hakkın birliğine inananlar; tevhid ehli.
  • Allahın birliğine inananlar.

nakş-ı vahdet

  • Birliği gösteren nakış, birlik nakşı.

nokta-i ittifak

  • Üzerinde görüş ve fikir birliği olan nokta.

nükte-i tevhid

  • Allah'ın birliğine dair ince bir mânâ.

nur-u ehad

  • Bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden Allah'ın nuru.

nur-u tevhid

  • Allah'ın birliğini kabul etmekle elde edilen nur.

nur-u vahdaniyet / nur-u vahdâniyet

  • Allah'ın birliğini gösteren nur.

nur-u vahdet

  • Allah'ın birliğinin nuru.

osmanlılık

  • Din, dil ve ırk gözetmeksizin bütün Osmanlı vatandaşlarını vatan birliği ortak paydası etrafında toplamayı gaye edinen fikir akımı.

pan-islamizm

  • Bütün müslümanların birleşmesi siyaseti. İttihad-ı İslâm. İslâm birliği siyaseti.

panislamizm / panislâmizm

  • İslâm birliği ülküsü.

prens bismark

  • (1815 - 1898) Meşhur Alman siyasilerinden ve Alman birliği için çalışanlardan birisidir. İslamiyeti ve Hz. Peygamber'i (A.S.M.) medh ü sena ederek hayranlığını bildiren bir mütefekkirdir.

rüşd

  • Hak, doğru yol. Allahü teâlânın birliği (tevhid) inancı.
  • Aklın kuvvetli ve tamam olması. Malını dînin ve aklın beğendiği yere sarf etmek, boş yere harcamamak, telef etmemek.

şahid-i tevhid

  • Allah'ın birliğinin şahit ve delili.

sani-i vahid-i ehad / sâni-i vâhid-i ehad

  • Her şeyi san'atla yaratan, birliği herşeyi kaplayan ve herbir şeyde görünen Allah.

şehba'

  • Kır renkte olan şey.
  • Kır katır, kır at.
  • Tam teçhizatlı asker birliği.
  • Pek kıtlık olan sene.

semavi ayetler / semavî ayetler

  • Cenab-ı Hakkın varlığına ve birliğine işaret eden gökyüzündeki deliller.

şevahid-i vahdaniyet / şevâhid-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğinin şahitleri.

sikke-i ehadiyet / سِكَّۀِ اَحَدِيَتْ

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren damga.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi mührü.

sikke-i kübra-yı vahdet / sikke-i kübrâ-yı vahdet

  • Allah'ın birliğini gösteren en büyük damga.

sikke-i tevhid

  • Allah'ın birliğini gösteren işaret, damga.

sikke-i vahdet / سِكَّۀِ وَحْدَتْ

  • Allah'ın birliğini gösteren mühür.
  • Allahın birliğinin mührü.

sikke-i vahid-i ehad / sikke-i vâhid-i ehad

  • Bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah'ı gösteren mühür.

sırr-ı ehadiyet / سِرِّ اَحَدِيَتْ

  • Allah'ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, herbir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi sırrı.

sosyalizm

  • İktisadî teşebbüsleri ve teşekkülleri devlete vermek isteyen görüş. İştirakiyecilik. Güya, herkese müsavi mal verme esasını idare sisteminde yerleştirmeyi ve mal birliğini iddia eden ve insan fıtratına zıt olarak hürriyetleri daraltıcı ve din aleyhdarı bir sistem. Serserilere, zenginlerin mallarını (Fransızca)

tecelli-i ehadiyet / tecellî-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin her bir yaratıkta görünmesi.

tecelli-i sırr-ı ehadiyet / tecellî-i sırr-ı ehadiyet / تَجَلِّئِ سِرِّاَحَدِيَتْ

  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesinin sırrı.

tecelli-i vahdet / tecellî-i vahdet

  • Allah'ın birliğinin tecellîsi, yansıması.

teoloji

  • Fls: Cenab-ı Hakk'ın varlığı, birliği, sıfat ve isimleri ve hususiyetleri hakkındaki ilim. İlâhiyat. (Fransızca)

tercüman-ı kenz ü vahdet

  • Allah'ın birliğinin ve hazinesinin tercümanı.

teşrik-i mesai / teşrik-i mesaî / teşrik-i mesâi

  • İşbirliği.
  • Birlikte çalışmak. İşbirliği etmek. Bir işi beraber yapmak.
  • Birlikte çalışma, işbirliği yapma.

teşrikimesai / teşrikimesâî

  • İş birliği.

teşrikü'l-mesai / teşrikü'l-mesâi

  • Birlikte çalışma, işbirliği yapma.

teveccüh-ü ehadiyet / تَوَجُّهُ اَحَدِيَتْ

  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılıp görünerek yönelmesi.

tevhid

  • Birleme. Bir Allah'tan başka İlâh olmadığına inanma. Lâ ilahe illallah sözünü tekrarlama. Her yerde ve her şeyde Allah'tan başkasının te'sir hâkimiyeti olmadığını anlamak, bilmek ve bilerek yaşamak.
  • Edb: Allah'ın varlığına ve birliğine dair yazılan manzume.
  • Allah'ın birliği.
  • Birleme, Allahın birliğine inanma.
  • Birkaç şeyi bir etme, birleştirme.
  • Birliğine inanma, bir sayma.
  • Lâ ilâhe sözünü tekrarlama.

tevhid sikkesi

  • Varlıkların üzerinde görülen ve Allah'ın birliğini ispat eden damga.

tevhid-i ami / tevhid-i âmi

  • Sıradan bir insanın Allah'ın birliğine inanması.

tevhid-i azam / tevhid-i âzam

  • Allah'ın birliğinin en büyük şekilde tecelli etmesi.

tevhid-i efkar / tevhid-i efkâr

  • Düşüncelerin bir noktada toplanması, düşünce birliği.

tevhid-i hakiki / tevhîd-i hakîki

  • Araştırarak, delilleriyle Allah'ın birliğini kabul etme.

tevhid-i ilahi / tevhid-i ilâhî

  • Allah'ın birliği.

tevhid-i imani / tevhid-i imanî

  • İmandan gelen birlik, inanç birliği.

tevhid-i kelime

  • Kelimenin birliği, söz birliği.

tevhid-i kulub / tevhid-i kulûb

  • Kalblerin birliği.

tevhid-i sermedi / tevhid-i sermedî

  • Sürekli var olan yaratıcının birliği.

tevhid-i şuhud

  • Her nereye bakılırsa Allah'ın birliğini anlamak, hissetmek.
  • Görüş birliği.

Troçkizm / Troçkist

  • Troçkizm, Marksizm'in Troçki'nin bakış açısıyla yorumlanmasıdır. Aynı zamanda 1917 Ekim Devrimi'nden sonra ortaya çıkmış bir ayrımı ifade eder. Sovyetler Birliği'nde "sol muhalefet" olarak örgütlenmiş, Troçki'nin kurduğu 4. Enternasyonal'le başlayarak günümüze kadar gelmiştir. Troçkizm'in en önemli unsurları; özgürlüğü ortadan kaldıracak bir sistem olarak görülen "tek ülkede sosyalizmi" fikrinin reddi, dünya devrimi fikri, enternasyonalin gerekliliği, sürekli devrim ve Doğu Bloku ülkelerinin gerçek sosyalizm olmadığı fikirleridir.

    Kaynak: Wikipedia: https://tr.wikipedia.org/wiki/Troçkizm


turra-i ehadiyet / طُرَّۀِ اَحَدِيَتْ

  • Allah'ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür.
  • Allahın isimlerinin ve birliğinin, her bir şeyde, o şeyi de benzersiz kılarak görünmesi mührü.

turra-i vahdaniyet / turra-i vahdâniyet / طُرَّۀِ وَحْدَانِيَتْ

  • Allah'ın Zâtının birliğini ve tekliğini gösteren mühür.
  • Allahın birliğinin mührü.

vacib-i ehad / vâcib-i ehad

  • Varlığı zorunlu olan ve her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen Allah.

vahdani / vahdanî / vahdânî / وحدانى

  • Allah'ın birliği ile alâkalı.
  • Tanrı'nın birliği ile ilgili. (Arapça)

vahdaniyet / vahdâniyet / وَحْدَانِيَتْ

  • Allahın birliği.

vahdaniyet-i ilahiye / vahdâniyet-i ilâhiye / وَحْدَانِيَتِ اِلٰهِيَه

  • Allahın birliği.

vahdaniyet-i rabbaniye / vahdâniyet-i rabbâniye

  • Herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın birliği.

vahdet

  • Allah'ın birliği.

vahdet nağmesi

  • Ahenkli bir nidayla her şeyin Allah'ın birliğini anlatması.

vahdet-i cinsiye

  • Tür birliği.

vahdet-i ehadiyet

  • Allah'ın birliği ve tekliği; her bir varlık üzerinde görünen tecellîlerin bir olan Allah'a ait olması.

vahdet-i ilahiye / vahdet-i ilâhiye

  • Allah'ın birliği.

vahdet-i islam / vahdet-i islâm

  • İslâmın birliği, beraberliği.

vahdet-i islamiye / vahdet-i islâmiye

  • İslâm birliği.

vahdet-i itikad

  • İnanç birliği.

vahdet-i kalem / وَحْدَتِ قَلَمْ

  • Kalem birliği.
  • Kalemin birliği.

vahdet-i mes'ele / وَحْدَتِ مَسْئَلَه

  • Konu birliği.
  • Meselenin birliği.

vahdet-i nev

  • Tür birliği.

vahdet-i nev'i

  • Tür birliği.

vahdet-i rabbaniye / vahdet-i rabbâniye

  • Rab olan Allah'ın birliği.

vahdet-i ruhiye

  • Ruh birliği; bir ve tek ruhun olması.

vahdet-i şahsiye

  • Şahsın birliği.

vahdet-i saltanat / وَحْدَتِ سَلْطَنَتْ

  • Saltanatın birliği.

vahdet-i sani / vahdet-i sâni

  • Herşeyi san'atla yaratanın birliği; kâinatın san'atkârı olan Allah'ın birliği.

vahid ve ehad / vâhid ve ehad

  • Bir olan ve her bir varlıkta birliği görülen Allah.

vahid-i ehad / vâhid-i ehad

  • Birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah.

vahid-i ehad-i samed / vâhid-i ehad-i samed

  • Bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden, hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Ona muhtaç olan Allah.

vahid-i kadir / vâhid-i kadîr

  • Herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi olan, ve birliği herşeyi kaplayan Allah.

vahid-i vacib / vahid-i vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve herbir varlıkta birliği görünen Allah.

vahidiyet / vâhidiyet

  • Allah'ın birliği ve birliğin her tarafı kaplaması.

vücub ve vahdaniyet-i ilahiye / vücub ve vahdâniyet-i ilâhiye

  • Allah'ın birliği ve varlığının zorunlu oluşu.

vücub ve vahdet-i sani / vücub ve vahdet-i sâni

  • Herşeyi san'atla yaratan Allah'ın birliği ve varlığının zorunlu olması.

vücub-u vahdet

  • Allah'ın birliğinin zorunlu oluşu.

vücub-u vücud ve vahdet

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu ve birliği.

vücud-u vahdet

  • Allah'ın varlığı ve birliği.

vücut ve vahdet

  • Allah'ın varlığı ve birliği.

vükul

  • Bir kimseyle birlikte bir işe girişme. İşbirliği.

yekzeban

  • Söz birliği. Ağız birliği. Sözde beraberlik.
  • Aynı dili konuşan. Bir dilde.

yezid bin ebi süfyan

  • Ebu Süfyan'ın oğlu. Hz. Muaviye'nin büyük kardeşi idi. Ashab-ı kiramdan ve çok sâlih bir zât olup, Mekke-i Mükerreme'nin fethinde müslüman oldu. Hazret-i Ebu Bekir-is Sıddık Radıyallâhü anh'ın Şam'a gönderdiği orduda bir birliğin kumandanı idi. Hz. Ömer zamanında Filistin valisi olmuştu. Taundan vef

yüsr-ü vahdet

  • Birliğin kolaylığı; bir işin birinin idaresinde ve bir merkezde yapılmasının kolaylığı.

zaman-ı isyan ve tuğyan ve küfran

  • İtaatsizlik, zulüm ve küfürde çok ileri gitme ve Allah'ın varlığına, birliğine inanmama, nimetini inkar etme devri.

zat-ı ehad / zât-ı ehad

  • Her bir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı ehad ve samed / zât-ı ehad ve samed

  • Birliği her bir varlıkta kendisini gösteren ve herşey Kendisine muhtaç olduğu hâlde Kendisi hiçbirşeye muhtaç olmayan Zât, Allah.

zat-ı ehad-i samed / zât-ı ehad-i samed

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Allah.

zat-ı ehadiye / zât-ı ehadiye

  • Tek olan herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı ehadiyet / zât-ı ehadiyet

  • Herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah.

zat-ı ferd ve ehad / zât-ı ferd ve ehad

  • Benzeri olmayan ve herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı vahid-i ehad / zât-ı vâhid-i ehad

  • Birliği her şeyi kapladığı gibi her bir şeyde de tecellîleri görülen Zât; Allah.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın